01
Kas
09

Malazgirt’ten Kurtuluş Savaşı’na Kürtler

Batılılar,  Alevi  Türkmenlere  “sen Kürtsün”  diyor

Alevi Türkmenler Saltuklulardan beri Erzincan, Erzurum, Dersim ve Elazığ bölgesindeki Türkmenlerdir. Bunların Türkmenliği, Emir Şerif tarafından da Melkişiler tarihinde açıklıkla anlatılmaktadır. Ama bu Türkmenlerin bu bölgelerde varlığını sürdürebilmek için Celalettin Harzemşah’ın Türkçe’nin yanında konuştuğu Dimili-Deylemi veya Zazaca denilen ikinci dili öne çıkararak, Yavuz’un ve Kuyucu Murat Paşa’nın katliamlarından Türk olmadıklarını ispat etme çabasıyla kurtulmuşlardır.

Malazgirt Savaşı

 

Bir Kürt politikacısı Alparslan’ın ordusunda yirmi bin ya da kırk bin Kürt atlısı olmasaydı, Alparslan bu savaşı kazanamazdı diyerek bir konuşma yapıyor. O zaman Kürtlerin Anadolu’ya Alparslan’la girdiğini kabul ediyor demektir. Diğer taraftan ise Izady, Türkler Anadolu’ya girdiğinde onları karşılayacak Ermeniler Klikya’ya çekilmişti, Aramiler yani Araplar güneye çekilmişti, Kürtleri de Rumlar buradan sürgün ettiği için Türkler hiçbir direniş görmeden tüm Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu fethettiler demektedir. Diğer bir 3. tez ise Öcalan’ın vurguladığı ve bütün Kürtçüler tarafından savunulan “Güneydoğu Anadolu’da hep Kürtler vardı. Ellerinde çiçek olan bu barışçıl Med çocukları Türkleri çiçeklerle karşılarken; Türkler bu bölgeye girerek bu Med çocuklarını kestiler” söylemidir.

Daha sonra bu Zaza Aleviler, Kızılbaş Kürtler olarak Türk-İslam sentezcileri tarafından mahkum edilmişlerdir.

Yakın zamana kadar Aleviliklerini vurgulayamayan Türkmenler aynı şekilde Türkmen olduklarını da açıklayamamışlardır. Son zamanlarda Alevi ritüellerinin ortaya çıkmasıyla Zazalığın üstte bir cila olduğu, altta ise Türkmen Kızılbaş yani Şah İsmail’e meyletmiş Türkmenler oldukları ortaya çıkmıştır.

Keza Ekradların ve Şafiîlerin yayılım haritasına baktığımız zaman Türkmen Kızılbaşların yurtlarına doğru ilerlediğini görmekteyiz. Türkmen Kızılbaşların yurtları ise Saltuklular’dan, Mengücekler’den, Akkoyunlular ve Karakoyunlular’dan günümüze kalan saf Türkmen oymaklarıdır. Kurtuluş Savaşı’nda ve ondan öncesi Hamidiye Alayları’na karşı Alevi Türkmenler (Zazalar) daima Şafi Kırmançlara karşı bir direnç noktası oluşturmuş ve karşı bir politikaya temel olmuştur.

Şeyh  Sait  sonrası  Kürt  istilası

Buna örnek olarak Şeyh Sait ayaklanmasının komutanlarından olan Cibranlı Halil’in Cibranlı aşiretinin, İzoli ve Balaban aşiretleri yanına sığınarak yer aldığını bilmekteyiz.

Ama bu ayaklanmalar sonrası giderek İzolileri katlederek bunların bölgelerine doğru yayılma gösterilmiştir. Bu özellikle Hamidiye Alayları döneminde yaygın bir olaydır.

Doğu Anadolu’daki Kürt aşireti olarak ileri sürülen Karayazı ve Kağızman gibi İran sınırındaki bölgelerde yaşayan topluluklar esas olarak Yavuz döneminde batıdan getirilmiş Yörük topluluklarının Şafileşerek Kürtleştiği, bölgede yapılan orijinal çalışmalarla ortaya konmuştur.

