30 Eki 2009 için arşiv

30
Eki
09

Ordu nasıl “hizaya” sokulur..?!!!

Komploya kurban giden generaller Von Blomberg ve Von Fritsch birlikte. Komploya kurban giden generaller Von Blomberg ve
Von Fritsch birlikte. (Soldan ilk iki kişi)

Tarihten  ders ve gelecek

için  tedbir  almayan

milletlerin  başına

gelecek olanların kısacık

bir  özeti…

——————————————————–

Ordu,   SA   ve   SS

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda yenilen Almanya, şartları çok ağır bir antlaşma olan Versay Antlaşması’nı kabul etmek zorunda kalmıştı. Türkiye’nin Mondros’una denk olan bu antlaşma ile Almanya’nın düzenli bir ordu kurması yasaklanmıştı. Almanya’nın askeri gücü en fazla 110 bin askerden oluşacak, donanması, hava kuvvetleri ve bir Genelkurmay’ı olamayacaktı.

Bu durum, Almanya’nın elinin kolunun bağlanmasından öte bir şeydi. Çünkü Almanya ve Almanlar için ordunun anlamı çok büyüktü. Alman birliğini sağlayan ve birleşik Alman devletini oluşturan Prusya tümüyle askerlerin yönettiği bir devletti. Hatta o dönemde şöyle açıklanırdı bu durum: “Tüm devletlerin ordusu vardır, Prusya ordusununsa devleti.”

İşte  böyle  bir  ülkeydi  Almanya  ve  ordusu  dağıtılmıştı…

Savaşın  en  acı  sonucunun  ise  Almanya’nın  ordusuz  kalması  olmadığı  kısa  sürede

anlaşılacaktı.  Silahsız,  ekonomisiz  ve  elbette  onursuz  bırakılan bu  ulusun  başına  bir

serseri  musallat  olacaktı :  Hitler.


Hitler de aslında asker kökenli sayılabilirdi. Birinci Dünya Savaşı’na er olarak katılmış ve onbaşılığa kadar yükselmiş bir askeri deha ve kahramandı kendisi..!!!!

1920’li yıllarda boy vermeye başlayan Nazi hareketi çok hızlı gelişti. 1930’a gelindiğinde ülkenin en büyük partisi olmuşlardı.

Almanya’nın önemli bir özelliği daha vardı. Ordusu olmadığı için ordu benzeri paramiliter güçler partiler bünyesinde kurulabiliyordu. Örneğin Komünist Partisi’nin de, Sosyal Demokrat Partisi’nin de deyim yerindeyse birer “askeri kanadı” bulunuyordu.

Ancak Nazilerin durumu bu partilerden nitelik olarak farklı olacaktı.

Nazi Partisi tümüyle suçlulardan ve serserilerden kuruluydu ve toplumun en alt düzeyinden, lümpenlerden seçiyordu kadrolarını.

şte böylesi bir tabana dayanınca, askeri kanat bambaşka bir anlam taşıyacaktı.

Nazilerin bu askeri gücü SA’ydı.

SA’lar Naziler için bir vurucu güç, hazır kıtaydı. Sadece partinin büyümesini değil aynı zamanda diğer partilerin faaliyetlerinin engellenmesini de sağlıyorlardı.

Böyle olunca da SA kıtaları kahverengi gömlekleri ile polisin yanında polis, askerin yanında asker gibi düzenli bir birlik haline geldi.

Ve sayısı da inanılmaz hızla arttı. 1930 yılına gelindiğinde SA’ların mevcudu 400 bini bulmuştu.

SA’ların başında Ernst Roehm vardı. Bununla birlikte, her birimin ayrı kumandanı vardı. Bu kumandanlar Roehm’e bağlıydı.

SA’nın yanında bir ikinci “askeri kol” daha kuruldu.

Bu kol ise SS’ti. Bunların gömlekleri ise siyahtı.

SS’ler SA’lardan daha disiplinli ve orduya daha fazla benzer bir birlikti. Başında Himmler vardı.

Bir süre sonra SS’ler Gestapo’ya dönüşecekti.

Okumaya devam edin ‘Ordu nasıl “hizaya” sokulur..?!!!’

30
Eki
09

Türk’ü satan AKP, Filistin’i mi savunacak..?!!!

Türk�ü satan AKP Filistin�i mi savunacak?

AKP, Türk’ü Türkiye’de satıyor. Yetmiyor, Kıbrıs’ta satıyor.. Yine yetmiyor, Azerbaycan’da satıyor… Sonra da birileri çıkıp bize diyor ki ,“AKP, İsrail’e karşı çıkıyor”, “Tayyip, Filistin’i koruyor”! Kendi ülkesinin bölünmesine
karşı çıkmayan AKP, Filistin’in birliğini mi savunacak?

İsrail – AKP  gerginliği  mi..?!!!

Son iki haftadır Türkiye iki ayrı şoku bir arada yaşadı. Daha doğrusu iki önemli ihanete AKP eliyle uğratıldı. AKPbir taraftan Azerbaycan ve Türkiye Türklerini satarak Ermenistan’la anlaştı, diğer taraftansa PKK’lı teröristleri davulla, zurnayla karşıladı ve Kürt açılımının gerçek anlamını ortaya koydu. İki olayın ortak noktası Türk milletinin kendi ülkesi başta olmak üzere tüm Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya’da ihanete uğramış olması. Emperyalizmin yüz yılı aşkın süredir uygulamaya çalıştığı planının son adımlarının AKP eliyle uygulanması…

Fakat bunlar olurken garip bir şeyler oldu. Bir anda AKP ile İsrail arasında bir tartışma başladı. AKP ve Tayyip “one minute” gösterisinin ardından bir kez daha Müslüman halkların ve Filistin’in İsrail karşısındaki savunucusu rolüne soyundu!

