07 Ara 2009 için arşiv

07
Ara
09

Ateş ve ihanet

07
Ara
09

Kürt neden ırkçı olur ?

Siz  “kurulacak”   “Kürdistan’da”  çok  kültürlülük,  çok  seslilik  ve  çok  dillillik  olacağına

inanıyor  musunuz ?

Hele  hele  bunlara  destek  veren  kadınlara  soralım :  Neden  Kürt  aile  yaşamında  yok

edilen  kadınlığı  savunmazsınız ?

Neden  çok  eşlililğe  karşı  çıkmazsınız ?

PKK’nın  yöneteceği  bir  ülkede  olacaklar  bellidir :

Tek  kültürlü,  tek  dilli,   tek  renkli,  tek  sesli,  tek  liderli  ama  çok  karılı,

çok   çocuklu,   çok  yoksullu,   sevgisiz,   saygısız,   yoksun,  yoksul  bir  hayat !

Bunu    mu     istiyorsunuz…

————————————————————————————————————————————————————

Sıkışıp  kalan  Kürt  psikolojisi

Yıllardır ülkede terör estiren, insanları hunharca öldüren, her yeri yakan yıkan bir hareket var. Onlar buna “Kürt Hareketi” diyorlar. Yaptıklarını ise hiç çekinmeden savunuyorlar.

Bugüne kadar hep onların bu vahşetini kınadık, karşı çıktık, bitirmeye çalıştık.

Ama biraz daha derine inip bu defa şu soruyu soralım:

Bu insanlar neden böyle?

Bu vahşeti neden uyguluyorlar?

Nasıl bir psikolojileri var?

Neden böylesine yok edici bir ırkçılık geliştirmişler?

Yani biraz da Kürdü anlamaya çalışalım…

Bugün kendisine Kürt diyen ya da kendisine Kürt denilen bir nüfus bulunmaktadır. Ama bu nüfusun ne olduğu hâlâ bir araştırma konusudur. Kürt, bir ulus mudur, bir kabile midir, bir ırk mıdır, bir halk mıdır belli değildir. O halde Kürdün psikolojisini belirleyen en önemli gerçeklik bu “ne olduğu belli olmamak” durumudur.

Bugün kendisine Kürt denilen bu nüfusun tarihte adına ilk kez Selçuklu döneminde rastlanılır ve bu ifadeyi kullanan kişi de bir Türk devlet başkanı olan Sultan Sancar’dır. Ama o dönemde bile kendisine “ben Kürdüm” diyen bir nüfus bulunmamaktadır ya da varsa bile bunu yazıya dökecek ve tarihe not düşecek bir kültürel seviyeye henüz ulaşamamıştır.

İşin çok daha önemli kısmı ise bu Kürt nüfusun bulunduğu, yaşadığı bölgedir. Kürtler o dönemde, tıpkı bugünkü gibi üç ulus arasındaki bir dağlık bölgede yaşamaktaydı. Doğuda Farslar, kuzeyde Türkler, güneylerinde ise Araplar.

Bu coğrafi konum aslında son derece önemlidir. Öncelikle doğanın kendi zorluğu başlı başına bir meseledir. Anadolu, İran ve Arabistan arasındaki dağlık bölgelerde yani Zağros dağlarında “sıkışıp yaşayan” Kürtlerin doğal yaşam alanı bu dağlardaki mağaralar olmuştur. Zağros dağlarının sarplığında ve dağ geçitlerinin arasında “sıkışıp kalma” bu nüfusun psikolojisini de elbette etkilemiştir.

Yüzyıllarca devam edecek bir “sıkışıp kalma” hissi onlarda tam tersine bir algılamaya yol açacak ve dağ geçitlerinin arasında yaşamalarının nedenini bu geçitlerin hemen ötesinde bulunan ve büyük ovalarda, vadilerde, deniz kıyılarında yerleşen üç komşu halkla açıklayacaklardır.

Onlara göre bu üç büyük halk yani Türkler, Araplar ve Farslar onları bu geçide sıkıştırmıştır. Ve bu sıkıştırmanın etkisi ile tarihsel bir ırkçı nefretin tohumları Zağros dağlarında hep canlı tutulmuştur.

Sinsi,  pusucu  ve  yağmacı  bir  kişilik

Bu dağ yaşamı elbette kişisel bir psikolojik baskı da yaratmıştır. Sonuçta Araplar tüccar bir halktır, Türkler fetihçi bir halktır, Farslar sanatçı bir halktır.

Her üç ulus da hem büyük ticaret kervanları oluşturmaktadır, hem büyük sanatçıları, bilginleri yollara düşürmektedir, hem de büyük orduların hakimiyet savaşı sürmektedir.

