22 Haz 2010 için arşiv

22
Haz
10

Nerdesiniz ?..

FİLİSTİN için yırtındınız da…

Şimdi niçin ortalıkta yoksunuz ?..

Niçin sesiniz çıkmıyor  ?..

Niçin televizyonları çağırıp iki parmağınızı birden sallamıyorsunuz?..

Niçin dünyayı ayağa kaldırmıyorsunuz?..

Nerdesiniz?..
*
Dün kadın okurum, attığı e-mail’de “Yaban güvercinlerini vurdular yine” diyordu…
Her şartta Mavi Marmara gemisinde ölenlerden kat be kat fazla gelen ilk haberlere göre vurulan Mehmetçiklerin sayısı…
Tabii ki onlara da yanmıştı yüreği, vicdanı olan herkes gibi…

Ama yaban güvercinleri; bir pis siyasi planın, gemiye doldurulmuş kurbanları olarak ölmediler…
Ya da Filistin toprakları için…
Onlar; yurt topraklarını beklerken, Türkiye rahat uyusun diye, o gece karanlığında vatanları için canlarını verdiler…
*
İyi ama niçin o yeşil bayraklı kalabalıklar Kızılay’a-Taksim’e çıkıp bağırmıyorlar?..
Niçin yurdun dört bir yanında aynı anda mitingler başlamıyor  ?..
Niçin dinci yazarlar megafonları alıp tepinmiyorlar ?..
Niçin toplu gıyabi namazlar kılınmıyor ?..

Niçin sesi çıkmıyor mollanın ?..

Okumaya devam edin ‘Nerdesiniz ?..’

22
Haz
10

Kahpeler Halkalı’da kalleşlikte kendini yine kanıtladı

İstanbul  Halkalı’da  3  askeri  servisin  geçişi  sırasında  patlama  meydana  geldi.

Patlamada  3  asker  ve  bir  asker  kızı   şehit  oldu

İSTANBUL – İki otobüs ve 1 minibüsten oluşan askeri konvoy, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı personelini görev yerine götürmek amacıyla Halkalı Askeri Lojmanları’ndan hareket etti.

Konvoy, TEM Otoyolu bağlantı yolunda Atakent Kimsesizler Mezarlığı yakınlarından geçerken saat 07.30 civarında uzaktan kumandalı ve parça tesirli bomba patlatıldı.

Patlama sonucu araçlardan birinde ağır hasar oluştu. Tüm camları kırılan ve bazı parçaları koparak çevreye savrulan otobüs, patlamanın meydana geldiği yerden yaklaşık 20 metre ileride durdu. Konvoydaki diğer 2 araçta da hasar oluştu.

Saldırı sonucu Jandarma Kıdemli Üstçavuş Bekir Çelik, jandarma uzman çavuşlar Çağlar Bölük ve Uğur Ekir şehit oldu. Ayrıca askeri personel kızı 17 yaşındaki Buse Sarıyağ da hayatını kaybetti.

Sarıyağ’ın babasıyla birlikte okula gitmek için serviste bulunduğu öğrenildi.

Olayda hayatını kaybedenlerden Uğur Eker’in evli, 7 ve 14 yaşlarında 2 çocuk babası olduğu bildirildi.

Eker’in bir yakının düğünü için yarın izne çıkacağı öğrenildi.

CEP  TELEFONUYLA  PATLATILDI

Saldırının yol kenarına bırakılan parça tesirli bir bombanın, uzaktan kumandayla patlatılması sonucu gerçekleştiği belirtildi. Bombanın cep telefonuyla patlatıldığı belirtildi.

GÜVENLİK   KORDONUNA  ALINDI

Olay yeri çevresinde geniş önlemler alan ve patlama alanını trafiğe kapatan güvenlik kuvvetleri, çevrede delil aradı.

ŞOFÖR  ANLATTI :  İKİNCİ  VİTESTE  GİDERKEN…

Bu arada, askeri personeli taşıyan otobüsün şoförü Neşat Yeni,  olayı şöyle anlattı: ”Saat 07.10 sıralarında ikinci viteste seyir halindeydim. Araçta birden patlama oldu. Yaralılara yardımcı oldum. 10 yaralı çıkardığımı hatırlıyorum. Otobüsün orta sıralarında oturan 17 yaşlarında genç bir kız vardı. Onun durumu ağırdı, sonradan öldüğünü öğrendim. Araçta 30-35 kişi vardı zaten. 6 aydır bu güzergahta çalışıyorum. Bu patlamanın ardından araç komutanı birkaç el ateş etti. Yardım çağrısında bulundu.”

MAVİ  GÖMLEKLİ  BİRİ  KAÇTI

Öte yandan, patlamada ağır hasar gören otobüsün araç komutanı olay yerinden kaçan mavi gömlekli bir kişi gördüğünü,söyledi.

Okumaya devam edin ‘Kahpeler Halkalı’da kalleşlikte kendini yine kanıtladı’

22
Haz
10

Obama ile Clinton arasında Erdoğan

Obama’nın  seçilmesi  ve  değişen  Amerikan  stratejisi

Bu başlığı daha açık şekilde ele almamız gerekirse, aslında Bush sonrası ve Bush döneminde BOP’u ele alan anlayış, İsrail eksenli ve İsrail’in belirlediği bir politika, Amerikan politikası olarak Ortadoğu’ya empoze edilmişti. Bu nedenle de 28 Şubat sürecinde Milli Görüş’ten ayrılan AKP kadroları, küreselleşme çizgisine uygun bir yaklaşımla BOP’un eşbaşkanlığı söyleminde bir çizgiye yöneldi.

Bu çizgi İsrail’le dost olmak, 1. Dünya liginde yer alacak Avrupa ülkeleriyle birlikte olmak ve Amerika’nın bölgedeki çıkarlarıyla Türkiye’nin çıkarlarının beraber olduğunu savunan bir çizgiydi.

Bir başka ifadeyle bu Büyük Ortadoğu Projesi, daha sonra Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi olarak veyahut da Yeni Osmanlı Projesi olarak sunulmaktandır.

Bu proje, Bush çizgisinin devamı olarak ve Bush çizgisini sürdüren ana Amerikan çizgisi, Türkiye’nin de Ilımlı İslam tarzında Arap ülkeleriyle uyumlu olan ama esas olarak İsrail çizgisinde yer alan bir politikayı sürdürmesiydi.

Bu konuda TÜRKSOLU’nda yazdığım onlarca yazı içinde bu ayrıntılarıyla analiz edilmiştir.

Daha sonra başkan Obama’nın seçildiği seçimi ve Obama ile Hillary Clinton arasındaki seçim mücadelesini çözümlemeden Ortadoğu projesini anlamamız mümkün gözükmemektedir. Obama’nın seçilmesi döneminde Obama Afrika’ya uygulanacak Amerikan politikasını daha rahat uygulayacağı için desteklenmiş bir lider olarak karşımıza çıkmıştır. Ortadoğu Projesi bu anlamda küresel politika içinde ikinci konuma indirgenmiştir.

Bu boyutuyla bakıldığında, Ortadoğu Projesinde Bush döneminin İsrail eksenli politikası yerine Venezüella’dan başlayarak Afrika’yı, Nijerya’yı, Kuzey Afrika’yı da içine alan, buradan Ortadoğu’ya, Ortadoğu’dan da Orta Asya’ya kadar uzanan Asya’da Türk bölgesi, Güney Amerika’da Latin bölgesi ve Afrika’da Arap bölgesi dediğimiz bir kuşağı kapsayan bir yeni küresel proje ileri sürülmüştür.

Ve bu küresel proje içinde BOP eksenli İsrail ekseni yerine farklı olarak Şii Hilali projesi, Obama stratejistleri tarafından oluşturulmuştur.

Bu anlamda olayı çözümlediğimizde karşımıza Obama’nın uyguladığı proje aslında İsrail ile Obama arasındaki sürtüşmeden doğmuş ve bu sürtüşmenin Türkiye’deki yansıması ise Tayyip Erdoğan ile İsrail yönetimi arasındaki sürtüşme olarak ortaya çıkmıştır.

Gerçekte ise Amerika ile ve İsrail ile en yakın ittifakı kuran ve Tayyip Erdoğan yönetimindeki İsrail yatırımlarının geçmiş dönemlere göre dört kat arttığı bu dönemde, sonra nasıl olmuş da İsrail ile Tayyip Erdoğan çatışmaya girmiştir.

Kaldı ki bu süreç, Tayyip Erdoğan’ın “sermayenin dini olmaz” diyerek İsrail yatırımlarına karşı çıkan ulusalcıları gerici ve ırkçı olmakla suçladığı bir süreçtir.

Obama’nın seçilmesi, altını demin de çizdiğim gibi, Hillary Clinton’la arasında büyük bir mücadeleye sahne olmuştur.

Bu mücadelede Hillary Clinton’un destek aldığı kesim, New York ağırlıklı Amerikan Yahudi lobisinin desteğiyle ortaya çıkan bir güçtür.

Obama ise çevreden alınan destekle, kır bölgelerinden alınan destekle iktidara gelmiştir.

Bu anlamda Obama kendi başına mutlak bir Amerikan Başkanı değildir ve Amerikan iktidarını ele geçirmemiştir.

O nedenledir ki, Hillary Clinton’u Dışişleri Bakanı olarak atarken, sanıldığı gibi rakibine el uzatmak değil, rakibinin gücüyle konsensüs yapmak istemiştir.

BOP’tan  Şii  Hilaline


İran’la yapılan Uranyum Takası anlaşması konusunda Obama’nın bu konuda Tayyip Erdoğan’a izin vermesine karşılık bu anlaşmanın imzalanmasının ertesi günü Hillary Clinton’ın sözcüsü ve Clinton “bu anlaşma geçersizdir” diyerekten Obama’nın başkanlığını tanımaması önemli bir olaydır. Bu olayla ABD yönetimindeki bölünme ortaya çıkmıştır.

Bu denklemi iyi kavradığımız zaman Obama’nın iktidar sonrası çizgisi, daha önce benim yazılarımda vurguladığımız gibi, Thomas Barnett’in de belirttiği Şii Hilali çizgisi olmuştur.

Şii Hilali çizgisi Lübnan’dan başlayıp Pakistan’a kadar giden Şii dünyasının, İran liderliğinde, Amerika ile işbirliği yapmasıdır.

Bugün için radikal görünen, olanaksız görülen bu çizgi aslında Amerika’nın Şah dönemindeki ana stratejisidir.

Bu ana stratejiye geri dönmek olanaklı ve hatta zorunlu görülmüştür.

Bu tespit doğal olarak İsrail eksenli Ortadoğu projesinin zayıflatılması ve İsrail eksenli Ortadoğu projesinin Ortadoğu’daki rolüne son vermek anlamındadır.

İşte bu süreçte Amerika-Türkiye-İsrail eksenli politika yerine Amerika-Türkiye-İran eksenli bir politikaya dönüştürüldüğü sonucuna varılır.

Bu politikada ise Türkiye, Amerika ile İran arasındaki köprüyü oluşturan bir çizgi konumundadır.

Bu da “Türk-İran ittifakı” başlıklı yazımızda açıklıkla vurguladığımız noktadır.

Esas olarak neo-conlar tarafından Bush’a götürülmüş İsrail eksenli çizgi Obama ve adamları tarafından dışlanmıştır.

Ve bu haliyle kişisel olarak Obama’nın yeni çizgisinde Bush’un neo-conları tasfiye edilmiştir ama burada İran uzmanları ve Türkiye’de Tayyip Erdoğan eski çizgisini terk ederek eski Tayyip Erdoğan’ı dışlarken yerine geçen yeni Tayyip Erdoğan burada önemli bir rol üstlenmiştir.

Bu rol Ortadoğu’da İsrail’e karşı bir tepkiyi ifade etmek ve bu tepkiyi ifade ettikten sonra kazanılan politik güç ile İran’la işbirliğini kurarak Amerikan ekseni çizgisinde Şii Hilalini oluşturmaya doğru giden bir çizgidir.

Bunun da yansımaları “one minute”de, İsrail ile olan diğer sürtüşmelerde görülmüştür.

Burada artık Tayyip Erdoğan’ın İsrail ile olan kapışması seçim yatırımı değil gerçekten İsrail’e karşı yeni politikanın yansımasıdır.

Bu boyutuyla bakıldığı zaman ikinci dönem dediğimiz süreçte Tayyip Erdoğan açısından Bush’un BOP eşbaşkanlığından Obama’nın Şii Hilali projesi bölgesel başkanlığına geçen bir süreç yaşanmıştır.

Bu süreçte ise İsrail Hillary Clinton aracılığı ile bu politikaya karşı sürekli tavır almıştır.

Bu tavrın çok netleştiği dönem ise Tayyip Erdoğan’ın Ahmedinejat’la yaptığı işbirliği sonucu uranyum takası anlaşmasının imzalanması olayıdır.

Obama’nın  bu  konuda  Tayyip  Erdoğan’a  izin  vermesine  karşılık  bu   anlaşmanın

imzalanmasının  ertesi  günü  Hillary  Clinton’ın  sözcüsü  ve  Clinton “bu  anlaşma

geçersizdir”  diyerekten  Obama’nın  başkanlığını  tanımaması  önemli  bir  olaydır.

Bu noktadan sonra İsrail ile olan ilişkiler daha da gerilmiş ve son gemi olayı nasıl oluşturulduysa muğlak olan bir politikaya yansımıştır.

MOSSAD’ın mı bu geminin örgütlenmesine yol vererek bu çatışmanın olmasını sağladığı yoksa iç dinamikler için İsrail ile olan çatışmayı yükselterek bu çatışmadan bir prestij kazanan AKP çizgisinin daha doğrusu Tayyip Erdoğan çizgisinin mi bunu tezgahladığı bilinmemektedir.

Ama neticede bu olgu Hillary Clinton’ın, bir başka deyişle, Amerika’daki Yahudi lobisinin Obama’ya karşı bir tepkisidir.

Obama’ya  karşı  tepki,  politik  düzlemde  BOP’un   klasik  formatı  olan  Sevr  eksenli

çizginin  hayata  geçirilmesidir.

Buna alternatif olan İran-Türkiye eksenli politika ise tümüyle reddedilmiştir.

Okumaya devam edin ‘Obama ile Clinton arasında Erdoğan’

22
Haz
10

Murat Bardakçı: Antikacılıktan Sol düşmanlığına

Antikacılıktan  “Tarihçi”liğe



O kuşak öyle bir etki yarattı ki, bugün bile Murat Bardakçı gibileri o kuşağı karalamak zorunda kalıyor.
Üstelik aradan 40 yıl geçtikten sonra. Murat Bardakçı böyle
çıkışlarla tarihçilikte değil belki ama
Amerikancılıkta üst sıralara tırmanır.

Türkiye gerçekten de garip bir ülke.

Neden mi ?

Örneğin tarih alanında hiçbir akademik çalışması olmadığı halde sırf eski eserleri topladığı için bu ülkede “tarihçi” olarak kabul gören, tarih kitapları yazan, televizyonlarda tarih üzerine programlar yapan insanlar var maalesef.

Bu tip örnekler başka alanlarda da mevcut ama konumuz tarihçi olmayan tarihçi olduğu için sadece bu örnekle yetinelim.

Kimden bahsettiğimi anladınız her halde. Habertürk’ün antikacılıktan tarihçiliğe atlayan, ama daha kendi ülkesinin yakın tarihinden haberi olmayan ismi Murat Bardakçı, geçen gün televizyon programında 68 kuşağı üzerine “bu ülkeye verdiği bir şey yoktur” falan gibi laflar etmiş.

Şimdilerde moda ya, program sırasında önlerine açtıkları diz üstü bilgisayarlarla seyircilerin tepkisini anında ölçüp programı ona göre yönlendiriyorlar. Program devam ederken Murat Bardakçı’nın gerilen ve kızaran yüz hatlarından aslında 68 kuşağının ne olduğunu herkes anladı ama anlaşılan Murat Bardakçı için fazla bir şey ifade etmiş olmamalı ki, geçtiğimiz pazartesi bir de yazı yazdı aynı konu üzerine aynı saçmalamalarla dolu.

Sol  düşmanı  Bardakçı

Bardakçı diyor ki, “68 ruhu, yerli hiçbir fikrî sistemi olmayan ithal malı bir sloganlar ve gereksiz çatışmalar yumağıdır. Yaşları 25 civarında olan bazı gençlerin silâhlı devrim hayallerine dalıp ‘özgürlük’ diye üniversiteleri işgal etmeleri, eylem üstüne eylem yapmaları ve fabrikaları taşlamalarıdır. Dolmabahçe Rıhtımı’nda avanak avanak dolaşıp etrafa bakınan birkaç Amerikalı askeri denize atmak, hakiki bir meydan muharebesi kazanmışcasına ‘Altıncı Filo’yu püskürtme’ diye yâdedilir ve bütün bunlar Amerikan protest müziğini yahut o müziğin yerli taklitlerini dinleyerek yapılmıştır.”

Kendisinin 68 kuşağı üzerine yorumları özetle böyle. Sırf bu yorumlar bile aslında bu vatandaşın cevap vermeye bile değmez bir cahil ve sol düşmanı olduğunu ortaya koyuyor ama o şanlı günler ve bu uğurda can veren devrimcilerimiz için Bardakçı’ya iki çift lafımız olacak.

68  Kuşağı  Türk’tür

Bardakçı’nın iddiası, 68 kuşağının yerli hiçbir fikri ve sloganının olmadığı. Ancak bugün 68 kuşağı denince akla gelen ilk isim olan Deniz Gezmiş, Sıkıyönetim Mahkemesi’nde verdiği savunmada fikrî sistemlerini gayet net olarak açıklamıştır: Atatürkçülük. Deniz Gezmiş’in idamından önce babasına yazdığı ve kendisini Kemalist yetiştirdiği için teşekkür ettiği mektubu da ortadadır.

Kaldı ki 68 kuşağını en iyi ifade eden slogan da “Ne Amerika Ne Rusya Tam Bağımsız Türkiye”dir.

Bu sloganın nesi ithal malıdır Murat Bardakçı açıklasın da dinleyelim.

Kendisi olaya Türkiye’den bakmadığı için Türk sloganı ona ithal gelmişse o başka tabii.

68 gençliğinin klasik protestolarından biri Atatürk’e şikayettir.

Dikkat et Murat Bardakçı, herhangi bir yabancı ülkenin devlet başkanına değil, bu ülkenin kurucusu, yedi düveli dize getiren, ilk antiemperyalist kurtuluş savaşını kazanan kişiye şikayet ediyorlar dönemin yöneticilerini.

Bütün eylemlerinde ön plana çıkardıkları şeyse ay yıldızlı Türk bayrağıdır.

Kusura bakma Bardakçı ama bu kuşağı ithal göstermek senin haddin değil.

Çünkü bu hareketin her şeyinden Türklük akıyor.

Okumaya devam edin ‘Murat Bardakçı: Antikacılıktan Sol düşmanlığına’

22
Haz
10

Mücadelenin dilleri

Ulusal güçlerin iktidarı Kurtuluş Savaşımız ile başlayan Türk Devrimi’nin tamamlanmasını Türkiye’nin tam bağımsız ve demokratik bir Cumhuriyet olmasını sağlayacaktır.

Cumhuriyet, insanların kendi hayatları üzerinde temsili ya da  doğrudan demokrasi yöntemiyle söz haklarının olduğu bir hayat düzeni olarak insanlık tarihinin sahnesine çıkmıştır.

Bu en geri uygulamaları ile dahi olsa insanlığın kendi kaderini hür bir şekilde tayin etme yoluna girişinin başlangıcıdır. Cumhuriyet ne kadar demokratik olursa ve bu ne kadar doğrudan bir niteliğe doğru evrilirse, insani değerler o kadar hızla gelişir. Bu hızla gelişmenin nedeni, özgür ve demokratik bir ortamda eskiyen, kokuşan, yanlış ve zararlı  olan her şeyin kaldırılıp atılıp, hepsinin yerine yeni olanın hızla konabilmesidir. Bu nedenle de demokratik cumhuriyet prensipleri içinde insan yararına olan her şey hızla yenilenerek gelişebilir.

Elbette ki cumhuriyet ve demokrasi böyle birkaç cümlede anlatıldığı kadar kolay gelişmez ve yaşanmaz. Her yeni şeyi yaratan ve isteyen, o uğurda mücadele edenler olacağı gibi  bir de bu  “yeni şeye” direnenler olacaktır.

Örneğin bir öğretmen, gittiği köydeki virane okulu onarmaya çabalarken, belki de köyün hiç okul görmemiş şeyhi, ağası öğretmenin işini zorlaştırmak için elinden geleni ardına koymayacaktır.

Mesela birileri kalkıp vatanları sömürgeciler tarafından sömürülmeden, bağımsız olarak hızla gelişebileceği, yaşadıkları coğrafyadaki tüm insanların (milletin) kısa süre içinde çok daha iyi ve bolluk içinde yaşayabilecekleri bir düzen kurmak isteyecektir.

Bu kez köyün şeyhi değil de ülkenin işbirlikçi sermayedarları ve asıl sömürgecilerin hesabına çalışanlar (Ziverbey ve Silivri malikleri) bu insanları engellemeye çalışacaktır. Hatta bu engelleme çoğu zaman ölümle, katliamla olacaktır. Hatta bazen cumhuriyetin yasalarıyla idam edilecektir bazı özgür ruhlu insanlar. Aralarında bazen ani bir kalp kriziyle ya da trafik kazasıyla ölen ama bizim fark edemediklerimiz de olacaktır belki.

Tam bağımsız demokratik cumhuriyet mücadelesi işte böyle bir şey.

Devrimciler, insanlığın, halkın yararına olan gelişmelere ve yeniliklere direnen, karşı devrimcilere, statükoculara, gericilere karşı mücadele eden kişilerdir.

Tarih “yeni insanın” ışığına  doğru ilerlerken , önüne çıkan engelleri yıkan, deviren kişiler ilerci demokrat ve devrimcilerdir.

Okumaya devam edin ‘Mücadelenin dilleri’




İstatistikler

  • 2.304.234 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Haziran 2010
P S Ç P C C P
« May   Tem »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

En fazla oylananlar