23 Şub 2010 için arşiv

23
Şub
10

Balıkesir’de maden faciası : 13 ölü

Dursunbey  ilçesine  bağlı  Odaköy’deki  maden  ocağında

46  işçinin  vardiyasında  meydana  gelen  metan  yanmasında

17  işçi  hayatını  kaybetti.   6’sı  ağır   18 yaralı  var.

BALIKESİR – Balıkesir’in Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy’deki bir maden ocağında metan patlaması meydana geldi.

46 işçinin çalıştığı vardiya esnasında meydana gelen patlamada, olay yerine uzak işçilerin zarar görmezken, ilk etapta hastaneye kaldırılan 5 işçi hayatını kaybetti.

İlerleyen saatlerde maden ocağından 12 işçinin cesedi çıkarılırken, 6’sı ağır 18 kişinin yaralı olduğu, durumları ağır olan 6 işçinin İzmir ve Bursa’daki hastanelere gönderildiği kaydedildi.

Kazada hayatını kaybeden 17 işçiden 13’ünün isimleri şöyle:
İbrahim Saygılı, Muammer Karaca, Mustafa Demirel, Ali Yaran, Önder Kartefe, Celal Karakafa, Serkan Aydın, İsmail Görlen, Bünyamin Tuncay, Süleyman Duman, Mehmet Özel, Engin Tanrıkulu ile maden mühendisi Özgür Seçkin.

MADEN SAHİBİ: 17 KİŞİYİ KAYBETTİK
NTV’ye bağlanan maden sahibi Erhan Ortaköylü, ilk tespitlerinin metan patlaması olduğunu belirtirken, müdahalenin kendi ekipleri tarafından yapıldığını belirtti.

Ortaköylü, “5 işçi hastanede hayatını kaybetti. 12 işçinin cesedine de ocakta ulaşıldı. Toplam 17 kaybımız var. Şu anda bütün ocak temizlendi.

Maden ocağının sahibi Erhan Ortaköylü.

İşletme müdürüyle toplantı halindeyiz. Kesin olamamakla birlikte metan yanması deniyor. Teknikçi arkadaşlardan bana gelen bilgiler, örnek ocaklardan biri olduğumuz ve erken uyarı sisteminin çalışır halde olduğuydu. Bir değerlendirme yapacağız.

Hepimize geçmiş olsun. Kaybettiğimiz arkadaşlarımızın ve bizim günahlarımızı Allah affetsin.

Yaralı arkadaşlar Balıkesir ve Dursunbey’deki hastanelerde tedavi altındalar. Sağlıklı oldukları haberleri geliyor” şeklinde konuştu.

VALİ HATİPOĞLU
Balıkesir Valisi Selahattin Hatipoğlu da yine NTV’ye yaptığı açıklamada, “Patlama, Dursunbey’e yakın bir kömür ocağında meydana geldi. 46 işçinin çalıştığı bir vardiyaydı. Çalışanların önemli bir kısmı olay yerine uzak oldukları için kendi imkanlarıyla çıkmış. Şirketin kendi çalışanları da çalışmaları yapmış.

Hastaneye intikal eden işçilerden 5 tanesinin vefat ettiği haberi geldi. Son olarak da 12 kişinin cesedi çıkarıldı. Toplamda 17 kişiyi kaybettik. Yaralılardan ciddi olanlar Balıkesir’e sevk edilirken, diğer yaralılar Dursunbey Devlet Hastanesi’nde tedavi altında” ifadelerini kullandı.

2006’DA DA 17 İŞÇİ

Şen Madencilik Sanayici ve Ticaret A.Ş’ye (Şentaş Madencilik) ait Odaköy’deki kömür ocağında, 1 Haziran 2006’da grizu patlaması yaşanmıştı. Patlamada, 17 işçi hayatını kaybetmiş 7 işçi de yaralanmıştı.

Olaydan bir gün sonra Manisa’nın Soma ilçesindeki Ege Linyit İşletmesi’nden gelen 5 kişilik bilirkişi heyetinin yaptığı inceleme sonucunda, maden ocağında havalandırmanın yeterli olmadığı ve patlamaya antigrizu özelliği taşımayan elektrik kablolarının neden olduğu bildirilmişti.

BAKAN DİNÇER BALIKESİR’DE
Öte yandan patlamanın olduğu maden ocağına giden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, Balıkesir Valisi Yılmaz Arslan’dan olayla ilgili bilgi aldı.

23
Şub
10

Amerikasına da Avrupasına da Rusyasına da karşıyız !

ABD  değil  saldırmak   bize  yalvaracak

TÜRKSOLU: ABD’yle bütün anlaşmaları feshedeceğiz diyorsunuz. Bunu yapabileceğinize gerçekten inanıyor musunuz?

GÖKÇE FIRAT: İnanmasak zaten böyle bir şeyi açıklamayız. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zamandan 1930’lara kadar ABD ile herhangi bir ilişki geliştirmedi. Neden? Çünkü ABD Lozan’ı tanımadı. Dolayısıyla Cumhuriyetin kurulduğu en zor günlerimizde ABD ile hiçbir ilişki geliştirmeden kalkınan bir ülke olabildiysek aynısını bugün de çok rahatlıkla tekrarlayabiliriz.

TÜRKSOLU: Peki, ABD’nin ekonomik veya politik desteği olmadan ayakta kalabilir mi Türkiye?

GÖKÇE FIRAT: Bizim kendi tarihimizden, bizzat Kurtuluş Savaşı’ndan, hatta Kıbrıs deneyiminden biliyoruz ki ABD ile ilişkileri kestiğimiz dönemlerde Türkiye Cumhuriyeti’ne hiçbir şey olmamıştır. Çok rahat bir şekilde bu ilişkileri yeniden kesebiliriz.

TÜRKSOLU: Sonunuz Saddam gibi olmaz mı?

GÖKÇE FIRAT: ABD’nin saldırdığı pek çok ülke var. Biri Saddam. Biri bugünkü Afganistan. Yarın öbür gün saldırmayı planladığı bir İran var. Türkiye’de de insanlar şundan korkuyor: Acaba ABD Türkiye’ye saldırsa dayanabilir miyiz?

Halbuki ABD Türkiye’ye saldırmaya cesaret edemez. Türkiye’nin konumu ABD’nin saldırdığı diğer ülkelere hiç benzemiyor.

Birincisi, tarihsel dinamikler itibariyle benzemiyor. Türkler binlerce yıldır dünyanın egemen olan uluslarından birisi. Dolayısıyla Türkiye’nin direniş potansiyeli ABD’nin saldırdığı diğer ülkelere göre çok çok yüksek.

İkincisi Türkiye’nin mevcut politik konumu yani Ortadoğu’da işgal ettiği bölge dolayısıyla; Turan coğrafyası, Arap coğrafyası ve Balkan coğrafyası dolayısıyla; mevcut ve potansiyel ittifakları dolayısıyla, ABD Türkiye’ye değil saldırmak, Türkiye’nin karşı cepheye geçmemesi için elinden geleni yapacaktır.

