15 Eki 2009 için arşiv

15
Eki
09

Diyarbekir kimin yurdu..?

Prof. Dr. Şener ÜşümezsoyIzady  ve  Kürt  Aydınlanması.. ( !!!!!)

Farsça ışık anlamına gelen ismiyle Izady’nin bir Kürt bilgini olarak Kürtleri aydınlatan tezlerini bütün açıklığıyla vermiş ama bu yazılarda bu tezlerine bir eleştiri getirmemiştik.

Amerikan stratejisini belirleyen veya yönlendiren bu tezler, İngilizce basılıp birinci kaynak olarak Amerikan yöneticilerine verildiği için gerçekler bütün açıklığıyla vurgulanmıştır.

Oluşturulan bu gerçekler Izady’nin Kürt ulusu oluşturmak için ortaya sürdüğü kendi gerçekleridir, ama hakikatle ilgisi yoktur.

Örnek olarak bugün Kürtlerin yaşadığı bölgeler Kürt yurdu olarak kabul edilir. Bu bölgelerdeki insanlar da “Kürdistan ve Kürt yurdunda” yaşadığı varsayılır ve Kürt olarak adlandırılır. Veya kendilerine Kürtlüğün kabul ettirildiği kişilerdir.

Mehrdad Izady'nin Haritası
(Haritayı büyütmek için tıklayınız)

Izady’nin kitabındaki bu harita, Şerefname’ye göre 16. yüzyılın sonlarında Kürt krallıkları, emirlikleri ve hanlıklarını gösteriyor. Ancak gerçekte Şerefhan’ın Osmanlı, İran ve Turan sultan ve krallarının tarihi isimli “Şerefname”sinde Kürtler’i aktör bir güç olarak göremeyiz. Örneğin haritada geçen Çemişkezek Kürtleri’nin Melikşah’tan türemiş Türkmenler olduğunu “Şerefname”den okuyabiliriz.

Izady’nin mantığıyla hareket ettiğimizde en büyük Kürt nüfusunun yaşadığı bölgeler Türkiye’nin batı şehirleri ve kıyılarıdır. O halde 1992’de yazdığı kitabının, günümüzde 2010’da yazacağı versiyonunda İstanbul’un, Bursa’nın, İzmir’in, Antalya’nın, Mersin’in ve İskenderun’un en büyük Kürt şehirleri olduğu ve Batı Anadolu, Marmara ve Akdeniz kıyılarının da Kürt yurdu olduğu tezine gelecektir.

Oradan geliştireceği zorlama tarih tezine göre, Batı Anadolu’da yaşayan Paflagonyalılar, Pontlar, Frigyalılar, Lidyalılar, Pamfilyalılar, Klikyalılar da Kürtlerin ataları olacaktır.

Keza Izady bu tezin antik bölümünde Pontların ve Kapadokyalıların da Kürt olduklarını varsayarak Anadolu’nun Kürt yurdu olarak yorumlanmasına bir temel oluşturmaktadır.

Ancak Izady’nin gözden kaçırdığı nokta ise kıyalardaki “Kürt şehirleri”nin çok bilinen tarihini Kürt sayabilmesinin mümkün olmayacağıdır.

Kürt  tarih  tezi  ve  emperyalizmin

Anadolu’daki  hedefi

Çünkü o bölgeler bir başka emperyalist gücün 20. yüzyılda oluşturmaya başladığı “tarihten silinmiş” Grek halkının modern bir Grek ulusu olarak yeniden oluşturulması için hedef seçilen bölgelerdir.

Yani Hellenistik yayılmanın Anadolu’daki hedefleridir. Bu da Izady’nin Batı Anadolu, Marmara ve Akdeniz kıyısındaki Antik Anadolu halklarını Kürt saymasındaki en büyük zorluktur.

Kaldı ki bu halklar da bütünüyle anti-Grek olan Anadolu halklarıdır ve Greklerle hiçbir ilgisi olmayan halklardır.

Roma’nın burayı fethetmesiyle halkı Rum-Ortodoks halklara dönüşmüştür ama bu Rum-Ortodoks halkların da Greklerle hiçbir kökensel ilişkisi yoktur. Nedense Batı dillerinde bir sihirbazlık yapılarak çoğunluğu Turanlı kökenli olan Rum-Ortodoks Anadolu halkları birdenbire Grek-Ortodoks yapılır ve Grek halklara çevrilirler.

Çok ilginçtir ki, Batı Anadolu kıyılarındaki Darius’un oluşturduğu Pers satraplığının ismi Yunan satraplığıdır. Biz ise bu Yunan satraplığının Greklerle kökensel hiçbir ilişkisi olmayan halklarını Yunanlı sayarak ve Greklere de Yunanlı diyerek büyük bir tarihi-stratejik hataya batmışız.

