14 Şub 2010 için arşiv

14
Şub
10

“Sivil Darbe”

image

Sevgili okurlarım, “Sivil Darbe”, değerli şair ve yazar Ataol Behramoğlu’nun Cumhuriyet Kitapları arasından çıkan kitabının adı.

Ataol Behramoğlu çok iyi bir şair, dürüst ve başarılı bir yazardır.

Bu kitapta AKP’nin “Sivil Darbe” sürecine ilişkin yazılarını toplamış.

Galiba iktidarın gidişine “Sivil Darbe” teşhisini ilk koyan kişi Ataol’dur.

Bakın daha 4 Ekim 2003 tarihinde ne yazmış?

“Bizde ‘darbe’ sözcüğü ‘asker’i çağrıştırır… Geçen günlerde bir gazeteci arkadaş bir TV programında ‘sivil darbe’ deyimini kullandı… Ona göre DEHAP’ın yargılanma sürecinde olup bitenler AKP’ye karşı bir sivil darbeye benziyordu…

Aynı günlerde ‘sivil darbe’ sözcükleri benim de zihnimden geçmişti… Fakat bambaşka bir ‘bağlam’da…

Bence AKP’nin kendisi bir sivil darbe girişimi içindedir… AKP’nin yaptıkları, yapmaya çalıştıkları ancak ve sadece ‘sivil darbe’ sözcükleriyle nitelenebilir.

Tabii, henüz girişim sürecindeki bir sivil darbe…”

Sevgili Ataol, AKP’nin “teşebbüsünü”, iktidarın daha birinci yılında teşhis etmiş.

***

7 Aralık 2003’te, yine yedi yıl önce “Ilımlı İslam” konusunda da şöyle diyor:

“Bunun (Ilımlı İslamın e.k.) bir adım ötesi, yaftası ne olursa olsun, İslam Cumhuriyeti’dir.

Amaç da hedef de budur.

Çünkü siyasetleşen din, ılımlı kalamaz.

Yasalar ya laik, demokrat, ya dinsel nitelikli olur.

Bunun (siyaset bilimince keşfedilmiş) bir orta yolu yoktur.

Çünkü eşyanın tabiatına aykırıdır.

AKP iktidarı, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir İslam cumhuriyetine dönüştürülmesi yolunda, bu amaç sahiplerinin yakın tarihimizde elde ettiği en büyük kazanımdır.”

***

29 Kasım 2008’de, yani yaklaşık iki yıl kadar önce ise sanki bugünleri betimliyor:

“İkinci Cumhuriyetçiler hedeflerine ulaştılar. Atatürk Cumhuriyeti artık laftan ibarettir.

Anayasa Mahkemesi vb. bir iki pürüz de ortadan kaldırıldıktan sonra sivil darbe, hedefine bütünüyle ulaşmış olacaktır.

ABD güdümünde ve bir bölümü Türkiye topraklarında bir Kürt devleti…

Geri kalan bölgede ‘sayın başbakan’lıktan ‘sayın başkan’lık sistemine geçiş ve -adından Türk ya da Türkiye sözcüğü büyük olasılıkla çıkarılıp atılacak- ılımlı İslam yönetimi…

Demokrasinin ve aydınlanmanın temel değerlerini savundukları için F tipi cezaevlerine tıkılacak sivil ya da asker aydınlar…

Sürüleştirilmiş halk yığınları ve ‘aydın’ olarak da aydınlanma bilinci tümüyle karartılmış bir teknokrat kalabalığı…

İkinci Cumhuriyetçilerin ve siyasal uzantıları olan sivil darbecilerin hedefleri bunlar değil miydi?

Ulaşmadılar mı dersiniz ?…”

Okumaya devam edin ‘“Sivil Darbe”’

14
Şub
10

Hacettepe Rektörü’ne bak hele !!!

Hacettepe Üniversitesi’nde öğrenciler açılan soruşturmalar ile sindirilmeye çalışılmaya devam ediliyor. Üniversite’de bir yetkilinin soruşturma öncesi yaşananlara dair verdiği bilgiler rektörün öğrencilere savaş açtığını gösterir nitelikte.

Hacettepe Üniversitesi bir süredir basında sıkça yer alıyor.