Kurtuluş Savaşı’nda Erzincan, Elazığ ve Tunceli yöresinde Kuvay-ı Milliye güçlerine katılan kabileler Alevi Türkmen kabileleridir. Ve bu kabilelerin Şeyh Sait ayaklanmasına karşı çıkışları da tarihsel olarak kendilerini koruma içgüdülerinin getirdiği bir olgudur. Buna karşılık Emir Şeref’in de belirttiği Türkmen kökenli aşiretler Akkoyunlu ve Şah İsmail’e eğilim gösterdikleri için Osmanlı tarafından sürülmüş veya Kürtleştirilmiştir.

Kürtler  kimin  torunu..?

Bu gerçekler esas alındığında o zaman Kürtlerin bugün yaşadığı bölgelerde geçmiş dönemde yaşayanların torunları olması gerçeği kabul edilirse, Kürtlerin bütünüyle Türkmenlerin torunu olduğu ortaya çıkarılacaktır. Keza Türk Tarih Kurumu başkanının görevden alınmasına sebep olan olgulardan biri de bu tarihsel olgulardan hareket ederek Kürtlerin Türkmenlerden Şafileşerek dönüşmüş gruplar olduğunu ileri sürmesidir.

Zaten Başbakanlık devlet arşivindeki Osmanlı dönemi Yörük Türkmen ve Ekrad taifelerinin yurtları ve yayılımları izlendiği zaman yaygın bir Türkmen Ekradını görmekteyiz.

Bu dönem tarihçilerin yazdığı soyguncu ve eşkıya olarak tanımlanan Kürtler, bir etnik grup mudur, yoksa bu tarzla dışlanmış bir isim olarak mı karşımıza çıkmaktadır?

Diğer taraftan Selçukluların Arni’yi fethettikten sonra buraya yerleştirdikleri Şeddadiler, Müslüman fakat Farsi kökenleriyle Farslaşmış Hunlardan, Ogurlardan gelen Kurtlar’dır. Bu Kurt ile Gurt ve Gur arasındaki ilişki bir Kürt etnik kimliğinden çok bir Hun etnik kimliğini, Türk etnik kimliğini yansıtan bir olgudur.

 

“Malazgirt  Savaşı’ndaki  Kürtler”  uydurmacası

Bir Kürt politikacısı Alparslan’ın ordusunda yirmi bin ya da kırk bin Kürt atlısı olmasaydı, Alparslan bu savaşı kazanamazdı diyerek bir konuşma yapıyor. O zaman Kürtlerin Anadolu’ya Alparslan’la girdiğini kabul ediyor demektir.

Diğer taraftan ise Izady, Türkler Anadolu’ya girdiğinde onları karşılayacak Ermeniler Kilikya’ya çekilmişti, Aramiler yani Araplar güneye çekilmişti, Kürtleri de Rumlar buradan sürgün ettiği için Türkler hiçbir direniş görmeden tüm Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu fethettiler demektedir.

Diğer bir 3. tez ise Öcalan’ın vurguladığı ve bütün Kürtçüler tarafından savunulan “Güneydoğu Anadolu’da hep Kürtler vardı. Ellerinde çiçek olan bu barışçıl Med çocukları Türkleri çiçeklerle karşılarken; Türkler bu bölgeye girerek bu Med çocuklarını kestiler.” söylemidir.

Üçü de Kürtçüler tarafından söylenmektedir. Üçü de birbiriyle çelişen bir söylemdir. Bu anlamda olguları incelediğimizde Ekradların güneydeki varlığı Arap orduları tarafından Zağroslar’dan sürülmeleriyle tarihe geçmektedir. Daha doğrusu Ekradlar yalnızca Zağroslar’da bulunan dağlı göçerlerdir.

Bu dönemde Azerbaycan’da Oğurlar Farslaşarak yer almaktadır. Bu Oğur ve Ekradları aynılaştırırsak karşımıza Oğurlardan gelen Goranlar çıkmaktadır.