Okumaya devam edin ‘Diyarbekir kimin yurdu..?’

15
Eki
09

Çin azınlıkları

Prof. Dr. Türkkaya AtaövBaşlıktan da anlaşılacağı gibi, bu yazı “Çin azınlıkları” üstünedir. Nedeni Uygurlarla ilgili son olaylardır, kuşkusuz. Ancak, ben başka yazarların değinmedikleri bir çerçeve çizmek, ya da bu genelde birtakım bilgiler sunmak istiyorum.

“Çin azınlıkları” sözcükleri iki anlama gelebilir: Bir yandan Çin Halk Cumhuriyeti’nde Han kökenli, yani “Çinli” diye bilinenlerden olmayan ve tam elli beş tür budun, dil ve din yönlerinden azınlıklar, öte yandan da dışarıda Endonezya, Filipinler ve Malezya gibi farklı ülkelerde çoğunluk içinde yaşayan Çinli kökenli azınlıklar. Bu geniş konuyu biraz daraltıp daha çok Uygurların ve biraz da Kazakların yaşadıkları bölgedeki son kanlı olaylardan ötürü Çin anakarasındaki Han kökeninden olmayan insanlara yoğunlaşmamız daha doğru olur. Ayrıca, Çin’de, (Türkî halklardan) Uygurlara ek olarak, (1.5 milyona yakın) Kazak, (yaklaşık 200.000) Kırgız, (15.000’in biraz üstünde) Özbek ve (5.000’in üstünde) Tatar da yaşıyor. Uzak akrabalarımızdan (5 milyon) Mogol da var.

Çin’in toplam nüfusu yaklaşık 1.3 milyar. Tüm azınlıkların toplam nüfusa oranının %6 olduğu söylenebilir. Ancak, Çin toprağının yarısından fazlasının üstünde yaşarlar. Üstelik, azınlıklar hep sınırlara yakın yerlerdedir. Çin’in sınır uzunluğunun 22.800 kilometreyi bulduğuna dikkat edelim. Doğuda Kore’ye, kuzeyde Moğolistan’a, kuzey-doğuda Rusya’ya, kuzey-batıda Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’a, batıda ve güney-batıda Afganistan, Pakistan, Hindistan, Nepal ve Bhutan’a, güneyde de Birmanya, Laos ve Vietnam’a (yani on dört ülkeye) komşudur. Çevresinde kendine ait 5000 ada vardır. En büyüğü (34.000 km.) Hainan’dır. Azınlıkların önemli bölümü çoğunluğun yerleştiği büyük kentlerin yakınlarından akan nehirlerden uzak ve dağlık yerlerde yaşarlar. Bu nedenle, ekonomilerinin altyapısı zayıftır. Kimi anlaşmazlıkların temel nedenlerini bu eksende aramak gerekir. Bu genel çerçeveyi çizmeden, çatışmaları bir tek nedene bağlamak kanımca eksik olur.

Doğu Türkistan'da Türk Katliamı!

Çin azınlıkları üzerine yazılan bu yazının nedeni hiç kuşkusuz Uygurlarla ilgili yaşanan son olaylardır.

Bu ülkede en yaygın dil resmî Mandarin, yani kuzey Çin lehçesidir. Yaklaşık %92’yi oluşturan Han halkının dilini Hui ve Mançu halkları da kullanır. Birleşmiş Milletler’de “Çince” denilen de budur. Ama ülkede bunun dışında elliden fazla dil vardır. Uygurca konuşan, Müslüman ve beyaz tenli Türkî bir halk olan Uygurların nüfusu herhalde sekiz milyonun üstündedir. Çoğunluğu Çinlilerin “Sinkiang” dedikleri bölgede yaşar, ama Tsinghai ile Hunan ilinin kimi yerlerinde de Uygurlar bulunur.

Çin yurttaşları din yönünden canlıcı (animist), Budist, Lamaist (Tibet Budisti), Katolik, Müslüman, Protestan, Şamanist, Taoist ve geri kalan Çin halk dinleriyle Hıristiyan mezheplerinden olabilirler. Budist, Taoist ve Hıristiyan olanlar Han kökenli Çinlilerdir. Nüfusun %2.5’undan biraz azı Müslüman. Türkî olan bu halkların yaşadıkları “Çin (ya da Doğu) Türkistanı” denen bu toprakların tam yanında 1992’den önce Sovyetler Birliği’nin parçası olup şimdi bağımsızlıklarını kazanmış bulunan üç Türkî ya da Müslüman cumhuriyet yer alıyor. Kırgızistan’da Kırgız Türkleri birinci; Kazakistan’da Kazak Türkleri birinci ve Ruslar ikinci; Tacikistan’da da Farsî konuşanlar birinci ve Özbekler dörtte-bir halktır.