Biz ABD ile ilişkilerimizi donduracağız dediğimiz andan itibaren ABD saldırmak bir yana, bize yalvaracaktır bizimle ilişkileri kesmeyin diye. Çünkü Türkiye’yi kaybeden bir ABD Afrika’yı kaybeder, Ortadoğu’yu kaybeder, Orta Asya’yı kaybeder. Hatta ve hatta Avrupa üzerindeki egemenliğini bile kaybeder. Bunu biz değil ABD düşünsün. ABD böylesi bir Türkiye’yi karşı kutba almayı asla göze alamayacaktır.

TÜRKSOLU: ABD’nin bize gerçekten zararı ne? Madem bizden vazgeçemeyecekler biz de onları kullanalım, onların gücünden faydalanalım.

GÖKÇE FIRAT: ABD’nin Türkiye’ye zararı olmaz olur mu. Öncelikle ABD Türkiye Cumhuriyeti’ni varlık olarak bile kabul etmiyor. Yüzyılın başında bir ABD Başkanının sözü vardır: “Türkleri asla Anadolu’da bırakmayacağız. Onları geldikleri yere postalayacağız.” Bunu daha Kurtuluş Savaşı verilirken diyorlar.

Kurtuluş Savaşı verilirken ABD nerede? Sevr’in arkasında. Sonrasında da hep Türkiye’nin karşısında. Bugün bile sözde stratejik müttefikiz ama PKK’nın arkasında ABD var. Ermenilerin arkasında ABD var. Yunanistan’ın arkasında ABD var. Türkiye’nin nerede bir ulusal bir çıkarı var, ABD bunun karşısında.

Üstelik Irak gibi, İran gibi veya Latin Amerika ülkelerini ve Chavez’in ülkesini de dahil edebiliriz, ABD’nin yutmak istediği bir pazar değil Türkiye. ABD biz Türklerin görmediğini görüyor: Türkiye dünya devi olacak bir ülkedir.

ABD Türkiye’nin rakibidir. Türkiye de ABD’nin rakibidir. Türkiye burada paylaşılacak, işgal edilecek ufacık bir ülke değildir. Türkiye tam tersine önümüzdeki yüzyıl dünyaya egemen olacak bir devlettir.

TÜRKSOLU: Madem büyük bir devlet olacağız. İki eşit ülke olarak müttefiklik ilişkisi kuramaz mıyız ABD’yle?

GÖKÇE FIRAT: Bunu o zaman düşünürüz. Kanuni Sultan Süleyman tüm Avrupa’yı titrettiği dönemde diğer ülkelerle ilişkisini kesmemiştir. İngiltere’siyle, Fransa’sıyla, Almanya’sıyla. Kanuni’nin Fransa’yla kurduğu ilişki tarzında bir ilişki biz de ABD ile kurabiliriz elbette.

TÜRKSOLU: ABD ile 50-60 yıldır süregelen bir müttefiklik ilişkimiz var. Ordumuz yıllardır ABD silahları kullanıyor. ABD’yle ilişkiyi kestiğimiz anda bir sıkıntı olmaz mı?

GÖKÇE FIRAT: Amerikalılar çok propagandasını yapıyor ya, serbest piyasa denilen bir şey var diye, silah ihtiyacımız olursa serbest piyasadan karşılarız en kötü ihtimalle!

Tam tersine şunu düşünelim, ABD’nin Türkiye’ye sağladığı hazır silahlar olmasa Türkiye Cumhuriyeti kendi silahını üretmek zorunda kalır. Bu bizi çok zorlar. Peki ne kadar zorlar derseniz, bakın Irak kendi silahını üretmeyi başlamıştı. İran bizim başaramadığımızı başarıyor, nükleer silah üretiyor. Çin denedi başardı. Hindistan denedi başardı. Pek çok ülke ABD’den silah almadığı için silah üretmek zorunda kaldı. Bizim de aynısını yapmamız lazım.

Açık söyleyelim. ABD’den silah almıyoruz dediğimiz zaman ABD ayaklarımıza kapanacaktır bizden silah al diye. Çünkü bir ülkeye silah satarsanız onu denetlersiniz. ABD denetlemek istediği bütün ülkelere silah satmak zorundadır. Almıyorum diyen bütün ülkelerin ayağına kapanır, bunu bilelim.

Ülkemizde  Amerikan  hayranlığı  değil   Amerikan  nefreti  var

TÜRKSOLU: Türk toplumunda büyük bir Amerikan hayranlığı var. Bunun üstesinden nasıl geleceksiniz?

Gökçe Fırat bir eğitim toplantısında.
Elektrikler kesilse de antiemperyalizme mola yok…

GÖKÇE FIRAT: Ülkemizde bir Amerikan hayranlığı olduğu sürekli söylenilir. Fakat yapılan anketler gösteriyor ki, Türk milleti ABD’den de, ABD’yi yöneten liderlerden de, Amerikan silah şirketlerinden de, hatta ve hatta ABD’nin Hollywood’undan da nefret ediyor.

Bu 80’li yılların büyük teziydi, Küçük Amerika olacağız diye Özal söylüyordu. Herkes Amerikanvari bir yaşam tarzı istiyordu. Günümüze geldiğiniz zaman ABD Türkiye’de hiç de gıptayla bakılan bir ülke değil, düşman olarak görülüyor. Böyle olduğu için de ABD sürekli senaryolar çiziyor, Türk halkını nasıl ikna ederiz, nasıl yeniden kendimizi sevdiririz diye. Yani Türkiye’de ABD’ye bir hayranlık yok, tam tersine nefret var.

TÜRKSOLU: Ordumuz da NATO’ya bağlı ama…

GÖKÇE FIRAT: Zaten en önemli olan şey bu. Biz zaten şu an NATO’ya dahil olduğumuz için NATO stratejisi neyi emrediyorsa Ordumuzu da ona göre konumlandırmamız gerekiyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin sorunu ne? Bölünme tehlikesiyle karşı karşıyayız. PKK’yla savaşmak zorundayız. Peki NATO Konseptinde PKK’yla savaş var mı? Yok. Kimle savaş var? Afganistan’la savaş var.

O zaman ne oluyor, biz analarımız çocuklarımız ağlamasın diye kendi düşmanımız teröristle savaşmıyoruz. Ama gidiyoruz ABD’nin teröristiyle Afganistan’da savaşıyoruz. İşte NATO dediğiniz olay budur. Amerikan çıkarları için kendi askerinizi Afganistan’a gönderirsiniz ama Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını delik deşik eden teröristleri de özel mahkemeler kurar, kırmızı halılar serer ülkeye davet edersiniz.

Bizim yapacağımız şey çok basit. Türkiye Cumhuriyeti NATO’dan doğrudan çıkacaktır. NATO’dan çıktığı andan itibaren Türkiye bağımsız bir devlet haline gelecektir. Türk Silahlı Kuvvetleri de ABD’nin ve Batılıların denetiminden kurtulacaktır. En büyük kurtuluşumuz da bu olacaktır.

Şu anda bizim Ordumuz her ne kadar bağımsızlıkçı, ulusal tavırlar alsa da eninde sonunda NATO projelerine bağlı. Eninde sonunda bizim Ordumuzun komuta kademesi ABD’den eğitim alıyor. Hatta çoğu zaman da icazet alıyor. Bizim NATO’dan çıkmamız Türk Ordusu’nun kazanılması anlamına gelir. O zaman Türk Ordusu kendi halkına güvenir, kendi halkına hesap verir, kendi çıkarlarını düşünür, ABD çıkarlarını, NATO çıkarlarını düşünmez

TÜRKSOLU: NATO’dan çıktıktan sonra nasıl bir yapılanma olacak?

