27 Şub 2010 için arşiv

27
Şub
10

“Gülen Hareketi Türkiye’yi polis devletine götürüyor”

Dünyaca ünlü Foreign Policy (Dış Politika) dergisi 2008 yılında dünyanın en büyük entelektüeli olarak Fethullah Gülen’i seçmişti.

Gülen daha sonra dergiye röportaj da vermişti.

Foreign Policy Dergisi’nde 24 Şubat günü Soner Çağatay imzasıyla Gülen hakkında bir makale yayınlandı.

Yazının iddiası son dönem Türkiye’de yaşanan tutuklamaların arkasında Fethullah Gülen hareketinin olduğu iddiasıydı.
“Türkiye’deki darbe tutuklamalarının arkasında yatan gerçek neden ne?” başlıklı yazı Türkçe’ye çevrildi.
İşte dergide yayınlanan o makale:

TÜRKİYE’DEKİ  DARBE  TUTUKLAMALARININ  ARKASINDA  YATAN  GERÇEK  NEDEN  NE ?

Tüm işaretler, gölgeler arasındaki İslamcı hareketi, ellerini hızla Türkiye’deki siyasi yaşamın her alanına uzatan Fethullah Gülen’i işaret ediyor.

Türk ordusu, son on – yirmi yıl boyunca dokunulmaz bir konumdaydı; başının belaya girmesi riskini göze almayan hiç kimse orduyu ya da ordunun üst rütbeli generallarini eleştirmeye cesaret edemezdi.

Türk Silahlı Kuvvetleri ülkenin kurucusu Kemal Atatürk’ün bıraktığı laiklik mirasının en önemli koruyucusuydu ve ülkedeki hiç bir kuvvet ordunun bu hakimiyetine karşı ciddi bir tehdit oluşturamazdı.

Ama artık durum böyle değil.

Aralarında muvazzaf generaller, amiraller ile Türk deniz ve hava kuvvetlerinin eski komutanlarının da bulunduğu 49 subay hükümete karşı darbe planları yapmak iddiasıyla 22 Şubat’ta gözaltına alındı.

Subaylar, bir süre sonra yayın politikası orduya şiddetli darbeler indirmek olan Taraf gazetesinde de yayınlanan toplam 5000 sayfalık notları yazmakla suçlandı.

Bu notlarda pek çok şeyin yanı sıra Türk ordusunun darbeye gerekçe sağlamak amacıyla İstanbul’daki tarihi camileri bombalayacağı ve kendi uçaklarını düşüreceği de yazıyordu.

Birleşik Devletler’in eski bir Türkiye büyükelçisine bu haberler hakkındaki görüşlerini sorduğumda bu senaryonun saçma olduğunu düşündüğünü söyledi.

“Türk ordusu darbe yapacak olsaydı, bu darbe hakkında 5000 sayfalık not yazmazdı” dedi.

Okumaya devam edin ‘“Gülen Hareketi Türkiye’yi polis devletine götürüyor”’

27
Şub
10

Rutkay Aziz Cumhuriyet’in ilanını anlatıyor

27
Şub
10

“Veda” filmi üzerine

Ah  be  Zülfücüğüm…

Şunu   apaçık   ve   net   söyleseydin   ya :

Atatürk  kula  kulluğu  kaldırdığı  için  büyüktür…

Bu   yüzden   askeri   dikta   ve   padişahlık   istemedi…

Ve   bazı   “uyanık”   çok   bilmişlerin   statüko   safsatalarını ;   sıradan   insanların   da

anlayayacağı   dilden ,    silip   süpürseydin…

Statüko   demek   zayıfın   güçlüye   boyun   eğmesidir…

Statüko   zalimin   hükümranlığı    demek…

Statüko   demek   ilelebet   iktidarda   kalınacağını   sanmaktır…

Ve   şimdi   statüko   karşıtlarına   neler   yapıldığı   bilinirken…

Özellikle   bu   günlerde ;   Atatürk   karşıtı   pezevenklerin ;    statükonun   en   büyük

yardakçıları   olduğunu   göstermiş   olurdun..

Kısacası,   Atatürk’ün   insanımızı   kulluktan,   hür   ve  

bağımsız  yurttaşlığa  ulaştırma  gayretini  anlatsaydın.

—————————————————————————————————————

Metin  SÖZÜÇETİN  –  27-02-2010,  Cumartesi

Efsaneleşmiş  ve  milletlere  mal  olmuş  saygın  tarihi  kişiliklerin,  içinde  kendilerinin  “canlandırıldığı”  filmlerinin  yapılmamasının  daha  doğru  olacağını  düşünüyorum.

“Veda” filmini izleyince bu düşüncem pekişti.

Çünkü ruh verilememiş.

Doğallıklar bile yapay ve zorlama olmuş.
Hele o karakter Atatürk gibi sıra dışı bir kişilikse, yönetmenin de oyuncuların da işi çok zor, beğendirmek mümkün değil.

O zaman da bu filme özgü olarak verilme kaygısı taşınan doğru mesajların değeri, film ile beraber sığlaşmaya yüz tutuyor ve kısırlaşıyor ne yazık ki…

Kutlu yürüyüş yapanların yürütmelerini seyrediyoruz boş meydanlarda o zaman.

Bir mimiğin becerilememesi bile sırıtıyor ve filmin tamamını etkileyip, tadını kaçırıyor.

Beş saatte yapılan makyajlar mükemmel olsa bile – ki değil – “ o keskin, delici ve derin bakışları” izleyiciye veremeyecekseniz ne kıymeti var birebir canlandırma amaçlı çabalarınızın ?

Silüet olarak oynatsaydınız daha iyiydi, en azından ironik olurdu…

Lüzumsuz uzayan temalar var ama bütünlüğü kapsayacak destanlar verilememiş…

Resmi tarihin dogmatik sınırlarında kalmış olması ve birilerine bir takım mesajları verme kaygısı da alenen hissettirilince total kalite şansını yitiriyor film.

Oysa kronik ön yargılı bir Ata karşıtı zaten gitmezki bu filme…

Gitse de sadece içki sahnesini ve Fikriye’ye başını açtırış sahnesini dolayacaktır diline…

Atatürk düşmanına film yoluyla bir şeyler öğretilemez ve iflah edilemez ki…

Onu seven kitleyi hedefliyorsan o zaman da film malumun ilanı, körler sağırlar sınırında…

Bilinmedik yeni bir boyut ve heyecan yok.

Peki o zaman bu filmin hedef kitlesi kim ve yapılış amacı ne ?  diye sorarlar insana…

Bu soruya, “mevcut siyasi gidişata gösterilen tepki oylarını toplama amaçlı temcitvari ve ticari bir rüzgar elde edebilme ihtimali” diye dürüst cevap verilmeli.

O zaman da, Ata yine kullanılmış olmuyor mu ?

Güncel gaflet ve delaletlerden medet umulmuş olmuyor mu ?

Hem de asla tam yansıtılamadan.

Aydın bunu yaparsa loşluğa hizmet etmiş olmuyor mu peki  ?

“Total kaliteli” bir gerçek aydınımız ışımayacak mı bizim ?

Tevazu maskeli bir popülizmin ve maddeye tahvil beklentinin peşinde olmayan, beğenilme güdüsü doymuş, şişirilmemiş, evrensel bir sanat adamımız parlamayacak mı ?

İçine tükürdükleri sanat yoluyla dahi ayar verilemeyecek mi kutlu yürütmeye ?

Koşa koşa iktidar kahvaltısında yer alarak olmuyor sanatçı duruşu.

Kendinizi kullandırıp, çakma bir statüye asaleti satıyorsunuz, sıradanlaştırılmasına hizmet ediyorsunuz tutunulacak değerlerin.

Okumaya devam edin ‘“Veda” filmi üzerine’




İstatistikler

  • 2.329.050 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

En fazla oylananlar