Okumaya devam edin ‘Çin azınlıkları’

15
Eki
09

Kürt açılımını hazmettirmek..!!!

Tayyip Kürt Açılımı

Bir kere, bu söylemde kısa, orta, uzun vade planı yapıldığına göre Başbakanın kafasında bir proje olduğu ortaya çıkıyor. İkinci olarak da, Türk Ulusu’nun hazmetmesi mümkün olmayan bu açılımın hazmettirilmesi gereğinin bulunduğu dile getiriliyor. İşte bu hazmettirilme olayının gerçekleştirilmesi Kürtçe üzerine kurulmuş bir “kültür ortamının” oluşturulmasıyla mümkün olacaktır.

Tayyip sözde Kürt kültürünü hazmettirecek

Başbakan ABD’de ne demişti? “…Kısa, orta ve uzun vadeli olarak bu demokratik açılım sürecini çalıştırmayı düşünüyoruz… Hazmede hazmede, hazmettire hazmettire bu süreci devam ettirmemiz lâzım…”

Bir kere, bu söylemde kısa, orta, uzun vade planı yapıldığına göre Başbakanın kafasında bir proje olduğu ortaya çıkıyor. İkinci olarak da, Türk Ulusunun hazmetmesi mümkün olmayan bu açılımın hazmettirilmesi gereğinin bulunduğu dile getiriliyor.

İşte bu hazmettirilme olayının gerçekleştirilmesi Kürtçe üzerine kurulmuş bir “kültür ortamının” oluşturulmasıyla mümkün olacaktır.

Bilindiği gibi bu ortamın hazırlanmasının milâdı TRT’deki “Şeş-beş” kanalının açılmasıydı. Bu aynı zamanda, kültür ortamının oluşturulmasıyla ilgili olarak düğmeye basıldığının da göstergesiydi. Bunun arkasından Kürt açılımı bağlamında Kürtçe bir kültür yapısı oluşturma hedefinin diğer projeleri de çorap söküğü gibi gelmeye başladı. Bunlar neydi, kısaca bir hatırlayalım!

1- Devlet dairelerinde Kürtçe konuşulması veya Kürtçe çevirmen bulunması.

2- Yerleşim yerlerinin Kürtçe isimlerinin iade edilmesi.

3- 24 saat yayın yapacak Kürtçe televizyon ve radyo kanallarının kurulması.

4- Kürtçe reklâm uygulamasına geçilerek özel Kürtçe televizyon ve radyoların finansmanının sağlanabilmesi.

5- Yol levhalarının Kürtçe olarak hazırlanması.

6- Türkçe alfabeye Q, W, X harflerinin eklenmesi.

7- Devletin Kürtçe yayınları desteklemesi ve toplu Kürtçe kitap alımı yaparak kütüphanelere dağıtması.

8- Kürtçe kurslarının kapanmasının önüne geçmek için dershanelere bağlanması.

9- Seçim propagandalarının Kürtçe yapılabilmesi ve seçim pankartlarının Kürtçe hazırlanabilmesi vs, vs….

Bu maddelere, bir zamanların hızlı solcusuyken sonradan Amerikancı “ılımlı İslam” saflarına katılan Turizm ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın Kürt açılımına katkı sunmak üzere devlet tiyatrolarında Kürtçe oyunların sergilenmesini, Mem-u Zin’in bakanlık tarafından Kürtçe olarak piyasaya sunulmasını, bakanlığın yine Kürtçe diyalogların geçtiği bir filme 50 bin TL destek vermesini de ekleyebiliriz.

Sonuç olarak bütün bu maddelerin hayata geçirilmesiyle oluşturulmuş kültürel ortam doğal olarak toplumun kesinlikle hazmetmek istemediği ve Türkiye’nin bir bölümünün bütünüyle Türkçenin dışında bir dilin konuşulduğu bir bölge haline gelmesine neden olacak olan Kürt açılımının hazmettirilmesini sağlayacaktır. Hazmettirilmeden kasıt, kesinlikle belli bir plan çerçevesinde uygulamaya sokulan Kürtçü projelerin toplum tarafından kanıksanır hale getirilmesidir.

