28 Eki 2009 için arşiv

28
Eki
09

Kezban, Senden Sonra Öyle Orospular Türedi Ki..!!!

Ah  Kezban  ah,  eli  öpülesi  Kezban..!!!

Belki  de  şimdi  yaşamıyorsun…

Keşke yaşasaydın da görseydin,  gerçek orospunun kim olduğunu..!!!

———————————

Bu   hikâye   Malatya’da   geçer…

Bu,  bir  tercüman  eşliğinde  eğlenmek  için  geneleve  gelen  iki  Amerikalı  coni  ile  genelevde  çalışan  Kezban’ın  hikayesidir..!!!

Menderes’in  Türkiye’yi  ‘küçük Amerika’  yapmaya  çalıştığı  günlerde…
Yani  1955-1960’lı  yıllarda  yaşanmış  gerçek  bir  hayat hikâyesidir…
Malatya’nın  en  canlı  sokaklarından  biri  de,  genelev  sokağıdır…

Gündüz   Cumhuriyet  Bayramı   kutlanmıştı..
Gece  saat 12’ye  yaklaştığı  sırada  içeriye  ağızlarında  pipo,  sarı  saçlı,  uzun boylu  iki  kişi  ile  beraber  şık  giyinmiş  şişman  bir  adam  girdi.

Bu  iki  yabancı,  ‘uzman’  sıfatıyla  bir  dost  memleketten  getirilmişlerdi…
Bir  yıldır  yakındaki  15.000  nüfuslu  bir  Anadolu  kasabasındaydılar.

Kaymakam  kasabada  böyle  bir  şey  olamayacağını,  arzu  ederlerse  falanca  yerdeki  ‘Türk  pavyon’una  gitmelerini  tavsiye  etmişti…  Bunun  üzerine  iki  genç,  tercümanlarını  da  yanlarına  alarak  önce  Malatya’ya,  sonra  da  faytoncunun  rehberliğinde  buraya  gelmişlerdi…

Yani  Malatya  genelevi’ne..!!!

İlk  dakikalarda  yadırgadıkları  bu  yer,  gitgide  hoşlarına  gitmişti.

Okumaya devam edin ‘Kezban, Senden Sonra Öyle Orospular Türedi Ki..!!!’

28
Eki
09

İçimizde ..!!!