Böylesi bir ortamda Zağros dağlarının geçidi sürekli büyük Türk ordularının Bağdat seferlerine, Arap tüccarlarının kervanlarına tanıklık eder. Orada yaşayan yerli Kürt nüfus ise genellikle bu kervanlara pusu kurarak, yağma yaparak yaşamaktadır.

Bu ise bu nüfusun “pusucu ve yağmacı”, acımasız bir tabiat edinmesine yol açar. Ve bu tabiatları da yüzlerce yıl hiç değişmez durur.

Ama daha önemlisi bu büyük orduların, büyük kervanların ve büyük sanatçıların güzergâhında oluşturulan “ezik” bir kimliktir. Hiçbir zaman ordulaşamamak, hiçbir zaman zenginleşememek, hiçbir zaman sanatçılaşamamak bu nüfusta ciddi bir komplekse dönüşür ve zamanla da ırkçı nefreti besler.

Bu nefret genelde pusu kurarak kendin gösterir.

Sanıldığının aksine dağ insanı cesur değil korkaktır, sinsidir.

Mesela Türkler tarih boyunca hep geniş bozkırlarda ve ovalarda yaşamış ve dostlarıyla da düşmanlarıyla da bu geniş alanlarda karşılaşmışlardır.

Bu ise açık ve dürüst bir kişiliği gerektirir.

Savaş bile son derece açık olmalıdır.

O nedenle Türk ovalarda yaşar, meydanlarda savaşır.

Bu nedenle de Türk’ün tarihi meydan savaşları tarihidir.

Yine geniş düzlükler, ovalar insana “yer ile gök arasında” geniş bir ufuk açar. Bu ufukta “yer ile gök arasında bir dünya” anlayışı gelişir ama dağ geçitlerindeki insan kendisini iki dağ katmanı arasında sıkışmış hisseder.

O nedenle bir tarafta “açık yürekli bir cesaret”, diğer tarafta ise “sinsi bir pusuculuk” kültürü gelişir.

Okumaya devam edin ‘Kürt neden ırkçı olur ?’

07
Ara
09

Karikatür

TÜRKSOLU’nun bundan önceki sayısında teröristbaşı Apo’nun İmralı’daki durumunda yapılan düzenlemeler ve yeni hobi arkadaşlarına değinmiştik.

Aynı günlerde Hürriyet gazetesinden Latif Demirci de Apo ve yeni hobi arkadaşlarının 5 milyon TL harcanarak oluşturulan yeni tesislerdeki halini yandaki gibi çizmişti (Apo her ne kadar Fatih Terim’i andırsa da).

Esas komik olan şeyse Apo efendinin yeni tesisleri beğenmemesi ve Avrupalılara durumu ile ilgili şikayette bulunması.

Yeni yerinin eskisine göre oldukça küçük olduğundan yakınmış Apo.

Şimdilerde ise Apo efendinin tekrardan eski yerine taşınması tartışılıyor.

Apo’nun şikayetleri doğrultusunda Adalet Bakanı ile DTP heyeti arasında bir görüşme oldu ve Bakan bey de konuyu değerlendirebileceklerini belirtti.

Anlayacağınız koskoca Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bir avuç bölücünün elinde oyuncak edilmiş durumda.

Bu işin sonu nereye varır bilinmez ama yakın zamanda Apo’nun yeniden yargılanması gündeme gelecek ve böyle bir şey olursa demokratik açılım çerçevesinde Apo serbest bırakılıp aramıza dönerse sakın ola şaşırmayın.

Okan İşbecer

07
Ara
09

DSHP ve Cevizoğlu

Bayram arifesinde Türkiye yeni bir siyasi partiye kavuştu.

Eşi Bülent Ecevit’in ölümünden sonra DSP içinde girdiği iktidar kavgasını kaybeden Rahşan Ecevit, DSP’den ayrılarak kendi partisini kurdu.

Rahşan Ecevit’in partisinin adı da amblemi de çakma. Aslında ikisi de DSP’den türetilmiş desek daha doğru olur.

Partinin adı Demokratik Sol Halk Partisi (DSHP). Amblemi ise ağzında buğday başağı olan bir beyaz güvercin ve tıpkı DSP’nin amblemi gibi mavi zemine.

Zaten DSHP de ilk siyasi polemiğini amblemi nedeniyle içinden çıktığı DSP ile yaşadı. DSP’liler “Bizim amblemimizi kullanıyorsunuz” diye ortalığı ayağa kaldırırken DSHP’liler de “Ne alakası var sizin ambleminizle. Üstelik bizimkinin ağzında buğday başağı var.” diye karşı çıkıyorlar.