Olayların başlangıcı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun İsrail gezisine Gazze’den başlamak istemesine kadar götürülebilir. Bilindiği gibi İsrail, Davutoğlu’nun bu isteğinin reddedileceğini ilk baştan belirtmişti. Fakat esas olay “Anadolu Kartalı” tatbikatı üzerinden çıktı.

AKP Amerikancılığının sonucu olarak İsrail savaş uçakları Konya’da her sene yapılan bu tatbikata katılır. Sadece İsrail değil ABD, Hollanda, İtalya gibi bilumum emperyalistler de bu tatbikatın katılımcıları arasındadır. Tatbikata katılan İsrail uçaklarının Filistin’i vuruyor olması Türk kamuoyunun yıllardır tepkisini çeker. İşte bu sene tam da Kürt ve Ermeni “açılımları” yapılırken, AKP bir anda 12-23 Ekim arasında planlanan tatbikatı iptal etti ve bu İsrail’e karşı bir tepki olarak basına yansıdı.

Hemen ardından da TRT’de yayınlanan “Ayrılık” isimli dizide anlatılan İsrail katliamı gündeme geldi. Tel Aviv ile Ankara arasında karşılıklı yapılan açıklamalar sürecin tırmandığını gösteriyordu.

İsrail basını Türkiye aleyhine yazıp çizerken, Türkiye’de de basının iki kesiminde iki ayrı yaygara koptu. Bu yaygaralardan birincisini koparan AKP yanlısı Şeriatçı basındı. Bunlara göre AKP Türkiye’nin eksenini değiştirmiş ve “Siyonist İsrail’e haddini bildirmişti”. Diğer yaygarayı ise Doğan grubu ve liberaller kopardılar. Bunlar da AKP’nin Türkiye’yi İsrail’den ve Batıdan kopardığından şikâyet ettiler.

Fakat  gerçekte  de  durum  böyle  miydi..?

Okumaya devam edin ‘Türk’ü satan AKP, Filistin’i mi savunacak..?!!!’

30
Eki
09

Nobel Barış Ödülü

1978 yılında Nobel Barış Ödülü, İsrail’in Siyonist Başbakanı Menahem Begin’e verildi.

Peki, Menahem Begin’in barışa ne tür katkıları olmuştu?

İşte, katkılarının ana başlıkları:[1]

  • 29 yaşındayken, 1942 yılında Siyonist terör örgütü İrgun Çetesi’ne katıldı.
  • Başında Menahem Begin’in bulunduğu İrgun Çetesi, 1946’da Kudüs’te King David Hotel’i bombaladı, 91 kişi öldürüldü.
  • Filistin’deki İngiliz Manda yönetimi, aranan en azılı teröristlerin başına Menahem Begin’in de fotoğrafını koyduğu ‘Wanted’, yani ‘Aranıyor’ posterlerini Tel Aviv’in her yanına astı. Menahem Begin’in yakalanmasını sağlayacak bilgiyi verecek olana 10 bin sterlin ödül vereceğini duyurdu.
  • Başında Menahem Begin’in bulunduğu İrgun Çetesi, 9 Nisan 1948 günü Deyr Yasin’de çoğu çocuk ve kadın olan 250 Filistinli Müslüman sivili katletti.
  • Albert Einstein, 4 Aralık 1948 günü Menahem Begin’i, ‘terörist’, ‘faşist’, gangster’ sözcükleriyle tanımladı.
  • Ortada hiçbir sorun, hiçbir anlaşmazlık yokken, Haziran 1981’de, Irak’ın Bağdat yakınlarında kurulu, elektrik enerjisi üreten, Osirak Nükleer Reaktörünü bombalatıp, yerle bir etti.
  • Sabra ve Şatila kamplarında, çoğu çocuk ve kadın, 3.000’den fazla Filistinli sivili öldürttü.
  • İsrail Başbakanı Menahem Begin’in planlayıp uygulattığı ‘Celile’ye Barış Operasyonu’ sonucunda, 04.07.1982–15.08.1982 tarihleri arasında, toplam 29.500 Filistinli ve Lübnanlı ya öldürüldü, ya da ağır yaralandı. Bunların yüzde 40’ı çocuktu.
  • Menahem Begin, İsrail parlamentosunda yaptığı bir konuşmada şöyle dedi: “Filistinli Müslüman Araplar, iki ayaklı iğrenç hayvanlardır.”

Tüm bu yaptıklarından sonra, “Efendi Terörist”  Menahem Begin, sizce Nobel Barış Ödülünü hak etmemiş mi?

1994 yılında Nobel Barış Ödülü, İsrail devletinin Siyonist Başbakanı İzhak Rabin’e verildi.

İzhak Rabin’in barışa katkıları say say bitmez:

 

Okumaya devam edin ‘Nobel Barış Ödülü’




İstatistikler

  • 2.309.441 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

En fazla oylananlar