Selçuklu’yla birlikte ise Zağroslar’dan kuzeydeki Urumiye Gölü’ne doğru bir yayılmayı görmekteyiz. İlhanlılar döneminde tümüyle bölgeden kaybolan Ekradlar, 12. ve 13. yüzyılda yalnızca Zağroslar’da görülmektedir. Diyarbakır veya Diyar Reba ve Diyar Murdar’da hiçbir Ekrad varlığı sözkonusu değildir.

Karakoyunlular’la birlikte Azerbaycandan gelen Deylemi, Beşgur, Kalaç , Kaçar, Kantlı ve Kıpçak gibi kabilelerin yer aldığı Karakoyunlular içinde Boz Ulus ismi verilen Oğurlar, Kurtlar yer almaktadır.

Selçuklular döneminde ise Şeddadilerin Gurlar ve Ogurlar olarak yerleştiklerini görmekteyiz. Bunun dışında etnik olarak Kürtleri tarihe bağlıyacağımız üçüncü bir unsur Afganistan’daki Hunların kalıntıları olduğunu tahmin ettiğimiz Gurlular daha sonra Gurtlar ismini almaktadır.

Bu kabileler yaygın bir şekilde Zağroslar’a göçerek Lurları ve Kelhurları oluşturmuştur. Selçukluların Anadolu’ya girişinde kendilerine tabi Gurmanç olarak isimlendirilen ve Tacikçeye yakın yeni Farsçayı konuşan bu unsurlarla karşılaştırılabilir.

Diğer taraftan Sasaniceyi konuşan Gurmanlar yani Goranlar farklı bir kimlik oluşturmaktadır.

Bu iki etni, İslam döneminde Arap ordularının Rum ülkelerini fethetmesiyle buralara yerleşmiş beyliklerdeki etnilerdir. Bunlar Şerefhan’ın söylediği gibi bütünüyle Araplaşmış etnilerdir.

İran’da  bin  yıllık  Türk  etnojenezi

Bu başlangıç noktasına karşılık Doğu Anadolu, İran ve Irak’ta bin yıllık kesintisiz bir Türk etnojenez oluşumunun sürecini yaşamış olduğumuz halde, İran’da Farslar öne çıkarılarak İran’daki Türklük yok sayılıp Farslaştırılmak istenmektedir.

Şeyhname’deki Keykavus, Keyhusrev ve Kian hanedanı M.Ö. 750-500 arasında yaşamış Akeman Hanedanının hikayesidir.

Bu hikayelere bakarak modern bir İran tarihi yazmak, bin yıldan beri Türkleşmiş İran’ı ve buradaki Türk etnojenezini yok saymaktır. Ama maalesef İngiliz emperyalizmi 1925’te tümüyle Türk hanedanlarından oluşan İran toplumunu baskıyla zorla Farslaştırmış ve buna inandırmıştır.

Günümüzde bin yıllık süreçte Türkleşmiş olan Anadolu’nun etnik kimliğini çarpıtma ve Türklüğü yok sayarak Kürtlüğe dönüştürme süreci yaşanmış ve yaşanmaktadır.

Bu soruyu kendisini Kürt sayan kişilerin önce kendilerinin gerçek kökenlerini, etnojenez anlamında dedelerini, dedelerinin dedelerini inceleyerek cevaplayacakları açıkça ortadadır.

Anadolu’yu  Grekleştirme  çabaları

Diğer taraftan Darius zamanında Perslerin fethettiği Anadolu’da etnik olarak hiçbir şekilde Grek olmayan Orta Ege’de İyonlar ve Mora’da Dorlar’dan hareketle, Anadolu’yu Grekleştirme çabaları öne çıkmaktadır.

Gerçekte Anadolu daha önce de belirttiğim gibi Batı Karadeniz kıyısında Paflagonyalar, Karadeniz ve Marmara kıyısında Pontlar, İç Anadolu’da Kapadokya ve Batı Anadolu’da Frigya, Karya, Likya Anadolu halklarının Greklerle hiçbir kökensel ilişkisi yoktur. Grekler Mora ve Anadolu’da İranlıların hizmetinde bulunduğu sürede İskender tarafından tümüyle teşhir edilmiş, sürülmüş ve etnik olarak yok edilmiştir.