“Alışırsınız,  alışırsınız”dan,   “Hazmettire, hazmettire”ye

Özal’ın “alışırsınız, alışırsınız…” yaklaşımının yerini “hazmettire, hazmettire…” hedefi almıştır. Bu iki söylemin ifade ettiği anlam aynıdır ve okyanus ötesinden yönetilen ve yönlendirilen bir büyük senaryonun pratiğe geçirilmesinin en kritik yöntemlerinden birini ortaya koymaktadır.

Bu öyle büyük bir projedir ki, Kürt açılımının Türkiye’deki ayağı hızla uygulamaya sokulurken bu senaryonun gerçek sahibi ABD de anında bu açılıma katkı vermek adına New York’ta Türkiye, İran, Irak, Suriye ve ABD ile Avrupa’daki Kürt filmlerinin gösterileceği New York Kürt Filmleri Festivalini düzenliyor. Bu festival ABD’de düzenlenen ilk Kürt film festivaliymiş. Ne hikmetse, bu ilk festival tam da Kürt açılımının devreye sokulduğu döneme denk düşüyor. Sponsorlar da çok ilginç! New York Belediyesi, New York Eyalet Meclisi, ABD’deki Fransız Büyükelçiliği ve Fransız-Amerikan Kültürel Değişimi. Bu da ABD ve Fransa aracılığıyla “hazmettirme” projesine verilen destek…

Geçenlerde, Habertürk gazetesinde, 8 bakanlığın açılım için atacağı adımları tek tek belirleyip mini MGK’da Başbakana sunduğu konusunda bir haber vardı. Bu adımlar arasında yukarıdaki maddelerin yanında daha birçokları da yer alıyordu. Bunlardan bir tanesi de “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazılarının yenilenmeyeceği ve ilköğretim andının kaldırılacağıydı. Bunlar da hazmettirilmesi gereken konulardır. AKP hükümeti Kürt açılımı çerçevesinde yapacakları arasında bunları da sayarken, sanki haberleşmişler gibi Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg “azınlıklar” ile ilgili yayınladığı raporunda; “Türkiye’deki okullarda ‘Türk’üm ve Türk olmaktan gurur duyuyorum’ gibi çeşitli antların her gün öğrencilere söylettirildiğini ve bu sözlerin “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözüyle tamamlandığını belirterek bunun bir etnik kökeni yücelttiğini öne sürdü” şeklinde bir ifade de yer alıyor ve bunların kaldırılması imâ ediliyordu. Yani, bir taraftan Türkiye’deki Kürt açılımı devreye sokulurken, diğer taraftan da aynı zaman diliminde, Fransız resmi kurumlarının da desteğiyle New York’ta ilk kez Kürt filmleri festivalinin düzenlenmesi ve yine aynı süreç içerisinde yayınlanan AB raporunda “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü ile öğrenci andının kaldırılmasının gündeme taşınması bir arada gerçekleştiriliyordu. Çok enteresandır, Yusuf Ziya Özcan’ın Artuklu Üniversitesi’ndeki yaşayan diller kamuflajlı Kürt Enstitüsü’nün işlev kazanmasının zamanlamasıyla, AB İnsan Hakları Komiseri sömürgecinin azınlıklar raporunda “üniversitelerde Kürtçe eğitmen yetiştirilmesi için özel bölümlerin kurulması” talebi de neredeyse üst üste çakışıyordu. Bu kadar tesadüflere de hayret doğrusu!

Görüldüğü gibi bütün bunlar; Türkiye Cumhuriyeti’nin ve ulusunun olmazsa olmaz değerlerinin yok edilmesi ve yerine konacak olanların hazmettirilmesine yönelik “psikolojik savaşın” değişik versiyonlarıdır.

Okumaya devam edin ‘Kürt açılımını hazmettirmek..!!!’

15
Eki
09

Asıl Ermeniler Türklerden özür dilemelidir..!!!

Ermenilerin katlettiği kadınlı çocuklu Türkler...

1915 öncesi ve 1915 yılı olaylarında, bir tarafı mazlum, diğer tarafı cani gibi göstermek hangi insanlık kuralına uymaktadır? Bir tarafın acılarını paylaşırken diğer tarafın acılarını göz ardı etmek insanlık duygularının hangisi ile örtüşmektedir? Ermeni aydınlarının açıklamaları, onların hala kin, nefret ve husumet duygularıyla dolu olduklarını açık olarak göstermektedir. Bu durumda ne yapacaksınız? Türk Milletinden özür dilemeyi de düşünüyor musunuz?

