15
Ara
09

Dünya’dan

Rus basınından Putin’e : “Atatürk’ü örnek al”

Rusya’da İngilizce olarak yayınlanan Moscow Times gazetesinde Amerika’da yaşayan Rus ekonomist Aleksy Bayer imzalı “Rus Atatürk’ü arayışı” adlı bir makale yayınladı.

Rusya’nın mevcut durumunu Osmanlı’nın son dönemine benzeten Bayer, Rusya’nın birçok eksiği olmasına rağmen Putin’in buna gözlerini kapadığını belirtiyor. Makalede yazar, nüfusun düşüşü, demografik dengesizlik, hızla artan yolsuzluk, ülkenin güneyine yönelik Çin yerleşimi karşısında etkisiz kaldığı için Putin’i eleştiriyor.

“Bir zamanlar büyük olan bir ulusun can çekişmesiyle yeniden yüz yüze kalabiliriz.” diyen Bayer, Rusya’nın durumunu Osmanlı İmparatorluğu’nun “Hasta Adam” adı verilen çöküş dönemine benzeterek Atatürk örneğini verdi.

“Tüm Avrupa coğrafyasında savaşlar meydana geldi, ancak Türkiye subay olan aydınlanma taraftarı Mustafa Kemal Atatürk’ün liberal reformları sayesinde ulusal bir felaketten kurtuldu. Başbakan Vladimir Putin, ne yazık ki böyle bir yenilikçi olamadı. Ama hâlâ bir ‘Rus Atatürk’ü olabilir.”

Bayer’in Atatürk’ü liberal bir reformcu olarak tanımlaması üzerine çok şey söylenebilir. Sonuçta emperyalizmin dün olduğu gibi bugün de 1 numaralı hedefi Atatürk’se, bu O’nun devrimciliğinden ve hâlâ ayakta kalabilmiş olmasından kaynaklanıyor.

Ama esas önemli olan Rusya’nın çöküşünü ancak ve ancak Atatürk gibi bir liderin durdurabileceğinin kabul edilmiş olması.

Atatürk adı tüm dünyada, dost düşman herkesin gözünde ulusal direniş ve diriliş anlamına geliyor.


“Evo, Evo, Yeniden Evo !”

Bolivya’da geçtiğimiz hafta yapılan genel seçimlerin galibi yine Evo Morales oldu.

Seçimlerden iki üç hafta önce yapılan anketlerde, seçimlerin kesin galibi olduğu ortaya çıkmış olan Morales, anketlerdeki % 52’lik oy oranını da aşarak, %63’lük halk desteğiyle tekrar başkanlığa seçildi.

Anketlerde de % 18’lik oyla en yakın rakibi olarak görülen Manfred Reyes Villa da %27 oy aldı.

Destekçilerinin “Evo, Evo, Yeriden Evo!” sloganlarıyla kutladıkları seçim zaferini Morales de devrimci gündemin cesaretle devam ettirileceğini söyleyerek kutladı.

Seçim sonuçları, kongrenin üçte ikisini ele geçiren Morales açısından önemli bir başarıyı daha gösteriyor. Morales karşıtı muhalefetin kalesi sayılan Santa Cruz’da Morales’in oy oranı % 43! Öyle görülüyor ki Morales attığı devrimci adımlarla muhalefetin kalesini de düşürmek üzere.

Ezici seçim sonuçlarının andından muhalefete de seslenen Morales, “Önce Bolivya gelir” diyerek muhalefete bundan sonrası için bir yol gösterdi.

“Kongrenin üçte iki çoğunluğunu ele geçirdikten sonra değişim sürecini derinleştirmek ve hızlandırmak için büyük sorumluluğumuz var. Gelin bize katılın.”

Morales yaptığı bu çağrıyla aslında bundan sonrası için muhalefete kibarca akıllı olması gerektiğini hatırlatmış.

Çünkü geçen yıl Morales karşıtı 5 zengin eyalet özerklik talepleriyle isyan etmişti.

Morales, 2005 yılında % 54’lük oy oranıyla Bolivya’nın yerli (Aymara) kökenli ilk devlet başkanı olmuştu.


Irak’ın yeni seçim yasası


ABD tarafından getirilen “demokrasi”nin Irak’a yerleştiğinin ve böylece Saddam sonrası tam
anlamıyla “özgür” bir Irak devletinin ortaya
çıktığının propagandası yapılıyor. Tabii madalyonun bir de diğer tarafı var.
Geçen hafta bu gelişmeler yaşanırken, Irak beş yerde birden eş zamanlı patlamalar ve intihar saldırısıyla sallandı. Saddam’ın önemli adamlarından ve aynı zamanda kuzeni olan Ali Hasan El-Mecid’in seçimlerden önce idam edilmesi gündeme getirildi.