Bu Anadolu halkları Roma tarafından fethedilerek Rumlaştırılmıştır. George Thomson’un vurguladığı Pelasglar Kuzey Ege halkları ve Etrüskler Kuzey Turan’dan gelen halklar olarak Anadolu’nun antik halklarıdır.

Yazının başında da vurguladığım gibi Grek-Ortodoks deyimi ile Batı bir politik kandırmacaya girmektedir. Böylece Grekler hiçbir zaman Ortodoks olmadığı, çok tanrılı olduğu, Rumluğunun da Greklerle hiçbir dinsel ve etnik birlikteliği olmadığı halde Batılılar Rum-Ortodoks yerine Grek-Ortodoks deyimini kullanmaktadırlar. Buradaki bir dil sürçmesi değildir. Rum İmparatorluğu yerine Bizans İmparatorluğu vurgulaması yapılarak (Tarihte hiçbir zaman bir Bizans İmparatorluğu olmamıştır, isim sonradan 19. yüzyılda konmuştur) Bizans’ı ve Rumları Grek yaparak bir politik oyun oynanmaktadır.

Bu politik oyunu daha iyi anlamamız için Engels’in “Ne Yunanistan’da ne Anadolu’da Grek aileleri hiçbir zaman kalmamıştır. bunlar Helenleşmiş Slavlardır.” diye vurguladığı gerçek Yunanistan’ın Grek devletini yaratma çabasıyla Osmanlı’yı bölme adımı olmuştur. Daha sonra ise Anadolu Rumluğu, Ortodoksluğunu Grek diye yorumlayıp Anadolu’yu Grekya’nın uydusu konumuna getirme çabası Helenizm olarak Kurtuluş Savaşı’nda oraya çıkmıştır.

Günümüzde Helenistik politikalar sürmekte ama bu anlamda Batı Anadolu ve İstanbul’u ele geçirme politikaları tarihe karışmıştır.

Bunun dışında benzer bir olgu Hurrilerden, Mitannilerden bu yana devam eden Kürt uygarlığı temelli bir Kürt devleti oluşturma projesi gecikmiş bir proje olarak karşımıza çıkmıştır. İran’da da aynı proje Akemeniş uygarlığını yeniden yaratmak şeklinde İngiliz petrollerine bağlı bir Pers devleti yaratma projesi gündeme gelmiştir.

Doğu  ve  Güneydoğu  tarih  boyunca  Türk  bölgesiydi

Tarihten bu yana özellikle Ortaçağ stratejik-politik tarihini ele aldığımızda Doğu-Güneydoğu Anadolu ve Batı İran’ın yoğun Türk akınları altında Türkleştiğini görmekteyiz.

Yani tarihsel olarak batıda Romalılar doğuda Partlar ve ikisi arasındaki Doğu Anadolu’da Ermenilerin olduğu bir çatışma alanında Ermeni etnojenezi İranlaşarak bir yanıyla İran’a dönüşürken diğer yanıyla Hıristiyanlaşarak Roma’ya yaklaşmaktadır.

Roma-Part savaşlarında Ermenilerin bir Romalılarla bir Partlarla birlikte yer alması bu politikada bulundukları stratejik alanın direk bir strateji uygulamasına imkan vermemesinden dolayıdır.

Birkaç yüzyıl sonra Anadolu’da Rumların, İran’da Sasanilerin, güneyde Arapların oluşturduğu denklem içinde Ermenistan yine Rumlar, Sasaniler ve Persler arasında öğütülüp etnik kimlik olarak asimile olurken; güneyden Arapların gelmesi bu bölgede üçüncü bir aktör gücün Müslümanlıkla ortaya çıktığını göstermektedir.

Arapların dağılması sonucu bu üçlü alanda kesişme bölgesinde yer alan Ermeniler ve Arapların kalıntıları yine bir etnik kimlik oluşumunu yol vermemiştir.