Değerli Harbiyeliler,

Bugüne kadar her yılın 16 Mart günü, Atatürk’ün Kara Harp Okulu’na öğrenci olarak girişini törenlerle kutladınız. Her törende, geleneksel yoklama yapıldı, sıra Atatürk’ün 1899’da girdiği Harbiye’deki yaka numarası olan 1283’ün okunmasına gelince , ayağa kalkarak hep bir ağızdan “ İçimizde ! ” diye haykırdınız.
Sevgili Harbiyeliler,
Gelin, artık bu oyuna son veriniz !
Bu yılın 16 Mart töreninde, 1283 numarası okunduğunda, ayağa kalkarak hep bir ağızdan “ İçimizde ! ” diye artık haykırmayınız !
Değerli Harbiyeliler,
Bakın, sizlerden derin acılar içinde istediğim ve sizleri de çok üzeceğine inandığım bu talebin gerekçeleri nelerdir:
  • Eğer “1283 İçimizde” olsaydı, Atatürk’ün tam altı ay boyunca, zaman zaman günlerce uyumadan hazırladığı SÖYLEV, bugüne kadar hem Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kendi okullarında, hem de sivil devlet okullarında ciddi bir ders olarak okutulmamış olabilir miydi ?
  • Eğer “1283 İçimizde” olsaydı, Mamak Askeri Cezaevi’nde görevli subaylardan biri olan Üsteğmen Burhan Poturna,         12 Mart 1971 döneminde, “Atatürk yaşasaydı şimdi o da burada olurdu!…” diyebilir miydi?[1]
  • Eğer “1283 İçimizde” olsaydı, Amerika’nın “bizim oğlanlar” dediği TSK’nın 5 generali, 12 Eylül 1980 darbesini yapabilirler miydi ? Ve, Amerika’nın “bizim oğlanlar” ı, Atatürk’ün vasiyetini çiğneyip, onun devrimlerini dışlayıp yıkabilirler miydi ?”
  • Eğer “1283 İçimizde” olsaydı, çoğu onun zamanında kurulmuş, KİT adı verilen Sümerbank, Etibank, Şeker Fabrikaları, Çimento Fabrikaları, Seka, Tekel, Petkim, Tüpraş, TPAO, T.T.K, T.K.İ, TEK, Madenler, İşletmeler, Limanlar, “Özelleştirme” adı altında yağmalanıp yabancılara peşkeş çekilebilir miydi ?
  • Eğer “1283 İçimizde” olsaydı, Amerika Birleşik Devletleri, Çekiç Güç adı altında ülkemizde bulunan üslerinden PKK’ya lojistik yardım sağlayabilir miydi, bunun kanıtlarını ele geçirip Genelkurmay Başkanlığı’nın önüne atan onurlu Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in katline seyirci kalınabilir miydi ?
  • Eğer “1283 İçimizde” olsaydı, “İkiz Sözleşmeler” diye anılan; Türkiye’yi etnik, ekonomik, toplumsal parçalanmaya götürecek, Türkiye’nin devlet ve millet bütünlüğünü ayaklar altına alan, Lozan Antlaşması’nı delik deşik eden, Türkiye’nin devlet egemenliğini tehlikeye atan yasalar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden (TBMM) çıkar mıydı, Çankaya’da onaylanır mıydı ?
  • Eğer “1283 İçimizde” olsaydı, Yabancılara Toprak Satışı yasası T.B.M.M.’den çıkar mıydı, bir buçuk yılda Malta büyüklüğündeki vatan topraklarının yabancıların eline geçmesine neden olan bu yasa Çankaya’dan geçer miydi ?
  • Eğer “1283 İçimizde” olsaydı, Irak’ta 11 askerimizin başına çuval geçirilebilir miydi ?
  • Eğer “1283 İçimizde” olsaydı, ABD’nin Kerkük operasyonuna karşı Türk Ordusu’nun ne yapacağı sorusuna, ABD’nin uşağı gazeteciler “Sinirlenmekten başka bir şey yapamazlar!” diyebilirler miydi ..?!!!

Okumaya devam edin ‘İçimizde ..!!!’

28
Eki
09

“Beyaz Adam” doğayı koruyabilir mi..?

Belaz Adam doğayı koruyabilir mi?

Bir salon dolusu Papalagi’nin (Beyaz Adam) yapacağı iklim toplantısından doğa ile ilgili olumlu bir sonuç çıkar mı? ABD’li diğer ezilen ülkeleri kendisi gibi davranmamakla eleştiriyor, tıpkı Papalagi’nin yerlileri eleştirdiği gibi… Oysa onun gibi yapmalı… “Yuvarlak metal”e ve “ağır kağıt”a tapmalı, ona sahip olmalı. Böylece doğaya verdiği zararı para telafi edebilir onun gibi..

BM İklim Müzakereleri başarısız olabilirmiş! Bu görüş ABD’yi temsilen Birleşmiş Milletler’in İklim Konferansı’na katılacak elçinin konferanstan önceki yorumları…

7-18 Aralık tarihinde yapılacak olan BM İklim Konferansı’nda, kapitalizmin temsilcileri, katlettikleri doğayı nasıl kurtaracaklarının tartışmasını yapacaklar. Kopenhag’da yapılacak konferastan önce, yapılan bu tarz bir açıklama bir anlamda gerçeğin de açık ifadesi.

ABD elçisinin bahanesi ise ABD dışındaki diğer ülkelerin yeterince çaba göstermemeleri. Bu yüzden Kopenhag’daki görüşmelerden yine bir çözüm çıkmayacakmış. Zaten yıllardır yapılan toplantı ve konferanslarda meselenin çözümü bir sonraki konferansa atılıyor ve bu arada sömürü ve yıkım biraz daha geri dönülmeze yaklaşıyor.

