27 Eki 2009 için arşiv

27
Eki
09

Aklını peynir – ekmekle yiyenler

Mümtazer Türköne: "Apo'yu paşa yapıyım, Bodrum'a gönderelim"Ülkücülükten dönme, şimdilerin hızlı Kürtçüsü Mümtaz’er Kürtöne ; pardon – Türköne ; geçenlerde “OOHHAA” dedirtecek bir şey söyledi.

Abant Platformu’nun Erbil’deki toplantısında açılış konuşması yapan, AKP’nin Kürt Çalıştayı’nda boy gösteren, “Diyarbakır’ın adı Amed olsun” gibi önerileriyle gündeme gelen Mümtaz’er bu kez öyle bir laf etti ki, “aklını peynir-ekmekle mi yedin?” demekten kendimizi alamadık.

Mümtaz’er’in uçuk önerisi şu: “Af olmadan bu iş çözülmez. Psikolojik eşiğin açılması için bu affın gerçekleşmesi lazım. Bu af, devlet tarafından iyi niyetini yapıcı tavrını gösteren bir adım olur. Ondan sonra Kürtlerin ihtiyaç duyduğu güveni sağlar.

Meclis’ten ‘Abdullah Öcalan isimli kişi bu affın dışında kalsın’ diye bir af çıkaramazsınız. Türkiye bu açılım ile kendisin perişan eden sorunu çözecekse, Abdullah Öcalan’ın gözlem altında tutulması, zorunlu ikamet gibi yöntemler düşünülebilir.

Bu, bir isyan bastırma yöntemi eğer devlet açısından bakarsak. Devlet isyan bastırıyor. Bunun için devlet isyanın elebaşılarını affeder. Osmanlı çok isyan bastırmış bir devlettir. İsyanı bastırırken isyanı başlatanı affeder, çok uzak bir vilayete atar, sonra da maaş bağlar ona.

Bir de ayrıca paşa rütbesi verir. Bunlara da ‘başıbozuk paşası’ derler. Osmanlı gibi büyük düşünülmesini öneriyorum.

Bana kalırsa, Bodrum’a, Bodrum Türkbükü’ne gönderilmesini öneriyorum.”

İşte Mümtaz’er’in önerisi böyle. Şayet Apo’ya “başıbozuk paşası” diyeceksek Mümtaz’er’e ne diyeceğiz peki? “Başıbozuk Prof.’u” mu?

Bir gazetenin internet sitesinde, Mümtaz’er’in önerisi ile ilgili yer alan haberin altında yer alan okur mesajlarından birinde, “Şayet Apo’yu Bodrum’a paşa rütbesiyle gönderirlerse bu Mümtaz’er’i de emekli assolist kadrosundan Zeki Müren Koyu’na gönderelim. Orada Apo’yu eğlendirir.” denmiş. Bence de münasiptir.

Bir  adam  niye  böyle  bir  laf eder  diye  çok  düşündüm  ama  aklıma

sadece  bir  atasözümüz  geldi :

At  sahibine  göre  kişnermiş…

Mümtaz’er’inki de o hesap olsa gerek.

Okumaya devam edin ‘Aklını peynir – ekmekle yiyenler’

27
Eki
09

İstanbul’dan bir “barış güvercini” geçti

İstanbul'dan bir "barış güvercini" geçtiGeçtiğimiz hafta İstanbul’dan bir “barış güvercini” geçti. Kim mi? Eski ABD Genelkurmay Başkanı ve Dışişleri Bakanı Colin Powell.

Türkiye İş Kadınları Derneği’nin (TİKAD) girişimiyle başlatılan “Anneler Şiddete (Teröre) Karşı” projesi kapsamında İstanbul Four Seasons Otel’de uluslararası bir konferans düzenlendi. Konferansa ABD Dışişleri eski Bakanı General Colin Powell’da konuşmacı olarak katıldı.

Powell’ın şiddet karşıtı bir konferansa konuşmacı olarak katılıp “bizim düşünce sistemimimzde şiddete yer yoktur” yollu bir konuşma yapması tam anlamıyla bir kara mizah örneği aslında.

Powell’ın Genelkurmay Başkanlığı yaptığı 1989-1993 yılları arasında biliyorsunuz ABD’nin Irak’a ilk müdahalesi var.

1991 yılında ABD’nin Irak’a yönelik düzenlediği “Çöl Fırtınası” Harekatında Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulunan Powell’ın başında bulunduğu ABD ordusuyla birlikte 28 ülkeden oluşan koalisyon güçleri Irak’a saldırmıştı.

Savaşın bilançosu 200 bin ölü, 150 bin yaralı ve 60 bin tutsaktı. Irak’ın sivil kaybı ise, yaklaşık 100 bin olarak belirlenmişti.

Powell’ın ikinci Irak icraatı ise 20 Mart 2003 tarihinde başlayan ve hâlâ devam eden Irak işgali oldu.

Saddam’ın elindeki kitle imha silahları bahane edilerek yapılan müdahale sonucunda Irak’ın sivil kaybı 1 milyonu aşarken 5 milyona yakın Iraklı da yerinden yurdundan oldu. Bunların 2 milyona yakını komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı.

Şimdilerde barış güvercinini oynayan Powell’ın Dışişleri Bakanlığı döneminde iflah olmaz bir şahin olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.

Saddam’ın kitle imha silahları ile ilgili bütün propagandayı yürüten de Powell’dı.

Okumaya devam edin ‘İstanbul’dan bir “barış güvercini” geçti’

27
Eki
09

Oda tv’de ishal salgını: Yalçın Küçük de ishal olmuş..!

Yalçın Küçük de ishal olmuş!Geçtiğimiz hafta Oda tv’nin başı Soner Yalçın’ın geçirdiği beyin ishalinden bahsetmiştik. Aradan geçen bir haftalık süre zarfında Soner’le başlayan ishalin salgına dönüştüğü ortaya çıktı.

İshal salgınına en son yakalanan isim ise Türkiye’deki komplocu saçmalamaların duayenlerinden Yalçın Küçük. Yıllar önce Apo’nun akıl hocalığını yapan, hatta terör örgütüne yardım ve yataklıktan hapse bile giren Yalçın Küçük, son birkaç yıl içinde büyük bir dönüşüm geçirerek “ulusalcılığın eşsiz ideologu” haline gelmişti. Hele hele Ergenekon’dan içeri alındıktan sonra Oda tv gibi çevreler tarafından ulusal kahraman ilan edildi.

Kendisi de komploculuğun bayrak tutanı önde gideni olan Soner Yalçın da hocasına zaman zaman sitesinde söz vererek kafa bulandırma operasyonuna devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta Oda tv’de “Yalçın Küçük’ten bomba açıklamalar” başlığını görünce, Küçük gene ne bombalar yumurtlamış diye merak edip baktık. Gördük ki, Yalçın Küçük’ün bombaları birer kahkaha bombasıymış. Biz okurken çok eğlendik, siz de eğlenesiniz diye sizinle de paylaşmak istedik.

Yalçın Küçük, bu kez son derece güncel olduğu için, Kürt açılımı ve PKK’lı sözde barış gurubunun dağdan inmesi meselesine değinmiş. Küçük’ün ana tezi, Ordu üst kademesinin Obama ile anlaştığı ve Obama ile Türk Ordusu’nun PKK’yı bitirme kararı aldığı. Hatta teslimat ve barış grubunun gelmesi PKK’nın bittiğinin göstergesiymiş. Bunun yanında ABD’nin son olarak PKK yöneticileri hakkında aldığı uyuşturucu kaçakçısı oldukları yönündeki karar da bu bitirme planının en önemli işaretiymiş.

İnsaf! Adamlar PKK’yı terör örgütü olarak bitiremeyince uyuşturucu kaçakçısı olarak mı bitirecekler?

Peki Obama ile İlker Başbuğ’un anlaştığı yönünde başka bir belirti var mı?

Tabii ki yok. Zaten Yalçın Küçük’e göre böyle bir belirtiye gerek de yok. Çünkü Küçük’e göre öyle kabul etmemiz gerekiyor.

Niye derseniz, onun da cevabı yok.

Küçük Efendi öyle istemiş.

Başka..?!!!

Okumaya devam edin ‘Oda tv’de ishal salgını: Yalçın Küçük de ishal olmuş..!’

27
Eki
09

Kürtçü “barış grubu” skandalı

Savaş kazanmış kahramanlar edasıyla dağdan inen teröristler, çıkarıldıkları sözde mahkemelerde takribi 7 dakika kaldıktan sonra serbest bırakıldılar.

AKP’nin  devleti  getirdiği  nokta

Şu AKP denilen ABD’nin güdümündeki partinin devleti getirdiği noktaya bir bakın!

Tam bir acz görüntüsü…

O büyük dehanın binbir zorlukla kurarak, Türk ulusunun onurunun, gururunun, çağdaşlığının ve geleceğinin timsâli olan Türkiye Cumhuriyeti bunların ellerinde vahşi sömürgeci ABD’nin, Apo’nun, PKK’nın, Kürt milliyetçilerinin, Barzani ile Talabani’nin ve tarikatların oyuncağı haline getirilerek kendi elleriyle kendini paramparça eden bir devlet durumuna düşürüldü.

Böyle bir devlet yönetimi olabilir mi? Yirmi küsur yıl boyunca 40 bine yakın insanımızın ölümüne neden olan sömürgeci pisliklerin taşeronu PKK militanları davul-zurna ile karşılanıyor. Bunları karşılamaya 50 bin kişi gidiyor. Bu karşılama sırasında çadırlar, seyyar tuvaletler kuruluyor. Bütün bu organizasyon Kürt milliyetçisi DTP’li belediyeler tarafından hummalı bir faaliyetle gerçekleştiriliyor. Kürtçü DTP’nin militanları mahallelerde ev ev dolaşarak halkı karşılamaya davet ediyor. Kürtçü milletvekilleri ve parti yöneticileri bildiri dağıtarak ve sözde sivil toplum kuruluşlarını ziyaret ederek sahte “Barış grubu”nu karşılama katılımına destek vermeye çağırıyor. Konvoylarda ve balkonlarda yasadışı Apo ile PKK’nın bayrakları dalgalandırılıyor.

Tam bir bayram ve karnaval havası!

Ne oldu arkadaş, bu tantana niye?

Bunun nedenini bir gazete haberindeki bir ifade de net bir şekilde görüyoruz. Bu haber şöyle: “…29 kişinin, sorguları devam eden 5 kişinin durumunun netleşmesinden sonra toplu olarak Silop’ye gidecekleri ve ‘birer kahraman gibi’ karşılanmaları için yapılan hazırlıklara katılacakları, bildirildi…”

Gelenler kahramanmış… Hah hah haaa… Tabii Kürtçülere ve bölücülere göre kahraman! Peki, gerçekte kimlerdir? Eli kanlı bir terör örgütünün askerleriyle yine o terör örgütünün beyni yıkanmış milis güçlerinden bir grup…

ABD — AKP — PKK   anlaşması

Görüyorsunuz değil mi! PKK militan ve milisleri kahraman olarak ilan edilerek bunların gelişleri PKK ile yapılmış sözde “onurlu” bir anlaşmanın bir göstergesi olarak sunuluyor.

Hatta bu şaşaa ile PKK’nın savaşı kazandığı ve istediklerini aldığı anlatılmak isteniyor.

Okumaya devam edin ‘Kürtçü “barış grubu” skandalı’

27
Eki
09

Bu ne yaman çelişki Annem

İlyas SalmanNe izcide ne yolcuda gidilecek yolun rehberi kalmadı. Öyle toz duman ki ortalık.

Biz 1960’larda el yordamıyla bulabildiğimiz ger­çek parçacıklarıyla sınıf mücadelesine girdiğimizde, elimizin altında yanlış ve eksik de çevrilmiş olsa bir el kitabımız vardı: MARKSİZM.

Emperyalizm dediğimiz güç, bu kadar karmaşık bunalımın içerisine girmemişti. Dolayısıyla bizi de bunaltamıyordu. İşçi sınıfı ve emekçi katmanlar arasında bizlerin de kolaylıkla kavrayamadığı bir birliktelik antlaşması vardı. Marksizmin güçlü eli, emekçiler arasındaki konsensusu, anlayış birliğini fazla dağılıp ikileşmeye meydan vermeden sağlıyordu. Tıpkı bugünkü gibi Brezilya dizilerinin taklitleri ev işçisi kadınlarımızı televizyon denen narkoz tüpünün karşısına kaidesi tozdan anlamsız heykeller halinde yerleştirmemişti. Emperyalizmin de çeşitlenen mücadele yöntemlerine karşı duracak çetrefilli oyunları yoktu.

AT İZİ İT İZİNE BUGÜNKÜ KADAR KARIŞMAMIŞTI.

Rize’nin Trabzon’un uşakları “kolbastıyı sen de­ğil ben icad ettim” gibi saçmalıklarla uğraşmadan sınıf mücadelesi veriyordu. O zamanki halkımız, ben beyin mıncıklaması diyeyim (siz ne derseniz deyin), olmamıştı.

Ortadoğuda FKÖ’nün sosyalist militanları bugünkü gibi Hamasvari İslam faşistleriyle uğraşmadan antiemperyalist kavgasını civar ülkeler halklarının çocuklarıyla birleştirerek derinleştiriyordu. Bugünkü gibi bilgisayarlar (bilgi caydırıcıları) beynimizi darmaduman etmemişti.

Tokatlı Alevi, Karslı Sünni arkadaşına “sen hangi mezheptensin” diye sormuyordu.

Ömer’le Ali yan yana, dünyanın en kutsal birlikteliği olan emek eksenli ahbaplıklarını sarmaş dolaş sürdürüyorlardı.

Kürt kardeşlerimiz “gelin Diyar-ı Bekiri Türk istilasından kurtarıp kendimize başkent yapalım” diyerek her ulustan ve dinden kardeşlerine sırt çevirmiyorlardı.

Çalışanlar ortak düşmanları o­lan para anababalarına karşı birlikte direniyorlardı.

Batman’daki petrol işçilerinin direnişi Karabük’te yürütülen aynı anlamdaki eylemlerle taçlandırılıyordu.

İstanbul’da karaya çıkan Amerikan askerlerini Türkü, Kürdü, Alevisi, Sünnisi birleşerek de­nize atıyorlardı.

Okumaya devam edin ‘Bu ne yaman çelişki Annem’

27
Eki
09

Nerden nereye..?!!!

Yekta Güngör ÖzdenBir anlamda kendi kendini yıkan Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazını kaldırıp küllerini temizleyerek kurulan yepyeni Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürk ve İnönü’lü görkemli yıllarından, saygın, güvenilir, onurlu yapısından bir tür dilendirilen, bekletilen, yarı sömürge, uydu gibi davranılan ülke durumuna düşürüldük. Sözünü tutmayan yöneticiler, gereksiz söz verilerle halkını kandıran siyasetçiler, ilkesiz, tutarsız, kararsız insanlar, demokratik tepkilerden kaçınan, hak ve özgürlüklerinin bilincinde olmayan, donuk, suskun toplum kesimleri, içindeki kötülükleri yaşama geçirmeye çalışan çıkarcı, dönek, sapkın sözde aydınlar, üniversitelere yuvalanmış-çöreklenmiş öğretim elemanları, adaletin adına ve onuruna yaraşmayan hukukçular, umutsuz gençler, karamsar yurttaşlar… Haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, yolsuzluk, soygun, hırsızlık, gasp, saldırı, sahtecilik, rüşvet olayları ve en acısı dinsel ve etnik terör. Toplumsal barışın, ulusal dayanışmanın yerini alan bölücülük, yıkıcılık, partizanlık. Önlenemeyen feodal yapı, kürtçülerin ellerindeki büyük topraklar, ayrıcalıklar, kayırmalar, giderek bozulan yasal yapı. Eğitim alanındaki çelişkiler ve ağır yanlışlıklar, yandaşlıklar.

Çalkantı sarsıntıya döndü. Siyasal ve toplumsal depremin yıkım getirmemesi dileği yaygınlaşıyor. Kendi güvenlikleri, gelecekleri için devletin ilkelerinden öğelerinden yapısına uzanan olumsuz girişimler, siyasal gösteriler, dış ilişikleri de etkileyen beceriksizlikler. Bütçe açığında bu dönemin rekor düzeyi düşündürücü. Yetkililerin ekonomik krize bağlayan gülünecek açıklamalarıyla savundukları durum hiç de iç açıcı değil. Eylûl ayı açığı binde beş artışla 9 milyar 475 milyon 811 milyon liraya çıktı. Faiz dışı fazla da geçen yılki 36 milyar 522 milyon liradan 4 milyar 702 milyon liraya düştü. Erken seçim olasılığıyla para çevrelerinin kendileri için özledikleri IMF elini ağır tutuyor.

Halkın, özellikle emeklilerin sıkıntısı da giderek büyüyor.

Bu olumsuzlukları umursamazlık ve partizanlıkla izleyip benimsetmeye çalışan iktidar dinsel yakınlıklarla cömertliğini sürdürüyor. Gazze’den sonra Irak tutanakları, Dışişleri Bakanı’nın İzzet Begoviç Müzesi için 50 bin euro yardım talimatı, içerde kömür, gıda yardımları, ihale kolaylıkları da bu kapsamdaki yaklaşımlardır.

İktidar yakını ve yandaşları içerde ve dışarıda iş anlaşmalarını imzalıyor. Kısa zamanda büyüyor, genişliyor, yükseliyor.

Yanlı, amaçlı AB İlerleme Raporu’nu iktidardakiler övgüyle karşılıyor.

Yaz içinde çalışamaz duruma düşürülen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun haklı tepkilerini, yerinde açıklamalarını eleştirip Bakanlığın tutumuna değinmeyen, bağımsız yargıyı vurgulamayan, siyasal kaynaklı ve amaçlı soruşturma ve etkili kovuşturmalara ses çıkarmayan, üniversite özerkliğine dokunmayan ilerleme raporu AB’nin Türkiye kıskacını giderek daralttığını gösteriyor.

AİHM’nin Türkiye’yi mahkûmiyet kararlarının da arkası kesilmiyor.

AB kapısı Türkiye’yi dışarıda tutuyor.

Beri yandan işlerine gelecek konularda umut oltasıyla istediklerini alıyor.

İçişlerimize karışmaktan da çekinmiyor.

Karşı çıkan olmadığı için.

Okumaya devam edin ‘Nerden nereye..?!!!’




İstatistikler

  • 2.304.234 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

En fazla oylananlar