Bu denklemi bozan hem İran’ı hem Irak’ı hem de Anadolu’yu fetheden ve Türkleştiren Selçuklular’ın egemenliğidir. Selçuklular’ın dağılması sonrası etnik ve idari parçalanma ortaya çıktığı noktada tarihe İlhanlı Tatarlarının Türkistan, İran, Anadolu ve Irak’ı homojen olarak Tatar egemenliğine sokmaları, Türk-Tatar etnik kimliğinin gelişimine yol açmıştır.

Toplumsal üretim biçimlerini incelediğimizde ardı ardına gelen Selçuklu ve İlhanlı iktidarları ikta ismini verdiğimiz toprak düzenini getirmiştir. Bu toprak düzeninde egemen Türk-Tatar etnoslarıyla bunlara tabi Fars, Ermeni ve Rum etnosları yer almıştır.

Kürtler yine tabii etnos olarak da aktör bir güç olarak görülmemektedir.

İlhanlı sonrası Timur’un İran, Afganistan ve Anadolu’yu yeniden bir askeri düzen altına sokması Timur’un müttefiki olan Doğu Anadolu ve İran Türkmenleri, Akkoyunlu Türkmen İmparatorluğu olarak ortaya çıkmıştır.

Akkoyunlu Türkmen İmparatorluğu’nun devamı Safevi Türkmen İmparatorluğu’dur. Şii-İranlı kimliğine rağmen etnik temeli Safevilik Türkmenlere bağımlı Şahseven temelinde yükselmiştir.

Etnojenez açısından Türklük temeli devam edegelmiştir. İktidar yapılarının tekrar Osmanlı ve İran’a bölünmesiyle bu bölgedeki sürtüşmeler sonucu Türklük temeli ağır basan İran Şii gücünün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da etkisini kaybetmesi, yerini İslamlık temeli ağır basacak olan Yavuz Sultan Selim iktidarının halifeliğinin başlaması İslamlık temelinde bir etnojenezin ve Ekradlığın gelişiminin yolunu açmıştır.

Soyut – politik  bir  slogan: “Türk – Kürt  kardeşliği”

Fakat bu gelişim kültürel ve politik olarak kendi içinde bir bütün olmadığını Birinci Dünya Savaşı’ndaki Kürt Teali Cemiyeti’ndeki tartışmaları incelediğimizde açıkça görmekteyiz.

Bunu da İngilizler vurguladıkları için Kürdistan temelli bir politikayı hayata geçirmemişlerdir. Günümüzde Kürt kimliği politik olarak ortaya çıkmasına karşılık, bin yıllık süreçte etnik kimlik olarak var olamamış ve Türk etnik kimliği içinde mutlak olarak yer almıştır.

Bölgenin tarihsel dinamiklerine bakarsak, çevresi doğuda İran güneyde Araplar ve batıda Türkiye’yle çevrili bir alanda düşman bir kimliğin ve devletin yaşayamayacağı tarihsel stratejinin bize öğrettiği gerçektir.

Emperyalizmin aynı etnosu dahi bölüp parçaladığı gerçeğini göz önüne alırsak bu parçalanma teorik, sosyolojik ve etnik olarak gerçekleştirilemez demek yanlış olacaktır. Soyut politik Türk-Kürt kardeşliği sloganıyla tarihsel olguları gözardı ettiğimizde Kurtuluş Savaşı’nda Türklerle Kürtlerin birlikteliğinin slogansal bir olgu olduğu İngiliz belgelerinde ve Kürdistan isimli kitapta açıkça görülebilir.

Buna rağmen Kuvay-ı Milliye’nin güçlü tavrı İngiliz politikalarının hayata geçmesinin önünü kesmiştir.

Kurtuluş  Savaşı’nda  Kürtler

Günümüzde Doğu Anadolu’daki Kâzım Karabekir’in örgütlediği Kuvay-ı Milliye’yi Kürt hareketi olarak yorumlamak ve Alevi Türkmenlerin Kurtuluş Savaşı’nda yer alışını Kürtlerin Kurtuluş Savaşı’nı desteklemesi olarak almak gerçekleri yansıtmamaktadır.