ABD’nin diğer ülkelerle ilgili açıklaması aynen şöyle: “Eylemlerinde ve uluslararası bir anlaşma hedeflerinde ısrar etmeleri gerekiyor. Tıpkı bizim yaptığımız gibi. Eğer biz bunu yaparsak o zaman bir anlaşmaya varabiliriz.”

Yani Amerika tam bir doğa dostuymuş ama diğer ülkeler doğayı hem sömürüyor hem de korumak için işbirliğine yanaşmıyor ve üzerine düşen görevleri yapmıyorlarmış.

Bu arada diğer ülkeler diye sayılan ülkeler arasında nedense kapitalist bir ülke yok!

Burjuva; derebeyliğe ve özellikle de ruhani sömürü gücü olan kiliseye karşı, onları yıkarak ve ellerinde bulanan gücü alarak ortaya çıktı.

Tanrı artık yeryüzündeydi ama burjuva kendisini göğe çıkarmıştı.

“Türklerin çevreci sosyalizmi” yazısında başyazarımız Gökçe Fırat’ın gündeme getirdiği Papalagi (Beyaz Adam) biraz da bu yüzden “Göğü Delen Adam” olmuştur.

Göğü Delen Adam-Papalagi’de Samoalı kabile şefi Tuiavaii halkına Beyaz Adamı şöyle anlatıyordu:

“Ah kardeşlerim, inanın bana!

Ben, Papalagi’nin düşüncelerinin arka yüzünü, onun gerçek isteklerini öğlen güneşinin altındaymışçasına gördüm. O, geldiği yerde ‘Büyük Ruh’un ‘şey’lerini paramparça ettiği için, yok ettiklerini kendi eliyle yeniden yapmaya çalışır. Bu arada bir sürü ‘şey’ yaptığı için kendini ‘Büyük Ruh’ sanır.”

Gerçekten de kabile şefinin “şey” dediği metadan başka bir şey değil.

Ve Beyaz Adam ömrü boyunca “şey”lerine daha fazla “şey” katmak için koşuşturup durmuştur.

Bunun için hiç zamanı yoktur; o, sürekli yeni bir “şey”e sahip olmalıdır. Kolay ya da zor yoldan, hiç fark etmez.

Ve doğayı tüketir… Yoksullaştırır…

Okumaya devam edin ‘“Beyaz Adam” doğayı koruyabilir mi..?’

28
Eki
09

Bolivarcılar artık “şeker”le alış veriş yapacaklar

Bolivar sucre

Gerçi Venezüella’nın şu anki para birimi Bolivar ve umuyorum ki “Sucre”nin de Bolivar’dan alacağı
bir şeyler olacaktır.

Yedinci ALBA Zirvesi geçtiğimiz hafta gerçekleşti.

Latin Amerika Birliği amacını güden ülkelerin bir araya geldiği Amerikan Halklarının Bolivarcı Alternatifi (ALBA) zirvesine “toprak ana”ya saygı ve Latin Amerika Birliği için çok önemli bir yeri olan ortak para birimine geçiş tartışması damgasını vurdu.

Zirveye katılan Chavez, geçen yıldan bu yana ortak para birimine geçişle ilgili çalışmalar yürütüyordu.

Chavez, haftalık yazısını bu hafta ortak para birimine geçiş konusuna ayırdı.

“Halkların Ticaret Anlaşması” olarak adlandırdığı alternatif için şu değerlendirmeleri yaptı:

“Latin Amerika ülkeleri arasında adil bir ticareti hayata geçirebilmek ve bölge ülkelerini hegamonik kapitalizmin esaretinden kurtarabilmek adına ortak para birimi gereklidir.”

Döviz kurlarının da kapitalistler için bir sömürü aracı olduğuna değinen Bolivarcı liderler, 2010 yılında ortak para birimi olan “sucre”ye geçeceklerini bildirdiler.

Şeker anlamına gelen “sucre” bundan böyle Latin Amerika Birliği’nin ortak para birimi olarak kullanılacak.

Yani Bolivarcılar artık “şeker”le alışveriş yapacak ve kapitalizme alternatif sistemleriyle yaşayacaklar.

