01 Şub 2010 için arşiv

01
Şub
10

Taraf’tan itiraf: Türk milleti Atatürkçü

Taraf gazetesi malumunuz okyanus ötesinden yönlendirilen, adı gazete olan ama gazeteden çok CIA bülteni gibi çıkan bir manipülasyon aracıdır.

Kocası CIA’da çalışan Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı sayesinde bütün gizli bilgilere vakıf olan, Fethullah’ın haftalık dergisi Aksiyon’dan yetişme “muhabiri” aracılığıyla kendilerine bir şekilde gelen bilgileri yayımlamaktan çekinmeyen bu gazete, yaptığı şey açıktan ajanlık faaliyeti olduğu halde bir de üste çıkıp millete gazetecilik dersi falan vermeye kalkar.

O kadar da benim diye geçinen gazeteci var piyasada, bir Allah’ın kulu da çıkıp bunlara bir laf etmez.

Her neyse, bu Taraf gazetesi, geçtiğimiz hafta anketçi Adil Gür ile bir röportaj yaptı.

İki gün süren röportajın ikinci günü olan çarşamba günü Taraf öyle bir başlıkla çıktı ki, şaşırdık açıkçası.

Sürmanşetten “Halkın yarısı Atatürkçü” başlığıyla verilen röportaj aslında Taraf’ın çaresizliğinin de bir tür itirafı olarak değerlendirilmeli.

Adil Gür biliyorsunuz son zamanlarda yaptığı anketlerle gündeme gelmişti.

AKP’nin oyunun düşük görüldüğü anketleri nedeniyle Tayyip’le bir gerginlikleri bile olmuştu.

Halbuki bugüne kadar iyi geçiniyorlardı.

Adil Gür’ün araştırmasına göre her iki seçmenden biri kendini Atatürkçü olarak nitelendiriyormuş.

İkinci ortak payda olarak milliyetçilik, üçüncü olarak ise laiklik geliyor. dindarlık ise dördüncü sırada yer alıyor.

Taraf’ın sırtını dayadığı Amerika ve Amerikancılık ile ilgili ise hiçbir şey yok.

Ama biz yine de bir bilgi verelim.

Taraf belki yayımlamak istemiyordur ama Türk milletinin en güvenilmez bulduğu ülke, %90 küsürle hâlâ Amerika.

Adil Gür’ün araştırmasından çıkan sonuca göre AKP’nin oyları düşmeye devam ediyormuş.

Ama hâlâ birinci partiymiş.

Çünkü anketten çıkan sonuca göre AKP’nin alternatifi yokmuş.

Adil Gür bir de kehanette bulunmuş Türk halkı bundan sonra da muhafazakar ve dindar partiler tarafından yönetilecek diye.

Hangi müneccimle nasıl bir ilişkisi var bilemeyiz ama Adil Gür biraz fazla uçmuş.

Taraf da Adil Gür de merak etmesinler.

O alternatif çok yakında geliyor.

AKP’nin de diğerlerinin de tozunu atacak.

Tabii Taraf’ın da.

Okan İşbecer

01
Şub
10

BBC Erdoğan’dan neden korktu ?

Michael Dickinson sol görüşlü bir sanatçı.

Aktörlük, yönetmenlik, kolaj sanatçılığı ve yazarlık yapıyor.

1950 doğumlu olan Dickinson, 1986 yılında Türkiye’ye yerleşti.

Türkiye’de bir yandan kolejlerde öğretmenlik yapan Dickinson bir yandan da sanatını icra ediyordu.

Dickinson’un kaderi 2006 yılının Mart ayında Irak Savaşı karşıtı gösteride Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı bir köpek olarak kolajladığı eseri sonrasında değişti.

Dickinson’un eserinde bir köpeğin vücuduna Erdoğan’ın kafası monte edilmişti. ABD Başkanı George Bush ise Erdoğan’a rozet takıyordu.

Dickinson bu eserine “Best in Show” adını vermişti.

Dickinson bu icrası nedeniyle tutuklandı.

Tutukluluğu sonrası Avrupa Parlementosu milletvekilleri serbest bırakılması için görüşmelerde bulundu.

Ümraniye Cezaevi’nde bir süre kalan Dickinson’un eserini mahkeme düşünce özgürlüğü kapsamında saydı.

22 Eylül 2006 tarihinde serbest kaldı. Ancak serbest kaldığı mahkemede Erdoğan’ı ABD bayrağı şeklinde tasmasıyla köpek olarak gösteren “Good Boy” adını verdiği bir başka kolajı pankart olarak açınca tekrar karakola götürüldü.