Tehcir  Yasası’nın  içeriği

Şimdi tarihi belgelere dayanarak tehcir sorununa ve öncesi olaylara gelebiliriz. Tehcir yasası, 27 Mayıs 1915 tarihinde Osmanlı Meclisi’nde kabul edildi. Yasa “Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için, asker tarafından uygulanacak önlemler hakkında geçici kanun” adıyla çıkarıldı. Yasanın birinci maddesi, Ordu, Kolordu ve Fırka komutanlarına: “Savaş zamanında hükümetin emirlerine, ülkenin savunulmasına karşı çıkanlara ve huzuru bozanlara, silahlı saldırı ya da silahlı direnişte bulunanlara önlem alma, saldırı ve direnişte bulunanları yok etme” yetkisi veriyordu. Yasanın ikinci maddesi, yine aynı komutanlara; “Savaş sırasında casusluk yaptıkları ve vatana ihanet ettikleri anlaşılan köy, kasaba ve şehir halkını tek tek ya da toplu halde başka yerlere sevk ve iskan etme” yetkisi veriyordu. Yasada özel olarak Ermenilerden söz edilmemektedir. Yasada belirtilen suçları işleyenler kim olursa olsun cezalandırılacaktır.

Yasa tamamen Türk Milletini, Türk devletini ve kamu düzenini korumaya yönelik bir yasadır. Yukarıda söz ettiğimiz gibi, yasa metninde herhangi bir etnik grup ya da zümreden söz edilmemiştir. Yasa kapsamına giren Müslüman, Türk, Arnavut, Kürt, Hıristiyan Rum, Ermeni vatandaşlar yerlerinden alınmış ve başka yerlere iskan edilmişlerdir. Yasa kapsamına en geniş şekilde Ermeniler girdiğine göre, bu suçları toplu halde işlemişler demektir. Gelin biraz tarihin tozlu yapraklarını karıştıralım ve Ermenilerin 1915 öncesi neler yaptıklarına ve suç işleyip işlemediklerine kısaca bir göz atalım.

Ermeni sorunu, resmi olarak 1877- 1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra gündeme gelmiştir. O güne kadar, Ermenilerle Türkler, kardeş gibi geçinmişler, hatta Türkler Ermenilere “Sadık-ı Teba” diyerek bazı vergilerden onları muaf tutmuşlardır. Eskilerin 93 Harbi dedikleri bu savaş müthiş bir felaketle sonuçlanmış, Ruslar İstanbul’a kadar gelmişlerdir. Kaybedilen milyon kilometre kare topraklarda binlerce silahsız, savunmasız Türk öldürülmüş, milyonlarca insan yerini yurdunu bırakarak Anadolu’ya doğru kaçmaya çalışmış, yarısından fazlası yollarda ölmüş, öldürülmüş, ancak çok az bir kısmı İstanbul’a ulaşabilmiştir…   (Soykırım arayanların bu tarihteki olaylara bakmasını öneririm.)

Okumaya devam edin ‘Asıl Ermeniler Türklerden özür dilemelidir..!!!’

15
Eki
09

Ermenistan : Terörist “Hırıstiyan” Ülkenin Sırları

Samuel A. Weems - Ermenistan - Terörist "Hıristiyan" Ülkenin Sırları

Samuel A. Weems
Ermenistan: Terörist “Hırıstiyan” Ülkenin Sırları

Samuel A. Weems, ABD’de Baptist Kilisesi üyesi bir emekli savcıdır. Kendisini bir Türk dostu olarak tanımlayan Weems, Türkiye, İngiltere ve ABD arşivlerinde yıllarca süren araştırmalarının sonucunda Ermeni iddialarının ne kadar asılsız olduğunu görmüş ve Ermeni yalanlarının peşinden sürüklenen ABD kamuoyunu uyarmak amacıyla bu kitabı yazmaya karar vermiş. Weems kitabında, Ermenilerin yıllarca Rus yayılmacılığının bir öncü kolu olarak yaptığı katliamları, düzenledikleri terörist eylemleri ayrıntılarıyla inceleyerek Ermeni meselesine tarihsel bir perspektif sunuyor. Ermenilerin özellikle Birinci Dünya Savaşı sırasında Anadolu’da yaptığı katliamları kanıtlarıyla birlikte ortaya koyan Weems, Batı tarihçilerinin bu konudaki sessizliğini de eleştiriyor. ABD’de büyük yankı yaratan bu kitabı nedeniyle Ermeni lobisinin hedefi haline gelen Weems, yüzlerce tehdit mesajı almış, birkaç kez de fiziki saldırıya uğramıştır. Bu tehditlere pabuç bırakmayan Weems, Türk dostluğundan vazgeçmemiş ve Ermeni yalanlarına karşı mücadelesini 2003 yılındaki şüpheli ölümüne dek sürdürmüştür.

390 sayfa




İstatistikler

  • 2.304.234 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

En fazla oylananlar