DSP’liler ve DSHP’liler kendi aralarında tartışadursunlar, biz bu arada partinin genel başkanından bahsedelim biraz. Partinin kurucu genel başkanı aslında kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim. ART’de yayınlanan Ceviz Kabuğu adlı programı hazırlayıp sunan Hulki Cevizoğlu.

Cevizoğlu, yıllardır farklı kanallarda aynı adlı programı yayınlayarak dikkat çekiyor.

Ancak ona asıl ününü kazandıran şey, birkaç yıl önce ulusalcılığa evrilmesi.

Geç de olsa Atatürkçülüğü ve ulusalcılığı benimsemeye çalışan ya da benimsiyormuş gibi yapan Cevizoğlu, dar ulusalcı çevrelerle katıldığı etkinlikler ve Milli Mücadele dönemi üzerine yazılmış kitaplarıyla tanınıyor.

Okumaya devam edin ‘DSHP ve Cevizoğlu’

07
Ara
09

Yiğit Bulut Habertürk’ü karıştırıyor

Yiğit Bulut, Doğan medyanın parlayan yıldızı ve ulusalcıların ağzı açık dinlediği prensiydi. Sonraları Ergenekon’dan mı korktu ne olduysa Ciner’in Habertürk’üne geçti. Geçer geçmez de Doğan grubunu ve uzaktan akrabası Aydın Doğan’ı jurnallemeye başladı.

Fatih Altaylı tuttu Yiğit’i Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni yaptı. Hem de Allah’ın borsacısı ne anlar televizyonculuktan demeden. Çünkü Yiğit, en büyük rakibi Doğan medyayı iyi biliyordu ve Aydın Doğan’ı vurmak için ondan daha iyi bir tetikçi bulamazdı. Eh, iyi-kötü bir popülaritesi de vardı. Daha ne olsundu?

Yiğit de konduğu makamın hakkını verircesine Aydın Doğan’a bindirdikçe bindirdi. Doğan’ın ne Ergenekonculuğunu bıraktı ne vergi kaçakçılığını. Fatih Altaylı gibi eski bir tetikçinin has adamı olmak neyi gerektiriyorsa onu yaptı.

Ancak bu aralar Yiğit Bulut adı etrafında farklı bir tartışma yürüyor.

Habertürk TV’yi takip edenler biliyordur, son zamanlarda Habertürk TV’nin adından en çok söz ettiren isimleri birer birer ayrılıyor.

İlk önce Habertürk TV’ye reyting rekorları kırdıran Saba Tümer ayrıldı. Sonrasında ise İclal Aydın ve Sevim Gözay’la anlaşıldı. Ancak Yiğit efendi “sizinle başka bir program yapalım” deyince yolları ayırıyorlar. Habertürk’ten ayrılan bir diğer ikili ise Pelin Batu ile Nagehan Alçı. “Sınırsız” adlı bir program yapan ikili, Yiğit Bulut kendilerine sınır çizmeye kalkınca istifalarını veriyorlar. Son olarak da Özge Uzun ve Özlem Gürses Habertürk’ten ayrıldılar. Balçiçek Pamir’in ise ayrılmak üzere olduğu haberleri geliyor.

Habertürk’te yaşanan bu depremin sebebi ise Yiğit Bulut. Genel Yayın Yönetmeni olduktan sonra bütün ipleri eline alan Yiğit, programa çağrılan konuklardan sorulacak sorulara kadar her şeye karışıyormuş. Oturduğu odasından yayındaki programa müdahaleler de cabası.

Akşam yazarı Tuğçe Tatari, geçtiğimiz günlerde “Habertürk’te neler oluyor?” başlıklı bir yazı yazmış. Yazıda “içerden” aldığını söylediği bilgileri paylaşmış ve Yiğit Bulut’a yüklenmiş. Meğersem Yiğit Bulut Habertürk’te terör estiriyormuş. Nasıl mı?

Tuğçe Tatari’den Yiğit Bulut kanunlarına kısaca göz atalım:

“- Dekolte giyilecek. Kadının kadınlığı ekrana yansıyacak.

– Siyaset, ciddi konu konuşulmayacak. Magazin kavgaları, polemikler, stüdyo terklerine ağırlık verilecek.

– Yayına bir saat kala ‘Hayır ben o konuğu istemiyorum. Derhal iptal et.’ dendiğinde neden sorgulanmayacak.

– İptal ettirilen konuk, ertesi gün Yiğit Bulut’un programında görülünce hiç ses çıkarılmayacak.

– Agresif tavırlara, hakaretamiz sözlere, küçümsemelere katlanılacak.

– ‘Bu kanalda tek reytingi olan, tek başarılı kişi Yiğit Bulut’tur, onun dışında hepimiz bir hiçiz.’ mantığı benimsenecek.