Sene başında siyasetin yasaklanmaya çalışılması ve öğrencilere özel güvenlik tacizleriyle gündeme gelen Hacettepe Üniversitesi, daha sonra okula yüzlerce çevik kuvvetin girmesi, 69 öğrencinin gözaltına alınması ve 96 öğrenciye soruşturma açılması ile sonuçlanan olaylarla tekrar basında yer almıştı.

Son olarak TKP’li öğrencilere “Tekel işçilerine destek amaçlı eylem başlatmak” gerekçesiyle soruşturma açılması ile yeniden gündeme gelen Hacettepe Üniversitesi’nin yasakçı uygulamaları tartışılıyor.

Hacettepe Üniversitesi’nin sıkça bu tarz haberler ile gündeme gelmesi gözleri üniversitenin rektörü Prof. Dr. Uğur Erdener’e çevirdi.

Uğur  Erdener  Kimdir ?
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları ABD öğretim üyesi olan Uğur Erdener 25 aralık 2007 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından rektörlüğüne atandı.

Seçim sürecinde her anlama gelebilecek yuvarlak bir söylem kullanmayı tercih eden Prof.Dr Uğur Erdener’in farklı akademisyen kesimlerine birbiriyle çelişen vaatlerde bulunduğu biliniyor.

Lojman, bütçe gibi ekonomik vaatlerin yanı sıra 6 tane bakanla arasının iyi olduğunu belirterek, karşısındaki en güçlü adayın sendikacı ve gayrimüslim kimliği nedeni ile zaten atanamayacağını propaganda ederek, üniversiteye fazla bütçe ayrılması beklentisi ve AKP’li- muhafazakar olmayan bir rektör olacağı beklentisi ile seçilmişti.

Erdener  döner  sermayeyi  “katlamış”  olmakla  övünmekte
AKP ile ilişkisinin tanıdık bakanlardan fazlası olduğu anlaşılan Erdener, göreve başladıktan hemen sonra Hacettepe Üniversitesi’ni YÖK’ün “Özgür ve Güvenli Üniversite” modeline uygun hale getirme yolunda adım atarak skandal sayılabilecek kararlara imza attı.

Bunlardan birkaçı: uzun yıllardan beri solcu öğrencilerin açtıkları standların özel güvenlikler tarafından taciz edilmesi, asılan siyasi afişlerin engellenmesi, sökülmesi, polisin devreye sokulması, sıkça soruşturma açılması ve ailelere gönderilen “çocuğunuz terörist” mektupları.

Bu süreçle beraber kampüsün dört bir yanına yerleştirilen kameralar Uğur Erdener’in öğrencileri fişlemek için kaynakları seferber ettiğini gösteriyor.

Öğrencilere karşı her türlü önlemi mübah sayan Rektör Erdener’in, 26 Ekim’de yaşananlara tepki gösteren kimi kurumların kurdukları temaslar sırasında Emniyet, MİT ve diğer üniversitelerle koordinasyonlu çalıştıklarını açıkça belirttiği aktarıldı.

Hacettepe  Yönetiminde  Kutsal  İttifak :  Rektörlük — Emniyet — İstihbarat
Sene başında yaşanan olaylar Erdener’in belirttiği koordinasyonun ve uyumun güzel bir örneği olarak göze çarpıyor.

Olaylardan sonra görüştüğümüz bir yetkilinin aktardıkları bu uyumun bir üniversiteyi ne hale getirebileceğini gözler önüne seriyor.

Yetkilinin aktardıklarından olay günü yaşanacakların daha önceden planlanmış olduğu ortaya çıkıyor.

Okumaya devam edin ‘Hacettepe Rektörü’ne bak hele !!!’

14
Şub
10

Neo-Nazileri antifaşistler engelledi

Almanya’nın Dresden kentinde neonaziler binlerce insan tarafından protesto edildi.

Almanya’nın Saksonya eyaletinin başkenti Dresden’de 13 Şubat Cumartesi günü, şehrin İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde bombalanmasının 65. yıldönümünü anma gerekçesiyle düzenlenmesi planlanan nazi yürüyüşü, Die Linke (Sol Parti) öncülüğünde düzenlenen karşı yürüyüşle engellendi.

Anti faşist yürüyüşe ilginin yoğun olduğu gözlemlenirken neo-naziler yoğun protestolar ve yollarının bloke edilmesinden dolayı yürüyüş yapma şansı bulamadılar.

