24 Haz 2010 için arşiv

24
Haz
10

Batı emperyalizminin taşeronlarından hain saldırı : 2 asker şehit

Elazığ’ın  Karakoçan  İlçesi’nde  2 asker  şehit  olurken,  1 vatandaş öldü
Elazığ’ın  Karakoçan  ilçesi  kırsalında  teröristlerle  güvenlik  güçleri  arasında  çıkan  çatışmada,  2 asker  şehit  oldu  1 vatandaş  öldü.  Alınan  bilgiye  göre,  ilçeye  bağlı  Yoğunağaç  köyü  kırsalında  güvenlik  güçleri  ile  bir  grup  terörist  arasında  çatışma  çıktı.

Sepetli  motosikletleriyle  kara  yolundan   geçtikleri  sırada  yapılan  saldırı nedeniyle  yaralanan  3 vatandaşın,   Karakoçan  Devlet  Hastanesi’nde  ameliyata  alındığı  öğrenildi.  Elazığ  Valisi  Muammer Erol  da,  Yoğunağaç  Jandarma  Karakolu’nda  görev  yapan  askerlere  saat 20.30  sıralarında  ateş  açıldığını,  ilk  ateşte  bir  vatandaşın  yaşamını   yitirdiğini,  çatışmada  yaralanan  3 askerden  2’sinin kaldırıldıkları  Elazığ  Asker  Hastanesi’nde  şehit  olduğunu  açıkladı.

Güvenlik  güçleri  bölgede  operasyon  başlatıldığı  belirtildi.

http://www.ilk-kursun.com/2010/06/bati-emperyalizminin-taseronlarindan-hain-saldiri-2-asker-sehit/#more-45618
24
Haz
10

Bomba patlamamış gibi yapın…

“AÇILIM” varmış gibi yaptığınıza göre…
Şimdi de “terör yokmuş” gibi yapabilirsiniz…
Başbakan’ın istediği bu gibi…

Silahlar sıkıldığında, bombalar patladığında, sanki bir şey patlamamış gibi yaparsınız…
Hatta bombaya en yakın siz olabilirsiniz…
“O zaman ben niye uçtum?” gibi bir soru aklınıza gelebilir…
“Mutluluktan gibi” dersiniz…

Başbakan “Medya bilerek ya da bilmeyerek terör örgütüne ciddi yandaşlık yapıyor” derken, zaten siz de “medyanın ulusal birlik ve beraberlik için yüce görevi” aklınıza şimdi gelmiş gibi yapacaksınız…
Terör yokmuş gibi…
Kurşun sıkılmamış gibi…
Asker vurulmamış gibi…
Tabut boşmuş gibi…

Okumaya devam edin ‘Bomba patlamamış gibi yapın…’

24
Haz
10

Terör

MUHALEFET terör örgütünün ağzıyla konuşuyor, medya terör örgütüne yandaşlık yapıyor.

Memleketi sanki civanımın sultanı Fatih Sultan Recep yönetmiyor!

Sultanın görüşüne göre bütün muhalefet partileri ve iktidar yalakası olmayan medya ayrılıkçı terör örgütü ile el ele vermiş sultanın saltanatına saldırıyor!

Böyle bir ruh halini doktorların teşhisine bırakalım ama sultanın büyük bir çaresizlik içinde kıvrandığı kesin.

Uyguladığı ilkesiz ve içeriksiz politikalarla ayrılıkçı terör örgütü karşısında inisiyatifi kaybetmiş, son çare kendinden başka herkesi suçluyor.

İçi boş Kürt açılımına karşı çıkmanın ülkeye ihanet olacağını söyleyerek kendini kandırmaya çalışıyor, daha doğrusu çabalıyor!

Çabaladıkça daha çok balçığa batıyor.

Ve güneş balçıkla sıvanamıyor…

Teröre yataklık eden, yandaşlık eden siyasi parti varsa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da var.

Hükümetin polisi, eliyle koymuş gibi toprak altında hatta deniz dibinde bile askerlerin darbe planlarını nasıl bulduysa teröre yardım ve yataklık eden siyasilerin hain işbirliğini de belgeleyecek güçte olmalı.

Aynı şekilde, medyanın terör örgütüyle yaptığı işbirliğinin ipliğini pazara çıkarmak da alt tarafı polisin bir teknik takip yapmasına bakar:

“Alo başyazar.”

“Buyur terörist dostum…”

“Bir propaganda yazısı yazsan diyorum.”

“Ne demek, emrin olur.”

Okumaya devam edin ‘Terör’

24
Haz
10

Türkan Saylan’ın damadı şehit oldu

Bir varmış, bir yok’muş…

Muş’ta bir köy evi, 40 kişi birlikte yaşıyor’muş, dede, babaanne, amcalar, yengeler, çocukları, ana, baba, bi de Elif…
Memleketi idare ediyor’muş gibi yapanlar için, ha varmış ha yok’muş.
¡
Hayaller kuruyor’muş, öğretmen olmak istiyor’muş Elif ama, okutulmuyor’muş, hatta az daha 16’sında evlendiriliyor’muş, Allah’tan hala oğlu mert çocuk’muş…
Beşik kertmesi bozul’muş.
¡
Ve, mucize ol’muş…
Muş’a gelen Profesör Türkan Saylan, öğretmenleri vasıtasıyla Elif’i bul’muş, elinden tut’muş, babasıyla konuş’muş, aile ikna ol’muş, Elif “kardelen” ol’muş.
¡
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin bursuyla Gazi Üniversitesi’nde oku’muş, öğretmen ol’muş, böylece hem kardelen, hem çalıkuşu ol’muş… Ki, yaşıdır, kalbi pır pır çarpıyor’muş, İzmirli Çağlar’a âşık ol’muş, yuvasını kur’muş, kızları ol’muş…
Eylül doğ’muş.
¡
Uzman çavuş’muş Çağlar, kırsalda vuruş’muş, kendisiyle birlikte Mardin’e gelen ve oradaki kardelenlerin açmasına yardımcı olan, hatta reklamlarında oynayan Elif’iyle gurur duyuyor’muş… Ardından tayin savur’muş, kahraman eşiyle el ele tutuş’muş Elif, kaderine uç’muş, İstanbul’a kon’muş… Sonrası malum, hain pusu kur’muş, Çağlar şehit ol’muş.
¡
Masal gibi anlatıyorlar bunları.
Utanmadan.
Sanırsın çok üzüldüler.
¡
Halbuki ne diyorlardı, 30 bin Elif’i kurtaran, mübarek kadın Türkan Saylan için?
“PKK’ya burs veriyor’muş !”
“Atatürk’ün PKK’lı kızı!”
“Terörist yetiştiriyor’muş !”

Okumaya devam edin ‘Türkan Saylan’ın damadı şehit oldu’

24
Haz
10

‘Operasyon Ağa 01’

20 Haziran 2010 tarihli Hürriyet Pazar’da ilginç bir haber var: Hürriyet Gazetesi’nin uzman yargı muhabiri Ali Dağlar “Operasyon Ağa 01” (Destek Yayınları) adlı çok ilginç olduğu kadar çok önemli bir kitap kaleme almış.

Kitap “Erzincan-Erzurum Hattı” olarak gündelik basın terminolojisine giren kaosun tanımını yapıp olayın karanlık noktalarını ortaya çıkartıyor. Kitabın en ilginç yerine gelince, Hürriyet Pazar’ı birlikte okuyalım:
“Adliye tarihinde ilk kez bir başsavcının makamının aranıp tutuklandığı, bir orgeneralin silahlı örgüt kurmaktan bir numaralı sanık olarak iddianameye girdiği Erzurum’daki soruşturmayı başlatan savcı Osman Şanal’ın Bandırma İmam Hatip Lisesi mezunu olduğu, İstanbul Üni-versitesi’ni bitirip bir buçuk yıl avukatlık yaptığı da bu kitapta yer alıyor. Şaşırtıcı bir ayrıntı: Savcı Şanal’ın ruhsatını da, tutuklattığı Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in avukatı, dönemin İstanbul Baro Başkanı Turgut Kazan’ın vermiş olması. Kazan, HSYK’ca yetkisi kaldırılmasına rağmen dosyayı İstanbul’a gönderen Şanal’a ‘Militan Savcı’ ifadesini kullanmıştı.”
¡ ¡ ¡
Bu haberin bence en önemli yanı, Savcı Osman Şanal’ın Bandırma İmam Hatip Lisesi mezunu olması. Ben, 11 yıldır bu gazetede Tevhid-i Tedrisat (Öğrenim Birliği) Kanunu’nu savunuyor ve imam hatip lisesi mezunlarının meslekleri dışında bir alanda yükseköğrenim görüp meslek değiştirmelerinin toplumsal sorunlar yaratacağını yazıyorum.
Savcı Osman Şanal’ın işleri iddialarımı doğruluyor. 3 Mart 1924 tarihli ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun gerekçesini okuyalım: “Bir devletin genel eğitim ve kültür politikasında, milletin duygu ve düşünce bakımından birliğini sağlamak için öğrenim birliği en doğru, en bilimsel, en çağdaş ve her yerde yararları ve güzellikleri görülmüş bir ilkedir. 1255 (1839) Gülhane Fermanı’ndan sonra açılan Tanzimat Dönemi’nde, yıkılmış Osmanlı Saltanatı [da] öğretim birliğine başlamak istemişse de bunu başaramamış ve aksine bu konuda bir ikilik bile meydana gelmiştir. Bu ikilik eğitim ve öğretim birliği açısından birçok zararlı sonuçlar doğurdu. Bir millet bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise, duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını tamamen yok eder.”

Okumaya devam edin ‘‘Operasyon Ağa 01’’

24
Haz
10

Sınırda Dikili Bir Taş Olmak !… Bir Taş Olmak !…

Yine canımız yandı.

Yine yürekler dağlandı..

Yine baskın, yine kahpece saldırı..

2 günde yirmi can.

Her an kulaklar tetikte…

Hakkari’den, Yozgat’tan, Van’dan, Tokattan!..

Ve bu sabah da İstanbul’dan..

Yer, bölge,ayırdetmrden, şehir, kırsal, ova bayır.. cayır cayır..

Yürekler yanıyor, analar ağlıyor !..

Analar ağlamasın sözüne inat !..

Ağlayan analar hep birbirine nasıl da benziyor!..

Hepside karayağız, bağrı yanık..

Ya tek odalı bir gecekondudan, ya kırsalda bir ilçeden, ya da bir dağ köyünden..

Dileriz  yurdun  hiçbir  köşesinden  gelmesin  acı  çığlıklar  ama,  niçin  bir  Ankara’nın

Kavaklıderesinden,  Çankayasından,  İstanbulu’un  Bebeğinden,  İzmir’in  orta

göbeğinden  gelmiyor  can  veren  kınalı kuzuların  arkasından  yükselen  çığlık  sesleri !?..

Niçin  bir  tanesi,   fabrikatör  Bilmem  Kim  beyin,

Müsteşar  filancanın,  Bilmem  Şu  bakanın,  Bu

milletvekilinin  evladı  değil !?..

Savaşın sadece adını değil, kimin savaşı olduğunu da açıkça koyalım !..

Eğer, savaşa kendimiz katılmayıp, birilerine ihale ediyorsak, yakın çevremizide bu savaştan bir biçimde ırak tutuyorsak, birilerinin bizim adımıza terörle savaşmasını bekleyip kenara çekiliyorsak, bunun adına terörle topyekün savaş, topyekün mücadele denemez!..

Kim olursa olsun, bu savaştan kaçanlar, çocuklarını bu savaştan kaçıranlar mutlaka bunun hesabını vermelidirler..

Bu  ülkenin   Kurtuluş  Savaşı,  sadece  kahramanca  savaşanlar  sayesinde  kazanılmadı !..

Savaştan  kaçanlarla  mücadele  edilerek  ve  hainlere

acımasızca  hakettikleri cezalar da verilerek  kazanıldı!.

Hak  budur !..

Hukuk  da  bunu  gerektirir !..

Son Saldırıda yaralanan Adanalı Er’in söyledikleri birilerinin kulaklarına küpe olmalı..

Yüreklerini hoplatmalıydı duydukları..

Başı yerden kalkmamalıydı !..

Genelkurmay Başkanı’nın kalan 28 günlük görev süresini, bir geri karakolda tamamlatma teklifini reddediyor,o onur sahibi mehmetçik !.

Hem de; en yüksek komutanına karşı gelerek !..

“9 arkadaşımı şehit verdiğim görev yerimden ayırmayın beni !..” diyor !..

Adeta yalvarıyor !..“Vatan savunmasında gerekirse; sınırda, ömür boyu dikili bir taş olmayı” göze aldığını söylüyor komutanına !..

İşte vatanperverliğin ölçütü bu !..

Ne parayla sağlanır, ne pulla !..

Ne tahsille elde edilir ne de babadan kalma mirasla..

Yürekten gelen onurla, gururla ve erdemle sağlanır sadece !..

Heykeli dikilmeli bu yürekli mehmetçiğin, Meclisin ya da Genelkurmayın önüne ve sözleri de kitabeye nakşedilmeli altın harflerle!..”Vatan savunmasında, gerekirse ömür boyu hudutta bir dikili taş olurum!..”

Genelkurmay Başkanı ile birlikte bu sözlere gözleriyle bizzat şahit olan Başbakan, orada “asaleti gördüm” diyor!.. grup toplantısında

Gurur duymuş bu asaletten.

Kim duymaz ki !..

Okumaya devam edin ‘Sınırda Dikili Bir Taş Olmak !… Bir Taş Olmak !…’

24
Haz
10

HSYK AKP’li Çelik’e dava açıyor

Özbek: Çelik hakkında hukuki işlem başlatacağız.Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in “HSYK’nın yetkisi olsa Başbakan ve bakanları bile tek tek içeri atardı” sözlerini sert bir dille eleştirdi. Özbek, Çelik’in açıklamalarını “çok tahlisiz” açıklamalar olarak değerlendirerek, Çelik hakkında hukuki işlem başlatacaklarını ifade etti.

Özbek, Çelik’in HSYK’ya yönelik eleştirilerine ilişkin ANKA’nın sorularını yanıtladı. Hüseyin Çelik’in açıklamalarını televizyondan izlediğini ifade eden Özbek, “Ben de konuşmalarının bir kısmını izleyebildim. Bize göre çok tahlisiz bir beyandı. Hangi amaçla söylenmiş bilemiyorum. Tabi son günlerde buna benzer ifadelere sıkça rastlıyoruz” dedi.

-“İFADELER  TAMAMEN  REFERANDUMU  ETKİLEMEYE  YÖNELİK”-

Çelik’in sözlerinin “Referanduma ilişkin halkı etkilemeye yönelik” ifadeler olarak değerlendiren Özbek, şöyle konuştu:

“Böyle şey olur mu? Bu kadar iddialı bir şey söylemek için, Kurulu bu derece hasım gibi görebilmek için, ellerinde bir takım şeylerin olması lazım. Bunlar çok yanlış şeyler. Kurul, elbette ki yargısal bir mekanizma değil. İdari bir kuruldur. Yargısal faaliyet yürütmüyor. Tekrarlıyorum, ifadeler tamamen referandumu etkilemeye yöneliktir.”

-“HUKUKSAL  HAKLARIMIZI  KULLANACAĞIZ”-

Çelik’in ifadelerinin Kurulca değerlendireceklerini ifade eden Özbek, konuya ilişkin hukuksal haklarını da kullanacaklarını dile getirdi. Özbek, referandum sürecinde bu tür ifadelerle sıkça karşılaşacaklarını da sözlerine ekledi. Özbek, “Sözler halkı etkilemeye yöneliktir. Örneklerini de çok görüyoruz” diye konuştu.

Okumaya devam edin ‘HSYK AKP’li Çelik’e dava açıyor’

24
Haz
10

İlhan Selçuk

Bazı yazılar vardır kesilip saklanır; bazı kitaplar vardır, sayfaları işaretlenir; bazı filmlerin ya da televizyon programlarının kasetleri saklanır…
Biz de “kesip saklayanlardanız” hatta bir ara böyle bir diziye başlamıştık da, fincanlı katırlarını ürkütmüştük…
“Kesip sakladığımız” yazılardan biri de İlhan Selçuk’un 28 Temmuz 1994 tarihli yazısıdır, hem kesmişiz, hem de çerçeveletip kitaplığa koymuşuzdur.
Çünkü İlhan Selçuk bu yazıda bizi anlatır.
Şöyle der:
“Pulur, köşesinde günümüz tarihinin müsvedde defterini gelecek kuşaklar için yazıyor.”
İlhan Selçuk, Sovyetler’in yıkılmasını, bizim kişiliğimizle bağlantı kurar:
“Sosyalist geçinen nice hamam böceği, yıkım üzerine holdinglere kapıkulu olup, egemenlerin çanak yalayıcısı rolünü benimserken, ömrünce sosyalist geçinmeyen Hasan Pulur’un fikr-i müstakim kişiliği ortaya çıktı…”
Böyle bir yazıdan “onur” duymaz mısınız?
* * *
La Fontaine’i kim tanımaz, hayvanlarla insanları karşılaştıran “kıssadan hisse” çıkaran 17. yüzyılda yaşamış Fransız şairi; onun masallarını hatırlamayan var mıdır? Karga ile Tilki’yi, Ağustos Böceği ile Karınca’yı…
Lakin, La Fontaine’in “yalaka”nın teki olduğunu biz İlhan Selçuk’tan öğrendik:
“Jean de La Fontaine ömür boyu efendilerinin dalkavukluğunu yaparak saraylarda yaşamış, çanak yalayıcılıkta ün yapmıştır. Gerçi o dönemde yazar ve sanatçı takımı halka dayanarak yaşamazdı; ancak şairin dalkavukluğu tarih kitaplarına geçmiştir.
Bir ara şair Luxembourg Sarayı’nda Gastonj d’Orleans’ın hizmetindeymiş; günlerden bir gün, dük hazretleri öfkelendiği için bizimkine sırtını dönmüş…
La Fontaine:
– Efendimiz, demiş, bana karşı gösterdiğiniz sevgi davranışınıza yansıyor.
Dük, adamın söylediklerine şaşarak yüzünü dönünce, La Fontaire lafını tamamlamış:
– Evet, arkanızı dönmeniz bana ne kadar güvendiğinizi gösteriyor, insan düşmanına sırtını dönmez.”
* * *
O’na göre yazarın patronu halk olmalıdır.

Okumaya devam edin ‘İlhan Selçuk’

24
Haz
10

FİDEL CASTRO : “SİZİN ORADAKİ PKK ÖNCÜLÜĞÜNDE SÜREN KÜRT HAREKETİ, ABD’Lİ YANKEE’NİN PETROL BEKÇİSİDİR…”

Fidel  CASTRO’nun   ATATÜRK   tutkusu…

Mart  1997’de  Habitat  Toplantısı için  İstanbul’a  gelen  Fidel  Castro,  yaptığı  konuşmada  şöyle  dedi :

“Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptıklarını ben asla başaramazdım. Asıl devrimci Atatürk. Bu kadar büyük bir devrim yaptım, ama Kemal Atatürk’ün yaptıklarını başaramazdım…”

Öte  yandan  zamanın  eski  Sağlık  Bakanı  Dr. Yıldırm  Aktuna,  Küba  dönüşü  şu  açıklamayı  yapmıştı:

“Fidel,  Atatürk’ün  tüm  yapıtlarını  iyi  bildiğini  ve  onun  için  Atatürk’ün  büyük  bir  asker,  büyük  bir  diplomat  ve  dünyanın   en  önemli  liderlerinden  biri  olduğunu  ifade  etti. 

Ardında  ise “Küba’da  bu  kadar  büyük  bir  devrim  yaptım,  ama  Atatürk’ün  Türkiye’de  yaptıklarını  başaramazdım”,   dedi…”

” Ayrıca,  Havana’nın  Linea  Caddesi’nde  bulunan  Atatürk  büstünün  dikilmesine  katkıda  bulunan  ve  1994’de  Fidel  Castro  ile  Havana’da  görüşen  eski  Esenyurt  Belediye  Başkanı  Gürbüz  Çapan  da;  Fidel  Castro’nun  o  tarihteki  ileri  öngörüsü  ile  Kürt  Sorunuyla  ilgili  şunları  söylediğini  vurguluyor:

“ABD  ve  AB  destekli  Türkiye’deki  olayları  yakından  izliyorum.

Sizin  oradaki  PKK  öncülüğünde  süren  Kürt  hareketi,   ABD’li 

Yankee’nin   petrol   bekçisidir…”

PKK’nın  liderlerinden  Murat  Karayılan  ise,  tam  da  bu  konuyu  doğrularcasına,   24  Ekim  2006’da  Barzani’nin  yönetimindeki  “Kürdistan  TV”de  şu  açıklamayı  yaptı :

“ABD’nin   müttefiki   olabiliriz,   düşmanlarımız    aynı.

ABD   bizi   hep   düşmanlarımızın   gözüyle   gördü.

Oysa   biz,   dost   olarak   algılanmak   istiyoruz…

Türklerin   aksine,   Kürtler   fazlasıyla   ABD   sempatizanıdır.

Eğilimleri   Amerikancılık   yönündedir…

ABD   yönetimi,   Kürtlerin   yaşadığı   tüm  ülkeleri   esas   olan   bir   proje   oluştursun…”

Karayılan,  ABD’nin  Büyük  Ortadoğu  Projesi’ni  kastediyor… 

Yani,  Pentagon  tarafından  çizilen  yeni  işgal  haritasını  savunuyor…

Okumaya devam edin ‘FİDEL CASTRO : “SİZİN ORADAKİ PKK ÖNCÜLÜĞÜNDE SÜREN KÜRT HAREKETİ, ABD’Lİ YANKEE’NİN PETROL BEKÇİSİDİR…”’

24
Haz
10

İçi boşaltılmış vatandaş !..

Eğer bu PKK’nın bir devleti, PKK devletinin resmi yayın organı bir tv’si olsa idi..

Bu PKK devletinin medyası, bu meş’um karakol baskınını nasıl duyurursa..

Köpürte köpürte nasıl yansıtırsa..

Bizim kutsal matbuatımızın durumu da böyleydi!..

Gaflet miydi bu ?!!

Yoksa ihanet mi bilemiyorum..

Ekrana  yerleştirdikleri  analist(!)ler  de  Türk  Devletini  PKK’ya  teslim  olmaya

çağırmaya  başlamışlardı  hemen !..

Ve tabii..!
PKK’nın TBMM’ye yerleştirdikleri ile, sivil toplum önderi(!) diye atadıkları da seslerini daha gür çıkarmaları için davet edilmişlerdi!..
Anadolu, tarih boyunca dinamik olanın, sahip olmayı bilenin olmuştur..
Vatan toprağına sahip olmayı, silahın güçlüsü değil, yüksek şuur sağlar, böyledir..
PKK’lıya “Hain PKK” diyerek…
Medya leşkerlerinin, PKK’ya verdikleri desteği unutarak (Milleti koyun saydıkları için) her şehit verilişte “üzülmüş gibi yapıp” şırınga ettikleri dolduruşla, bir saatlik haber programı süresince kederlenerek, bu eşkıya sürüsünün yarattığı “çığ” durdurulamaz ey halkım!..
Memleketin “ahali kanadında” manzara-i umumiyesi şöyle idi…
“Ey Türk Gençliği”nin özgün bir kesiti, Atatürk Hava Limanına dolmuş, takımın transfer ettiği yabancı futbolcuyu, çığlık çığlığa karşılıyorlardı…
İlgili oldukları, oraya onları yönlendiren futbol ağalarından kendilerine ödül olarak gelen maç biletiydi…
Televizyonlarda eğlence programları, (sanatçı diye yutturulan) kevaşelerin attıkları göbekler ve onlara tutulan yüksek oktanlı darbuka dümbelek, zurna eşliğinde devam ediyordu!..
Cumartesi-Pazar bütün havuzbaşları da doluydu..!
Her bulduğu bir tutam çayıra yayılıp, kanat ızgara ile göbeğini karıştıra karıştıra geviş getirenler de keyifdeydi..!
Ve elbette onlardan “tıss” yoktu…
Hani şu, “Filistin’in ipine yapışıp İsrail’le gerdeğe niyetlenip” şallak mallak olduktan sonra, İstanbul başta olmak üzere, caddelere dökülen, elde Arap sancakları ile, “düşmana” meydan okuyanların, şehitler için tek bir tepkileri olmadı!.. (Çünkü bayraktarları arasında PKK’nın haklarından bahseden, mebzul miktarda eşkıya işbirlikçisi vardır)
Bodrum da doluydu, öteki kıyı şeritleri de..! Doluydu ve dolu dolu, çılgınca eğlence de sürüyordu aynen!..
Sosyete düğünleri de şen şakraktı, mahalle düğünleri de… Ve hem de öyle mahalle düğünleri vardı ki İstanbul’da… Sokak aralarına konulan yüksek volümlü hoparlörlerden yükselen çingene havaları, düğüne katılanları mest ediyordu.. ! Ortadirek, kendileri gibi aynı katta olan ve çocuklarının acısı ile yananlara üzülmüşlerdi de.. Ama işte o kadardı yani!..
Peki düşman ne yapıyordu !!?
“Uyumuyordu..”

Okumaya devam edin ‘İçi boşaltılmış vatandaş !..’

24
Haz
10

İlhan Selçuk’la ‘Yürümek’

Kimi zaman kâğıt sıkıntısı, para sıkıntısı, ilan sıkıntısı çekerdik.

Kimi zaman gazetenin basımı, dağıtımıyla ilgili sorunlar.

İlhan’ın son 20 yılı Cumhuriyet’i yaşatmak için her engele, her baskıya direnmek, karşı çareler aramak ve engellerle, baskılarla, savaşımla geçti.

Her bunalım ortasında, çarelerin tükendiğini sandığımız günlerde İlhan’ın iradesi olaylara egemen olur ve:

“Yürümeye devam” der, bir anda karamsarlıktan aydınlığa çıkmış gibi yine şevkle, heyecanla çalışmaya devam ederdik.

Onun dilinde yürümeye devam etmek, koşullar ne olursa olsun karamsarlığa kapılmadan, engelleri aşmak, demekti.

Her şeye karşın bugün ayakta durabiliyorsa Cumhuriyet; bu sonucu İlhan’ın 20 yıl usanmadan, kırılmadan sürdürdüğü savaşıma borçludur.

***

1991 Kasım ayında bugün fikir ayrılığı diye anılan ve anlatılan olaylar patladığında gazeteden İlhan Selçuk ayrıldı.

İlhan ile birlikte Oktay Akbal, Ali Sirmen ve Uğur Mumcu ve pek çoğumuz da.

1992 Mart’ında İlhan gazeteye döndü. Hepimiz gazeteye döndük.

Şimdi kimileri 1991 Kasım ayını kendi hesabına anlatıyor ama…

1992 Mart’ında nasıl bir gazete bıraktıklarını, gazeteye döndüğümüzde nasıl bir gazete bulduğumuza değinmiyorlar.

100 binin üzerindeki tiraj 30 binlerde.

Kasa tam takır kuru bakır !

Maaşlar zorlukla ödeniyor.

Okumaya devam edin ‘İlhan Selçuk’la ‘Yürümek’’

24
Haz
10

Gidişler

O da gitti.

Herkes gidiyor.

Hep gidilecek, er geç.

Erken ya da geç.

Geç gitmeye kalmanın tek acı yanı, gidenlerin gidişini görmek, o gidişlerin üzüntüsüne ve gitgide artan bir yalnızlaşmaya katlanmak herhalde.

Avuntusu da yok değil bunun: Gidişten sonra değerlerin kaldığını, hiçbir emeğin, doğruluğun, haklılığın, bağlılığın ve sevginin boşa gitmediğini görmenin avuntusu.

Öylesi, aslında avuntudan öteye, müthiş bir güç ve güven verir insana. Çalışmanıza, doğruluk ve haklılık inancınıza, bağlılıklarınıza ve sevgilerinize daha bir coşkuyla tutunur oluyorsunuz.

Gidenlerin ardından yalnızlaşma duygusunu yenmenin çaresi de belki bunda yatmaktadır.

Anneanneler, babaanneler, analar babalar, eşler gitmiştir, hem de kendilerinden önce gitmemesi gerekenlerin gidişlerini görmüş ve evlat acısı da çekmiş olarak; ama evlatlar, ablalar, ağabeyler, kardeşler, yeğenler vardır.

Demek ki, gidenler tam gitmemişlerdir.

Yetiştiğiniz okullardaki öğretmenleriniz, hocalarınız yoktur artık; ama çevrenizde kendi yetiştirdiklerinizin yeni kuşakları da yetiştirdiklerini, edindirilmiş bilgilerin ve değerlerin kuşaktan kuşağa aktarıldığını gördükçe, gidenlerin de bir anlamda yaşamaya devam ettiklerine inanmaya başlarsınız.

Okumaya devam edin ‘Gidişler’

24
Haz
10

Neden Hacıbektaş ?

Ağabey Turhan’dan sonra kardeş İlhan’ın da Hacıbektaş’ı seçmesi şaşırtıcı olmadı. Ama, İlhan Selçuk okurları bu seçimin ipuçlarını uzun yıllar öncesinde yakalamış olmalıdırlar.

Önce Turhan Selçuk’un , şimdi de İlhan SELÇUK’un “ebedi istrahatgâh” olarak Hacıbektaş’ı seçmiş olması kimi soruların seslendirilmesine yol açıyor?

Ne ağabey Turhan, ne de kardeş İlhan her doğru dürüst insan gibi yaşamları boyunca ne dinleri ne de mezhepleri konusunda dışavurumda bulunmadılar. İnsan olma gereğince böylesi yaklaşımlara da gerek yoktu.

Türk aydınlanmasının öncüleri olan Turhan ve İlhan kardeşlerin Hacıbektaş seçimini başka bir gözle değerlendirmek gerek!

Her ne kadar bir mezhepsel uzantı gibi görünse de, Bektaşilik yeryüzünde belki de eşi benzeri olmayan bir öğretidir!

Aydınlanmacı kardeşler aramızdan ayrıldıktan sonra bile ders vermeyi sürdürmüş olmaktalar Hacıbektaş’ı seçmekle.

Hacıbektaş ilk bakışta Anadolu’da bir noktadır haritaya bakıldığında. Ama, o noktanın çok ötesinde bir anlama sahiptir Hacıbektaş sosyal ve toplumsal anlamda.

Anadolu’da vücut bulan bilgeliğin sarsılmaz bir kalesidir Hacıbektaş gerçekte!

Haritadaki bir noktaya denk düşen Hacıbektaş o noktanın çok daha fazlasını ifade etmektedir.

Hacıbektaş üzerinde yaşadığımız dünyada bir aydınlık odağıdır. Ne şanslıyız ki; bu odakların her geçen gün azaldığı günümüzde Hacıbektaş bizim coğrafyamızın bir parçasıdır.

Hacıbektaş Anadolu bilgeliğinin, çözümlemeciliğinin kalesidir !

Turhan ve İlhan kardeşlerin seçimi boşuna değildir.

Okumaya devam edin ‘Neden Hacıbektaş ?’

24
Haz
10

Nasreddin Hoca ve eşeği

NASREDDİN Hoca ile oğlu kasabaya gidecek. Hoca eşeğe biniyor, oğlu da yürüyor.

Yolda bir adama rastlıyorlar, adam “Utanmıyor musun, Hoca,” diyor, “kendin eşeğe binmişsin, küçücük çocuğu yürütüyorsun.”
Hoca, “Doğru yahu” diyor ve kendisi eşekten inerek oğlunu eşeğe bindiriyor. Bir süre sonra yine bir adama rastlıyorlar, o adam da oğlanı azarlıyor, “Yaşlı başlı baban yürürken sen eşeğe binmeye utanmıyor musun?” diye.
Bu kez ikisi birlikte eşeğe biniyorlar ve yine bir adama rastlıyorlar. Adam, “Sizde hiç insaf yok mu yahu, ikinizi birden zavallı hayvancık nasıl taşısın?” diyor. Bunun üzerine ikisi de eşekten iniyor ve yürümeye başlıyorlar ve yine bir adama rastlıyorlar, adam, “Sizde hiç akıl yok mu, eşeğe binsenize,” deyince, Hoca oğluna, “Gel,” diyor, “tut şu eşeği”. İkisi birlikte eşeği sırtlarına alıp kasabanın yolunu tutuyorlar.

CHP’YE  KARIŞMA  HAKKI

Londra’da yaşayan bir öğretim üyesi okurum aşağıdaki iletiyi gönderdi:
“Hiçbir partinin iç işleyişine karışmayıp da, konu CHP olunca herkesin nedense il başkanı seçimi ile bile ilgilenmesini hiç anlamıyorum.

Başka bir partinin il başkanı ile ilgilenildiğini görmedim, duymadım, okumadım.
Bu durum özellikle CHP için geçerli, herkes her konuda karışma hakkı görüyor.
İcraatı yapandan çok CHP konu oluyor genelde.

Hangi bakan neden seçildi, nereden geldi diye bilmiyoruz ama CHP’nin PM üyelerinin kimlikleri herkesçe biliniyor.

Okumaya devam edin ‘Nasreddin Hoca ve eşeği’

24
Haz
10

STAR GAZETESİ ERSÖZ’E 10 BİN TL ÖDEYECEK

Ankara 3. Asliye Mahkemesi, Star gazetesini Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’e 10 bin lira ödemeye mahkum etti.

Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Star gazetesi’nde yayınlanan “Parçalar Birleşiyor” başlıklı bir haberde Zirve yayınevi cinayeti ile kendisi hakkında ortaya atılan iddialardan şikayetçi olmuştu. Davayı karara bağlayan Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesi Star gazetesinin Ersöz’e 10 bin TL ödemesine hükmetti.

Star gazetesinin avukatı, Ergenekon davası ile Malatya’daki Zirve Yayınevi dava dosyalarının mahkemeye gönderilmesini talep etti. Mahkeme talebi reddetti. Star gazetesinin yasal faiziyle birlikte 10 bin TL ödemesine karar verildi.

24
Haz
10

Pamukoğlu ve eşi kaza geçirdi

HEPAR  Genel  Başkanı  Osman  Pamukoğlu’nun  kullandığı  otomobil  menfeze  düştü.

Hak  ve  Eşitlik  Partisi  (HEPAR)  Genel  Başkanı  Osman  Pamukoğlu’nun  kullandığı

otomobilin  Yenicağ – Mengen  karayolunda  menfeze  düşmesi  sonucu  Pamukoğlu  ve  eşi

yaralandı.

Alınan  bilgiye  göre,  Bolu’dan  Zonguldak  istikametine  giden  Osman  Pamukoğlu

idaresindeki  06 EE 08  plakalı  otomobil,  Yeniçağ – Mengan  karayolu  Babahızır  köyü

yakınlarında  menfeze  düştü.

Kazada,  Pamukoğlu  ile  eşi  Emel  Pamukoğlu  yaralandı.  Yaralılar,  Mengen  Devlet

Hastanesinde  tedavi  altına  alındı.

Osman  Pamukoğlu’nun  ayağından,  eşi  Emel  Pamukoğlu’nun  ise  belinden  yaralandığı

bildirildi.

A.A.

http://www.ilk-kursun.com/2010/06/pamukoglu-ve-esi-kaza-gecirdi/

24
Haz
10

İlhan Selçuk’un Gözaltı Kronolojisi

Sevgili okurlarım, İlhan Selçuk manevi anlamda ölmedi.

Cumhuriyet gazetesinde, okurlarının yüreklerinde ve zihinlerinde yaşamını sürdürüyor, sürdürecek…

Ölümüne yol açan talihsiz olayların tartışılmasına bir katkı olması için, 2008 yılındaki gözaltı olayından hemen sonra sıcağı sıcağına yazdığım yazıyı sizin bilginize bir kez daha sunuyorum.

***

Sevgili okurlarım, insanlar içinde yaşadıkları ânın, günlerin, yılların tarihsel önemini gözden kaçırabilir.

Sonradan, olayları ve süreçleri değerlendirenler bu anlar, günler ve yıllar hakkındaki tarihin yargılarını daha belirgin ve nesnel olarak dile getirir.

Bunun için de bilgi ve belge gerekir.

Bu nedenle yaşadığımız günlerin tanıklığına küçük bir katkı olması için, İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasının kronolojisini elimden geldiğince ayrıntılı bir biçimde, tanıklarla da çapraz kontrol ederek bir belge halinde yazmak istedim.

Bu çabamda bana yardım eden, başta Akın Atalay olmak kaydıyla, Cumhuriyet’in değerli hukuk müşavirleri Tora Pekin ve Bülent Utku’ya çok teşekkür ederim.

***

21 Mart 2008, Cuma.

04:00. Savcılığa davet edilmeksizin ve önceden haber verilmeden, polislerin mahalle muhtarı ile birlikte kapıya gelişleri; İlhan Selçuk tarafından “Buyurun size bir çay yapayım” daveti ile karşılanmaları ve evde aramanın başlaması.

07:30. Toplanan mektup, not gibi belgeler ve bilgisayarın “hard diskiyle” birlikte evden ayrılış ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Vatan Caddesi’ndeki “Terörle Mücadele Şubesi”ne götürülüş.

Mahkemeden 24 saat için avukat kısıtlama kararı alındığı ve avukat olmadan sorgulama yapılamayacağı için görevli uzman emniyet mensuplarıyla ülke sorunları hakkında sohbet ederek, bir bölümü nezarethanede, bir bölümü büroda geçirilen bir gün.

19:15. Star TV ana haber bülteninde, kendisine yöneltilen suçlamanın “Terör örgütüne üye olmadan örgütün fikirlerine yardım etmek” olduğunun belirtilmesi.

Okumaya devam edin ‘İlhan Selçuk’un Gözaltı Kronolojisi’

24
Haz
10

Kim ?

SEN, terörle mücadele etmiş emekli generallere terörist muamelesi yaptın. Sen, terörle mücadele etmekte olan generalleri terör örgütü üyesi olmakla suçladın. Sen, emeklisinden muvazzafına kadar her rütbeden askeri tutuklattırdın, toplama kamplarına gönderdin. Sen, asılsız suçlamalara dayanamayan subayların intihar etmesine neden oldun. Sen, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir suç örgütü gibi gösterilmesine izin verdin ve Genelkurmay’ın kozmik odasına kadar burnunu soktun. Sen terörist başına ‘sayın”, şehitlere “kelle” dedin. Sen teröristlere Habur’da “barış elçisi” muamelesi yaptırdın.

Şimdi de tutmuş “Hain saldırılar terörle mücadeledeki kararlılığımızı etkilemeyecektir. Bu çerçevede her türlü bedeli ödemeye hazırız” diyorsun.

Kendi adına konuş! “Milli irade”ye sığınma çünkü millet en ağır bedeli yıllardır canıyla ödedi ve ödüyor.

Sen bu saatten sonra ödeyeceğin bedelin, Yüce Divan’da hesap vermek olabileceğini düşün!

Senin Meclis’teki baş arkadaşın Şemdinli’de şehit olan 11 asker için Genelkurmay Başkanlığı’ndan milleti tatmin edici açıklama bekliyormuş. Arkadaşını tatmin etmeyen Genelkurmay Başkanı, senin başarılı paslaşmalar yaptığın takım arkadaşın değil mi! Niye Dolmabahçe Sarayı’ndaki “sırlar odası”na çağırıp hesap sormuyorsun!

Senin Çankaya’daki arkadaşın “tarihi fırsat” diyerek “Kürt açılımı”nı başlatmış, sen de balıklama atlamışsın!

Sen, çözümü seninkilerle baş başa yaptığın zirvelerde mi yoksa taş atan çocuklarla yapacağın son kahvaltıda mı bulacağını sanıyorsun?

Sen, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin varlık nedenlerinden biri olan sınır güvenliğini, sınır nöbetini daha dün çıkarttığın sipariş yasa ile kuracağın silahlı özel bir güce devretmeye hazırlanmıyor musun?

Bizi sorarsan, seni bilmem ama bizim acımız çok büyük…

Her gün vatan evlatlarımızın, fidanlarımızın öldürülmesi yetmezmiş gibi başyazarımız Aydınlanma Bilgesi, çınarımız İlhan Selçuk da hukuk tanımazlık terörünün kurbanı oldu…

Sen, her şeyi bilirsin…

Söyle bakalım; İlhan Selçuk’u hangi terör örgütü öldürdü…

Anlat bakalım, İlhan Selçuk’a kurulan pusunun arkasındaki taşeron kim…

Okumaya devam edin ‘Kim ?’




İstatistikler

  • 2.309.441 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Haziran 2010
P S Ç P C C P
« May   Tem »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

En fazla oylananlar