– Odasındaki televizyondan yayını izleyen Yiğit Bulut’un aniden sıkılıp programı yarıda kestirmesine katlanılacak.

– Doğan Grubu’ndan kimse beğenilmeyecek.

– Faşizan tavırlar makul karşılanacak.”

Tatari’nin yazısında gerçek payı olmalı ki, gocunan Yiğit Bulut hemen bir cevap yazısı yazdı.

Okumaya devam edin ‘Yiğit Bulut Habertürk’ü karıştırıyor’

07
Ara
09

Danıştay’dan katsayı iptali, AKP’den tehdit


Danıştay kararının
açıklanmasıyla birlikte AKP ve yandaşlarından tehditkar sesler
yükseldi. Tayyip Danıştay’ı ideolojik davranmakla suçlarken, Arınç da Danştay’ı tehdit etti.

Danıştay, geçtiğimiz günlerde aldığı bir kararla, Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) üniversiteye girişte katsayı puanı uygulamasının kaldırılmasına ilişkin 21 Temmuz 2009 tarihli kararının iptali ve yürütmenin durdurulmasına karar verdi.

YÖK, geçtiğimiz yaz yaptığı değişiklikle meslek liseleri ve İmam-Hatip liselerinden mezun olanlar için de alanları dışındaki bölümleri tercih ettiklerinde genel lise mezunları ile eşit şartlarda olmalarını sağlayacak şekilde katsayıları düzenlemişti.

YÖK’ün bu adımı 28 Şubat sürecinden sonra getirilen uygulamaya karşı girişilen hesaplaşmanın son aşamasıydı ve AKP ele geçirdiği YÖK aracılığıyla yaptığı düzenlemeyle önemli bir eşiği aşmıştı.

Ancak Danıştay’ın aldığı bu kararla birlikte AKP’nin üniversiteleri İmam-Hatiplilerle doldurma girişimlerinin önüne şimdilik set çekilmiş oldu.

Danıştay, YÖK kararının açıklanmasının hemen ardından İstanbul Barosu tarafından açılan kararın iptali ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin davayı sonuçlandırarak, bayramdan önce kararın iptal edildiğini ve yürütmenin durdurulduğunu açıkladı.

Danıştay kararının açıklanmasıyla birlikte AKP ve yandaşlarından tehditkar sesler yükseldi. Başta Tayyip olmak üzere Bülent Arınç gibi AKP’nin önde gelen isimleri Danıştay’ın aldığı karara ilişkin tehditkar ifadelerde bulundular.

Tayyip konu ile ilgili yaptığı değerlendirmede “Bu karar tamamıyla ideolojik bir karardır. Dolayısıyla böyle bir ideolojik kararı anlamakta ben şahsen zorlanıyorum. Bunun kabul edilebilir hiçbir yanı yok. Yargı organıdır, kararını almıştır ama inanıyorum ki muhatabı olan YÖK de bununla ilgili itirazını yapacaktır, tavrını belirleyecektir.” dedi.

Tayyip, Danıştay’ın kararının ideolojik olduğunu belirtip anlamadığını söylüyor. YÖK’ün aldığı tam anlamıyla ideolojiden arınmış, tamamen tarafsız bir karar mıydı ki Tayyip YÖK’ün katsayıları kaldıran kararına herhangi bir itirazda bulunmamıştı?

İmam-Hatiplileri üniversiteye sorunsuz sokmanın kimin ideolojik hedefi olduğunu iyi bilen Tayyip ideolojik karar falan diye çok fazla konuşmasın. Bu ülkede herkes kimin hangi ideolojik kararları aldığını gayet iyi biliyor.

Bayramın birinci günü Tayyip’in yaptığı bu çıkışın ardından Tayyip’in başyardımcısı Bülent Arınç da konuya dahil oldu.

Arınç, parti genel merkezinde yapılan bayramlaşma töreninden ayrılırken ilginç bir cümle sarf etti. Arınç, çıkışta bir gazetecinin Danıştay’ın aldığı katsayı kararına ilişkin değerlendirmesini sorması üzerine önce “soru yok” dedi sonra, “Bayramdan sonra, güzel şeyler söyleyeceğim.” dedi. Arınç, gazetecilerin aynı konudaki ısrarlı soruları üzerine, “Bayramdan sonra ne Danıştay kalacak, ne Bülent Arınç” dedi. Arınç, bir gazetecinin “Sert olacak o zaman” sözleri üzerine ise, “Sert, yumuşak Bülent Arınç bir şey söyleyecek” karşılığını verdi.

Arınç, yorumuyla Erbakan’ın bir zamanlar “kanlı mı olacak kansız mı” çıkışını hatırlattı.