BM ve ABD gölgesinde anlaşma

Irak’ın yeni seçim yasası onaylandı.

Daha önce önümüzdeki yılın Ocak ayında yapılması planlanan seçimler, Meclisteki sandalye dağılımı konusundaki bir anlaşmazlıktan ötürü yasanın devlet başkanı yardımcısı Tarık El Haşimi tarafından veto edilmesiyle ileri bir tarihe ertelenmişti.

Sünnilere yeterince sandalye ayrılmaması yüzünden veto edilen yasanın yeni hali konusunda parlamentonun oybirliğiyle verdiği kararla kabul edildi. Oybirliği ile onaylanan yasanın yeni halinin azınlıklara geniş haklar verdiğinde ikna olan Haşimi’nin vetosunu geri çekmesiyle yasa onaylanmış oldu.

Tabii haftalardır süren tartışmalar sonrası alınan kararın BM ve ABD’nin katkılarıyla alındığını da belirtmeden geçmeyelim. Bu durumda seçimlerin devlet başkanının vereceği karara da bağlı olarak Mart ayında yapılması planlanıyor.

Yasayla ilgili vetonun geri alınması kararının altında azınlıklara geniş hakların verilmesi gösterilmişti.

Seçimler sonrası oluşacak tabloya kontenjanlar açısından bakıldığı zaman var olan hakların kime yönelik olduğu ortaya çıkıyor.

Yeni yasayla birlikte Meclisteki sandalye sayısı 275’ten 325’e çıkarılıyor. Ayrıca Kürt vilayetlerinin sandalye sayısı da artırılıyor.

Bu iki gelişmeye bir de ABD tarafından işgal edildiği günden bu yana gerek işgalci ABD askerleri gerek Kürt peşmergeler tarafından sistemli bir şekilde katledilen Türkmen nüfusu ekleyince, planın bilinçli bir gidişatı olduğu da görülüyor.

Daha az Türkmen ve Arap, daha çok Kürt!


Seçim çalışmaları başladı

Seçimlerin tarihi belli olurken çalışmalar da başladı.

ABD’nin nükleer silahların varlığına dayandırdığı ve “demokrasi” projesi olarak ilan ettiği Irak işgalinin ardında gerçekte bir Kürt devleti olduğunu bugün bilmeyen kalmadı.

Saddam’lı Irak bunun önündeki en büyük engel olduğu için, ilk önce Saddam’ın devrilmesi gerekiyordu.

Saddam’ın idamı bu anlamda dönüm noktasıydı. O kadar önemliydi ki, Saddam asıldıktan sonra cesedi bile defalarca bıçaklanmış ve saldırıya uğramıştı.

Kürtlerin başına geçtiği Irak, önümüzdeki seçimlere hazırlanırken, Saddam’ın izlerinin silinmesine yönelik adımlar da Kürt ve Şii gruplar tarafından kullanılmaya başlandı.

Saddam’ın önemli adamlarından ve aynı zamanda kuzeni olan Ali Hasan El-Mecid’in seçimlerden önce idam edilmesi gündeme getirildi.

ABD’nin emriyle Şii kökenli Başbakan Nuri El-Maliki tarafından idam ettirilen Saddam’dan sonra, İran-Irak savaşı sırasında Halepçe’deki Kürt isyanını Saddam’ın emriyle bastıran El-Mecid de 2007’de idam cezasına çarptırılmıştı. Görüldüğü gibi El-Mecid hem seçim öncesi bir oy alma taktiği olarak kullanılacak hem de Saddam dönemi Irak’ın izleri silinecek.

Irak’tan Saddam’ın izlerini silmeye çalışan işgalciler, işgale kanıt olarak Irak’taki kitle imha silahları ve bunların işgalci ülkelere ait hedefleri vurma planlarını göstermişlerdi.

Ancak sözü edilen silahlar bir türlü bulunamamıştı.

Şimdi silahların da yeri bulundu.

Nerede mi?

Bir taksicinin konuştuğu cümlelerde…

İngiliz MI-6 gizli servisinin işgale kanıt olarak “Irak’ın 45 dakikada kimyasal saldırı yapabileceği” bilgisini Iraklı bir taksicinin konuşmasına dayanarak yaydığı ortaya çıktı.