Sabahın erken saatlerinde kent merkezinde toplanan binlerce antifaşist gösterici ;  bombardımanda ölenleri anarken, kent merkezindeki tüm cadde ve sokakları kaplayan insan zinciri ile neonaziler protesto edildi.

Ayrıca kent dışından gelecek olan neo-nazilerin kente girmesini engellemek amacıyla garları bloke eden antifaşistler tren garlarına barikatlar kurdu.

Kent merkezinde yapılan anma törenine Saksonya Eyaleti Başbakanı Stanislaw Tillich’in yanı sıra Belediye Başkanı Helma Orosz da katıldı.

Yapılan konuşmalarda geçmişte işlenen suçların unutulmaması gerektiği vurgulandı.

Uzun saatler Alman ve göçmen antifaşistler tarafından süren eylemlerle bloke edilen yollar neonazilerin yürüyüşünü engellerken, antifaşistlerin de yürüyüş yapma izinlerinin iptal edildiği bilgisi verildi.

İzinlerin iptal edilmesine rağmen eylemlerine devam eden antifaşistler neonazilerin güç gösterisi olarak planladıkları yürüyüşü engelledi.

14
Şub
10

Nazilere karşı bir komünist fizikçi

Bilim ve Ütopya Dergisi bu sayısında ünlü fizikçi Paul Langevin’in hayat hikayesini ele aldı.

Prof. Dr. Bekir Karaoğlu’nun hazırladığı dosyada Langevin’in bilimsel alanda yaptığı çalışmaları, Nazilere karşı yürütülen mücadelede gösterdiği örnek tavrı, hayatı pahasına ülkesini son ana kadar terk etmeyişi, Fransız Komünist Partisi üyesi olarak aldığı tutum anlatıldı.

Bunun dışında Prof. Dr. Ali Bayri ve Prof. Dr. Zafer Langevin’in fiziğe katkılarını anlatan iki makale hazırladı.

Dergide Langevin’e ait olan ve pozitivizm eleştirisi yapılan bir konuşmada yayınlandı.

Langevin’in pozitivizm eleştirisi yaptığı konuşma şöyleydi :

“Bu doktrinin kendisini, gönüllü olarak geleceğe kapatması, onun statik bir doktrin olduğunun da kanıtıdır.

Bu akımın ilk kurucusu olan Auguste Comte,deneysel zincirin olanaklarına kapanmaktan korkmadı; o, yıldızlarda neler cereyan ettiğini asla bilemeyeceğimizi düşündü.

Kısa bir süre sonra, spektroskopinin keşfedilmesi, onu yalanlamış oldu ve aynı sabah, sir Arthur Eddington’un atomun ısısından, parçalanma durumundan ve yıldızlarda nükleer bir kimya oluşturmaktan söz ettiğini duyabildik.

Açıktır ki, deneyin anlatımı olarak; yani, duyumun anlatımı olarak, bilimsel yasaların olumlamalarının ifade edilmesine temel bir rol yükleyerek bu doktrin, bilerek realizme karşıt bir tutum alır (Paul Langevin’in mantığında, bu “realizm” materyalizm anlamına gelir. Andre Langevin’in notu).

Eğer,fizikçiler, gerçeklik sözünden kaçınıyor olasaydılar; inanıyorum ki, kendilerini çok dar ve engelleyici bir şekilde bağlamış olurlardı ve hissedeceğiniz gibi ben de fizikçiyim.

Gerçekliğe, sadece diğer fizikçilerin vardığı sonuçların gerçekliğine değil, dışımızda varolan dünyanın gerçekliğine de inanmaksızın deneysel bir fizikçi olmanın çok zor olduğuna inanıyorum.

Okumaya devam edin ‘Nazilere karşı bir komünist fizikçi’

14
Şub
10

Millet Karşıtı Bir Yazı

image

İnsan  yok  olurmuş,

Olabilir.

Ama  dayanarak  yok   olalım.

Yazgımız  hiçlik  olsa  bile,

Bunu  kendimiz  hak  etmiş

olmayalım.

[1]

Bugün ülkeye Tekel direnişinden baktığımızda ortaya çıkan manzara gayet sade; iki farklı insan var, iki duruş, iki bakış ve iki ses…

Direnenler  ve  kabullenenler.