Okumaya devam edin ‘Danıştay’dan katsayı iptali, AKP’den tehdit’

07
Ara
09

Aydın Doğan medyaya veda ediyor

Maliyenin kestiği son vergi cezasından sonra hızlı bir düşüşe giren Aydın Doğan, medya sektöründen büyük oranda çekilmenin arifesine geldi.

Son olarak kesilen yüklü miktardaki vergi cezasından sonra mallarına ihtiyati haciz konulan Aydın Doğan, her ne kadar mahkeme süreci devam etse de, belini doğrultabilecek gibi gözükmüyor.

Geçtiğimiz günlerde uzlaşma amacıyla Maliye ile masaya oturan Aydın Doğan, bu çabalarından da eli boş döndü.

24 Kasım günü Maliye yetkilileriyle görüşen Aydın Doğan, uzlaşma masasından eli boş kalktı ancak 11 Aralık tarihinde yeni bir görüşme için gün aldı.

Uzlaşma görüşmelerinden bir sonuç çıkmadığı taktirde, mahkeme sürecinin beklenmesi gerekecek.

Doğan cephesinde bir taraftan uzlaşma çabaları sürerken diğer taraftan da Doğan medyaya ait gazete ve televizyonların satışı için görüşmeler başladı.

Vergi cezası kesildiğinden beri Aydın Doğan’ın bazı gazete ve televizyonlarını elden çıkarak medya alanında küçülmeye gideceği ve böylece Tayyip’in gözüne fazla batmayacağı konuşuluyordu.

Gerçi Doğan Yayın Holding her seferinde bu söylentileri yalanlama yoluna gitmişti.

Ancak son birkaç gündür çıkan haberler, Aydın Doğan’ın medya alanındaki hakimiyetinin bitmek üzere olduğunu gösteriyor.

Bu haberlere göre Doğan Yayın Holding bazı gazete ve televizyonlarını satmak için Koza Grubu ile görüşmeler başlamış, hatta prensipte anlaşıp el bile sıkışmışlar.

Koza Grubu, bildiğiniz gibi ilk olarak Ilıcak’lardan Bugün gazetesini alarak medya sektörüne adım atmıştı.

Sonrasında ise “Atatürkçülerin” umudu Zübükzade Tuncay’ın Kanaltürk’ünü alarak medya sektöründeki payını büyüttü.

Son olarak ise Doğan Yayın Holding bünyesindeki Milliyet ve Vatan gazeteleri ile Star TV’nin satışı için görüşmelerde bulunan Koza Grubu, satış gerçekleştirildiği takdirde, yandaş medyanın en önemli kolu olacak.

Konu ile ilgili kamuoyuna bir açıklamada bulunan Doğan Grubu, yeni ortaklık veya satış işlemleri için çalışmalarının olduğunu ancak henüz neticeye varılamadığını açıkladı.

Koza Grubu ise yaptığı açıklamada, bazı yayın organlarında çıkan haberleri doğruladı.

Medya sektöründe büyümeyi hedeflediklerini belirten Koza Grubu, bu anlamda Doğan Grubu ile ilgilendiklerini belirttiler.

Böylece Doğan Grubu’nda yakın zamanda yapılan yazar değişikliğinin sebebi de ortaya çıkmış oldu.

Okumaya devam edin ‘Aydın Doğan medyaya veda ediyor’

07
Ara
09

Dünyadan

ABD – Çin stratejik  müttefikliği




ObaMao’nun açtığı yol, ABD-Çin stratejik müttefikliğine doğru gidiyor.

Geçtiğimiz hafta Obama’nın Asya turunu değerlendirirken, turun Çin ayağından kısaca bahsetmiştik.

Obama, Çin’de Mao ile sentezlenerek ObaMao haline getirilmişti. Hazırlanan ObaMao figürlü ürünler, ABD-Çin ilişkilerinin düzeyini de gösteriyordu bir anlamda.

Çok yaygın olarak ortaya atılan Çin’in dünya dengeleri açısından kısa zaman sonra tam anlamıyla yeni bir kutup oluşturacağı ve ABD’nin karşısına dikileceği görüşünün ne kadar dayanaksız bir tez olduğu, Obama’nın Çin Devlet Başkanı ve Başbakanıyla yaptığı görüşmelerde bir kez daha ortaya çıktı.

Daha önce gazetemizde Çin-ABD ilişkilerine değinmiştik. İkili arasında var olan ilişkiye bakınca karşıtlığın değil aksine bir ortaklığın söz konusu olduğunu görüyoruz.

Ama ABD-Çin görüşmesinin medyaya yansımaları gerçeklerden uzak.

Obama’nın Çin’den eli boş döndüğü görüşü en çok dile getirilenlerden.