Gerçi Venezüella’nın şu anki para birimi Bolivar ve umuyorum ki “sucre”nin de Bolivar’dan alacağı bir şeyler olacaktır.

Zirvedeki diğer liderlerden Morales de bir “İklim Adalet Divanı” kurulmasını önerdi.

Doğaya yönelik sorumluluklarını yerine getirmeyen kuruluş ve devletlere yönelik yaptırımlar uygulanmasını sağlamaya yönelik bir adalet divanıyla liderler kapitalist ülkeler ve onların “beyaz adam” vatandaşları eliyle sömürülen doğayı koruma altına almayı planlıyorlar.

Okumaya devam edin ‘Bolivarcılar artık “şeker”le alış veriş yapacaklar’

28
Eki
09

Hitler ölmemiş, medya gizliyor

Hitler ölmemiş, medya gizliyor
Hitler Tayyip

Başkent Bangkok’tan Pattaya şehrine giden Taylandlılar otoyol kenarında gördükleri bir afişle birlikte şaşkına döndüler.

Otoyol kenarındaki bir balmumu müzesinin tanıtım afişinde “Hitler ölmedi” yazıyormuş.

Hitler resminin ve “Hitler ölmedi” ifadesinin müzenin açılışı için reklam ajansı tarafından düşünülüp tasarlandığı ve hiçbir art niyet güdülmediği belirtilmiş.

Ancak, Almanya’nın Bangkok Büyükelçisi afişin insanları incittiğini belirtirken, İsrail Büyükelçisi de afişin kaldırılmasını istemiş.

Şimdilik afişin üzeri bez ile örtülmüş ve Taylandlılar Hitler’in yüzünü görmekten kurtulmuş.

Taylandlılar, üzerine bir bez örterek Hitler’den kurtuluyorlar ama ya bizler ne yapalım?

Hitler’in bir muadili yaklaşık sekiz yıldır gözlerimizin önünde…

 

Okumaya devam edin ‘Hitler ölmemiş, medya gizliyor’

28
Eki
09

Parsel parsel…

Parsel parsel...

“Sokak isimleri mi değişcekmiş! Nasıl yahu?”
“Hangi sokaklar ki bunlar?”
“Karasulak’ta sokak isimleri mi var ki değişcek!”
“Bizim bundan niye haberimiz olmamış ki?”
“Muhtar Kerim’in marifetidir bu da,” diyerek yan masaya laf attı Kemal, devam etti.
“Ne yaparsa en son bizim haberimiz olur zati.”
“Günahını almayın adamın. Başkası hakkında konuşmak büyük günahtır, vebaldir.”
Tespihini şaklattı ardından imam Nurullah. Kafasını çevirdi. Muhtar Kerim girdi aynı dakikada içeri.
“Ne iş muhtar efendi, sokak isimleri varmış da değişivercekmiş? Öyle yazıyor haberler?”
“Hani nerde,” dedi yüzünde mutlu bir ifade ile muhtar Kerim.
“Hangi gaseteye çıkmışız?”
“Karasulak Haber’e?”
“O ne!”
“Yeni gastemiz. İsmet çıkarmış. Sen nerde çıktın sandıydın?”
“Ne bileyim Kemal, şöyle ulusal gastelere felan sandıydım.”

“Yazıyor, yazıyor! Karasulak’ın sokak isimleri değişcek!”

Kahvenin içindekiler teker teker dışarı çıkmaya başladı. İsmet elindekileri sallayarak bağırmaya devam etti.

“Yazıyor! Muhtar Kerim’in, son seçimdeki rakibi Halim emminin hile iddialarına yanıtı! Ağzından duyduklarımızla ispatla! Yazıyor!”

İçeriden çıkanlar İsmet’in etrafını sarmaya başladı. Belli ki İsmet, bu defa gazeteciliğe soyunmuştu. Bazısı güldü, bazısı meraklandı bu duruma. Ama her şey bir tarafa söyledikleri Karasulak için hareketin habercisiydi yine.