Bugünün karanlığına yüklenen, yarının aydınlığına yürüyenler ve bugünün karanlığında boğulup gidenler, bunu hak edenler…

Tekel işçilerinin onurlu direnişi bu taraflaşmayı yaratan bir turnusol görevini de yerine getiriyor nice zamandır.

Çok basit; ya yanındasındır ya da karşısında…

Bu öyle bir direniş ki tüm ‘ama’lı, ‘fakat’lı cümleleri çöpe atıyor.

Karşı cepheden de hakaret ve küfürler eşliğinde bu taraflaşmayı netleştirenler var.

Direnişi kırıp, kabullenen yığınların derin bir ‘ohh’ çekmesini isteyenler. Bunların başında Tayyip Erdoğan geliyor.

Cumhurbaşkanından, bakanlarına, çeşitli kademelerdeki parti yöneticilerine kadar herkes elinden geleni yapıyor.

Suskunluktan beslenenler, suskunluğu kabullenen yığınları gerekli yalanlarla donatıyor; Tekel işçilerinin maaşları 2 milyarmış, senelerdir yattıkları yerden para kazanıyorlarmış, eylem yasadışıymış, içlerinde PKK’lılar varmış.

Bu lafları edenlerin maaşları da bellidir, bu paraları nasıl kazandıkları da, döndürdükleri dolaplar da, hepsi bellidir.

Bilal’in gemiciğinden de haberimiz var, ihale zengini Çalık’tan da, Deniz Feneri’nden de…

Ancak yazının konusu bu değil, konumuz, bu yalanlarla donatılıp, direnen Tekel işçilerinin karşısına salınan millet.

Tayyip Erdoğan demişti ki; “Bizi TEKEL işçisi iktidar yapmadı, bizi milletimiz iktidar yaptı.”

Yıllardır süren sağ iktidarın fetişleştirdiği bir kategoriydi, millet.

İktidar,  sıkıştığı her dönem %47′nin oylarından ve milletin iradesinden dem vuruyordu.

Çünkü  millet,  susanlar  ve  kabullenenlerdi.

Millet,  bir  yığındı.

Milletin  ağzı  bir  kömür  torbasıydı  ve  büzülebilirdi.

Okumaya devam edin ‘Millet Karşıtı Bir Yazı’

14
Şub
10

“Na’vi”ler Alevi mi ?

Nevşehir’de Hacıbektaş tekkesindeki Kırkbudak Kandili. Hayat Ağacının ışıklı hali.

Yasak  kelime  Türk

Eğer iki hafta önce çıkan yazımızın başlığı “Na’viler Türk mü?“ değil de “Na’viler Alevi mi?“ olsaydı ne olurdu sizce?

Ağacın kutsallığı bilindiği gibi tüm Türk boylarında ortak bir özelliktir. Hayat Ağacı ise tüm Türk boylarında olduğu gibi Türkmen Alevilerde de mevcuttur.

Bugün Nevşehir’deki Hacıbektaş Tekkesi’ne giderseniz orada bir Kırkbudak Şamdanı görürsünüz. Biraz daha dikkatli baktığınızda yaşam ağacının ışıklı bir şekilde tasvir edildiğini görürsünüz.

Eğer biz de örneklerimizi Türkler olarak değil de Aleviler olarak verseydik, eminim ki tepki çekmeyecekti.

Mesele Alevi kimliğinin nasıl algılandığı değil elbette burada önemli olan Türk kimliğine karşı düşmanlık.

Avatar filmi çıktığı zaman Na’viler Iraklı Araplara benzetildi, kimse itiraz etmedi.

Kızılderililere benzetildi Na’viler, yine kimse itiraz etmedi.

Ne zaman ki biz Na’vileri Türklere benzettik hemen itiraz geldi.

Çünkü Türk yasak kelimeydi.

Denilen argümanlar Türk karşıtlığının, Türk düşmanlığının, ırkçılığın bariz örnekleri olduğu için üzerinde durmamız gerek.

Öncelikle şunu söyleyelim, Na’vilerin yaşantısını Kızılderiliye benzetmekle Türkleri benzetmek arasında ne fark var?

Hiçbir fark yok elbette.