Dayandıkları nokta Obama’nın Çin’den parasının değerini dolar karşısında artırmasını istemesi. Hammadde girişi, işgücü ve kullanılan üretim teknolojisi bakımından maliyetlerinin zaten çok düşük olduğu Çin, parasının değerini düşük tutarak küresel ticaretteki rekabet dengelerini bozuyormuş. ABD de bundan rahatsızmış.

Ama anlaşılan görüşmelerin tarafları hiç de öyle düşünmüyor. Çin Başbakanı Wen Jilbao’nun geleceğe yönelik görüşü şöyle:

“Karşılıklı güven bizi ileriye, kuşku ise geri götürür.”

Bunun yanında işin rakamsal boyutları da ortada:

ABD’nin en büyük dış ticaret ortağı Çin!

ABD emperyalizmini besleyen en büyük finansör de, aldığı Amerikan hazine tahvilleriyle yine Çin!

Şanghay ve Chicago’nun kardeş şehirler oluşunu hatırlatan Obama’nın, iki ülke arasındaki ticaretin dengeli hale getirilmesi isteğinin, ABD-Çin arası bir anlaşmazlık olarak yorumlanması da bilinçli bir yönlendirme.

Yoksa belli aylarda ABD’nin Çin ile yaptığı ticarette açık veriyor olması Çin’in, ABD’nin en büyük finansörü olduğu gerçeğinin yanında oldukça anlamsız kalıyor.

Zaten yapılan görüşmenin özü de bir anlamda ABD-Çin ilişkilerinin biraz daha sağlamlaştırılması ve emperyalizmin sorunsuz devamlılığı üzerine kurulmuş.

Jilbao da, Çin-ABD arasında bir rekabetin olamayacağını çok net ifade etmiş de zaten:

“Kesin  rakip  olmaktansa,  ortak  olmak  daha  iyi.”

Okumaya devam edin ‘Dünyadan’

07
Ara
09

En belirgin özelliğim emeğim

60 yıldır acısıyla-tatlısıyla, kıvancı, sevinci, geri bıraktırılmışlığı ile cebelleştiğim Anadolu topraklarının çocuğuyum. Aklım ereli beri işkencesini de gördüm, bayramlarında mutluluktan uçtuğum da oldu. Kara bağladığım zamanları da yaşadım; açlığını paylaştığım da oldu, faşist darbelerin acısını da yaşadım. Nisbi demokratik ortamın rehavetli havasını da soludum. Ama hiçbir zaman benim güzel ülkem bu denli alçalma yaşamadı. Mezheplerin, ırkların ve dinlerin karanlık kuyularına hiçbir zaman bu kadar gözü kapalı atlamadık. Tıp ilminden az buçuk anlayanlar bilirler, bazı yaralar kaşınmaya başlayınca iyileşme sürecine girdiği söylenir. Doğrudur. Kemrelerini kaldırmadan tatlı tatlı kaşımak müthiş haz verir. Dünyaya yeni gelmiş gibi oluruz. Ama öyle yaralar vardır ki, el dokundurmaya gelmez. Yavuz Sultan Selim’ler götüren Şir-i Pençe gibi yaralar, kaşıyınca kanser depreşir. Hiçbir tedaviyle sağalmaz hale gelir. Acısı ciğere kadar işler ve alimallah öteki tarafa postalar insanı.

Toplumsal yaralar da canlı organizma yaraları gibidir. Kimini kaşıyıp açmak gerekir. Kaşıyıp açmakla kokuşup depreşmesini engellersiniz. Ama öyle toplumsal yaralar vardır ki, el dokundurmak külliyen abesle iştigaldir. Kaşıdıkça kudurur.

İnsanlık tarihinin utancından karalar bağladığı en sancılı, en acılı dönemlerine bir bakın hep bu çirkin, olmayasıca yaraların deşildiği süreçlere denk düşer. Beni bu denli korkutan uykularımı kaçırtan, yaralar ne menem meretlerdir ki, rüyalarıma giriyor. Çığlık çığlığa uyanıyorum. Bu ucube şey iki sözcükten ibaret. Kocaman puntolarla yazalım:

Okumaya devam edin ‘En belirgin özelliğim emeğim’

07
Ara
09

Salim Uslu Vali Çakır’ı ziyaret etti

image

———————————————————————————————————————————————–

Karabük  işçilerini  unutmadık  —  unutturmayacağız ..!!!

————————————————————————————————————————————————————————————

Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Salim Uslu, “Üzerinde uzlaşamadığımız bir metni dayatmanın çıkartmaya çalışmanın Türkiye bir yararı da olmadığını düşünüyoruz” dedi.
Uslu, Hak-İş Konfederasyonu’na bağlı Çelik-İş Sendikası’nın eski genel başkanlarından merhum Metin Türker’i anma etkinliklerine katılmak üzere Karabük’e geldi. Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Salim Uslu, çıkarılmaya çalışılan yeni sendikal yasanın Bursa mutabakatından çok farklı olduğunu ifade ederek, “Uluslararası Çalışma Örgütü normlarına uygun özgürlükçü bir yasa hazırlığı içerisinde denmesine rağmen doğrusu ne işçi örgütleri nede işveren örgütlerini kesmedi” dedi.
Uslu, gazetecilerin sorusu üzerine yaptığı açıklamada, daha önce Faruk Çelik’in Çalışma Bakanı olduğu dönemde Bursa’da işveren örgütleri ile birlikte uzun bir çalışmadan sonra mutabakat sağladıklarını hatırlatarak, “Yeni düzenlemeler konusunda varılan mutabakat daha sonra parlamentoya yasa teklifi olarak sunuldu. Ama ne yazık ki çeşitli engellemeler nedeniyle parlamento gündeminde kaldı. Şimdi bakan yeni bir çalışma başlattı. Bir bilim kurulu oluşturdu ama bizim vardığımız mutabakatların ötesinde yeni
düzenlemeler getirilmeye çalışılıyor. ILO normlarına uygun özgürlükçü bir yasa hazırlığı içerisinde denmesine rağmen doğrusu ne işçi örgütleri nede işveren örgütlerini kesmedi. Üzerinde uzlaşamadığımız bir metni dayatmanın çıkartmaya çalışmanın Türkiye bir yararı da olmadığını düşünüyoruz. Bu nedenle biz sayın bakanı kendi hazırlığı ile baş başa bıraktık. Sayın bakan diyalog konusunda ki çabalarımızı, katkılarımızı bilmeyebilir. Ama en azından kendisinden önceki selefleri, eski partidaşları, eski çalışma
bakanları bizim bu konuda ne kadar özverili bir çalışma içerisinde olduğumuzu bilmektedir onlardan öğrenebilir. Çalışma yasalarının düzeltilmesinden çalışma hayatında saygın iş kavramına, işsizlikle mücadeleye kadar hemen her sorun alanına ilişkin çözümlerimiz ve önerilerimiz vardır. Sayın bakan bizi dinlerken sendikalara ilişkin belli ön yargılardan uzak dinlerse inanıyorum ki bir çok problemi birlikte aşmak ve kendisi ifadesi ile taşın altına elimizi birlikte koymaya imkanına sahip oluruz” diye konuştu.

“TÜRKİYE YASA DEVLETİ DEĞİL, HUKUK DEVLETİDİR”
Geçtiğimiz günlerde yapılan memur eylemiyle ilgili olarak Uslu, “DİSK’ten yana ve Türk-İş’ten farklı bir şey yapmadık. Şunu ayırmak lazım, ağzını doldurarak, laflar yaparak biz destekliyoruz diyenler hangi meydanda kaç işçiyle katılıp destek verdiler. Yani bunlar yapmacık şeyler sadece kamuoyuna yönelik medyatik sözler söylemenin şov yapmanın kimseye bir yararı yok. Bizim söylediğimiz daha anlamlıdır. Nitekim konfederasyon başkanları da çeşitli tartışmalarda programlarda ifade etmişlerdir. Yani biz bu
grevi destekliyoruz demenin ötesinde bir adım daha attık biz dedik ki hükümet bu demokratik refleksin verdiği mesajı doğru okumalıdır. Yasaların dar kalıplarında, ruhsuz metinlerinde kalınarak bu eylemleri anlamak, bu eylem sahiplerinin taleplerini anlayabilmek mümkün değil. Çünkü demokraside yasalarda yazılı olan her şey aynı zamanda hukuki olur anlamına gelmiyor. Bu arkadaşlarımız evrensel hukuktan kaynaklanan haklarını, ILO sözleşmelerinden kaynaklanan haklarını kullanarak bir dayanışma grevi veya bir
uyarı grevi yapmışlarsa sizin çürümüş, köhnemiş 12 Eylül yasalarının da şayet uyarı grevine imkan vermiyorsa yaptığınız grevin, eylemin, etkinliğin hukuksuz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine yasaya uygun olmayabilir ama hukuka uygundur. Türkiye yasa devleti demiyoruz ki, hukuk devletidir. Hukuka uygun davranmak herkesin sorumluluğudur. Bu eylemlerde neticede masum hak taleplerini aşmadığı sürece dikkatle izlenmeli ve gereği yerine getirilmelidir. Gerek zamlar verilme, gerek sendikal hakları verilmesi
konusunda önerileri ben son derece makul buluyorum. Ben sadece bu eylemleri destelediğimi belirtiyorum. Onun dışında daha fazla destek veriyorum diyen varsa beri gelsin nasıl destek verdiğini de görelim anlatsın kamuoyuna. Beyanat vermelerinin ötesinde ne yaptıklarını bilmek isterim” dedi.

DEMOKRATİK AÇILIM
“Demokratik açılımın her ne pahasına olursa olsun, sürmesinden yanayız” diyen Salim Uslu, “Bunu kimse istediği için değil kimseyi tatmin etmesi, mutlu etmesi için değil bu ülkenin insanları, bu ülkede yaşayan herkes Cumhuriyet yurttaşıyım diyen herkes birinci sınıf yurttaş haklarına sahip olmalıdır. Bu konuda yapılacak her türlü açılımı, her türlü yenilenmeyi destekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Uslu, daha sonra beraberinde Hizmet-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, Öz Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Settar Aslan ve Çelik-İş Sendikası Genel Başkanı Hikmet Feridun Tankut ile birlikte Karabük Valisi Nurullah Çakır’ı makamında ziyaret etti. Vali Çakır, Uslu’ya ziyaretinden dolayı Yenice ilçesinde el oymacılığıyla yapılan bir baston hediye edildi.

Haber/ Fotoğraf: Kanal 78

http://www.karabukgazeteciler.com/haber/ilceler/karabuk/3496.html————————————————————————————————————————————————————————————————————————-

Yorumlar (1 Yorum Eklendi):

kaan türkoglu Tarih: 06/12/2009 16:02:20
avatar

SALİM USLU AÇIK TOPLUMDAN YANADIR
FERUDUN TANKUT TA ÖYLEDİR
DEMOKRASİDEN YANADIR FİKİR ÖZGÜRLÜGÜNDEN YANADIR
KÜRT AÇILIMINDAN VE ERMENİ AÇILIMINDAN YANADIRLAR

AMA SADECE BUNLARI KENDİ GİBİ DÜŞÜNEN İNSANLAR İÇİN İSTERLER

BU ADAMLARIN MESLEGİ NEDİR SENDİKACILIK SENDİKACININ GÖREVİ NEDİR ÜYELERİNİN EKONOMİK VE DEMEKRATİK HAKLARINI KORUMAK

O ZAMAN ADAMA SORMAZLARMI
NEDEN İSDEMİRDE 50 İŞÇİYİ MAAŞLARI 16 AYLIK ZAMANLA MAAŞININ 100 DE 35 AŞAGI ÇEKİLMESİNİ KABUL ETMEYEN VE SENDİKAYA TEPKİ GÖSTERDİGİ İÇİN İŞTEN ATILAN 17 İŞÇİYE SAHİP ÇIKMADINIZ

NEDEN SENDİKAYI SENDİKAL VE SİYASAL ANLAMDA EREŞTİREN KARDEMİRDE ÇALIŞAN 6 VATAN EVLADINI İŞTEN ATTIRDINIZ

HANİ NE OLDU SİZİN DEMOKRASİ ANLATAŞINIZA
HANİ NE OLDU SİZİN FİKİR ÖZGÜRLÜGÜNÜZE

ONLAR SİZİN ETRAFINIZDAKİ İNSANLAR GİBİ SÖYLEMLERİ BAŞKA EYLEMLERİ BAŞKA İNSANLAR GİBİMİ OLSALARDI

ONLAR MİLLİYETÇİ ULUSALCIYDILAR

ONLAR SİZİN GİBİMİ OLMALIYDILAR YOKSA
KÜRT AÇİLİMİ 301 AÇILMI
ERMENİ AÇILİMI
ORHAN PAMUK AÇILIMI
ERMENİ PANELLERİ ABANT PANELLEİ
BUNLARA DESTEK OLMAYANA

DEMOKRASİ ÖZGÜRLÜK FİKİR ÖZGÜRLÜGÜ YOKMU İNSAN HAKLARI YOKMU

ÖMER KAYIKÇI
MEHMET YEŞİLOVA
İLYAS ŞIK
REMZİ ÇÖTÜR
HASAN AYYILDIZ I
NEDEN SAVUNMADINIZ BUNLAR DEMOKRASİ DÜŞMANIMIYDILAR FİKİR ÖZGÜRLÜGÜNÜZEMİ ENGELMİ OLDULAR İNSAN HAKLARI MAHKEMELERİ BUNLAR HAKKINDA CEZAMI VERDİ

YOKSA SİZİN GİBİ DÜŞÜNMEDİKLERİ İÇİN BUNLARI YAPTINIZ




İstatistikler

  • 2.261.006 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Aralık 2009
P S Ç P C C P
« Kas   Oca »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

En fazla oylananlar