Yabancılar şubesinde bir süre tutulan Dickinson’un ülkeyi terk etmesi istendi.

Dickinson bir süre Türkiye’den ayrıldı.

Daha sonra geri döndü.

Ancak mahkemenin kararını Yargıtay bozdu.

Dickinson tekrar yargılanmaya başladı.

Karar 27 Ocak 2010’da  sonuçlandı.

Dickinson suçlu bulundu ve para cezasına çarptırıldı.

Dickinson hakime suçlu olmadığını, kolaj çalışmasının ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu söyledi ve para cezasını ödemeyeceğini açıkladı.

Michael Dickinson, para cezasını ödemeyerek hapse girmeyi kabul etti.

Hakim, para cezasını ödemesi için 9 Mart’a kadar süre verdi.

Ancak Dickinson süreye rağman para ödemeyip hapse gireceğini söyledi.

Bu olay 28 Ocak tarihinde BBC tarafından haberleştirildi. (http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/england/wear/8483479.stm).

29 Ocak’da ise Metro Gazetesi olayı haber yaptı.

Dikkat çekici olan bir diğer nokta ise BBC’nin Türkçe servisinin Türkiye ile ilgili tüm haberleri yayınlarken bu haberi atlamasıydı.

Not: Michael Dickinson’un habere konu olan eserleri http://www.stuckism.com/Dickinson/Turkey.html adresinden görülebilir.

01
Şub
10

Oktay Sinanoğlu’ndan Türk Gençliğine Mektup

image

Dünyaca ünlü bilim insanlarımızdan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu 26 yaşında atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile doçent, 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırıp Profesör unvanını aldı.

Moleküler biyoloji dalının ilk birkaç profesöründen birisi.

Bilimsel hizmetlerini dünyanın ve ülkemizin çeşitli üniversitelerinde hâlâ sürdürmekte ve bilim insanları yetiştirmekte.
Özellikle Türk okuyucusu onu eserlerinden tanıyor.

“Bye Bye Türkçe”, “Hedef Türkiye”, “Dayatmalar Kabusu”, “Türkçe Giderse Türkiye Gider” .

Sıkı bir Türk kültürü savunucusu ve Türklüğüyle gurur duyan bilim insanlarından birisi.

Gençler için öylesi güzel bir yazı hazırlamış ki bu mail bana da ulaştırıldı.

Ben de aynen köşeme taşıyıp sizlerle, gençlerle paylaşmak istedim. Teşekkürler Sinanoğlu…

“Gençler, Türkiye’de adet haline gelmiş göstermelik işlerden kaçının, sırf üniversite bitirdi desinler diye, ananız babanız Amerika’da mastır yaptı diye öğünebilsin diyerek yüksek öğrenime gitmeyin.

Sonunda ancak kendinizi kandırırsınız.

Temel gayeleriniz kendinizin ufak çıkarları ötesinde, kendiniz dışında, bu ülke, bu ulus, Türk Dünyası, Avrasya, insanlık için olsun, yüksek hedefleriniz için çalışın.

O zaman kendi durumunuz da kendiliğinden düzelecektir.

Maddiyat ve maneviyatı dengeleyin.

Formülünüz bilim ” + “ gönüldür.

Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokunur.

Gündelik siyaset, çıkar grupları, dışarıdan güdümlü gizli veya açık  cemiyetlerden uzak durun.

Atatürk’ün dediklerini bol bol okuyun.

Onları işte bu günler için demiş, yazmış.

Türkiye’nin şerefli, refahlı, itibarlı ve bağımsız geleceği için Atatürk yolumuzu çizmiştir.

Dış ülkelerden ve onların yerli kuyruklarından medet ummayın.

Gayeleri bize yardımcı olmak değil, Türkün adını tarihten silmektir.

Dünyanın neresinde olursanız olun kimliğinizi, Türk dilini, Türk tarih ve kültür bilincini binlerce yıllık geleneğini kaybetmeyin.

Dış ülkelerde ne kadar kimliğinizi korursanız yabancılar da size o kadar itibar edecektir.
Başkasını taklit etmeyin.

Kendi yolunuzu çizip azimle yürüyün.

O zaman herkes sonradan sizi taklit edecektir.

Eğitimde önce bir meslek,  gerçek bir beceri, bir altın bilezik sahibi olmaya bakın.

Ne yaparsanız yapın en iyisini yapın.

Siyasetçinin, bilimcinin en kötüsü olacağınıza tamircinin parmakla gösterilen en iyisi olmak yeğdir.

Bulabilirseniz Türk okuluna, eğitimin Türkçe verildiği okullara gidin.