Nasıl ki Kızılderili kültürü ile Na’vi kültürü arasında bir benzerlik kurmak doğalsa, bunu yapanlar Kızılderili ırkçılığı yapmakla suçlanamazsa, aynı şekilde Na’vi kültürü ile Türk kültürü arasında benzerlik kurmak da Türk ırkçılığı olarak suçlanamaz.

Yapılacak şey basittir benzerlikler için getirilen tarihsel kanıtlar tartışılabilir en fazla.

Peki bizim verdiğimiz kanıtlar tartışıldı mı?

Hayır!

Siz yanlış söylediniz diyebilen çıktı mı?

Yine hayır!

Çünkü gerçekten de Avatar’daki kültürel, dinsel, toplumsal tüm motifler Türk mitolojisinden alınmıştır.

Hayır diyen çıkmadı, çıkamaz da.

O halde soralım, bir Türk, kendi mitolojisini ortaya koyamayacak mı?

Ne hakla Türk’ün tarihle, bilimle, mitolojiyle, sanatla ilgilenmesini yasaklayabiliyorsunuz?

Bu sansürünüzün sebebi ne?

Sebebi var elbette.

Anadolu’yu Türk’e ait görmeyen Türk düşmanı ırkçılık, tarihi de, mitolojiyi de Türk’e çok görüyor.

Elimizden ülkemizi almaya çalıştıkları yetmezmiş gibi bir de mitolojimizi yasaklamaya kalkacaklar.

Tarihsiz, köksüz bir millet haline getirmek istiyorlar bizi bunun için de ırkçı bir sansür kampanyası, linç kampanyası başlatıyorlar.


Türklerde evrensel eksen ve Evrensel eksenin sembolü olan Hayat Ağacı en üstte bir şaman davulunda tasvir ediliyor. Ortadan geçen direk eksendir yerle göğü birleştirir.
Üstte ise Tataristan’da bir şaman ayini. Şaman kadınların ritüeli Avatar’daki Şaman töreninin bir benzeri.

İrlandalılar  Türk mü ?

Ama basının bize “Na’vileri Türk yaptılar, bu ırkçılıktır” diye saldırdığı gün aynı gazetelerde başka bir haber yayınlandı.

Haberi verelim:

“DUBLİN – İngiliz Times gazetesinin ‘Türk çiftçiler İrlandalıların babası’ başlığıyla haberleştirdiği araştırma, Avrupalı erkeklerin babadan oğula geçen Y kromozomları üzerinde yapılan incelemelere dayanıyor.

Leicester Üniversitesi’nin araştırması, İrlanda’ya Anadolu’dan ve Avrupa’nın güneydoğusundan gelen çiftçilerin zaman içinde yerli erkek nüfusunun yerini almış olabileceğini savlıyor.

Araştırmada yer verilen genetik bulgular ayrıca, İrlandalı kadınların, bölgeye gelen çiftçileri, avcılık ve toplayıcılıkla geçinen yerli erkeklerden daha ‘çekici’ bulmuş olabileceğini de ortaya koyuyor.”

Haberi veren Anadolu Ajansı, yayınlayan gazete ise bizi Na’viler Türk mü dedik diye suçlayan Radikal!

Neden Radikal İngiliz bilimadamları ırkçılık yapıyor manşetiyle çıkmadı sizce?

Ya da İngiliz Times gazetesini ırkçılıkla suçlasalardı ya!

Yapamazlar çünkü haberi veren Batılılar!

Bugün bazı Batılılar tüm dünya uluslarının Türklerden türediğini savunuyor, bu şekilde araştırmalar yapılıyor, kitaplar basılıyor.

Türkiye’deki milliyetçilik karşıtları nedense bunlara gıkını çıkartamıyor.

Ama siz bir Türk olarak, “ben Türk’üm” deseniz hemen üzerinize çullanırlar!

Türkiye’de artık “ben Türk’üm” demek en büyük yasak haline gelmiştir çünkü.

Kürt  ırkçılarının  Türk  düşmanlığı

Ama olayın asıl ilginç tarafı “Na’viler Türk değil Kürt” demeleri.

Bir defa şunu söyleyelim ki bizim yazımızda Kürt kelimesi bile geçmedi.

Okumaya devam edin ‘“Na’vi”ler Alevi mi ?’




İstatistikler

  • 2.329.040 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

En fazla oylananlar