Antep, Urfa, Maraş gibi Fransızlara karşı direnişi Türk-Kürt direnişi olarak vurgulamak ve bu bölgeleri sanki Kürt bölgeleri gibi göstermek gerçeği saptırmaktadır.

Bu dönemde Kürt bölgelerinde gerek Bedirhanlar gerek Milanlar İngilizler’le Kürdistan’ın kurulması konusunda pazarlıklar yapmakta, İngilizler’den destek istemektedir. Kuvay-ı Milliye’ye karşı ayaklanmaları hatırlamak yeterlidir.

Sonuç olarak son üç yazımı toparlayıp Kürtlerin vatanı neresidir sorusunu sorduğumuzda bugün Diyarbakır’ın Kürt vatanı olduğunu hiç tartışmayanlar, bin yıldan beri tarihsel verilere baktığımız zaman, Diyarbakır’ın Kürt vatanı olmadığını göreceklerdir.

Demografik değişimler göz önüne alındığında İstanbul ne kadar Kürt yurduysa Diyarbakır’ın da o kadar Kürt yurdu olduğu görülecektir.

Çanakkale Savaşı’nda doğu vilayetlerinden gelen tüm şehitlerin Kürt olduğunu saymak bu vilayetlerdeki bütün nüfusun Kürt olduğu yanılgısına saplanmaktadır. Geçen yüzyıla kadar bu vilayetler ağırlıkla olarak Türk vilayetleriydi.

Diyarbakır’da  Türklüğün  abide-i  kanıtları

Burada etnik değişim değil, kültürel bir değişim ile Kürtlük öne çıkmıştır. Son olarak Diyarbakır bölgesi Urfa’

dan Mardin’e kadar Amed de içinde olmak üzere tarihi belgelere, yani cami- vakıf gibi tarihi binalara baktığımız zaman ağırlıklı olarak Türk yapılarını görmekteyiz.

Artuki camileri gerek Mardin’de gerekse Amed’de; Akkoyunlu Uzun Hasan dönemi cami ve hanları, Osmanlı dönemi hanları, Akkoyunlular ile İlhanlılar döneminde iktidara gelen Eyyübi-Memlûk yapılarını görmekteyiz.

Bunlar da Diyarbakır’ın kesinlikle bir Türk yurdu olduğunun açık abide-i kanıtları olarak önümüzdedir.

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R…

Hocam ellerinizden öpüyorum.
Çok güzel bir yazı.

Anonim, İstanbul
30 Ekim 2009


Ben kendimi bildim bileli gerçekbir TÜRK Milliyetçisi bir ATATÜRK’çü ve bir Ülkücü olarak size sonunakadar katılıyorum.Bora, İstanbul
26 Ekim 2009

 


Alevilerin Türkmen olduklarını birde ben çevremdekilere anlatabilsem ne güzel olacak…
Türkiye Türklerindir!!
Okan Yılmaz, Elazığ
26 Ekim 2009

 


Türkiye Türklerindir!Hasan Uzun, Malatya
26 Ekim 2009

 



2 Responses to “Malazgirt’ten Kurtuluş Savaşı’na Kürtler”


  1. 1 KIZILBAŞ
    Aralık 1, 2009, 2:30 pm

    ALEVİYİM VE OĞUZ TÜRKÜYÜM % 100

  2. 2 Kurdislam
    Ocak 31, 2017, 1:12 am

    hic gulecegim yoktu,irkcilik olmayan beyninizi yemis,olmayan kaninizi delirtmis,Zazalar turkmense tum turkler Kurd demek olur,ingilizin kurdugu Turkey,yani turkiye Kurdlerindir.ya adam gibi yasayin yada defolun gidin cehenneme lanetli yecuc mecuc seytanoklari..turkmis.once insan olun saygi duyun,sah ismail Kurd iken, aleviligi cikaranlar Kurdler.Hz ibrahim bile Kurd iken ne haddinize edepsizlik eder Kurde dil uzatirsiniz,zindiklar.asenaya dol veren de it degil BazKurd idi yani Kurdler sizlerinde atasi.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2,203,613 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Kasım 2009
P S Ç P C C P
« Eki   Ara »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: