22 Eki 2009 için arşiv

22
Eki
09

Şehidine sahip çık Türkiye..!!!!!!!

Şehidine sahip çık Türkiye!ABD’si,  AB’si, Rusya’sı,

AKP’si,  PKK’sı,  Yunan’ı,

Ermeni’si  tek  bir koro  olmuş

“Kürt  açılımı”  diye

tutturuyorlar!


Peki   bizden   gerçekte

ne  istiyorlar..?!!!

Diyorlar ki Türkiye Kürtlere baskı uyguluyor, haklarını vermiyor.

Öyle mi acaba?

Bu ülkede bugüne kadar Türk’e hak olup da Kürt’e yasak olan ne var?

Başbakan olabiliyorlar, Cumhurbaşkanı olabiliyorlar, siyasi parti kurabiliyorlar, Meclis’te yıllardır tonla milletvekilleri var.

Hatta Türk’ün arkasında olmayan büyük güçleri de var: Emperyalizm.

Amerikası, Avrupası, Rusyası, Yunanistanı, Ermenistanı hep arkalarında.

Peki ne için?

Büyük Kürdistan’ı kurmak için!

Yeni bir proje mi bu?

Hayır!

Daha Kurtuluş Savaşı dönemimizden bu yana Batılı devletler bir Kürt devleti kurma peşindeler. Bu amaçla Şeyh Sait İsyanı’dan bu yana 16 tane ayaklanma çıkarttılar. Kurtuluş Savaşımız sırasında bile Türk Ordusu’na karşı ayaklandılar.

Yani yeni bir olayla değil çok eski bir planla karşı karşıyayız.

Bizden  hak  değil  yurdumuzu  istiyorlar..!!!

Diyorlar ki bu yurt Kürtlerin siz bizim yurdumuzu işgal ettiniz!

Gerçek mi peki?

Elbette hayır.

Tam tersine Türkler 1000 yıldır Anadolu’da yerleşen bir halk.

Bugün Kürtlerin kendilerine kale gördükleri Diyarbakır bile, bir Türkmen devleti olan Akkoyunlu Devleti’nin başkenti.

Yani  dağdan  geldiler  bağdakini  kovmaya  çalışıyorlar..!!!

Hem  suçlular  hem  güçlüler..!!

Okumaya devam edin ‘Şehidine sahip çık Türkiye..!!!!!!!’

22
Eki
09

Siyasal takıntı

Yekta Güngör Özden

Düşünme yeteneksizliği ve düşünce bozukluğunun belirtisi olan “takıntı” bağımlılık sayrılığı (hastalığı)dır. Kendince edindiği kanıyı, saptadığı sonucu tek geçerli olgu sanarak onda direnmek, tartışılsa da bildiğinden şaşmamak, üzerinde durduğu konuyu sık sık gündeme getirmek, zamanını onunla doldurup onunla uğraşmak durumudur. AB’liler ile içimizdeki işbirlikçileri Atatürk’ün Hâtırasını Koruma Hakkında 5816 no.lu yasanın yürürlükten kaldırılmasını isteyerek çılgınlıklarının yeni kanıtlarını vermektedirler. Aslında ulus olarak böyle bir yasa çıkarmak zorunda kalmamız üzücüdür. Tıpkı, halkın hakkını-hukukunu, özgürlüklerini koruyan insanların emekli olduktan sonra korunmaları gibi. Değişik suçların elebaşları yaldızlı yaşamlarını sürdürürken, terör lideri bile İmralı’da konukluk üstü bir oturmaya bağlı tutulurken onuruyla emekli olanlara, sakıncalılarla devletin bakışı değişiktir.

Nazarbayev

Ülkemizdeki nankör ve sapkın Atatürk düşmanları, Kazakiztan’ın başkenti Astana’da, Esil Nehri kıyısında Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in konuşmasıyla açılan Atatürk heykelini ibret almalıdır. Türkiye’de Atatürk’ü inkâr, silme, unutturma, karalayıp suçlama çabaları-yarışı sürerken Kazakistan heykelinin övücü sözlerle açılması kimilerinin yüzlerini kızartmalıdır, vicdanlarını sızlatmalıdır.

Atatürk, Türkiye’mizin tüm değerlerinin ve varlıklarının simgesidir. Türkiye’mizle özdeşleşerek kurumlaşmış bir ilkeler anıtıdır. Evrensel, örnek, üstün kişiliğiyle hepimizin onuru ve gururudur. “Ne mutlu Türk’üm diyene!” özdeyişinden ilköğretim çocuklarının andını silmek, fotoğraflarını kaldırmak aymaz isteklerini bu kez O’nun anısını koruma yasasını kaldırtarak O’na daha çok ve daha ağır saldırılara kapı açmaya getirmişlerdir. İfade özgürlüğüne sığınarak nelerin söylenip yazıldığı ortada. Neye saldırılmıyor, neler konu edilmiyor ki? Yargıya, üniversiteye, Silâhlı Kuvvetlere, kişilere ağır saldırılar siyasal destek güvencesiyle artarak sürüyor. Medyanın büyük kesimi ya iktidarın elinde ya da onun yanında. Onlarca dâva kazandım. İkisi de sürmekte. Emekli bir yargıçla uğraşmanın ne anlamı var? Kötü amaçlarına engel olmamız ve Atatürkçü kişiliğimiz onları sıkıyor. AB’nde, AKP’de de Atatürk takıntısı var. Kimi yazarlarda da.

Yurdu kurtarıp devlet kuran, ümmeti ulus düzeyine çıkaran, devrimlerle çağdaşlığın kazanımlarına kavuşturan, bağımsızlık, özgürlük, ulusal egemenlik ve Türkiye aydınlanması, ahlâk ve adalet anlamına gelen adıyla kıvanç duyduğumuz insanla bağımızı kopartmak çabası, IMF’yi yeni Düyun-u Umumiye, ilişkileri kapitülâsyon durumuna getirerek yürütme yüzsüzlüğü günümüz iktidarına güvenilerek yapılmakta, iktidarın bu isteklere olumlu yaklaşacağı, ortamın elverişli olduğu sanılmaktadır. Bugüne kadar verilen ödünler bu kanıyı uyandırmış, bu umudu beslemiştir. Devlet Bakanlarından Egemen Bağış’ın Osmanlı düzeni için “ileri yapı” demesi yabancıların elini güçlendirmektedir. Batı’nın istekleri bitmeyecek, Atatürk’ün paralardaki resimlerinin, tüm fotoğraflarının, büst, heykel ve anıtlarının, salon, alan, yol ve kurumlardaki adının kaldırılması gündeme gelecektir.

Utanmadan  –  sıkılmadan

Ulusal birliğimiz en değerli, en önemli yapımızken bu gerçeği sarsanları kapsayacak biçimde, böyle bir birlik yokmuş gibi “Millî Birlik Açılımı” adı verilen kürt açılımı, partilerarası mektuplaşmalarla hızlanıyor. Anayasa değişikliğini uzun vâdede de olsa gerekli gören Başbakan’ın tutumuna bakılırsa kürtçülerin istediği ödünleri verecek, ilkeleri bozacak öneriler gündeme gelecektir. DTP’lilerin İstiklâl Marşı’nı bile söylemek istemedikleri, tehditlerini her gün yineleyip yeniledikleri bir ortamda “DTP ortamı germiyor” diye yazan, son yayınlarıyla (birkaçı dışında) iktidarla anlaşmak için geniş çaplı dönüşler yaparak yanaşmaya çalışan medyanın yazarları var. Ermeni açılımına tepkileri için muhalefet partilerini eleştirip protokolları Türkiye yararına göstererek savunan, ilerici bilinen gazete yazarları var.

Okumaya devam edin ‘Siyasal takıntı’

22
Eki
09

Türk yurdu Diyarbakır

Prof. Dr. Şener ÜşümezsoyBüyük  Tatar  akını  ve  İlhanlılar

Ebu Farak, İbni Bibi, Grigor, Krakos gibi Ermeni, Nasturi, Fars ve Arap kaynaklarında Tatar felakati olarak belirtilen bir akın başlamıştır.

Bu akın Darius’tan bu yana Türkistan, İran ve Anadolu’yu tek bir iktidar halinde birleştiren İlhanlılığı ortaya çıkmıştır.

İlhanlılar döneminde tüm bölgenin coğrafi yapısını kontrol eden politik güçler ve etnik yapılar tasfiye edilmiştir. Bu tasfiye sonucu Artukiler İlhanlılara tabi olarak yapılarını sürdürseler de varlığı devam edememiştir.

Keza Memlüklere bağlı tüm Cezire, Hakkari, İmadiye gibi Türkmenlere bağlı bu Ekrad beylikleri tümüyle tasfiye edilmiştir. Bu tasfiye sonucu bölge yeniden bir eyalet sistemine bölünmüş ve bu eyalet sisteminde de Diyarı Bekir, Diyarı Reba, Diyarı Mudar gibi Mezopotamya ve Güneydoğu Anadolu ideal bir yönetime ayrılmıştır. Ve burada tüm alanlardaki nüfus sayımı yapılarak buradan Tatar yasalarına göre vergiler toplanmış ve Tatarlar Diyarbekir denilen bu bölgede yurt tutmuştur.

1250’de başlayan ilk Tatar vali Gurban Noyan Baydu gibi ilk emirlerden sonra 1300’ün başında Emir Sutay Diyarbakır’ın valisi olmuş ve 1350’li yıllara kadar bölgede egemenliğini sürdürmüştür.

Emir Sutay’ın dayandığı Hoyrat boylarının bu bölgede yurt tutmasıyla bölge Hoyrat ili olarak isimlendirilmiştir.

Görüldüğü gibi Diyarbekir bir Türkmen ilinden 13. ve 14. yüzyılda bir Tatar iline dönüşmüştür. Türkmenlerden sonra Diyarbekir’deki Tatar egemenliği 1250 ile 1350 yılları arasında kesintisiz devam etmiştir.

Akkoyunlular
(Haritayı büyütmet için tıklayınız)

Akkoyunlular Devleti başkenti uzun yıllar Diyarbakır olan, toprakları
bugünkü Azerbaycan, Ermenistan, Irak, İran ve Doğu Anadolu’ya uzanan
bir Türk imparatorluğudur.

Akkoyunlular  Diyarbakır’daki  Türk

iktidarını  devam  ettiriyor

İlhanlılar sonrası Celayirliler döneminde -ki bunlar da Tatar hanedanlığıdır- bölge bütünüyle Türkleştirilmiştir. Çünkü Tatar kabileleri içinde yer alan Karakoyunlu ve Akkoyunlu kabileleri burada Tatarlardan sonra devam eden Türkmen iktidarını pekiştirmişlerdir.

Diyarbekir hükümdarı Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tanımının önü ve arkasına bakıldığı zaman; Yavuz’un Diyarbakır’ı fethettiği 1517 yılına değin Diyarbekir’in mutlak yöneticileri Sutaylardan sonra Akkoyunlular olmuştur.

Bu yönetici Türkmen kabilelerinin yurtlar şeklinde yayıldığını, sadece Diyarbakır’ın değil, bütün kabile beylerinin yurtluk olarak paylaştığı bir Güneydoğu Anadolu’nun sözkonusu olmasından anlayabiliyoruz.

Akkoyunluların ilk soyu Turalilerdir. Turalilerden Ahmet 14. yüzyılın sonunda Palu’da yöneticidir. Pir Ali Kiğı’nın yöneticisidir. Kara Osman 15. yüzyılın başında Ergani, İbrahim Amid, Yakup ise Kemah’ı yönetmektedir.

13. yüzyılın sonuyla 15. yüzyıl arasında Akkoyunluların yurt dağılımını görmekteyiz. Bu dağılımı John Woods “Akkoyunlular” isimli kitabında ayrıntılı olarak vermektedir.

Keza Ahmetliler soyundan Kılıçarslan Palu’yu Kutlu Bayburt’u yurt edinmiştir. Karaosmanlıların demin vurguladığımız gibi İbrahim ve İskender Amid, Ruha, Beyazıt, Hatay ve Silvan’ı, Yakub Kemah ve Erzincan’ı, Kazım Malazgirt’i, Şeyh Hasan Harput’u, Pir Ali Kiğı’yı, Musa da Tercan’ı elinde tutmaktadır.

Burada vurguladığım nokta daha Uzun Hasan iktidara gelmeden evvel Akkoyunlu Türkmen ordaları İlhanlılarla beraber geldikleri veya İlhanlılardan sonra egemen oldukları Anadolu’da Türkleşmeyi yaygın bir hale getirmişlerdir ve Anadolu’yu Türkmen obalarıyla etnik olarak homojen bir bütünlüğe dönüştürmüşlerdir.

Karaosmanilerden Yakup ve Cafer 1450 yılına değin Kemah ve Erzincan’ı yönetirken; Hamza ise Mardin Amid ve Erzen’i 1470 yılına kadar yönetmiştir.

Karaosmanilerden sonra iktidara gelen Piraliler Ruha ve Mardin’i, Cihangir ve Uveys Ruha’yı, Uzun Hasan Ergani ve Amid’i yönetmişlerdir.

Uzun Hasan’ın 1480’li yıllara değin süren bölgedeki egemenliğinin dışında Uzun Hasan’a bağlı Halil Şiraz’ı, Zeynel Kirman’ı Uğurlu İsfahan’ı Yakup da Kazvin’i yönetimi altına almıştır. Ve başkentlerini Diyarbakır’dan Tebriz’e almışlardır.

Uzun Hasan döneminde gerek Karakoyunlu gerekse Akkoyunlu kabileleri birleşerek tümüyle Türkmen İmparatorluğu olarak İran ve Doğu Anadolu’da egemen olmuş ve bölge bütünüyle Türkmen yurduna dönüşmüştür.

Okumaya devam edin ‘Türk yurdu Diyarbakır’

22
Eki
09

Ermeni protokolü Ermeni manifestosudur..!!!

Ermeni protokolü Ermeni Manifestosudur!

Davutoğlu ve Nalbantyan’ın protokolü imzaladıkları masaya biraz geniş bir açıdan baktığınızda da zaten olayın perde arkasındaki asıl aktörlerini görüyorsunuz; ABD Dışişleri Bakanı Clinton, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner, İsviçre Dışişleri Bakanı Calmy-Rey ve eski NATO
Genel Sekreteri ve AB’nin Dış İlişkiler Yüksek Komiseri Solana. Bütün bu isimlerin ortak özelliği ise sözde Ermeni soykırımı iddialarını tanıyan ülkelerin temsilcileri olmaları.

“Açılım”ın  ucu  göründü ;  Sevr

AKP’nin “açılım” politikası tam gaz sürüyor ve bitecek gibi de görünmüyor.

Türkiye daha Kürt açılımını sindirememişken bu kez de Ermeni açılımı gündemde.

Ermenistan ve Türkiye dışişleri bakanlarınca İsviçre’nin Zürih kentinde imzalanan protokolle birlikte Türk-Ermeni ilişkilerinde yeni bir döneme girilmiş oluyor. Ancak bu yeni dönemin sadece Türk-Ermeni ilişkileriyle sınırlı olmadığını da belirtmek gerek. AKP iktidarı altında Türkiye’nin bölgesel rolünün ve geleceğinin tümüyle yeniden şekillendirildiği bir yeni dönem bu. O nedenle Türkiye açısından tarihsel bir yol ayrımında olduğumuzu söylemek abartılı olmasa gerek.

AKP yandaşı malum koro da aslında aynı şeyi söylüyor, ama arada ciddi bir fark var; bu faşist koroya bakılırsa ortada müthiş bir başarı söz konusu. Öyle ki, Türkiye’nin yeni “bölgesel süper güç olduğu”nu iddia edecek kadar ileri gedenler bile var. Eee, tabii Türkiye AKP iktidarı altında “bölgesel bir süper güç” ve “yıldızı parlayan ülke” olunca da kırk yıllık sorunlar bir çırpıda çözülüveriyor! Bir açılımla Kürt meselesi hallediliyor, başka bir açılımla Ermeni meselesi.

Meğer Türkiye kırk yıldır AKP iktidarına hasretmiş de haberimiz yokmuş!

Tabii, Türkiye nasıl ve ne zaman bölgesel bir güç olmuş, hangi jeopolitik ve jeostratejik dönüşümler yaşanmış da Türkiye birden “süper güç” olup bu ağır sorunları el çabukluğuyla çözebilir duruma gelmiş, bunları sakın sormayın. Zira bu soruları soranlar ya Ergenekoncudur ya darbeci!

Siz iyisi mi gözlerinizi kapatın ve Tayyip Efendi’nin çağrısına kulak verin; “Büyük Düşün Türkiye!”

Oysa bütün bu saçmalıklar bir kenara, görünen köy kılavuz istemiyor ve ortaya çıkan manzara AKP yandaşı medyanın “yıldızı parlayan yeni Türkiye”sinden ziyade, ezik, güçsüz ve aciz bir Türkiye’ye işaret ediyor.

Birbiri ardına gelen bu açılımların aslında Türkiye’nin yeniden Sevr masasına oturtulması olduğunu da artık görmek gerekiyor. Zürih’te ortaya çıkan protokol masası da geçmişte Sevr’de kurulan masadan başka bir şey değil aslında. “Zafer” çığlıkları ve “diplomatik başarı” denilerek kopartılan gürültünün tek amacı da bu gerçeğin hasır altı edilmesi.

Obama’nın Türkiye ziyareti ile başlayan ve Zürih’te kurulan protokol masasındaki tabloyla tamamlanan bu manzara aslında Türkiye’nin emperyalist güçlerce, tıpkı Sevr’de olduğu gibi yeniden paylaşıma açıldığının en somut göstergesi.

Davutoğlu ve Nalbantyan’ın protokolü imzaladıkları masaya biraz geniş bir açıdan baktığınızda da zaten olayın perde arkasındaki asıl aktörlerini görüyorsunuz; ABD Dışişleri Bakanı Clinton, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner, İsviçre Dışişleri Bakanı Calmy-Rey ve eski NATO Genel Sekreteri ve AB’nin Dış İlişkiler Yüksek Komiseri Solana. Bütün bu isimlerin ortak özelliği ise sözde Ermeni soykırımı iddialarını tanıyan ülkelerin temsilcileri olmaları.

Hâl böyleyken AKP ve yandaş basın hiç utanmadan Ermenistan tarafının ve Ermenistan’ın uluslararası alandaki bütün emperyalist destekçilerinin güle oynaya poz verdikleri bu masadan Türkiye’nin ulusal çıkarları lehine bir karar çıktığına inanmamızı istiyorlar.

Güler misin ağlar mısın..?!!!

Okumaya devam edin ‘Ermeni protokolü Ermeni manifestosudur..!!!’




İstatistikler

  • 2.304.234 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

En fazla oylananlar