GÖKÇE FIRAT: Türkiye kendi ordusunu kendi ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılandıracaktır. Diyelim ki ABD’ye nasıl direniriz diyoruz. ABD’ye direnecekseniz, bir hava savunma sisteminizin olması gerekir. Türkiye’nin var mı? Yok.

Neden yok? Çünkü ABD size gerek yok diyor. Yani biz ABD’yle NATO’yla ittifaktan çıktığımız andan itibaren neye ihtiyacımız varsa kendimizi ona göre konumlandırabileceğiz.

Avrupa  Birliği’ne   karşıyız

TÜRKSOLU: Avrupa Birliği’ne de karşı mısınız?

GÖKÇE FIRAT: Elbette karşıyız. AB ile ABD görünürde ne kadar karşıt olsa da, birbirleriyle çelişkileri olsa da Türkiye’ye karşı herhangi bir çelişkileri yok. Buna hatta Rusya’yı ve Çin’i de ekleyebilirsiniz.

Dünyada ne kadar büyük bir güç varsa, istisnasız Türkiye Cumhuriyeti’ne dost değildir. ABD’nin, Avrupa’nın tüm devletlerinin, Rusya’nın ve Çin’in, Türklerin 5.000 yıllık tarih boyunca Türkiye’yle dost oldukları bir dönem yoktur. Neden yoktur? Çünkü Türkiye kabul etsek de etmesek de, Uzak Asya’dan Balkanlar’a kadar çok büyük bir Turan coğrafyasının sahibidir. Bu coğrafyanın sahibi olan bir ulusa Rusya’nın, Çin’in, Avrupa’nın veya ABD’nin dost olmasını bekleyemezsiniz.

Biz bunlarla birlikte çok büyük nüfuslara, çok büyük topraklara hükmetme potansiyeli olan bir devletiz. Dolayısıyla bunlarla çıkarlarımız çatışıyor. Avrupa Birliği ile ABD arasında bizim açımızdan bir fark yok. Türk denilen şey var olduğu sürece düşmanımız çok olacaktır.

TÜRKSOLU: Peki AB üyeliği bir uygarlık projesi olarak görülemez mi? Sonuçta Atatürk’ün de çağdaşlaşma gibi “muasır medeniyetlerin seviyesine geleceğiz” gibi hedefleri var. Batılılaşmak bir Atatürkçünün hedefi değil midir?

GÖKÇE FIRAT: Atatürk asla Batıcı değildi. Asla Avrupacı değildi. Atatürk Türkçüydü.

Avrupa devletlerinin hepsini toplasanız, hepsini bir araya getirseniz, hepsinin kültürel hazinelerini bir tarafa koysanız, Türk tarihinin ve Türk uygarlığının yanında milyonda bir kalırlar.

Türk’ten daha uygar bir ulus, Türk’ten daha çağdaş bir ulus olamaz ki. Biz Batılılardan uygarlık dersi alacak bir ulus değiliz. Bırakalım Batılılar bizden uygarlık dersi alsınlar. Biz kendi uygarlığımıza güveniyoruz.

Bakın Mustafa Kemal de çok güveniyordu. Türk diline, Türk kültürüne, Türk insanına çok güveniyordu. Niye? Tarihi yaratan, kimileri kabul etse de etmese de büyük ölçüde Türklerdir, Avrupalılar değil.

Türk’ün  Türk’ten  başka  dostu  yok

TÜRKSOLU: Türk’ün Türk’ten başka dostu yok mu yani?

GÖKÇE FIRAT: Elbette yok. Varsa Türkiye’nin bir tane dostu, göstersinler. Rusya mıymış, Çin miymiş, ABD miymiş, AB miymiş, Yunanistan mıymış. Kimmiş Türkiye’nin dostu?

Peki, Türk’ün Türk’ten başka dostu ne zaman olabilir? Gerçekten ezilen ulusların yanında tavır alırsa Türklerin dostu çok. Kurtuluş Savaşı verilirken Hindistan yanımızdaydı Afganistan yanımızdaydı, İran yanımızdaydı, Azerbaycan yanımızdaydı, Sovyetler yanımızdaydı. Türkiye’nin yanında olan tonla devlet vardı. Neden vardı? Çünkü Türkiye emperyalizme karşı çıkıyordu. Türkiye bugün emperyalizme karşı çıksın, aynı şekilde dünyada çok büyük bir çekim merkezi haline gelecektir.

Çok basit bir coğrafyada, sınırlı bir coğrafyada, Chavez’in yarattığı etkiyi düşünün… Dün ABD’nin arka bahçesi denilen tüm devletler bugün Chavez’in yanına geçti. Aynı şey Türkiye için de olacak.

Atatürk döneminde zaten böyleydi. Tüm Ortadoğu, Balkanlar, hatta Kurtuluş Savaşı’nda savaştığımız Yunanistan bile ABD’nin değil Türkiye’nin yanında yer alıyordu. Güçlü Türkiye çekim merkezi olur, etrafına ülke toplar. Zayıf bir ülke istese de toplayamaz.

TÜRKSOLU: Ama Chavez’in elinde petrol gibi bir olanağı var.

GÖKÇE FIRAT: Denklemi bence tersten kurmak lazım. Chavez elinde petrol olduğu için mi ABD’ye karşı çıkıyor, yoksa ABD’ye karşı çıktığı için mi petrolü koz olarak kullanabiliyor? Chavez’den önce Bolivar’ın döneminde petrol yoktu. Ama Bolivar da emperyalizme karşıydı. Daha öncesine gidelim: Tupac Amaru. Petrolü yoktu ama emperyalizme karşıydı. Petrol henüz icat edilmeden önce de bu bölgelerin hepsi ABD’ye karşıydı.

İkincisi, Türkiye tarihinde ABD’ye hiç direndi mi? Kurtuluş Savaşı’nda direndi. Sırf ABD’ye değil, yedi düvele direndik. Petrolümüz mü vardı? Herhangi bir silah fabrikamız mı vardı? Yoktu. Herhangi bir ekonomik gücümüz mü vardı? Yoktu. Kazandık mı? Kazandık.

Mantık şunu emreder: Kazandığımız, başardığımız bir savaş varken bugün kazanamayız, yapamayız, edemeyiz feryatları toptan yanlıştır. Bir kenara itilmelidir.

Ayrıca Kıbrıs deneyimini de yaşadık. ABD ambargo koydu Türkiye Cumhuriyeti’ne. Başarabildi mi? Başaramadı. Yani ABD’nin ekonomik açıdan, teknik açıdan veya başka bir açıdan Türkiye’yi zora sokabileceği herhangi bir durum yok.

Petrolümüz olmasa da çok rahat direniriz. Çünkü bir ülkenin varlığı direnmek için yeterlidir. Türkiye Cumhuriyeti ekonomisinin Chavez’in ülkesindeki ekonomiye göre aslında çok daha güçlü yanları vardır. Çünkü Türkiye çok fazla çeşitte üretim yapabilecek, tarımı, hayvancılığı, sanayiyi bir arada getirebilecek bir altyapıya ve donanıma sahiptir.

TÜRKSOLU: Chavez’le mi bir ittifak kuracaksınız? Dış politika seçeneğiniz bu mu?

GÖKÇE FIRAT: Sadece Chavez’le değil, ABD’ye karşı çıkan tüm ezilen uluslarla ittifak kuracağız. Tabii Chavez’in antiemperyalist yönelimi, sosyalist yönelimi onunla doğrudan bir ittifak kuracağımız anlamına gelir. Bölgemizde de İran’ı, Suriye’yi, hatta Irak ve Mısır gibi bugün Amerikancı gibi gözüken ülkelerin pek çoğunu Türkiye etrafında toparlayacaktır.

İlk kalkış noktamız da Kıbrıs’ın Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına dahil edilmesi ve Azerbaycan’la federal birliğe gidilmesi olacaktır.

Kıbrıs  Türkiye’nin  bir  ili  olacak

TÜRKSOLU: Yani siz Kıbrıs sorununu Türkiye’ye bağlayarak çözeceksiniz.

GÖKÇE FIRAT: Evet, Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir ili olacaktır.

TÜRKSOLU: Peki bu uluslararası hukuka uygun mu?

GÖKÇE FIRAT: Uluslararası anlaşmalar Türkiye’ye bu hakkı tanıyor. Türkiye bunu kullanmıyor. Fakat biz uluslararası hukuka dayanarak bu hakkımızı kullanacağız ve Kıbrıs’ı Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vilayeti yapacağız.

TÜRKSOLU: Kıbrıs’ın tümünü mü dahil edeceksiniz?

GÖKÇE FIRAT: Tümünü değil, KKTC’nin hepsini. İktidara geldiğimizde Kıbrıs’ta bir halk oylaması yapacağız: “Türkiye’yle birleşmeye evet mi hayır mı?” Çok açık söyleyelim %70’in %80’in üzerinde bir oranla Türkiye’yle birleşme kararı çıkacak. KKTC Meclisi de kabul edecek bunu ve Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına dahil edilecek.

TÜRKSOLU: Böyle bir durumda bir operasyon olmaz mı?

GÖKÇE FIRAT: Kıbrıs zaten bizim. Biz Afganistan’a işgale gitmiyoruz, Irak’ı işgal etmiyoruz. Bizim olan topraklarımızın bağımsız statüsünü değiştirip kendi ülkemizin sınırları içerisine katıyoruz. Hukuk açısından yüzde yüz haklı olduğumuz bir nokta. Kaldı ki orada 30 bin Türk askeri varken de Türkiye’ye kimse öyle kolay kolay müdahale edemez.

Azerbaycan’la  federasyon  kuracağız

TÜRKSOLU: Azerbaycan’la da federasyon kuracağız diyorsunuz. Azerbaycan hep kardeş devlet görülür ama KKTC’yi tanımıyor mesela.

GÖKÇE FIRAT: Bizim kuracağımız ülkede bir Turan perspektifimiz olacağı için ilk etapta Azerbaycan’la çok yakın bir ilişki geliştireceğiz.

Ortak çıkarlarımız için elbette bir araya geleceğiz. Bundan daha doğalı olamaz. Şu an niçin yok? Çünkü şu an Türkiye Cumhuriyeti değil Azerbaycan’daki Türk devletine kendi ülkesindeki Türk halkına bile karşı. Böyle bir devletle Azerbaycan’ın iyi ilişki geliştirmesini ve KKTC’yi tanımasını bekleyemezsiniz ki. Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs yok olsun diye uğraşırken Azerbaycan mı KKTC’yi tanımaya hevesli olacak? Azerbaycan’ı burada anlamak gerekir.

Azerbaycan ve Türkiye’nin tarihsel, coğrafi ve ekonomik çıkarları ortaktır. Aynı Oğuzların aynı kolundan, aynı boyundan geliyoruz. Aramızda etnik bir birliktelik de var. Dolayısıyla Azerbaycan’la Türkiye arasında kurulacak bir federal birlik tüm Turan coğrafyasında ortaya çıkacak Türk Birliğinin de kapısını açacaktır.

Türk  Birliğini   savunuyoruz

TÜRKSOLU: Turan coğrafyasından bahsediyorsunuz. Turancı mısınız?

GÖKÇE FIRAT: Turancılıktan kastınız eğer Osmanlı’nın yıkılış dönemindeki Enver Paşa’ların savunduğu tarzdan bir Turancılıksa elbette değiliz. Bir Atatürkçünün bu anlamıyla Turancı olmasını bekleyemeyiz.

Ama dünyada bir Türk Birliğinden yana mısınız derseniz elbette yanayız. Zaten Atatürk de Türk Birliğinden yanaydı. Çok açık söyleyelim, ortak soydan gelen tüm Türkleri tek bir devlet altında, tek bir bayrak altında birleştirmek gibi bir hedefimiz var.

TÜRKSOLU: Mümkün mü bu?

GÖKÇE FIRAT: Elbette mümkün.

Nasıl tüm Almanlar aynı devlet içinde yaşıyorsa, Tüm Ruslar, tüm İtalyanlar aynı devlet içinde yaşıyorsa neden tüm Türkler farklı devletlere bölünsün?

Dünyada Türkler dışında başka bir ulus var mı farklı devletlere bölünmüş olsun ?

Hatta farklı 10 tane devlete bölünmüş olsun ?

Yok.

Okumaya devam edin ‘Amerikasına da Avrupasına da Rusyasına da karşıyız !’

23
Şub
10

Yargıya saldırı

Siyaset sinirle yapılabilecek bir iş değildir. Günümüz Başbakanı yurt içindeki davranışlarının kendisi hakkındaki olumsuz kanıları artırıp pekleştirdiği yetmiyormuş gibi Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı’na yaptığı türden bir sert çıkışı da AB Büyükelçilerine verilen öğle yemeğinde yineledi. Oysa AB’nin ve Avrupa Parlamentosu’

nun tutumlarındaki amaçlı yaklaşımlar Türkiye adına verilen ödünlerden kaynaklanmaktadır. Almanya ve Fransa’

nın belirgin karşıtlığı yanında son raporun sırıtan dayatmaları da gösteriyor ki “imtiyazlı ortaklık” bile söz konusu olamayacak. Türkiye’yi AB’ne almak istemiyorlar. Bu duruşun nedeni Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarlarındaki zayıflıktır. Avrupalılar almaya alıştıklarından, Türkiye de vermekte duraksamadığından bastırmaktadırlar. Şimdiye kadar konuya bakışımızdan karşıtlık anlamını çıkaranlar sanırız biraz kendilerine gelmişlerdir. AB’nin ikilemleri karşısında Başbakanın “Kör müsünüz?” sorusu eleştirilerimizin doğrulanması anlamındadır.

Yalnız bu mu? Yeni Dışişleri Bakanı’nın dört yöne açılması, Cumhurbaşkanı’nın gezilerinin de ortaya koyduğu gerçekler birleştirildiğinde, dış ilişkilerde duygusal ve dinsel bir yakınlaşmanın amaçlandığı, iş adamlarına kimi olanaklar sağlamaktan ötede ulusal bağlamda yararlı bir sonuç kazanılmadığı saptanmaktadır. Dört yanımız karşıtlarımızla çevriliyken Silâhlı Kuvvetlere saldırılar iktidar güvencesinde sürmekte, komutanların yakınma ve uyarıları nedense alaya alınmaktadır. Eski DTP’li Hatip Dicle’nin “Hakimlerin ayarlandığı” sözü yeni tartışmaları gündeme getirmiştir. Olayların gelişimi endişeleri artırmakta, üzülecek savları doğrulamaktadır.

Bir karabasan ya da ahtapot gibi toplumu kolları arasına almak isteyen baskı ve sindirme operasyonları yayılarak sürmekte, Kürtçülerin devleti tehditleri giderek artmaktadır. Apo’nun yol haritası, avukatları eliyle dışarı çıkarıldığı söylenen kışkırtma ve kimi yapay yakınmaları toplumu karıştırmakta, sokak olaylarıyla kundaklamaları kışkırtmaktadır.

Okumaya devam edin ‘Yargıya saldırı’

23
Şub
10

Euronews’te sansür ve cemaat kadrolaşması

TRT uluslararası haber kanalı Euronews’e ortak oldu ve 30 Ocak 2010 tarihinde İstanbul’da yapılan bir törenle Türkçe yayın başladı, hayırlı olsun.
Euronews’in Türkçe yayınının başlamasının üzerinden daha bir ay geçmeden kadrolaşma iddiaları ortaya atıldı.
Euronews’teki kadrolaşma haberi 20 Şubat Cumartesi günü Cumhuriyet gazetesinde “Sınır aşan kadrolaşma” başlığı ile verildi.
TRT yönetimi her zaman olduğu gibi kadrolaşma iddialarını ‘yalanladı’.
TRT’den yapılan açıklamada Euronews’in personelini kendisinin seçtiği belirtilerek, “TRT kurumu olarak Euronews’un personel politikasına müdahale etme gibi bir hukukumuz yoktur” denildi.
İbrahim Şahin’in yaptığına konuşmaya mı inanacağız yoksa TRT’den yapılan açıklamaya mı?

Bir açıklama da Euronews yöneticilerinden bekliyoruz.
Acaba Türkçe servisine personel alımı yapılırken bir duyuru yapıldı mı?
Duyuru nerede ve ne zaman yapıldı?
Bu 17 kişi belirlenirken hangi kıstaslar dikkate alındı?
Uluslararası bir haber kadrolaşma iddiası ile gündeme gelmesi ilginç değil mi?
Bize de ilginç geldi. Merak ettik bu kadrolaşma uluslar arası haber kanalının haberlerine nasıl yansımış diye.

İŞTE EURONEWS’DEKİ SANSÜR
Türkiye’nin gündeminde yaklaşık 2 buçuk aydır Tekel işçilerinin direnişi var.
Tarih yazan Tekel işçileri AKP’nin ve dolayısıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın korkulu rüyası oldu.
Tekel işçileri yıllardır ortak eylem yapamayan sendikaları, emek ve meslek örgütlerini bir araya getirdiler.
TÜRK-İŞ, DİSK, KESK, KAMU-SEN, HAK-İŞ ve MEMUR-SEN Tekel işçileri için birlikte hareket etme kararı aldı. Bu altı konfederasyon 4 Şubat 2010 tarihinde iş bırakma eylemi yaptı.
Euronews Tekel işçilerinin eylemini nasıl verdiğini merak ettik ve http://tr.euronews.net/ sayfasında bir arama yaptık.
‘TEKEL’ yazıp arama yaptık bir şey çıkmadı.
GREV yazıp şansımızı bir daha denedik.
Bu sefer, “Yunanistan’da grev”, “Fransa’da grev”, “Bulgaristan’da grev” başlıkları çıktı karşımıza.
TÜRKİYE yazdık tekrar bir arama daha yaptık. Yine TEKEL emekçilerinin direnişi ile ilgili bir haber bulamadık.
Yok, canım bu kadar da olmaz diyerek şansımızı bir kez daha denedik.
Euronews’in meşhur bir bölümü vardır, burada yalnızca görüntü yayınlanır. ‘No comment’ / Yorumsuz isimli bu bölüme baktık ve uzun aramalar sonunda Gösteri/ Türkiye başlığı ile 57 saniyelik bir görüntü bulduk.
Demek ki Euronews’in özgür ve tarafsız haberciliği buraya kadarmış.
Peki, Euronews niçin böyle yapıyor?
Türkçe yayına başlayan Euronews’de niçin Tekel işçileri ile ilgili bir tek haber bile yer almıyor.
İşte Euronews’de uygulanan sansürün gerekçesi
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin 30 Ocak 2010 tarihindeki açılış töreninde yaptığı konuşmada şöyle dedi;
“Aslında bizim yapmamız gereken en önemli şey Türkiye ile ilgili haberlerin objektif tarafsız yayınlanması idi.
Bununla ilgili de Euronews’in Türkçe masasına alacağı gazetecilerin bizim süzgecimizden geçirilmesi arzumuzdu, bununla ilgili de özellikle gerek Euronews’in yönetim kurulu başkanı gerek genel müdür defalarca bize geldiler, bunu tabirimi hoş görsünler ama dayattık.
Kendimizin kendilerine sunduğu gazeteci havuzundaki arkadaşları sınava tabi tuttular ve bunlar sınavı kazandı.
Gerek TRT’nin gerek Euoronews’in eğitiminden geçtiler, bu arkadaşlarımız yaklaşık bir ay içinde Euronews’e adapte oldular ve şu an orda çalışmaya başladılar”

Evet, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’in bu sözleri her şeyi açıklıyor.
Türkiye ile ilgili objektif ve tarafsız haber yapmak demek ki böyle oluyor. TEKEL işçilerinin direnişini görmezseniz ‘objektif ve tarafsız’ oluyorsunuz!
Görürseniz AKP ve Türkiye karşıtı oluyorsunuz!
Euronews yöneticilerinin bir açıklama yapması gerekiyor.
Euronews’in basın özgürlüğü ve sansür anlayışını merak ediyoruz.
Objektiflik ve tarafsızlık anlayışlarının sınırlarını öğrenmek istiyoruz.
Euronews’e aktarılan her kuruş bu ülkenin halkının cebinden çıkıyor. Halkın parası ile halkın gündemine sansür uygulamak, AKP yandaşlığı Euronews’in hangi ilkelerine uygundur öğrenmek istiyoruz.

Ve Euronews yöneticilerine bir öneri; BBC Türkçe servisinin internet sitesine bir bakın.
Adresini bilmiyorsanız işte size adres: http://www.bbc.co.uk/turkish
Sayfadaki arama bölümüne TEKEL yazıp arayın…

23
Şub
10

‘Kutlu Yürüyüş’ Nereye: İki Konuşma Bir Sayı

image

Son günlerde adalet mekanizması içindeki olayları kalın hatlarıyla anımsayalım:

Özel Yetkili Erzurum Savcısı, tarikat ve cemaatleri soruşturan Erzincan Cumhuriyet Savcısı’nı, terör örgütü ile ilişkili olduğu gerekçesiyle tutuklattı.

HSYK, yetki aşımı gerekçesiyle Erzurum özel yetkili savcılarının yetkilerini kaldırdı.

Bunun üzerine Başbakan, AKP’nin hukuk kurmaylarıyla toplandı.

Toplantıdan sonra Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bir açıklama yaptı:

Arınç şöyle diyordu:

“Bu ülkenin kutlu yürüyüşü asla ve asla durdurulamaz.

Vesayetçi anlayışlar, statükocu yaklaşımlar, değişime direnen tutucular, bürokratik oligarşi ve ortaçağ zihniyetleri elinde bu ülkenin şahlanışı artık daha fazla ertelenemez.”

Arınç’ın hedefinde yargıçlar vardı:

“Türkiye bir yargıçlar devleti değil, demokratik bir hukuk devletidir, öyle de kalacaktır” diye bitiriyordu konuşmasını.

***

Arınç’ın demokratik hukuk devleti adına, hukuk devletini savunan yargıçları suçlaması şaşırtıcı:

Demokratik hukuk devletinin güvencesi zaten hukukun üstünlüğü değil midir?

Bağımsız ve tarafsız yargıçlar, demokratik hukuk devletinin koruyucusu değil midir?

Yargı bağımsızlığını, yargıçlar devleti diye niteleyebilir, hukuk devleti ve demokrasi adına eleştirebilir misiniz?

Öte yandan, Arınç’ın kastettiği “kutlu yürüyüş” deyiminin anlamı açıktı:

Okumaya devam edin ‘‘Kutlu Yürüyüş’ Nereye: İki Konuşma Bir Sayı’

23
Şub
10

Generallere gözaltıların dış basında yankıları

Brüksel’de 63. Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu toplantısında konuşan Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Fule, Balyoz Operasyonu’nu değerlendirdi.

Üniversiteyi Moskova’da bitirip sonrasında Çekoslovakya Dışişleri Bakanlığı’nda çalışan eski büyükelçi Fule, askerlerin ortamı istikrarsızlaştırma girişimlerine yönelik iddialardan endişeli olduğunu söyledi.

Stefan Fule, anayasa, yargı ve ordunun sivillere tabi olması reformlarının Türkiye’nin demokratikleşmesinde olmazsa olmaz adımlar olduğunu belirtti.

Fule, soruşturmanın önemi açısından, örnek bir biçimde yapılarak yargı standartlarına uygun yürütülmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Fule, KPK üyelerinin sorularını yanıtlarken şunları söyledi:

”TSK ile hükümet arasındaki görüş farklılıklarıyla ilgili ise eski Çekoslovakya ve Varşova paktına bakacak olursak oradaki askerin rolü farklıydı. O zaman silahlı kuvvetlerin üzerinde sivil denetim yoktu. Bugün burada şimdi temsil edilen ülkeler (Yeni Merkezi ve Doğu AB üyeleri) o durumdan çok uzaktalar. Bu ülkeleri geçmişle kıyaslayacak olursak çok farklı yerdeler. Bu ülkelerde şimdi sivil yönetim askerleri denetliyor. Türkiye NATO üyesi olarak çok önemli bir ülke. Bizimle birlikte askeri harekatlara katılıyor. Şimdi sivil asker ilişkileri değişiyor. Bu konudaki gelişmelerden ben iyimserim.”

ABD :  OLAY NORMAL !

Amerikan yönetimi, Türkiye’deki Balyoz Darbe Planı soruşturması çerçevesinde dün üst düzey emekli general, muvazzaf amiralve subayların gözaltına alınmasıyla ilgili gelişmeleri normal karşıladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley, gözaltılarla ilgili olarak, “Türkiye’deki siyasetin ve toplumun gelişimi içinde bu konular yeni değil. Spesifik bir endişemiz olduğunu düşünmüyorum. Şurası açık ki, atılan tüm adımlar Türk yasalarıyla uyumlu ve şeffaf olmalı.” dedi. Crowley, Dışişleri’nde düzenlediği günlük basın toplantısında bir gazetecinin, “Türkiye’de darbe planladıkları iddia edilen kişilere yönelik son gözaltılar göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’deki potansiyel siyasi istikrarsızlık hakkında ve Türkiye’nin, sizin deyiminizle tarihteki en başarılı müttefiklikte oynadığı merkezi role dair bir endişeniz var mı?” şeklindeki sorusunu cevapladı. “Tarihteki en başarılı müttefiklik, bu bir gerçek.” diyen Crowley, şunları söyledi: “Türkiye’deki siyaset ve toplumun evrimi içinde bu konular yeni değil. Spesifik bir endişemiz olduğunu düşünmüyorum. Şurası açık ki, atılan tüm adımlar Türk yasalarıyla uyumlu ve şeffaf olmalı. Ancak biliyorsunuz, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton geçen hafta Katar’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile çok detaylı ve başarılı bir görüşme yaptı. Ortadoğu barış süreci, Kıbrıs meselesi, Irak ve İran gibi çeşitli konularda Türkiye ile yakından çalışmayı sürdürüyoruz.”

JENKINS :  SUBAYLAR TUTUKLANIRSA ORDU SESSİZ KALMAZ

Türkiye uzmanı gazeteci Gareth Jenkins’in yorumuna yer veren İngiliz gazetesi Guardian gelişmelerin büyük bir krize yol açabileceğini yazdı.
Gareth Jenkins gözaltına alınan subayların tutuklanması durumunda ordunun kesinlile sessiz kalmayacağını vurguladı.
Financial Times,TSK’ya yönelik operasyonun AKP ile ordu ve yargı içindeki muhalifler arasındaki gerginliği tırmandıracağını belirtti ve bu durumun darbe senaryolarını gündeme getirdiğini yazdı.

Amerikan New-York Times, Balyoz tertibi çerçevesinde gerçekleştirilen operasyonu TSK’ya karşı girişilen en büyük operasyonlardan biri olarak niteledi. Gazete son operasyonun Türkiye’deki siyasi kriz endişelerini daha da arttırdığını vurguladı.

Türkiye’de 2007 yılından beri iç savaş yaşandığını belirten Wall Street Journal gazetesi yargı ve AKP arasında süren gerginliğin ardından Türkiye’de gerginliğin yükseldiğini yazdı. Gazete AKP’nin Anayasayı değiştirme girişiminde bulunmasının fişeği ateşleyebileceğini belirtti.

Daily Telegraph Türkiye’de ordunun 1960′dan bu yana dört hükümet devirdiğini hatırlattı. Gazete AB üyelik sürecinin ordunun siyasetçilere müdahale olanağını azalttığını vurguladı.

İtalyan Corriere della Sera gazetesi son operasyonu “Türkiye’de hükümete karşı darbe komplosu, 40 gözaltı” başlığıyla verdi.

RUS  RIA  NOVOSTI: TÜRKİYE’NİN LAİK ORDUSU VE HUKUK, AKP’YE KARŞI

Haberlerde, ordunun yönetime el koyabilmek için Ege denizinde bir Türk jetinin düşürülerek Yunanistan’la kriz oluşturulması ve camilerin bombalanarak kaos oluşturulması planladığı ile ilgili iddialara dikkat çekildi.

Moskova’nın resmi yayın organı olan Ria Novosti haber ajansı 17 emekli general, 4 muvazzaf amiral ve 27 subay ve 1 astsubayın, İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer şehirlerde eş zamanlı olarak düzenlenen operasyonların ardından gözaltına alındığını duyurdu. Ajans, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un pazartesi günü planlanan Mısır gezisini iptal ettiğine de değindi. Ajansın haberinde, “Tayyip Erdoğan hükümetine karşı olağanüstü hal ilan edilmesi öngörülüyordu” ifadesi yer aldı.
Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un iddiaları kabul etmediğini ve darbelerin geçmişte kaldığını ifade ettiğini kaydeden Ria Novosti ajansı, “İddiaya göre Ergenekon’la bağlantılı olan askeri ve laik çevreler darbeye zemin hazırlamak için kaos oluşturmakla suçlanıyor. Asker, polis, hukukçu, politikacı ve gazetecilerden oluşan yaklaşık 200 kişi gözaltında bulunuyor. Birçok kimse tarafından mevcut gelişmeler Türkiye’nin laik ordusu, hukuk ve AKP iktidarı arasında bir iktidar mücadelesi olarak yorumlanıyor.” değerlendirmelerine yer verdi.

İNGİLİZ  BASINI :

Financial Times: Gözaltılar Ergenekon denilen şebekeyi soruşturan savcıların emriyle son iki yıldır gerçekleşen toplu tutuklamaların bir parçası niteliğinde. Baskınlar piyasaları sarstı, lira zayıfladı ve İstanbul borsası günü 1.36 düşüşle kapattı.

Guardian: Ordunun imajı Erdoğan’ın seçilmiş hükümetini laikliğini altını oyduğu gerekçesiyle alaşağı etmek için gizlice planlar yaptığı yolundaki suçlamalar nedeniyle zaten kirlenmişti. Gözaltına alınan komutanlar camileri havaya uçurarak kargaşa yaratıp ordunun yönetime el koymasını tetiklemeye çalışmakla suçlanıyorlar. Ordu ise bu suçlamaları reddediyor.

Telegraph: Planlar arasında İstanbul’daki Fenerbahçe futbol stadyumunun ele geçirilerek toplu tutuklamalarda ele geçirilen kişilerin burada tutulması da bulunuyor. Entrikacılar sıkıyönetim ilan edilmesiyle İstanbul bölgesinde 200 bin kişinin düzeni tehdit edebileceğini hesaplamışlar. Tutuklamalarla ilgili haberler liranın yüzde bir oranında değer kaybetmesine yol açtı.

Times: Balyoz planında çok sayıda askerin adı ve ne görev yapacakları de belirtilmiş ki, bu da tutuklamaların nasıl bu kadar hızlı olduğunu açıklıyor. Bağımsız Türk gazetesi Taraf’ın keşfettiği plan Türkiye’de şimdiye dek gün ışığına çıkan en ayrıntılı darbe planı. Planda Times tarafından da görülen 5 binin üzerinde taranmış sayfa, slayt CD’leri ve 48 saatlik ses kayıtları bulunuyor. Bilgisayar dosyalarındaki dijital tarih baskıları  2002 ya da 2003 tarihlerine işaret ediyor ve bu dosyaların askeri bilgisayarlardan geldiği görülüyor.

ALMAN  BASINI :

Alman gazeteleri Bild ve Die Welt Balyoz Operasyonu’na ilişkin ayrıntılı değerlendirmede bulundu.

Bild gazetesi, “Polis 49 subayı gözaltına aldı” başlığıyla verdiği haberde şunlara vurgu yaptı: “Gözaltına alınanlar arasında eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek de bulunuyor. Geçtiğimiz Ocak ayında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile AK Parti’yi iktidardan uzaklaştırmayı hedefleyen Balyoz adında bir askeri plan ortaya çıkarılmıştı.”

Die Welt gazetesi ise, “Darbe şüphesi-Polis emekli subayları gözaltına aldı” yorumunu yaptı. Gazetede, “Gözaltına alınanlar arasında eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek de var. Şüpheliler İstanbul Başsavcılığı’nın talimatıyla gözaltına alındılar. Zanlılar Başbakan Erdoğan’a karşı darbe yapmayı planlayan gizli Ergenekon örgütüne üye olmakla suçlanıyorlar” ifadeleri dikkat çekti.

İTALYAN  BASINI :

İtalya basını Türkiye’de “hükümete yönelik darbe planı” iddiasıyla emekli generalleri de kapsayan gözaltı dalgasına geniş yer verdi.

Corriere della Sera gazetesi internet sayfasında haberi, “Türkiye: İslamist hükümete karşı askeri komplodan 40 gözaltı” başlığıyla duyuruldu.

Haberde “Türkiye’de, varsayılan AKP hükümetini devirmek için askeri komployla ilgili tansiyon yükseldi. Hükümeti devirmeye yönelik Ergenekon şebekesiyle bağlantılı 40 yüksek düzey resmiye kelepçe vuruldu”  ifadesi yer alırken, ayrıca, “İktidara göre söz konusu grup, politik cinayetler işledi, içinde başbakanın da bulunduğu yeni cinayetler için plan yapıyordu. Muhalefete göre ise, darbe planı varsayımdan ibaret. Gerçekte askeriye devre dışı bırakılıp, hükümete güç kazandırmak amaçlanıyor” denildi.

La Repubblica gazetesi internet sitesinde, “Türkiye darbeye engel oldu. 40 kişi durduruldu” başlığının altında, “Türk basınında bu 40 kişinin Ergenekon’la bağlantısı olan gizli bir organizasyon, hedef ülke ve Ankara hükümeti dengelerini bozma. Şimdi gözler askeriyenin vereceği tepkiye çevrildi” ifadesi yer aldı.

La Stampa gazetesi internet sayfasında ise, haber “Türkiye darbeyi durdurdu” başlığıyla yer buldu. Haberde, “Türkiye’de darbe hakkında konuşmak, günlük politik tartışmaların bir parçası. Bugün yine, AB’ye girmesi gerektiğini iddia eden bir ülke, bir askeri darbenin durdurulduğunu öğrenerek uyandı” yorumu yapıldı.

RUS  BASINI :

Türkiye’deki tutuklama olayları Rus basınında geniş yer buldu. Birçok haber ajansı ve gazetelerin internet sayfası, okurlarına bunu ilk sıralardan duyurdu.

Haberler şu başlıklarla verildi: “Görevdeki ve emekli yaklaşık 50 askeri yetkili ihtilal hazırlığı suçuyla tutuklandı”, “Türk askeri yetkilileri ülkeyi devirme planı yaptılar”, “Türkiye’de generallerin komploları açığa çıktı”, “Türkiye’de ihtilal hazırlığında bulunan yüksek mertebeli askeri yetkililer tutuklandı”, “Hükümet aleyhinde komplo planı yapan askeri yetkililer gözaltında”, “Türkiye’de 14 yüksek askeri yetkili tutuklandı.”

Tutuklananlar arasında general ve amirallerin de olduğunun üzerinde durulurken, Türk ordusunun 1960 yılından bu yana 3 defa ihtilal yaptığının altı çizildi.

İSKANDİNAV  BASINI :

Türkiye’de çok sayıda general ve muvazzaf subayın gözaltına alınması, Danimarka ve diğer İskandinav ülkelerinde büyük yankı uyardı.

Danimarka medyası, “Türkiye’de iktidar savaşı“ manşetiyle verdiği haberde yüksek rütbeli subayların İslami kökleri bulunan iktidara karşı ihtilal planlama iddiasıyla gözaltına alındıklarını duyurdu.

Haberde, “Polis operasyonu, Türkiye’de bugüne kadar laik güvenlik güçlerine yönelik yapılan en büyük operasyon. Operasyon, AKP hükümeti ile, askerin arasındaki gerginliği daha da artırdı. Türkiye’de asker herzaman laikliğin güvencesi olmuştur. Orduda bazı kesimler, iktidarın gizli bir İslami planı olduğunu ve orduyu küçümsediğini düşünüyor. Hükümet ve hükümeti destekleyenlerin orduyu yıpratmak için deliller uydurduğu öne sürülüyor. Ordunun gücü ve önemi AB’ye girmek için yapılan reformlarla önemli derecede zayıflatıldı“ denildi.

23
Şub
10

Yolları Apo’da kesişti…

Ergenekon ve Balyoz iddiaları kapsamında tutuklanan ya da gözaltına alınan komutanların yolları, Öcalan operasyonunda kesişiyor.

Geçmişte TSK’nın en gözde komutanları arasında bulunan ve ‘’Yüzyılın operasyonu’’ Öcalan olayı ile yakından ilgilenen bu isimler, şimdi ‘’Ergenekon’’ ve ‘’Balyoz’’ ile gündeme oturdu.

Son isim de Engin Alan oldu.

‘’Ergenekon’’ ve ‘’Balyoz’’ iddiaları kapsamında tutuklanan ya da gözaltına alınan emekli askerlerin yolları Abdullah Öcalan operasyonunda kesişti.

Geçmişte TSK’nın en gözde komutanları arasından bulunan ve ‘’Yüzyılın operasyonu’’ Öcalan olayı ile yakından ilgilenen bu isimler, şimdi ‘’Ergenekon’’ ve ‘’Balyoz’’ ile gündeme oturdu. Son dalgada gözaltına alınan emekli Korgeneral Engin Alan da 1999’da bizzat yürüttüğü Öcalan’ın Kenya operasyonunda, Özel Kuvvetler Komutanı olarak görev yapmıştı.

Ergenekon olayına adı karışan Emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Emekli Albay’lar Levent Göktaş ile Atilla Uğur’un yolları da görev yaptıkları dönemde teröristbaşı Öcalan ile kesişmişti.  Bu isimler şöyle:

Hurşit TOLON (Emekli Orgeneral):   Korgeneral ve 15. Kolordu Komutanı olarak İmralı adası Tolon’a bağlıydı. Öcalan’ın yargılanması safhasında, İmralı’daki düzeni sağladı ve önlemleri denetledi. 30 Ağustos 2004’de Orgeneral rütbesinden ve 1′nci Ordu Komutanlığından emekli oldu. Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklandı, daha sonra tahliye edildi.

Engin ALAN (Emekli Korgeneral) :   Öcalan’ın Kenya’dan getirildiği 1999’da Tümgeneral rütbesiyle Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanı olarak görev yaptı. MİT ve bordo berelilerin yürüttüğü Kenya operasyonunu yönetti. Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanıyken 2005’de Korgeneral rütbesinden emekli oldu. 2 ve 8. Kolordu Komutanlıkları da yaptı.

Levent ERSÖZ (Emekli Tuğgeneral):   Öcalan’ın Kenya’da yakalandıktan sonra getirildiği İmralı adasında komutanlık yaptı.  2003’de Jandarma İstihbarat Başkanı oldu. Yasa dışı telefon dinlemeleri yaptırdığı iddiası ile gündeme geldi. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandı.

Atilla UĞUR (Emekli Albay):   Öcalan’ı 1999’da İmralı adasında sorgulayan ekibin içinde yer aldı. Daha sonra Jandarma İstihbarat  Başkanlığında Teknik Takip Şube Müdürü oldu. Tuğgeneral Levent Ersöz’ün yardımcısıydı. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunuyor.

Levent GÖKTAŞ (Emekli Albay):   Öcalan’ı Kenya’dan getiren ekibin içinde, MİT mensupları ile birlikte yer aldı. Yüksek irtifa paraşütçüsü ve su altı komandosuydu. Kuzey Irak’ta da önemli operasyonlara katıldı. Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesinde kurulan Muharebe Arama Kurtarma Birliği Komutanlığı da yaptı.

Cemal TEMİZÖZ (Jandarma Albay): Yüzbaşı ve Binbaşı rütbesindeyken görev yaptığı Cizre’deki faili meçhul olaylarla ilgili iddialar konusunda, tutuklandı. 1999’da, Öcalan’ı İmralı adasında sorgulayan ekipte yer aldı. Kuzey Irak’da yakalanan Şemdin Sakık’ın sorgusuna da katıldı. Sakık ile Öcalan’ın ifadeleri arasındaki çelişkilerin değerlendirmesini yaptı.


23
Şub
10

Atatürkçü Parti’ye doğru yürürken…

TÜRKSOLU yazarları ve okurları 18 Mayıs 2009 tarihinde İstanbul’da
yapmış olduğu geniş katılımlı bir toplantı ile ATATÜRKÇÜ PARTİ kurma
çalışmalarını başlatma kararı almıştı. Bugün için varılan nokta, o toplantıdan çıkan kararların şimdi bizi yeni bir aşamaya taşıdığını gösteriyor.

Dosta  ve  düşmana  duyurumuzdur…

————————————

Türkiye’mizin  hür,  sade  ve  ALLAH’tan  başkasının

kulu  ve  müridi  olmayan…

Ve  de  iki  elinden  başka  geçim  kapısı  olmayan

gerçek  özgür  yurttaşları…

Korkmayın…

Milletimiz  çok  sabırlıdır…

Ammaaa…

Hesabı  da  çok  kuvvetlidir…

Ona   göre…

————————————

1921 yılında Milli Mücadele tarihimizin en zorlu ve sorunlu günleri ardı ardına yaşanırken Fransız gazeteci Madam Berthe Georges-Gaulis, Anadolu’dan Batı kamuoyuna şu gözlemini aktarıyordu:

“Türk  Milli  Harekâtı  düşmanı  mutlaka  yenecektir.

Çünkü  o  harekât  yüksek  bir  ideale  dayanıyor ;   çünkü  bu  harekâtı  yönetenler

kendi  şahsi  çıkarlarını  unutmuşlardır ;

çünkü  onlarda  büyük  bir  ruh  ve  iman  vardır…”

Fransız gazeteci, yapmış olduğu bu gözlemini kuşkusuz somut bazı verilere dayanarak ileri sürecekti.

O, Milli Mücadele’ye sempati ile bakan Batılı hümanist bir entelektüel olarak sadece bir temennisini belirtmiyordu.

Öyle ki, 1920’lerin o çetin koşulları altında her türlü olanaktan yoksun olarak Milli Mücadele’yi başlatan o bir avuç kadrodan başka hiç kimse bu davanın başarıya ulaşacağına inanmıyordu.

Dahası, o kadroların bile önemli bir kesimi kurtuluşu ancak manda ve himayede arıyordu…

Bu kutsal davayı zafere ulaştıracak o az sayıdaki kadro tarihin kaydettiği ilk anti-emperyalist savaşı yürütürken emin oldukları tek şey herhalde örgütlü olmadan bu kavgadan galip çıkılamayacağıydı.

Okumaya devam edin ‘Atatürkçü Parti’ye doğru yürürken…’




İstatistikler

  • 2.329.051 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

En fazla oylananlar