Konulara merak sarın, not için çalışmayın.

O meslekte yararlı olacak bir yabancı dil öğrenin.

Bülbül gibi konuşup yabancıdan ayırt edilemez hale getirmek hiç şart değil.

Unutmayın ki Türk olmak bir kafa, gönül işidir.

Türk kültürüyle, diliyle, ata sevgisiyle Türk’tür.

Soy sop meselesi karıştırarak o her şeyimizi borçlu olduğumuz şerefli atalarımızı karalamaya çalışan iç düşmanların kitaplarına, yaygaralarına kulak asmayın.

Kültür genleri, ırk genlerinden daha önemlidir.

Vatanı, milleti için her türlü fedakarlığa hazır bir taban gerekiyor.

Bu taban son elli yılda hayli eritilmiş, kafası, gönlü karıştırılmış, birbirine düşen kesimler, dışa bağımlı sahte aydınlar içinde vatanın geleceğini düşünmeyen daha da acısı vurdumduymazlaşmış kalabalıklar oluşturulmuştur.

Bu durumda gerçek bir önder çıkabilse bile başarılı olma şansı pek azdır.

Şimdi yapılacak iş hızla bu toplumun yeniden kaynaşmasına, bilinçlenmesine vatanını, milletini kendisinden önce düşünen insanların çoğalmasına ön ayak olmaktır.

Türkiye’yi tekrar Kuvay-i Milliye ruhu, Atatürk ruhu kurtaracaktır.”

Türk’ün Türk’ten başka dostu yok der eskiler.

Ne doğru sözdür.

Okumaya devam edin ‘Oktay Sinanoğlu’ndan Türk Gençliğine Mektup’

01
Şub
10

Erdoğan’ın talimatıyla soru soran gazeteci nerede çalışıyor ?

“KİM BU BAŞBAKANLA PASLAŞAN GAZETECİ” başlığıyla bir haber yayınladık.

Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla, Bulgaristan Başbakanı ile yapılan basın toplantısında doğalgaz zammını soran gazeteciyi anlattık.

Haberimiz çok ses getirdi.

Peki, kimdi bu gazeteci?

İsim vermiyoruz.

Çünkü, ona böyle bir talimat gelmiş! Aslında bu isim gazeteci de değil tam olarak, bir devlet memuru.

Uzun yıllar NTV’de çalıştıktan sonra TRT’ye geçti… Şu an TRT’de çalışıyor.

Bir de şunu eklemek lazım; aslında bu isim söz konusu soruyu da doğru düzgün soramamış.

KİM BU BAŞBAKANLA PASLAŞAN GAZETECİ başlıklı haberimiz için tıklayınız.

01
Şub
10

Memleketimden insan manzaraları

Bu haftaki manzaramız, Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki illerimizden biri olan Hakkari’den.

Havaların soğuması ve yoğun kar yağışı altında geçen bir hafta sonunda tüm Türkiye’de bembeyaz görüntüler oluştu.

Kar denince insanın aklına iki şey gelir: Birincisi kar topu, ikincisi ise kardan adam.

Ancak Hakkari’de Kürtler, kardan adam yaparken bile ırkçılıkta sınır tanımadıklarını bir kez daha kanıtladılar.

Evet yanlış okumadınız. Hakkarililer boyu iki metreyi geçkin bir kardan adam yapmışlar.

Kardan yaptıkları Kürt adamın boynuna puşi de bağlayan Hakkarililer, kendi yaptıkları eserle övünürcesine yanında poz vererek resim de çektiriyorlarmış. “Oldu olacak eline de bir lahmacun dürüp verseydiniz” demiş Taraf.

Biz aynısını yazdığımızda bize faşist diyenler şimdi akılları sıra dalga geçiyorlar ama gerçeklerden de kaçamıyorlar.

Yandaki resim 27 Ocak tarihli Taraf gazetesinden. Kardan Kürt adamın yanında poz veren Hakkarililer görülüyor.

Tıpkı kendi yaptıkları puta tapanlar gibi bir ruh hali var üzerlerinde.

Bu da içinde bulundukları aşağılık kompleksinin bir tür dışa vurumu aslında.

Adamlar kardan adamı Kürtleştirerek kendilerince bir üstünlük kurma çabası içine giriyorlar.

Olan ise Kürt kılığına sokulan güzelim kardan adama oluyor…

Okan İşbecer

01
Şub
10

El Kaide operasyonundan Vakit çıktı !

Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi, geçtiğimiz hafta El Kaide örgütünün Türkiye ayağına yönelik bir dizi operasyon gerçekleştirdi.

Geçtiğimiz hafta çökertilen 57 kişilik şebekede aralarında öğretmen, iki imam, iki eşcinsel, iki kadın satıcısı gibi birbirinden ilginç meslek grubundan kişiler gözaltına alındı.

Bir de Şeriatçı Vakit gazetesinin eski yazarlarından Mustafa Kaplan. Ancak biz bu haberi yayına hazırlarken Mustafa Kaplan’ın hangi meslek grubuna dahil olduğu netlik kazanmamıştı.

Şaka bir yana Vakit gazetesi eski yazarı Mustafa Kaplan’ın El Kaide’nin Türkiye ayağının önemli isimlerinden biri olduğu iddia ediliyor.

Şebekenin fikir babalarından olduğu iddia edilen Mustafa Kaplan’ın adı da “ideolog”muş zaten.

Her önüne çıkana çamur atan, hazzetmediği kişileri hedef göstermekten bile çekinmeyen Vakit gazetesi meğersem içinde ne cevherler saklıyormuş da haberimiz yokmuş.

Çocuk tacizcisinden sonra bir de bu radikal İslamcı militan ideoloğu. Hem de Ladin için “öncü komutan” falan lafları eden cinsten.

Vakit, operasyondan sonra “mütedeyyin insanlar töhmet altında bırakılıyor” şeklinde yayına başladı.

Kendi adamları olunca başladılar salya sümük ağlayıp mazlum ayağına yatmaya.

Ergenekon operasyonu yapılırken aslan polis, kaplan polis; insanlar yıllardır cezaevlerinde nedenini bilmeden yatıyorlar, onlara bir şey yok.

Kendi adamları gözaltına alınınca mütedeyyinler töhmet altında bırakılıyor.

Ey Vakitçiler; bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

Okan İşbecer

01
Şub
10

Kim bu başbakanla paslasan gazeteci

Vah  Devletim  vah…

Bunların  eline  mi  kaldın…

Yüzlerine  tükürsen  “çok  şükür ” derler …

Bu  olayda  resmen  Falko  GÖTZ  olmuşlar  ama  umurlarında  mı..??!!!

Rezil olan  Yüce  Devletimizdir..!!!!!!

———————————————————————————————————————————————————————————————–

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’la düzenlediği ortak basın toplantısında şubat ayında doğalgaz zammı olmayacağını açıkladı.

Haber yayın organlarında yayınlandı.

Peki o gazetecinin aklına Bulgaristan Başbakanı ile yapılan basın toplantısında doğalgaz zammını sormak nereden geldi?

Olay şöyle gelişti…

Başbakan Erdoğan yerini aldıktan sonra bir kağıda yazdığı notu maiyetindeki yetkililerden birine uzatıyor.

Yetkili hemen koşup notu alıyor, notta “Bana doğalgaz zammını sorsunlar” yazıyor.

Yetkili Başbakan’ın talimatını bir “gazeteci”ye iletiyor.

“Gazeteci” :  ‘Sayın Borisov Türkiye’ye sattığınız doğalgaza zam yapacak mısınız?’ diye soruyor.

Türkçe sorunun çevrilmesinin ardından Bulgar Başbakan şaşkına dönüyor, çünkü Türkiye’ye doğalgaz satmıyorlar.

Doğal olarak da verilecek bir cevabı yok.

Garip bir sessizlik, herkes gazeteciye bakıyor.

Tayyip Erdoğan hemen devreye girmek zorunda kalıyor.

“Soru yanlış oldu” diyor.

Hiç kimse birşey anlamıyor talimatla soru soran gazeteci dışında.

Talimat sahibi böyle deyince hemen özür diliyor: “Affedersiniz ben yanlış anlamışım”.

Olsun ne farkeder Başbakan gazetecinin hatalı pasına rağmen cevap veriyor:

“Gazetelerde yer alan zam haberlerinin hiçbirisi doğru değildir.

Eğer Başbakan bu konuyla ilgili bir açıklama yaparsa, yaptığı gün bu doğrudur.

Diğer haberlerin hepsi yalandır.

Kim bu haberi uyduruyorsa, kim veriyorsa hepsi yalandır.

Şu ana kadar da yazanlar bunu yalan haber olarak yapmışlardır.

Hükümetimize yönelik bunlar provokatif haberlerdir.

Bunu özellikle burada hatırlatmak istiyorum.

Şu anda gündemizde böyle bir şey yok.

Eğer zam yapılacaksa yapacağımız zaman bunu artık bakanım da açıklamayacak, ben açıklayacağım.

Bunu açıkça söyleyeyim.”

Kim bu Başbakanla paslaşan gazeteci, nerede çalışır, meslek ilkelerini bilir mi?

Bir bilen varsa beri gelsin…

01
Şub
10

Mahsun’dan şimdi de Fethullah filmi

Son olarak “Güneşi Gördüm” filmiyle gündeme gelen Mahsun Kırmızıgül, bu kez de yeni çevireceği filmle ilgili tartışılmaya başladı.

Şarkıcı olarak piyasaya çıkıp oyunculukla devam eden, son zamanlarda ise yönetmen koltuğuna oturan Mahsun Kırmızıgül, üst üste çevirdiği Kürtçü filmlerden sonra bu kez kulvar değiştirmişe benziyor.

“New York’ta Beş Minare” ismini verdiği yeni filminin çekimleri bir taraftan sürerken diğer taraftan da filmle ilgili tartışmalar hızlandı.

Filmde Mahsun Kırmızıgül ile birlikte Haluk Bilginer ve Mustafa Sandal gibi ismler de rol alıyor.

Yayımlanan bir-iki dakikalık tanıtım filminden anlaşıldığı kadarıyla Haluk Bilginer’in oynadığı Deccal isimli karakter, Türkiye’den kaçıp New York’a yerleşen azılı bir radikal islamcı.

Mahsun da onun peşine düşen bir emniyet görevlisi ya da her neyse işte.

Filmin tanımında ilginç ibareler var.

Mesela bir sahnede Deccal isimli “Hocaefendi”, “dünyadaki sorunların 3 temel sebebi vardır: ayrımcılık, fakirlik, cehalet” diyor.

Bu sözler ise Said-i Kürdi’ye ait.

Tanıtım filminde ayrıca açıktan “Hocaefendi” deniyor, “bu adam laik cumhuriyetin düşmanı, bu adam terörist” deniyor.

Şu anda Amerika’da yaşayan Türkiye’den göçme laik cumhuriyet düşmanı olarak bizim aklımıza bir tek Fethullah geldi.

Gerçi o New York’ta değil ama olsun.

Kurguda her şey illa ki aynı olacak diye birşey yok.

Bir  sahnede  de  Hoca  Brooklyn  Köprüsü’nün  altında  Özgürlük  Anıtı’na  karşı  namaz

kılıyor.

Bunlar  kırk yıl  önce  de  6. Filo’yu  kıble  yapıp  namaz

kılmışlardı.

Ya  kırk yıldır  birşey  değişmedi  ya da  Allah’ın  işi  işte  kıble  tam  Özgürlük  Anıtı’na

denk  geldi.

Filmde Haluk Bilginer’in canlandırdığı Deccal, tıpa tıp Fethullah’ın kopyası.

Aradaki müthiş benzerlik hemen dikkati çekiyor.

Öyle ki, Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, “Fragmandan anladığım kadarıyla Mahsun kardeşimiz, Kürt sorunundan sonra laiklik sorununa el atmış… Fakat benim dikkatimi ‘Amerika’ya yerleşmiş ve tehlikeli sayılan bir Türk hoca’ tiplemesi çekti… Haluk Bilginer’in canlandırdığı bu hoca tiplemesi, şekil şemal olarak ne kadar da Fethullah Gülen’e benziyordu…”

Mahsun ve filmi hakkında tartışmalar devam ederken cemaatin yayın organlarının bu tartışmayla hiç katılmaması da dikkat çekici.

Mahsun Kırmızıgül, “Güneşi Gördüm”de teröristliği ve eşcinselliği şirin gösterme çabasına girmişti.

Okumaya devam edin ‘Mahsun’dan şimdi de Fethullah filmi’

01
Şub
10

Tayyip’i kim(ler) gaza getiriyor ?


Hasan Cemal

Mümtez’er Türköne

Cengiz Çandar

Ahmet Altan

Tayyip geçtiğimiz hafta bazı köşe yazarlarına hitaben “Bize gaz vermeyin. Biz ne yapacağımızı iyi biliriz” dedi ve gerginliği tırmandırmaya çalışan gazetecileri uyardı.

Özellikle son birkaç yıldır medya camiası farklı bir kimliğe bürünmeye başladı.

Bizim kesim çok sever “Mütareke Basını” tabirini.

Ancak bugünkü ortamda bunlar mütareke basının da geçmişlerdir.

Şimdiki durumun şöyle bir farkı olabilir belki, o da şimdikilerin işbirlikçiliğin de ötebine geçip daha da bir yıkıcı olmaları.

Her neyse, Tayyip’in kulağını çektiği isimler tabii ki yandaş medyanın libero-faşist kalemleri.

Hasan Cemal’inden Ahmet Altan’ına, onun küçük biraderinden Yeni Şafak ve Zaman tayfasına kadar aklınıza hangi gazeteden kim gelirse potanın içinde.

Anlaşılan Tayyip de askeri yavaş yavaş uysallaştırmak varken askerle kesin bir muharebeye girmek istemiyor ki, bu arkadaşlara “ağır ol da molla desinler” düsturu çekti.

Peki  bu  arkadaşlar  ne  yazdılar  da  Tayyip  bile  el  insaf  dedi:

“Hesap Sorun”, Hasan Cemal (Milliyet-25 Ocak):

“Balyoz, bal gibi bir darbe planıdır. AK Parti’yi hedef alan ve demokrasiyi, millet iradesini, hukukun üstünlüğünü zerre kadar takmayan bir darbe planı… Ve darbe planlarının, tertiplerinin hesabını soramayan bir Türkiye’de, askerini hukukun içine çekemeyen bir Türkiye’de ne demokrasi olur, ne hukuk devleti, ne de siyasal istikrar… Sorun ‘asker sorunu’dur!”

“Kırmızı Kitap’a son”, Cengiz Çandar (Radikal-23 Ocak):

“Hiçbir demokratik hukuk devleti, ‘Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ ya da ‘Kırmızı Kitap’ adı verilen, yasal dayanağı bulunmayan, gizli belgelerle yönetilemez. ‘Kırmızı Kitap’a son…”

“Askere bırakılamaz”, Mümtaz’er Türköne (Zaman-24 Ocak):

“Milli Askeri Stratejik Konsept’in yeniden ve sivil irade tarafından acilen yenilenmesi ve askerin önüne konulması şart. Evet, bir ülkenin güvenliği sadece askerlere bırakılmayacak kadar ciddi bir iş.”

“İktidar daha fazlasını yapmalı”, Ahmet Altan (Taraf-24 Ocak):

“DTP’nin kapatılması karşısında sessiz durmak, hakkınızda açılacak yeni bir davanın alttan alta biçimlenmesine engel olmayacağı gibi, Anayasa’yı değiştirmemeniz de yeni planların hazırlanmasına engel olmaz. Artık bu ülkeyi değiştirelim.”

Bu arkadaşlar o kadar yoldan çıkmışlar ki, onları Tayyip bile yola getiremez.

Çünkü aralarından bazılarının ipi Tayyip’in elinde bile değil!

Okan İşbecer

01
Şub
10

Siz ancak PKK’lılara merhamet edersiniz

Geçtiğimiz haftanın en ilginç çıkışlarından birini Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yaptı.

Mehmet Şimşek, TEKEL işçileri ile ilgili öyle bir açıklama yaptı ki, insanın içinden “insafınız kurusun” diyesi geliyor.

Biliyorsunuz TEKEL işçileri uzun zamandır Ankara’nın ayazında çadırlarda AKP’nin polislerine, belediye görevlilerine ve valiliğe rağmen direnişlerini sürdürüyorlar.

Tayyip de son olarak yaptığı açıklamalarda TEKEL işçileri için “avucunuzu yalarsınız” demişti sanki mahalle kahvesinde ağız dalaşı yapıyormuş gibi.

Mehmet Şimşek’in açıklaması ise Tayyip’inkinden beş beter bir açıklama.

Bakan  Şimşek  TEKEL  işçileri  ile  ilgili  açıklamasında,

“Hükümetimizin  bir  hatası  varsa  o  da  merhametli  olduğumuzdan

kaynaklanıyor”  demiş.

Benim  adım  Okan İşbecer  değil  de  Osman Baydemir  olsaydı  bu  açıklamayla  ilgili

yorumum  iki  kelimeden  ibaret  olurdu.

Ama  Okan İşbecer  olarak  o  kelimeyi  yazsam  301’lik  olurum  herhalde.

Her neyse, Bakan Şimşek gerçekten de komik adammış.

Bence kamuoyu önüne daha sık çıkmalı.

AKP ve “merhamet” kelimeleri yanyana bile iyi durmazken Bakan Şimşek’in hükümeti nasıl merhametli olarak gördüğünün çok da önemi yok aslında.

Hele hele söz TEKEL işçileri olunca bu laf iyice anlamsızlaşıyor.

Çünkü TEKEL işçilerine AKP’nin yaptığı zulüm günlerdir gözümüzün önünde.

Abdi İpekçi Parkı’nda biber gazına boğulan, coplanan, havuza atılan işçilerle merhamet yan yana büyük bir tezat oluşturuyor.

“Merhamet” kelimesinin AKP’liler için ancak PKK’lılarla birlikte telafuz edildiğinde bir anlamı var.

Sözde barış elçileri Habur’dan girerken ortaya çıkan görüntüler, AKP merhametinin en bariz haliydi.

PKK’lıların ayaklarına devletin savcısını gönderirsiniz, polisi taşlayan, bayrak yakan terör örgütü beslemesi çocuklara çikolata, top, meyve dağıtırsınız ama Türk işçisi hakkını aramaya çalıştığında gelsin biber gazı, gelsin cop.

Türk çiftçisine “ananı da al git”, bölücüye “merhamet”.

Türk askerine “askerlik yan gelip yatma yeri değildir”, PKK’lıya “dağdan inerken onurlarını incitmeyelim.”

Şehit aileleri, sefalet içinde yaşamaya çalışsın, siz dağdan inen PKK’lılar iş-güç kursun diye tahsisat ayırın.

AKP  ve  merhamet  ha.

Sizin  merhametiniz  ancak  Türk  düşmanlarınadır.

Okan İşbecer

01
Şub
10

Allah Allah diye cami bombalayan Şeriatçılardır

İslam  Dünyasının  neden  birlik  olamadığını  özetleyen

kolay  anlaşılır,  açık  ve  net  bir  yazıdır…

Oku.! yun…

——————————————————————————————————————————————————————————————————————————————

Şeriatçı  Bugün’den  CIA’ci  Taraf’a :  Yıllardır bitmeyen  aynı yalan

CIA bülteni Taraf gazetesinde Ordu’ya saldırmak için Amerikan üretimi yeni bir propaganda başladı.

Güya Ordu camilere bomba attırıp kendi uçaklarını düşürecekmiş.

Bundan sonra da yönetime el koyacakmış.

Ordu’ya yönelik cami bombalama suçlaması o kadar sırıtıyor ki…

Biz bunu bir yerlerden hatırlıyoruz.

Evet, özellikle 68 kuşağı iyi bilir.

Şeriatçı provokatörlerin 50 yıldır değişmeyen yalanı budur: “Allahsız komünistler camiye bomba attı.”

Sene 1969.

O yıllarda Devrimci Gençler ABD’lilere Türkiye’yi dar etmişti.

İlk olarak Deniz Gezmiş’in başlattığı eylem tüm Türkiye’ye yayılmış İstanbul, İzmir ve Trabzon limanlarından Altıncı Filo askerleri bazen yaka paça denize atılarak kovulmuştu.

CIA’nın o zaman da bugünkü paralı gazetecileri vardı.

Bugün gazetesi bu görevi üstleniyordu.

Sürekli yalan üretiyordu.

En değişmeyeni ise komünistlerin camileri bombaladıklarıydı.

Bu haberler özellikle Konya ve Kayseri gibi Anadolu’nun iç bölgelerinde infial yaratıyordu.

Sonunda AP’nin içişleri bakanı Türkiye’nin her yerinden Komünizmle Mücadele Derneklerinin militanlarını otobüslerle toplayıp, İstanbul’a getirtti.

Maksat Şubat ayında İstanbul’a gelecek Amerikan Altıncı Filosunu Şeriatçı ve faşist cahil sürüsüne savundurmaktı.

Şevki’nin gazetesi de yayınlara devam ediyordu. “Allahsız komünistler, ırz düşmanları, yine cami bombaladılar…”

Tarihe Kanlı Pazar olarak geçen o gün büyük bir katliam yaşandı.

“Tam Bağımsız Türkiye” sloganlarıyla alana giren kortejin ilk kısmına “Allahu Ekber” haykırışlarıyla bombalar atıldı.

Silahlar ateşlendi.

İnsanlar bıçaklanmaya başlandı.

İki genç öldü, tam 200 kişi yaralandı.

Altıncı Filo ve camiler(!) kurtarılmıştı!..

Çorum  ve  Maraş’ta  aynı  yalan

“Allahsız komünistler cami bombaladı” sözü Kanlı Pazar’dan sonra aynen kullanıldı.

Ancak bu sefer yanına “Aleviler” de eklendi.

Böylelikle İslam dünyasındaki 1400 yıllık nefret ve kardeş kavgası körüklenmek istendi.

Türk milleti bölünmek istendi.

1980 öncesi Çorum ve Maraş’ta yaşanan büyük katliamların öncesinde aynı uğursuz söylenti yine sokaklarda ABD kontrgerillası tarafından yayıldı.

Sonunda tek suçları farklı bir mezhepten olmak olan kadın çocuk yüzlerce masum Türk insanı gözü dönmüş caniler tarafından katledildi.

Şimdi aynı silahın namlusunun ucunda Türk Ordusu var.

Eskiden devrimcilere inen “balyoz”, şimdi Türk askerine iniyor.

Ve yine aynı köhnemiş pis yalan: “Askerler camilere bomba atacak…”

Mesele bundan ibaret…

Cami  bombalamak :  Bir  Şeriatçı  fantezisi

Peki,  nedir  bu  cami  bombalama  saplantısı…

Türkiye’nin  tarihinde  hiç  cami  bombalanmış  mı ?

Hayır.

Devrimciler  tarihlerinde  hiç  cami  bombalamış  mı ?

Hayır.

Nereden geliyor bu saplantı o zaman?

Neden Şeriatçılar yıllardır camilerin bombalanmasını sayıklar?

Nedeni  çok   açık;

Okumaya devam edin ‘Allah Allah diye cami bombalayan Şeriatçılardır’

01
Şub
10

Şubat’ı karşılarken

Zamanı değerlendirmek en yararlı yaşam kazanımıdır.

Zamanı kötüye kullanmak, zaman geçirmek, zamanla yarışmak ya da zamana uymak biçiminde değişik söylemlerle nitelemeler zamanı doyurucu biçimde tanımlamaya yetmemektedir.

Boşuna çabalar, gereksiz ve yararsız girişimler, toplumsal katkılardan kaçınarak kendi yalnızlığında kararmak ve küçülmektir.

Etkinliklerde görev almak, tepkilerini uygar biçimde açıklamak, sanat ve spor olaylarını izlemek, araştırmak, sormak, uygulamak, birliktelik ve dayanışma içinde bulunmak çağımız insanının niteliklerini dokuyan öğelerdir.

Yazarak, okuyarak ya da konuşarak bilgi edinmek ya da bilgilendirmek, tartışarak gerçeğe ulaşmak zamanı doyurucu kılar.

Zaman yetersizliği insanın en büyük yoksunluğudur.

Zaman bulamamak yakınması kimi özürlerin nedeni sanılsa da isteyince bulamamak söz konusu olamaz.

Tembelliği asla hoşgörüyle karşılamayan çalışma olgusu, yaratıcılığın gücüdür.

Zamanını iyi kullanmayan, kötü ortamlarda gereksiz oyunlar ve yararsız uğraşlarla geçirenler başta kendilerine, topluma zarar verdiklerini bilmelidir.

Özellikle gençlerin 12 Eylûl dışlama sürecinin olumsuz sonuçlarını gidermek için bir araya gelmeleri, topluma uymaları, kimi kişilere ve kesimlere öncülük ederek sorunların çözümünden söz sahibi olmaları gerekir.

Zaman yaşamla, yaşam zamanla değerlenir.

21 Ocak’ta Ankara Tevfik Fikret Lisesi’nde Prof. Dr. Talât Sait Halman, Osman Macit Söylemez ve değerli yazar Orhan Karaveli’nin konuşmacı olarak katıldıkları Tevfik Fikret etkinliğini izleyerek zaman boşluğu bırakmadığım, zamanı değerlendirdiğim için mutluluk duydum.

Büyük Atatürk’ün esin kaynaklarının önde gelenlerinden büyük şair, ressam ve öğretmen Tevfik Fikret’i özellikleri, aile ilişkileri ve başarılı yöneticilikleri yönünden daha iyi tanımaya olanak veren konuşmalar örnek kişiliğiyle, tarihsel değerini de ortaya koydu.

Şiirlerinin anlamı, amacı ve etkileriyle üstün yanlarını açıklayan konuşmacılar seçkin kişiliğini de belirterek günümüz sorunlarının çözümlerine de değindiler.

Atatürk’le Fikret’in “ruh ikizleri” olduğu anlatıldı.

Etkiler belirtildi.

Öğrencilerin beğeniyle karşılanan soruları, aldıkları doyurucu yanıtlar izleyenlerin alkışlarıyla karşılandı.

Siyaset, sanat, bilim bileşkesinin yaratıcılık gücüyle kazandırdıklarını kimse yıkamaz ve yok edemez.

Anma toplantılarının, düşünce ve sanat etkinliklerinin önemini benimsetmek eğitim-öğretimin amaçlarından biridir.

Toplumsal barışın ve gücün daha iyi düzeye gelmesi yönünden yararı büyük olan bu tür etkinliklerin yaygınlaşmasına önem verilmelidir.

Şubat ayının tarihimizdeki yeri önemlidir.

Okumaya devam edin ‘Şubat’ı karşılarken’




İstatistikler

  • 2.329.046 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

En fazla oylananlar