24 Şub 2010 için arşiv

24
Şub
10

Besleme medyası, bunları da yazıp tartışsana..!!!

Gümrük  Birliği  ve  AB   Türkiye’yi  batırdı

İstatistik palavralarını bir yana bırakalım.

Yunanistan’ın çöküşü AB’ye aşırı bağlanmak ve dış borçtan oldu.

Peki ya Türkiye ?

Bizim durumumuz gittikçe Yunanistan’dan da vahim hale geliyor.

Özellikle Türkiye, Gümrük Birliği’ne girdikten sonra dış ve iç borcu adeta çığ gibi büyüdü.

Ama AKP iktidarı bu çığı bir buz dağı yaptı.

Şimdi bekliyoruz Titanik buz dağına ne zaman çarpacak ?

Gümrük Birliği’ne girdiğimiz 1996 yılında dış borcumuz 79 milyar dolarmış.

Toplam borcumuz ise 109 milyar dolar. Gümrük Birliği’yle çağ atlıyoruz diye Türkiye’yi AB’ye zincirlediler.

Ne oldu ?

Beş yıl sonra Türkiye’nin dış borcu 115 milyar doları buldu.

Toplam borcu ise 198 milyar dolar olmuş.

İşte size 5 yıllık AB mucizesi.

Ülkenin borcu ikiye katlamış.

Ve Türkiye bu mucize sayesinde 2001’de en kötü iflaslarından birini yaşadı.

2002’de AKP iktidara geldi.

İşte Türkiye buradan sonra uçmaya başlamış.

Uçuş o uçuş.

AKP 7 yılda dış borcu 115 milyardan almış 280 milyara taşımış.

Toplam borcu ise 198 milyardan almış 490 milyara taşımış.

Yani Tayyip ve arkadaşları köşeyi dönerken Türkiye bunu finanse etmek için toplam 2.5 kat daha çok borçlanmış.

Ne büyük başarı ama…

Ne büyük vizyon…

Sonunda işin net hesabına bakarsak…

AKP’nin verdiği rakamlarla bile vatandaşın cebindeki 10.000 dolardan kişi başına düşen dış borcu yani 4.000 doları düşünce geriye 6.000 dolar kalıyor.

Yani Yunanistan’dakinin biraz fazlası…

Tabii bu rakam da yanıltıcı…

Çünkü AKP döneminde esas olarak iç borç patlama yapmış.

Peki, iç borç dedikleri ne ?

Hükümetin hepsi yabancıların eline geçen bankalara olan borçlanması, yani bu da aslında dış borç…

Tüm borç yükünü vatandaşın milli gelirinden düşelim geriye 3.000 do­lar kalıyor.

Yani Yunanistan olmamıza ramak kalmış.

Tabii Tayyip diyor ki :

“Borç yiğidin kamçısıdır.

Çok dış borç aldık ama böylelikle Türkiye büyüdü, vatandaşın cebine de para girdi.”

Birincisi o dış borç vatandaşın cebine para olarak değil, AKP belediyelerine ve işadamlarına rant olarak gidiyor.

Türkiye’deki kamu borçlarının yüzde 51’i belediyelere akıyor.

İkincisi Türkiye böyle giderse bu borç yüküyle ABD ve AB için çarmıha gerilecek.

O zaman da “yiğit” kamçı yemek neymiş görecek.

Emperyalizm  para  akıtmaz,  para  toplar

Türkiye’de herkesin artık şu gerçeği görmesi gerekiyor.

Tarih boyunca dünyada hiçbir ülke başka ülkelerin parasıyla, dış finansmanla, borçlanmayla kalkınmamıştır, sanayileşmemiştir.

Bugün de Türkiye’nin ne ABD, ne AB ne de Arap parasıyla kalkınması diye bir şey söz konusu olamaz.

Tüm dünya çok aptal, bir tek biz akıllıyız…

Emperyalizm her yere para saçan bir hayır kurumu değildir.

Tam tersine Üçüncü Dünya’dan para toplar.

Ancak böyle ayakta durur.

Bunun adına sermaye ihracı denir.

Adı üstünde bu ihraçtır.

Yani sermayeyi satar, karşılığında da daha büyük bir bedel alır.

Direkt kâr veya faiz olarak…

Liberallerin iddiasının tersine zengin ülkeler asla yoksulları finanse etmez. Bilakis hep yoksul ülkelerden zenginlere kaynak aktarılır.

AB şimdi Yunanistan’ı kurtaracakmış.

Kurtarır mı ?

Evet, kurtarır.

Dünyada Türkiye diye bir ülke, Türk diye bir ulus var olduğu sürece Yunanistan’a Batılı ağabeyleri hep sahip çıkacaktır.

Peki, ya Allah korusun Türkiye gerçekten de AB’cilerin söylediği gibi AB’ye girseydi.

Ve başına bunlar gelseydi.

İşte o zaman Yunanistan’ın yaptığı gibi milli piyango gelirlerini vermekle kurtulamazdık.

Türkiye diye bir ülke bile kalmazdı ortada.

Ne Kıbrıs, ne güneydoğu ne de İstanbul kalırdı ?

AB’cilerimiz o eski, hızlı günlerde ne derdi ?

Ver, kurtul…

Vermekle de kurtulamazsın.

Türkiye’nin kalkınma mucizesi bir tek 1923-38 arasında, Atatürk döneminde mümkün olmuştur.

Bu dönemde ise tek kuruş dış borçlanma olmadığı gibi, dış borçlar da temizlenmişti.

Türkiye tamamen kendi gücüyle kalkınmıştı.

Borçla peynir gemisi daha fazla yürümez.

Geriye tek seçenek kalıyor.

Atatürk dönemindeki gibi kendi emeğinle “öğünmek, çalışmak, güvenmek…”

Ali Özsoy

24
Şub
10

Avrupa Birliği Yunanistan’ı havaya uçurdu

Ey  AB’ciler !..

Neredesiniz ?

Ne  oldu  Yunanistan  mucizesine ?

Bu  ülkenin  geleceğini  kararttınız.

Gümrük  Birliği’yle  Türkiye’yi  koşulsuz  AB’ye  bağladınız.

Bin  bir  türlü  siyasi  onursuzluğu  yaşattınız.

Şimdi  AB  krize  girdi.

Yunanistan’dan  sonra  sıra  Portekiz  ve  belki  de  İspanya’daymış…

Demek  ki  “AB’nin  parası  deniz,  yemeyen keriz”  düzeyindeki

büyük  (!)   ekonomistlerimiz  bugünleri  görememiş.

Ancak  yüzsüzlük,  herhalde  gazete  yazarları  ve  ekonomistlerine  diplomanın  yanında

eşantiyon  olarak  dağıtılıyor.

“Büyük  liberal  düşünürlerimize”  göre  ekonomik  kalkınma  el  âlemin  parasıyla

gerdeğe  girmek  demek.

Girersin  girersin  ama  gelin  olarak.

Yunanistan  örneği  bunu  gösteriyor.

———————————————————————————————————————————————————————————————————————————————————-

Avrupa  Birliği  Yunanistan’ı  uçurdu…

Uçurdu ama havaya.

Ve AB’nin mucize çocuğu Yunanistan battı.

Hem de gümbür gümbür…

“Yunan mucizesi”nin sonunu bizzat AB’deki büyük ağabeylerini yardımı çağıran Yunan Başbakanı Papandreu ilan etti.

Yunanistan artık dış borcunu ödeyemez hale gelmişti.

Bankalar ve hükümet iflas noktasındaydı.

İşletmeler de kepenkleri indirdiği için devletin vergi toplama imkânı da kalmadı.

Böylelikle Yunanistan’da sadece devasa bir dış borç değil aynı zamanda gayrisafi milli hasılanın %12.7’sine kadar fırlayan bir bütçe açığı oluştu.

Ülkenin dış borçların milli gelire oranı ise %112’ye ulaştı.

Peki,  ama  ne  diyordu  Türkiye’deki  AB’ciler ?

“AB’nin yarattığı Yunanistan mucizesine bakın. 1980’de Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir Yunanistan’dakiyle aynıydı. Oysa Yunanistan AB’ye girdi ve uçtu. AB Yunanistan’ı paraya boğdu. Yunanistan mucize yarattı. Türkiye’yi 4-5’e katladı. Türkiye ise yaya kaldı. Yoksul bir Üçüncü Dünya ülkesi oldu. Eğer AB’ye girersek, AB ülkeleri bizi de paraya boğacak. Yunanlılar gibi zengin olacağız.”

Son günlerde görüyoruz ki gerçekten de AB Yunanistan’ı uçurmuş; uçurmuş ama havaya uçurmuş.

“Zengin  Yunanlının”   her  şeyi  borçmuş

Meğersem AB Yunanistan’ı paralarla şişirmiş, şişirmiş, şişirmiş ama sonunda havasını almayı unutmuş.

Rakamlar çok yanıltıcıdır.

İsteyen istediği gibi kullanabilir.

Gerçekten de Yunanistan’ın kişi başına milli geliri Türkiye ile karşılaştırılınca çok daha fazladır.

Yunanistan’da kişi başına düşen milli gelir 32.100 bin dolar olarak gözüküyor.

Bu, Türkiye’nin birkaç katı…

Türkiye’nin kişi başına milli geliri ise AKP rakamlarına göre 10. 400 dolar düzeyinde.

Düz mantık ne der?

Demek ki AB Yunanlıları gerçekten de uçurmuş.

Oysa şu rakamlarla biraz oynayalım.

Yunanistan çeşitli muhasebecilik hileleriyle yıllarca dış borcunu gizlemiş.

Ancak şimdi açıkladıkları rakam tam 300 milyar dolar.

Ülkenin iç borçla birlikte toplam borcu ise 450 milyar dolara çıkmış.

Yani bu ne demek ?

AB süreci Yunanlının cebine kişi başına 32.100 dolar koymuş ama bununla birlikte sırtına 27.300 dolar civarında dış borç yüklemiş.

Yani AB sayesinde “köşeyi dönen” Yunanistan’ın cebindeki paranın çoğu aslında kendisinin değil.

Toplam borç üzerinden hesapladığımızda daha da ilginç bir rakam ortaya çıkıyor.

Yunanistan’ın toplam borcu toplam milli gelirini aşıyor.

Yani cebinde 32.100 dolar para olan bir Yunanlının toplam borcu neredeyse 41.000 dolar.

Bu  mu  AB mucizesi  ?

“Yunanistan  zengin  olmuş,  köşeyi  dönmüş…”

Evet, çok zengin olmuş.

Ama Papandreu bekleyip duruyor.

Merkel ablası borçlarını ödemesi için yardım edecekmiş ama düşünüp duruyormuş.

Yunanistan’da emeklilik yaşının kaç olacağını, emeklilik maaşının ne kadar düşürüleceğini, kamudan işten çıkarmaları ve diğer meselelerin hepsini…

Papandreu demiş ki, “uzun süredir ülkemiz ilk kez ulusal egemenliğini yitirme noktasına geldi.”

Gerçekten de Almanya, Fransa ve İngiltere ne derse kelimesi kelimesine yapmak zorundalar.

Zaten 1821’de Yunanistan’ı kuran ülkelerde bunlar değil miydi?

Yunanistan’ın tapusu Batılı ağabeylerinin elindedir.

Artık kendi parasını da basamaz.

Euro’ya geçmiş…

Demek ki Türkiye’deki AB’cilerin örnek ülkesi buymuş.

Bize önerdikleri AB’ye girersek ilk yapacağımız iş tapumuzu devretmekmiş.

Sonra  gelsin  paralar…

Daha  sonra  burnundan  getirecekler  ama  olsun.

Okumaya devam edin ‘Avrupa Birliği Yunanistan’ı havaya uçurdu’

24
Şub
10

Kötü insanlar çağının bankacılığı

Finansbank, sistemin en açık sözlü temsilcisi olarak, reklamlarında özlediği dünyada insanlara biçilen rolü ilan ediyor.

Sağ olsun, parayla değiştirmemizi istedikleri değerleri anımsatıyor…

Finansbank, bir süre önce, ekonomistlerin saçlarına “dizayn vererek”, arada Engels üzerinden sosyalizme de dil uzatarak, bütün bu “ekonomi anlayışlarının” geçersizleştiği, yeni çağın yeni anlayışlarının bankası olduğunu ilan ederek, sinirleri zıplatmıştı.

Sonraki dönemde, bu sözünün arkasında durduğunu gösterir reklamlarla boy gösterdi.

Öyle bir yeni çağın bankasıydı ki Finansbank, bütün bankalar gibi, insanlık dışı bir sistemin geldiği noktayı temsil eden vurgularıyla övünüyordu.

Para ve mal dışında bütün değerlerin geçersizleştiği dünyanın bankasıydı ve bunu kara mizah olsun diye sergilemiyordu reklamlarında, kapitalizmin insanlara biçtiği rolle övünüyor şişiniyordu.

Kötüleştirilmiş insanlara uyarlanmış bankacılık !

Ya da bankacılığın içinde yer aldığı kuşatıcı bir sistemin insanlığı !

Bu dünyada, bir baba, çocuğuna karşılıksız bir şey vermezdi.

Bir armağan sunmazdı.

Ama hiç değilse, bankanız, onun kartını kullanır, onunla harcama yaparsanız, size 3G’li bir cep telefonu verirdi.

Böyle diyordu reklam. Bu devirde size bunu babanız yapmaz !

Bankalar, babalardan iyidir.

Tüketiminizi ödüllendirir…

Okumaya devam edin ‘Kötü insanlar çağının bankacılığı’

24
Şub
10

Maalesef işçi sınıfı güçlü..!!!

Bugünlerde Avrupa Birliği’nin “zayıf halkası” olarak damgalanan Yunanistan, ekonomik krizin kendisini vurmasının yanı sıra, güçlü bir işçi sınıfı hareketine sahip olmanın “bahtsızlığını” yaşıyor.

Yaklaşık üç buçuk ay önce iktidara gelen sosyal demokrat PASOK, ekonomideki ülkeyi iflasa sürükleyen gelişmeler karşısında, dünyanın birçok ülkesindeki hükümetlerle aynı reçeteye başvurdu: faturayı emekçilere kesmek.

Hükümet, bütçe açığını kapatmak için kamu harcamalarını kesmeye dönük bir plan hazırladı.

Kamu harcamalarını kesmek için atmak istedikleri adımlar ise şunlar: kamu sektöründe memurlara ödenen maaşları dondurmak, emeklilik yaşını 63’e yükseltmek, petrol, alkol ve tütüne uygulanan vergiyi artırmak.

Avrupa Birliği’nde avro kullanan 15 ülkenin başbakanı ise yaptıkları toplantıda, bu alınan önlemlerin Yunanistan’ın bütçe açığını istenen seviyeye düşürmemesi durumunda daha sert önlemlerin alınması gerektiğini söylediler.

PASOK’un  şanssızlığı  komünistler
Yunanistan burjuvazisi, krize sağcı Yeni Demokrasi’yle değil de PASOK’la girdiği için şanslı sayılırdı, zira sosyal demokrat PASOK’un, emekçi kitleler arasında da etkisi bulunuyor.

PASOK, özellikle özel sektörün en büyük konfederasyonu olan GSEE ve memur konfederasyonu olan ADEDY içinde etkiye sahip.

Daha çok Yunanistan Komünist Partisi’nin (KKE) etkili olduğu PAME (Tüm İşçilerin Militan Cephesi), 17 Aralık günü için genel grev çağrısında bulunmuş, o dönem ADEDY ve GSEE, PASOK’un da etkisiyle, grev kararına katılmamıştı.

Greve katılmamak bir yana, GSEE ve ADEDY liderlikleri grev karşıtı açıklamalarda bulunmuş, hükümetin yanında yer alarak birçok sektörde grev kırıcılığı yapmışlardı.

Ancak Yunanistan’da ilk defa PAME, diğer büyük konfederasyonların karşıtlığına rağmen tek başına bu kadar etkili bir genel grev örgütledi. 17 Aralık’ta, özellikle hükümetin yasadışı ilan etmesine rağmen dünyanın en büyük deniz filosuna sahip ülkenin gemilerinde çalışan işçilerin greve etkin katılımı, burjuvazinin ve PASOK’un gözünü korkutmuştu.

Okumaya devam edin ‘Maalesef işçi sınıfı güçlü..!!!’

24
Şub
10

Ver kurtul ve sat kurtul politikalarının sonucu

Eyyy  liboş  yazar-çizer  pezolar…

Memeleketin  orta  yeri  yangın…

Ve  siz  bu  yangına  bilinçli  ve  kasti  olarak  benzin

döktünüz…

Bunu  asla  unutturmayacağız…

Ve  sanmayın  ki  hesap  gününde  sizi  es  geçeceğiz…

İlk  öpülenlerden  siz  olacaksınız…

Öna   göre…

—————————————————————————————————–

( Düz  yazı  ile  anlatamadım,  taşlama  ve  nazım  ile anlatayım  dedim. )

H. S.

Dış  siyasette

Düşmanların ne istiyorsa yap

ABD ve AB emriyle

Bin yıllık Yani olur mu Kani demeden

Şehit kanı, şehit canıyla alınmış

Bin yıllık Ata emaneti vatan toprağını

Komşularla sıfır sorun politikası adı altında

VER KURTUL!

İç  siyasette

Türk milletini

Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Roman-Süryani

Bölücülüğünü, ayrıştırmalarını, ku­tup­laşmalarını

Demokratik açılım yalanlarıyla

ÖRT KURTUL!

Ekonomide

Tarım ve sanayide en ufak yatırım yapmadan

İşçiyi, köylüyü işsiz, aşsız bırakarak

Yanına derdini anlatmaya gelen vatandaşın

“Anamız ağladı” demesine karşılık

“Ananı da al git” diyerek

KOV KURTUL!

Sosyal  ve  siyasi  hayatta

PKK bölücü hainlerine, eşkıyaya, katile

Teröristin değil hükümetin teslim olmasıyla

Bölücü teröristin

Dağdan gelip bağdakini kovması için

Bölücü teröriste; “Ananın yanına” git diyerek

DÖN KURTUL!

TSK – Hükümet  ilişkisi

Osmanlı’nın batışı ile birlikte

Bize dayatılan Sevr haritasını yırtıp atan

Ülkenin kurucusu, kurtarıcısı, koruyucusu

Şanlı Türk askerine

Darbe, cunta, suikast senaryoları ile her gün

Yarndaş, TARAFtar medya ile

SÖV KURTUL !

Okumaya devam edin ‘Ver kurtul ve sat kurtul politikalarının sonucu’

24
Şub
10

İşçi ölümlerinde suçlu yok !

Yine bir maden kazası faciası, yine işçi ölümleri…

AKP, suçu atmanın şimdiden yolunu buldu.

Dinçer’e göre devletin yapacakları bir yere kadar.

Suç, eğitimsiz işçilerde !

Balıkesir Dursunbey’deki Şentaş Madencilik‘te dört yıl aradan sonra meydana gelen patlamada 13 kişi yaşamını yitirdi.

Yapılan ilk belirlemede 17 işçinin öldüğü basına yansımıştı ancak 9 işçinin olay yerinde, 4 işçinin ise ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmasından sonra hastanede yaşamını yitirmiş olması, ardından da bu 4 işçinin hem Balıkesir hem de Dursunbey’de kayıtlara geçmesi sayının yanlış yansıtılmasına neden oldu.

Patlamada hayatını kaybedenlerin isimleri şöyle: İbrahim Saygılı, Muharrem Karaca, Mustafa Demirel, Ali Yaren, Önder Kartepe, Celal Karakafa, İsmail Görlen, Bünyamin Tuncay, Süleyman Duman, Mehmet Özel, Engin Tanrıkulu, Mustafa Serkan Aydın ve maden mühendisi Özgür Seçkin.

Bakan Dinçer’in doğru bilgi akışı olmamasını şu sözlerle anlatması dikkat çekti: ”Arkadaşlar bir karışıklık olmuş. Maden ocağından alınan yaralılarımız ve hastalarımızla ilgili. Bazı sayılar çift sayılmış görülüyor. Tabii bu iyi bir haber. Muhtemelen daha az kaybettiğimiz arkadaşımız var. Ama ben doğrusu ikinci bir rakam vermek istemiyorum. Balıkesir’de gidip göreceğim, durumu teyit edeceğim. Ama muhtemelen daha az ölümüz var.”

Yaralanan işçilerden İbrahim Arslan, Arif Bozdemir ve Mehmet Demirel, durumları ağır olduğu için İzmir‘e sevk edildi. Hastane yetkilileri, yaralıların hayati tehlikesinin bulunduğunu açıkladılar.

Hükümet  sorunu  anlayamadı
Patlamanın ardından hükümet cephesinden gelen açıklamalar öncekilerden farklı değil. 13 işçinin yaşamını kaybettiği patlama sonrasında açıklama yapan Başbakan, 20 gün önce denetimden geçen madene ait rapor açıklanmadan konuyla ilgili yorum yapılamayacağını belirtirken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dinçer, yaşananların nedenini “anlamakta zorlandıklarını” ifade etti.

Dinçer, kurtarma faaliyetlerine katılan ekibin deneyimine değinirken, “sorunun ihmal ya da teknik yetersizlikten kaynaklanmadığı” yönünde bir izlenim uyandırılmaya çalışıldığı gözlendi.

Dört yıl önce de benzer bir patlamada 17 işçinin hayatını kaybettiği madene ait denetleme raporuna neden ulaşılamadığı anlaşılamazken, yapılan açıklamalarda madenin “diğer madenlere kıyasla daha donanımlı” olduğu biçiminde muallak ifadeler kullanılması dikkat çekti.

Öte yandan maden ocağının sahibi Balıkesir Ticaret Odası Meclis Başkanı Erhan Ortaköylü’nün, kazanın ardından kameraların karşısına geçip ölen işçilerin arkasından “Allah günahlarını bağışlasın” diyerek kendini aklamaya çalıştığı görüldü.

Aynı patrona ait ve taşeron bir şirket tarafından işletilen bir başka madende 2007 yılında yaşanan grizu patlamasında da, 3 işçi hayatını kaybetmişti. Dursunbey Odaköy bölgesinde 5 madeni bulunan Ortaköylü, madenlerinin bir kısmını taşeron şirketler eliyle işletiyor. Ayrıca madenlerinde sendikalaşmaya izin vermediği belirtiliyor.

Dinçer’den  gece  açıklaması :  Ölümleri  engelleyemeyiz
İş kazalarının ardından konuyla ‘ilgili’ bakan Dinçer, denetimlerin ‘zaten’ yapıldığını belirterek ”Zaten proje kapsamında bir çalışma yürütüyorduk. O maksatla da gelmiştik. Dolayısıyla son denetimlerle ilgili bilgileri, daha ayrıntılı biçimde ancak yarın verebilirim. Ama şunu söylemem lazım. Özellikle denetleyerek, maden ocaklarındaki kazaları önleyemeyiz. Mutlaka devlet olarak görevimizi yapacağız, sorumluluklarımızı yerine getireceğiz ve elimizden geldiği kadar sık ve hassasiyetle denetleme yapacağız. Ama iş kazası, toplumsal bir kültür meselesidir” açıklamasında bulundu.

Dinçer’in “toplumsal kültüre” işaret ederek yaptığı skandal niteliğindeki bu açıklaması, tersanelerde yaşanan iş cinayetlerinin nedeni olarak işveren ve hükümet tarafından yapılan “işçilerin cahilliği” ve eğitim yetersizliği yönündeki açıklamalarla örtüşüyor.

Suçlu  var  mı  yok  mu ?
Dinçer sözlerine devam ederken suçlunun var olup olmadığıyla ilgili ilginç açıklamalarda bulunarak bunun bir ’sorumluluk’ meselesi olduğunu söyledi: ”Dolayısıyla denetim vardı. Denetimde her iş güvenliği tedbirlerini almış olsalar bile, eğer bir kaza meydana gelmişse, buna başka bir sorumlu ve suçlu mu arayacağız? Mutlaka her yapılan hatanın, her kaybedilen canın bir sorumlusu, bir suçu vardır. Bu da varsa, bunun da hesabı mutlaka sorulur. Ama bunların hepsinden daha önemlisi bizim kendi hayatımızı önemseyen, sorumluluklarımızın farkında olan bir bilinç yaratmaya ihtiyacımız var. Sizlerden ve kamuoyundan bu konuda yardım talep ediyorum.”

Madenler  alarm  veriyor
Dursunbey ve çevresinde özel sektöre ait çok sayıda denetimsiz maden ocağı bulunduğu ve bölgede sigortasız çalışmanın yaygın olduğu bildirilirken, maliyetleri düşürme kaygısıyla maden sahiplerinin iş sağlığı ve güvenliğini hiçe saydığına dikkat çekiliyor. Bölge halkının tüm risklerine karşın, işsizlik ve çaresizlik nedeniyle bu madenlerde çalışmak durumunda bırakıldığına işaret ediliyor.

Madenlerin denetimlerinin göstermelik olarak yapıldığı ve gerçeği yansıtmayan raporlar düzenlenebildiği de belirtilirken, son zamanlarda giderek artan patlama ve ölümler, hükümetin konuya yaklaşımındaki ciddiyetsizliği gösteriyor.

Son olarak geçtiğimiz yıl Aralık ayında Bursa’daki Bükköy Madencilik AŞ’ye ait bir madende meydana gelen patlamada 19 işçi yaşamını kaybetmişti. Maden sahibinin doğrudan hükümet üyelerince korunduğu gözlenirken, AKP Bursa Milletvekili Ali Koyuncu patlamanın “madende çalışan işçilerin hatası olduğunu” iddia etmiş, daha sonra yapılan incelemede sorunun işletmenin ihmalinden kaynaklandığı ortaya konmuştu.




İstatistikler

  • 2.329.048 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

En fazla oylananlar