Böylece Tony Blair, bir taksi şoförünün muhabbetini işgalin raporuna eklemiş olduğu da ortaya çıktı.

Tüm dünya işgalin ne kadar haklı(!) sebeplerle yapıldığı bir kez daha öğrenmiş oldu!

Irak’ın güvenliği mi?

Yeni seçim yasası üzerinde ABD ve BM şemsiyesinde varılan anlaşma Irak’ın geleceği üzerinde pembe tablolar çizdiriyor.

ABD’nin de 2012’ye kadar Irak’tan çekileceği iddialarının üzerine şimdi bir de seçim yasası üzerinde anlaşmaya varılıp Irak’ın “demokratik” bir seçime gidiyor oluşu ve ABD’nin seçim yasasıyla ilgili övgüleri eklenince ABD tarafından getirilen “demokrasi”nin Irak’a yerleştiğinin ve böylece Saddam sonrası tam anlamıyla “özgür” bir Irak devletinin ortaya çıktığının propagandası yapılıyor.

Tabii madalyonun bir de diğer tarafı var.

Geçen hafta bu gelişmeler yaşanırken, Irak beş yerde birden eş zamanlı patlamalar ve intihar saldırısıyla sarsıldı. Beşer dakika arayla yapılan saldırılarda 127 kişi öldü 450 kişi de yaralandı.

İşte Kürtlerin yönettiği, ABD’nin “demokrasi” getirip çekildiği ve “bağımsız, demokratik” seçimlere giden Saddam’sız Irak’ın durumu…



Havayı göçmen kuşlar mı kirletiyor? Kutup buzlarını kutup ayıları mı eritiyor? Zirveye katılanların da hemfikir olduğu gibi tüm bunların sebebi doğaya müdahele etmeyi kendine hak olarak gören onu da içindeki herşeyle birlikte bir meta olarak gören insanoğlu.

Kopenhag kriterli iklim zirvesi

Danimarka’nın başkenti Kopenhag tarihin en büyük iklim zirvesine ev sahipliği yapıyor.

COP 15 İklim Değişimi Zirvesi’nin yapıldığı Bella Center binasına gelen 192 ülkeden 15 bin kişiyi buzdan bir kutup ayısı heykeli karşılıyor. Ve bu ayı sürekli eriyor…

Zirvenin toplanma amacı da aslında bu olayla bağlantılı…

İklim değişikliği. Aşırı karbondioksit salımına bağlı küresel ısınma… Eriyen buzlar… Yükselen su seviyesi…

Canlı yaşamının tehdit altında olması…

Zirveye katılan ülkelerin hepsi yaşanan iklim değişikliğinin oluşturduğu tehdit konusunda hemfikir görünüyor. Zirveden beklentileri ise iklim değişikliği ile mücadele için yeni bir küresel anlaşma yapmak.

Peki yaşanan iklim değişikliğine kim neden oluyor?

Havayı göçmen kuşlar mı kirletiyor?

Kutup buzlarını kutup ayıları mı eritiyor?

Zirveye katılanların yine hemfikir olduğu gibi tüm bunların sebebi doğaya müdahale etmeyi kendine hak olarak gören ve onu içindeki herşeyle birlikte bir meta olarak gören insanoğlu.

Gerçekte küre olan dünyayı piramite dönüştüren kapitalist sistem ve piramidin tepesine kurulan kapitalizmin insanı, şimdi gelmiş dünyayı korumaya çalışıyor.

Hem de son derece duyarlı pozlarına takınarak ve zirveler düzenleyip bilimsel havası vererek… Onları karşılayan buzdan kutup ayısı iki hafta içinde eriyip gidecek; ama zirve boyunca en kısa zamanda herekete geçme nutukları atanlar, atacakları adımlarla ilgili çok da aceleci davranmıyor nedense.

Örneğin ABD. Ürettiği sera gazlarının atmosfere salımını 2020’de yüzde üç bilemedin dört azaltmayı taahhüt ediyor. Ama o da kesin değil.

Mesela AB. En erken 2020 yılına bir hedef koyuyor.

Daha aşağısı da yok zaten.

Bir de öyle bir şey var ki balık baştan kokar dedirtecek cinsten.

Zirveye son hafta teşrif edecek olan 100 ülke liderini taşıyacak 140 özel uçak ve 1200 Limuzin atmosfere fazladan 41.000 ton korbondioksit salacak.

Peki sonuç?