“Karasulak Haber yazıyor! Sadi Bey’in yaptırıverdiği uçak gondurma pisti inşaatında son durum! Önümüzdeki yirmi yılda bitircez dedi Sadi Bey! Yazıyor! Almayen okumeyen kalmasın!”

“Gasteci mi oldun len başımıza?”

“Ne var ki Hayri dayı? Mevcut gaseteler Karasulak’ımızın sorunlarına hiç değinmiyor. Bu büyük eksikliği gidermeli dedim.”

“İyi yapmışın da, kaç lira bu bakem?” dedi Latif, araya girdi.

“Aslında 50 kuruştu ama ekonomik krizi de hesaba katınce, 25 kuruş yapıverem dedim.”

Hacı Sabri’nin gözleri büyüdü bunu duyunca.

“Yine çok bu yahu, bu iki kâğıda o kadar para verilir mi?”

“Hacı Sabri, hevesini kırmayıver gari. El atmış işte oğlan bi işe.”

“Tamam tamam, versin bakalım bir tane,” dedi, yüzünü ekşiterek parayı verdi hacı Sabri. Onu ikna eden Kemal, zaten çoktan eline gazeteyi almış kahveye girmişti bile. Çabucak Hasan’ın yanına gitti.

“Gördün mü Hasan, İsmet bu defa gazete çıkarmış.”

“Onun için mi oğlan dışarıda bağırıyordu?”

“Gel, bırak işi iki dakika allasen yahu?”

Hasan elindeki bardakları tezgâha bıraktı, çekti sandalyeyi oturdu. Gazete büyük resim defteri sayfasından iki sayfa olarak biçilmiş, ortasından dikişle tutturulmuştu. Ama sayfalar belli ki özenerek hazırlanmıştı. Dikkat çekilmesi istenilen yerler özenle ve büyük yazılmışken bazı yerlere de oklar çıkarılmıştı. Okların işaret ettiği alanlar şu an için boştu. O alanları reklâm vermek isteyenler için ayırmıştı. Üzerine not düşmüştü.

“Her türlü adaba aykırı olmayecek ilan için şahsen bana başvuruverin.”

Okumaya devam edin ‘Parsel parsel…’

28
Eki
09

Çin idam ettikçe, Çinciler fazla mesaide…

Neredeyse her hafta Doğu Türkistan’dan yeni haberler geliyor ve “Dünya” köşemizde yer veriyoruz.

Bu seferki haber, geçen bir hafta içinde haklarında idam cezası verilen 12 Uygur Türkünün 9’unun idam edilmesi.

Geçen Temmuz ayından bugüne kadar baktığımızda Çin’in Doğu Türkkistan’daki Türkleri sistemli bir biçimde yok etmeye kararlı olduğunu izliyoruz.

Önce bir katliam girişimi ve ardından gelen gözaltılar, yargılamalar, idam kararı ve en sonunda da infaz!

Öte yandan gün geçtikçe yaşanan katliam olayıyla ilgili yeni ayrıntılar da gün yüzüne çıkmaya başladı.

Olaydan sonra on bin kişinin gözaltına alındığı ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün verdiği rakamlarla 1000 Uygur Türkünün kayıp olduğu bugün biliniyor.

Çin’in gözaltı taktikleri ile ilgili ayrıntılar da görgü tanıklarının ifadeleriyle ortaya çıkmaya başlamış.

Olaylar sırasında evde olmayan ve yara izi taşıyan tüm erkeklerin gözaltına alındığını bildiren tanıklardan biri uygulamayı şöyle anlatmış:

“Herkese evlerinden çıkmalarını söylediler. Tüm kadın ve yaşlıların bir duvara, 12 ila 45 yaşındaki erkeklerin de bir başka duvara dizilmelerini istediler. Bazı erkekler elleri sırtlarında tahta sopalarla bağlı halde diz çökmeye, bazıları da elleri başlarında yere yatmaya zorlandılar.”

Görülen o ki Çin, katliamdan yaralı olarak kurtulan Uygur Tüklerini de yok etmek için kusursuz bir yötem bulmuş. Yaralı olanları da olaydan sorumlu tutarak gözaltına almışlar.

Artık gerisi yine bilindik son: İnfaz!

Bu arada Çin’den ne kadar idam haberi gelirse Çinciler de bir o kadar fazla mesai yapıyor.

“Çin’den Amerikan umutlarına ‘altın’ darbe”

“Çin’den Batıya kültür çıkartması”

“Sosyalizmi tartışacak olanlar Çin’i gözardı etmesin”

“Avrasya enerji hattının temeli Rusya-Çin gaz anlaşması ile atıldı”

Bunlar Çin ulusal gazetesinden değil Aydınlık’ın 1161. sayısından haberler…

Çin özel sayısı sanki…

Anlaşılan, geçenlerde Aydınlık’ı ziyaret eden Çin Propaganda Bakanı uzun soluklu bir program koymuş önlerine.

Okumaya devam edin ‘Çin idam ettikçe, Çinciler fazla mesaide…’

28
Eki
09

Bedeli emperyalizm ve işbirlikçileri ödeyecek

Orhan Bursalı

Geçtiğimiz haftalarda Kürtlerin Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale Savaşı’na katılıp katılmadığı yoğun olarak tartışılmıştı. AKP’nin başlattığı Kürt açılımı vesilesiyle iyice şımararak ülkemiz üzerinde hak iddia eden ve “Bu ülkeyi beraber kurtardık, biz de kurucu unsur olmak istiyoruz” diyen Kürtlere karşı en etkili yanıtı bildiğiniz gibi TÜRKSOLU yayımladığı rakamlarla vermişti. TÜRKSOLU’nun verdiği rakamlara göre Kürtler Çanakkale Savaşı’nda da, Kurtuluş Savaşı’nda da yoklardı. Hatta yakın zamanda Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu da TÜRKSOLU’nun verdiği rakamları, her ne kadar isim zikretmese de, açıkladı ve tartışma yine gündeme geldi. Habertürk TV’de Balçiçek Pamir’e yaptığı açıklamalardan sonra Başta Fatih Altaylı olmak üzere Kürt açılımına yaranmaya çalışan pek çok kişi, Osman Pamukoğlu’na saldırdı. Her ne kadar Osman Pamukoğlu TÜRKSOLU’ndan bahsetmemiş olsa da bu rakamların ve iddianın kaynağı olarak geçtiğimiz haftalarda Fatih Altaylı’ya ve Kürtçülere “Hodri meydan” demiştik.

İşte o tartışmalar esnasında cevap vermeyi atladığımız birisi ise Cumhuriyet gazetesinden Orhan Bursalı oldu.

Kendisini takip etmeyi pek gerekli görmediğimiz için açıkçası Bursalı’nın bu yazısından haberimiz yoktu. Ankara’dan bir büyüğümüzün tesadüfen yazıyı görüp bizleri bilgilendirmesi vesilesiyle söz konusu yazıdan haberimiz oldu. İki haftalık gecikme için Bursalı’dan ve okurlarımızdan özür dileyerek başlayalım.

Orhan Bursalı yazısında elektronik postasına düşen bir aptalca bir “araştırma”dan bahsediyor. Bu araştırmaya göre Kürtlerin Çanakkale Savaşı’na katılım oranı % 2’ymiş. Bu araştırmayla iki mesaj verilmek isteniyormuş. Birincisi, “Kürtler Çanakkale Savaşı’na katılmamışlar”. İkincisi ise, “Onlar kurucu unsur değildi”.

Öncelikle Bursalı’yı vermek istediğimiz mesajı doğru kavradığı için tebrik ederiz. Gerçi ilkokul birinci sınıfa giden bir çocuk bile o rakamlardan Bursalı’nın çıkardığı sonucu çıkarır ama bu bile Bursalı için büyük başarı.

Vermek istediğimiz mesajı doğru algılayan Bursalı sonrasında başlamış itirazlarına. Tabii en bayağısından kardeşlik teraneleriyle.

Okumaya devam edin ‘Bedeli emperyalizm ve işbirlikçileri ödeyecek’




İstatistikler

  • 2.309.441 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

En fazla oylananlar