Yıllar boyu gelenekselleştirilerek yapılacak ve hiçbir sonuç çıkmayacak bir iklim zirvemiz daha olacak.

Hem de Kopenhag kriterli!

Türkiye’nin AB üyeliği hayalinde olduğu gibi, öne sürülen Kopenhag Kriterleri misali, gerçekleşmeyecek ve sonuç vermeyecek ve aynı zamanda bir sonuç çıkması için sadece görüntüde yapılan bir zirve için daha uygun bir benzetme de yapılamazda herhalde.

Zirve birbirinden ilginç protesto eylemlerine de uygun fırsat yaratmış görünüyor. Ağaç kılığına girenler, hayvan hakları için çırılçıplak soyunanlar vb.. gibi protestolarla birlikte akla gelen “doğayı nasıl koruruz” zirvelerindeki bilindik manzaraların göze çarptığı COP 15 Zirvesi, hayat kadınlarının ilginç bir protestosuna da şahit oldu.

Katılımcılara parayla seks yapmamaları konusunda uyarı bildirileri dağıtan zirve komisyonunun bu uygulamasını protesto eden hayat kadınları, katılımcı olduklarını belgeleyenlere bedava seks hizmeti sunacaklarını belirtmişler.

Bakalım COP 15’ten ne sonuç çıkacak?


Mullen itiraf etti : Kaybediyoruz, daha çok kan akacak

ABD Genelkurmay Başkanı Mike Mullen, Afganistan’a gönderilecek askerlerin eğitildiği Camp Lejeune askeri tesisinde verdiği konferansta önümüzdeki 2010 yılının oldukça kanlı geçeceğini dile getirdi.

Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen Obama’nın ilk icraatı Afganistan’daki işgali daha da derinleştirmek için bölgeye 30 bin ek asker gönderme kararı almasıydı. İşte Mullen’in yaptığı açıklamalar da ABD’nin Afganistan’daki geleceği ile ilgili.

Mullen, 40 yıllık askerlik tecrübesinde hiçbir dönem bu denli zor bir dönemden geçilmediğini itiraf ederken ABD’nin Afganistan’da ne kadar zor durumda olduğunu da göstermiş oldu.

“2010 yılının çok kanlı bir yıl olacağını düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde Afganistan’daki asker kaybında ciddi bir artış olacak.”

Afganistan’da işgalin ilk gününden beri siviller katledilirken, işgalci birliklerin de oldukça kayıp verdiği bilinen bir gerçek. Ve Mullen’in itirafı da bunu doğruluyor:

“Afganistan savaşını kazanamıyoruz, kaybetmeye başladık. Biz kaybettikçe de direnişçiler moral kazanıyor. Savaşı kazanmak için de önümüzdeki 12 ay içinde Afganistan’da 30 bin ek askere ihtiyacımız var.”

Afganistan’daki yabancı askerlerin büyük bir bölümü NATO’ya bağlı Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (ISAF) bünyesinde görev yapıyor. Adına Güvenlik Gücü dense de, Afganistan’daki durum 71 bin kişilik bir işgal ordusu ve birliğin yarısından fazlasını ABD’li askerler oluşturuyor. Ardından da İngiltere geliyor.

11 Eylül’den sonra 30 bin askerle başlayan işgalin ilk günden bu yana en çok kayıp bu yıl içinde verildi. İngiltere geçenlerde 100. askerini kaybettiğini açıkladı. Tabii bunlar inandırıcılığı olmayan resmi rakamlar.

ABD’ye karşı direnen Taliban kuvvetleri ülkenin güney ve doğusunda artık daha fazla etkili olurken başkent Kabil de güvenliğin minimum olduğu bölgeler arasına girdi.

Halk arasında yapılan anketlerin gösterdiği kadarıyla ABD’ye olan halk desteği gün geçtikçe eriyor.

Obama, 30 bin askerin yanısıra NATO üyesi ülkelerden de asker istedi. Bunların arasında Türkiye de var tabiki.

Şu anda ISAF bünyesinde görevli Türk askeri sayısı 1750.

Her ne kadar Tayyip ve Gül Türk askerini çatışmaya sokmayacaklarını söyleyip dursalar da, Obama’yla görüşen Tayyip sırtını sıvazlattıktan sonra aynı fikirde olacak mı göreceğiz?

Terörist ABD belasını bulacak!

Tuğrul Çelik


0 Responses to “Dünya’dan”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2,194,210 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Aralık 2009
P S Ç P C C P
« Kas   Oca »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: