28 Haz 2010 için arşiv

28
Haz
10

PKK ile oturmak için TÜRKSOLU tasarımı masa

‘Oturtma’ seven hain mazoşistlere ‘özel’ imalatımızdır…

Afiyet  olsun…

——————————————————————————————————————————————————–

“Şok şok şok!…”

“Nazlı Ilıcak’tan çarpıcı tespitler!”

“Ilıcak’tan gündeme bomba gibi düşen açıklamalar.”

“Ilıcak ezber bozdu.”

Bunlar, Nazlı Ilıcak’ın geçtiğimiz hafta PKK’nın üst üste yaptığı saldırılardan sonra yaptığı açıklamalar üzerine verilen haberler için atılan başlıklardan bazıları.

Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta Türk milleti en acı birkaç gününü yaşadı.

Önce Hakkari’de, ardından da Halkalı’da düzenlenen saldırılarda 16 şehit verdik.

İşte bu saldırıların ardından Habertürk’te yayınlanan bir programa telefonla katılan Nazlı Ilıcak, PKK ile masaya oturulmasını önerdi.

Ilıcak’ın Habertürk sunucusunu da hayretler içinde bırakan önerisi şu: “Nazlı Ilıcak: Son saldırılardan sonra artık görülmüştür ki PKK’yı muhattap olmadan bu sorunu çömek mümkün değildir. Sonuçta silah onların elinde ve siyaset yapmak istiyorlar. Ayrıca Öcalan için de ev hapsi benzeri bir talepleri var. Şimdiki Türkiye şartlarında bunları yapmak mümkün değil. Hele şu kutuplaşma ortamında mümkün değil. Demek ki şartları bu noktaya getirmek gerekiyor.

Benan Kepsutlu: Sayın Ilıcak ben mi yanlış anladım yoksa PKK’yı muhattap almadan bu sorun çözülmez mi dediniz?

Nazlı Ilıcak: Evet öyle dedim. Şimdi bu şartlarda çok tepki çekebilir bu sözler ancak sürekli yeni şehitler geliyor. Demek ki askeri tedbirlerle çözmek mümkün değil. Seçimlere gidiliyor o nedenle şimdi olmaz belki ama seçimlerden hemen sonra bir yol yöntem geliştirmek zorundalar.”

İşte Nazlı Ilıcak’ın ezber bozan açıklamaları böyle.

Ancak bunun nesinin ezber bozduğunu biz pek anlayamadık.

Medya zaten özellikle Kürt Açılımı başladığından beri genel af, Apo’ya ev hapsi, taş atan çocuklara ceza verilmemesi gibi konularda PKK ile aynı şeyi savunup duruyorlar.

Zaten devlet büyüklerimiz masaya oturmadan bu talepleri açılım adı altında kabul ettirme çabasına girdiler.

Vakti zamanında (2006 yılı), Tayyip de PKK’yı masaya davet etmişti.

TÜRKSOLU olarak Tayyip’e yandaki kapağımızla seslenmiştik.

Tayyip özel tasarımlı masamızı görünce oturmaktan vazgeçmişti.

Nazlı Ilıcak ille PKK ile masaya oturmak istiyorsa, kendisine Tayyip için özel olarak tasarladığımız masayı ödünç verebiliriz.

Okumaya devam edin ‘PKK ile oturmak için TÜRKSOLU tasarımı masa’

28
Haz
10

Sarıgül, ‘Çare Kılıçdaroğlu’ dedi

Herşey  açık  ve  seçik  gözönünde  yapılırken…

Bunların  arkasına  takılan  sürüye  ne  demeli…

————————————————————————————————————————————————————————————-

Tarih :  10 Mayıs 2010.

Yer :   Ulusal  Parti  İstanbul  İl  Merkezi.

Ulusal Parti Genel Başkanı ve Başyazarımız Gökçe Fırat Çulhaoğlu, Deniz Baykal’ın istifasını ve CHP içerisindeki Kürtçü darbeyi değerlendirirken Sarıgül ile ilgili olarak:

“Kaset olayı ile birlikte Sarıgül’ün rolü de ortaya çıkmıştır.

Mustafa Sarıgül uzunca bir süredir CHP’ye alternatif bir parti kurma çalışması içindeydi. Ancak ne hikmetse bu parti kuruluşunu her ay bir sonraki aya ertelemekteydi.

Bu hikmet şimdi anlaşılmıştır, kasetten haberi olan Sarıgül CHP içindeki darbeyi beklemiş, partiyi kurmamıştır. Şimdi CHP içinde oluşacak yeni Kürtçü-Fethullahçı ekipte o da yerini alacaktır.”

Aradan aşağı yukarı bir buçuk ay geçti. Geçtiğimiz hafta Mustafa Sarıgül bir açıklama yaptı:

“Yurdumuzda değişim zorunludur. Türkiye değişim Hareketi olarak bu inançla tarihi bir görevi üstlenmiştir. Şimdi daha da önemli tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyayız.

Ülkemize duyduğumuz sorumluluğun gereği Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulları dikkate alarak, siyasetteki değişim rüzgarlarına fırsat vermek için bugün bütün Türkiye’nin fedakarlık yapma günüdür.

Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığındaki CHP’nin yurdumuzda bir umut estirdiğini görüyoruz. Yurttaşlarımız CHP’deki değişime bir fırsat tanımak istiyor. Bu koşullarda halkımızın vicdanına, yurttaşlarımızın sesine kulak veriyoruz.

Ve Türkiye Değişim Hareketi her zaman düşünceleriyle yurttaşlarımıza hizmet edecektir.

Ben ve arkadaşlarım çok zor bir karar aldığımızın bilincindeyiz. Parti kurmayacağız.”

Daha önce gerek bu sütunlarda gerekse gazetemizin farklı yazılarında Sarıgül ve hareketi üzerine birkaç birşey yazdık, eleştirilerimizi ilettik, bunlar çözüm olamaz dedik. O zaman bize inanmayanları zaman bir kez daha ikna etti.

Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun açıklaması üzerinden daha iki ay bile geçmeden Sarıgül kendisine güvenen insanları da yarı yolda bırakarak kürkçü dükkanına döndü. Olan her zamanki gibi Sarıgül’ün peşine takılıp oradan oraya sürüklenen vatandaşa oldu.

Sarıgül’ün yanındaki siyaset ağaları için bir sorun yok. Onların derdi rant olduğu için hangi tabelanın asılacağının da çok önemi yok. Ama sağda solda gördüğümüz “Çare Sarıgül” yazılarını yazanlar gerçekten de TDH’nin gönüllüleri ise esas onlara yazık oldu.

Oysa ki, 26 Haziran’da partilerini kuracaklardı. Hatta seçim stratejisi bile hazırdı. Seçimlere kadar yeterli sayıda teşkilat açamazsa, seçimlere Yaşar Nuri Öztürk’ün HYP’si ile birlikte katılacaktı.

Hatta Mustafa Sarıgül, “Bazı baronlar bana baskı yapmaya çalışacaklar. Ama şunu bilsinler ki Mustafa Sarıgül, ona uzanan elleri, ona bakan gözleri nasıl boşa çıkarır. Bazen yaz rüzgarları vardır eser geçer. Rüzgar varken uçurtma uçar ama rüzgar dinince uçurtma da aşağı düşer.” Kendisine yaz rüzgarı bile diyemeyeceğim. Çünkü olsa olsa Amerikan üfürmesidir. Amerikancılık değişimden ağır basmış olmalı ki, Sarıgül, şu anda Amerikancılık rüzgarını en çok arkasına alan Kılıçdaroğlu’na kapılandı.

Hatırlarsanız,  Baykal  indirilip  yerine  Kılıçdaroğlu  geçirilince,  Sarıgül, “Üç  gün

ağladıktan  sonra  adam  satanlar,  değişimi sağlayamaz”  diye  demeç  vermişti.

Buradan şu sonuç çıkıyor ki, değişimci olmak için Sarıgül gibi iki yıl sonra kendisine umut bağlayanları satmak gerekir.

Sarıgül’e göre değişim yürek isterdi.

Bundan sonra Sarıgül’ün yüreği bu kadarmış diyeceğiz.

Bir daha insanların içine nasıl çıkacak acaba Sarıgül ?

Bu halleri gördükçe “Allah kimseyi işbirlikçi yaratmasın” demek geliyor içimden.

Sarıgül ile birlikte, CHP içerisindeki Kürtçü-Fethullahçı yapı biraz da güçlenmiş oldu.

Yazının başında Gökçe Fırat Çulhaoğlu’ndan yaptığımız alıntının da da ortaya konduğu gibi Amerikan planı tıkır tıkır işliyor.

Sarıgül ve Kılıçdaroğlu’nun yeni ortaklıkları Amerika’ya hayırlı olsun.

Okumaya devam edin ‘Sarıgül, ‘Çare Kılıçdaroğlu’ dedi’

28
Haz
10

Geçen Hafta Dünya’da

Tayyip,  İsrail  komandosu  mu ?


Ehud Barak’ın tebrik ettiği ve cesaret ödülü alan Şayetet 13 komandolarıyla,
aynı ödülün boynuzlusunu alan Tayyip.

Dış politikada yeni bir süreç başlatılırken Tayyip de provokatörlüğe soyunmuş, sözde “insani yardım” gemilerine bindirdiği insanları bilerek ölüme göndermiş ve onlara intihar komandosu görevi vermişti. İsrail karşıtlığı gibi gösterilen en son provokasyon da başlı başına Tayyip’e biçilmiş yeni bir görevden başka bir şey değildi.

İsrail’in önceden yaptığı uyarıya rağmen gemidekilerin ölüm emrini veren Tayyip’in istediği olmuş ve İsrail komandolarının operasyonu sonunda 9 sivil öldürülmüştü.

Geçtiğimiz hafta “insani yardım” taşıyan Mavi Marmara gemisine operasyon düzenleyen Şayetet 13 komando birliği, “cesaret madalyası”yla ödüllendirildi.

Şayetet 13’ün aldığı ödülün adı ne? Cesaret madalyası.

İsrail’in çıkarları doğrultusunda yaptıkları önemli görevin mükafatı olarak ödüllendirildiler ve bizzat Savunma Bakanı Ehud Barak tarafından kahramanlar gibi karşılanıyorlar.

Tayyip’in İsrail’den aldığı ödülün adı neydi ?

O da cesaret ödülü.

Ama onunki boynuzlu olanından.

E, o kadar da olacak artık.

Okumaya devam edin ‘Geçen Hafta Dünya’da’

28
Haz
10

PKK, Tayyip’in taşeronu

Artan  terör  ve  Kürt – İslam  faşizminin  değişen  stratejisi

Gelen her şehit haberi artık o kadar sıradan bir olgu ki, sanki belli bir rakamın altındaki şehit haberleri bu topluma ait değil!

Ama terör olaylarındaki artışın ana nedeni, terörü yöntem olarak kullanan Kürt-İslam Faşizminin strateji değiştirmesidir desek hiç de yanılmış olmayız. Bizlerin TÜRKSOLU sayfalarından halka duyurduğumuz bu gerçek, bugün biraz daha somut olarak karşımızda duruyor. PKK terörü kullananan bir örgüt. Ama bu örgüte bu misyonu yükleyen Kürt-İslam Faşizmi, halka artık sözde Kürt sorununu dayatma noktasına gelmiştir.

Şemdinli’deki hain saldırı, arkasından şehirlerde başlayan terör olayları PKK’nın açıkça piyon olduğunu gösteriyor. Tayyip, “PKK taşerondu” derken aslında bir gerçeği de kabul ediyor. PKK, Kürt-İslam Faşizminin terörü kullanan taşeronu. Şimdi asıl soruyu sormak gerek. Bu terör eylemini yaptıran güç kim? Kürt-İslam faşizminin kimler siyasi temsilciliğini yapıyorsa terörü de onlar yaptırıyor. Bugün Tayyip, Kürt-İslam faşizminin bayraktarlığını yaparken akla en acı soru geliyor. Bu eylemlerin yapılmasını o mu emretti?

“Tayyip,  Türkiye’yi  savaşa  sokacak”

Burada kritik bir süreç karşımızda duruyor. 1 Haziran günü PKK sözde ateşkesi bozarak aktif savunma olarak adlandırdığı sürece girdiğini deklare etmişti. Aynı günlerde ise Tayyip, Ortadoğu hamiliğine soyunarak Türkiye’yi sonu olmayan bir maceraya sürüklemeye başladı. Başyazarımız Gökçe Fırat’ın “Tayyip Türkiye’yi savaşa sokacak” tespitinden sonra savaşın İsrail-Türkiye arasında olmayacağını net bir şekilde görüyoruz. Yıllardır teröre karşı verilen mücadele artık en yetkili ağızlardan “Savaş” olarak değerlendirilmekte (PKK ile mücadele savaş olarak yakında Genelkurmay Başkanlığı tarafından da söylenirse hiç şaşmayalım) ve “en muhalif” kesim bile akan kanı durdurmaktan bahsetmektedir. Evet, oynanan oyun açıktır. Büyük bir oyun oynanmakta ve Türkiye savaşın bir tarafı olarak sona sürüklenmektedir. Çünkü Türkiye bu faşizm altında hükmen yenilgi senaryoları ile yönetilmektedir. İşin daha da vahim yanı Genelkurmay’ın Şemdinli’den sonra yaptığı açıklama daha da yürek acıtan cinstendir.

Açıklamada “Burada Çanakkale Destanı başka şekilde yazılmıştır” denmekte ve farkında olarak ya da olmadan sanki iki devlet savaşa girmiş izlenimi verilmiştir.

Okumaya devam edin ‘PKK, Tayyip’in taşeronu’

28
Haz
10

Apo-Tayyip ittifakından, Apo-Kılıçdaroğlu ittifakına

Türkiye şehit cenazelerinde… Kılıçdaroğlu nerede? Konserde…Tayyip Erdoğan bile şehitlerimizin cenazesine katılırken, Kılıçdaroğlu miting programını değiştirmedi. Cenazelerde yoktu.Tüm Türkiye şehit cenazelerinde ağlarken, Kılıçdaroğlu ne yapıyordu dersiniz? Bunu da magazin haberlerinden tesadüfen öğreniyoruz: Konserdeymiş! Ankara’da Batıkent’te bir temel atma törenine katılan Kılıçdaroğlu, burada Demet Akalın’ın konserini izlemiş…

Kılıçdaroğlu ile Apo’nun
ortak akıl hocası: İsmail Beşikçi
Kılıçdaroğlu’nun anlattığına göre en çok etkilendiği iki kitaptan biri İsmail Beşikçi’nin “Doğu Anadolu’nun Düzeni” isimli eseriymiş! İsmail Beşikçi kim peki? Apo’nun akıl hocası. 70’lerden beri Kürtçülüğün önde gelen isimlerinden. Bahsedilen kitap ise Beşikçi’nin doktora tezi. Yayınlandığı 1969’da Türkiye’de henüz Kürtçülük yoktu. Bu kitabın yayını Türk Solu içine Kürtçülük virüsünün girmesini sağlayan en önemli olaylardan biridir. Görüldüğü üzere, Kılıçdaroğlu ile Apo’nun akıl hocaları aynı…

Türkiye  şehit  cenazelerinde

Kılıçdaroğlu  konserde

Her gün şehit veriyoruz. Türk milleti infial halinde. Tüm Türkiye şehitlerine ağlıyor. O kadar ki, Tayyip bile şehit cenazelerine katılmak zorunda kalıyor.

Türkiye’de tek bir lider bunca şehide rağmen programını bozmadı. Bir tane şehit cenazesine bile gitmedi…

Kim mi dersiniz? Kılıçdaroğlu…

Son bir haftada ne yapmış diye araştırıyoruz. Önemli ne işi varmış da şehit cenazelerine katılmamış?

Öğreniyoruz ki, Ankara Batıkent’te bir açılış törenine katılmış. Ve burada Demet Akalın’ın konserini izlemiş. Ancak erken kalkmak zorunda kalınca Demet Akalın’ın gönlünü almak için kısa bir not yazıp göndermiş: “Kusura bakmayın, ayrılmak zorunda kaldım.”

Demet Akalın’ın bile gönlünü almak için uğraşan “nazik” Kılıçdaroğlu, neden bir kere de olsun şehit ailelerinin gönlünü almayı düşünmez de bir tane bile şehit cenazesine katılmaz?

Kılıçdaroğlu’nun  dilinde  PKK  söylemi :

“Kan kanla yıkanmaz”

Büyük umursamazlık değil mi? Şehitlere saygısızlık.

Kılıçdaroğlu’nun en büyük kusuru keşke bu olsa. Ama dahası da var.

Hakkari’de 11 şehit birden verdiğimiz güne gidelim. Türkiye teröre lanet okuyor. Kılıçdaroğlu ise Adıyaman’daki mitingde şöyle diyor: “Kan kanla yıkanmaz.”

Konuşmasına şöyle devam ediyor :

“35 yıldır terörü silahla bitirmeye çalıştılar, akıl-mantık yok bunlarda.”

Tam bir PKK söylemi. PKK ne zaman saldırılarını artırsa Türkiye’de bir koro şunu söylemeye başlar: “PKK’yla silahla mücadele edilmez.” PKK’lı gibi gözükmez bu tezler. Ancak gizli bir PKK propagandasıdır. “PKK’yı savaşarak yok edemezsiniz.” demek istemektedirler. Akılları sıra tehdit etmekte, “İsteklerimizi kabul etmek zorundasınız.” demektedir.

Anlaşılan Kılıçdaroğlu da bu koroya katılmış.

Devam edelim Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında söylediklerine: “Önce mağduruz dediler, sonra mağrur oldular, şimdi de zalim haline geldiler.”

Kimmiş zalim olan? Askerlerimizi şehit eden PKK mı? Hayır, AKP’yi kastediyor. Tüm Türkiye şehitlerine ağlıyor, Kılıçdaroğlu askerlerimizi şehit eden PKK’ya değil AKP’ye zalim diyor!

Aslında öldürülen PKK’lıların da hesabını soruyor gizliden gizliye. PKK’lıların askerimize saldırması zalimlik değil de AKP’nin yaptığı zalimlik!

Devam ediyor Kılıçdaroğlu…

Kan kanla yıkanmazmış.

Toplumsal barışı CHP sağlarmış…

Bütün bunlar, hepsi PKK söylemi.

Onlar da yıllardır PKK saldırdıkça ve Türk milleti bölücü teröre karşı feryat ettikçe “barış”tan söz ederler.

Saldırıyı,  katliamı  onlar  yapar,  ama  utanmadan  da  “barış”  diye  bağrınırlar.

Onlar için ‘barış’ devletin bölücü teröre teslim olmasıdır.

Görüldüğü gibi Kılıçdaroğlu PKK’nın bu söylemine de sarılıyor.

Okumaya devam edin ‘Apo-Tayyip ittifakından, Apo-Kılıçdaroğlu ittifakına’

28
Haz
10

Türk kızı şehit olur esir olmaz !

Ayaklanma  başladı

Türk kızı şehit  olur esir olmaz!
Türk kızı şehit olur esir olmaz!
Türk kızı şehit olur esir olmaz!

Nerede olursa olsun, kim olursa
olsun fark etmiyor artık.
Geçtiğimiz yıl bir otobüste
molotof kokteyli ile öldürülen
16 yaşındaki Serap da
olabilirsiniz, Osmaniye’de
lojmanında otururken öldürülen asker eşi Pınar ya da Jandarma komutanlığının açtığı ücretsiz kursa gitmeye çalışırken askeri serviste öldürülen subay kızı
17 yaşındaki Buse de
olabilirsiniz… Türk olmak, hele hele, bir askerin yakını olmak yeterlidir…

İstanbul’da, Giresun’da, Samsun’da, Osmaniye’de…Yani Türklerin yaşadığı her yerde ve her an…

PKK tehditlerini sürdürüyor ve ayaklanmayı başlattı. Bu kez özgürlük, demokrasi, insan hakları, ana dille eğitim, Kürtçe televizyon falan değil istedikleri.

Çünkü bunların hepsini elde ettiler…

Kürt kimliği artık ayrı bir kimlik ve bu kimlikle siyaset yapmak, bu kimlikle bağırmak, küfretmek, taş atmak ve öldürmek serbest!

Elbette söyledikleri doğru: Kürt Açılımı yarım kalmıştı, hem AKP açısından hem de PKK açısından, hatta doğrusu şu ki, Açılım daha “baharındaydı.”

PKK’nın istediği ise özerkliktir! Yani tam açılım!

Hadi bakalım şimdi ne yapacaksınız?

Haklar tamam, özgürlük tamam; burada susacaklarını mı sanıyordunuz?

PKK, öldürme hakkı olan bir örgüttür, isteklerini öldürerek kabul ettirmeye alıştırılmış bir örgüttür, niye sussun ki?

Özgürlük palavrası bitti, şimdi Sevr gerçeği var.

Batı illeri her an bir saldırı ile tehdit altındayken, Güneydoğu illeri özerklik için düğmeye bastı bile. Evet, hem de son derece aleni bir şekilde…

Diyarbakır’ı merkez seçen, BDP’li yedi il, bir Büyükşehir ve 51 ilçe belediyesi “yerel yönetimleri, merkezi hükümetin baskısından kurtarma” kararı aldı! Adı “Demokratik Özerklik Projesi”

“Yerel yönetimleri merkezi hükümetin baskısından kurtarma”nın Türkçesi, “Türkleri Kürtlerin faşist baskısı altına alarak, öldürerek, yaralayarak susturmak!”

Nerede olursa olsun, kim olursa olsun fark etmiyor artık.

Geçtiğimiz yıl bir otobüste molotof kokteyli ile öldürülen 16 yaşındaki Serap da olabilirsiniz, Osmaniye’de lojmanında otururken öldürülen asker eşi Pınar ya da Jandarma Komutanlığı’nın açtığı ücretsiz kursa gitmeye çalışırken askeri serviste öldürülen subay kızı 17 yaşındaki Buse de olabilirsiniz…

Türk olmak, hele hele, bir askerin yakını olmak yeterlidir…

Bizi  iç  savaşla  tehdit  ediyorlar

Bu ölümler bir tesadüfün sonucu değil, iç savaşla Türkleri yıldırmaya çalışan ayaklanmacıların bilinçli tercihidir.

BDP Grup Başkan Vekili vicdani redçi Bengi Yıldız buna Kürtlerin 29. ayaklanması diyor. İsyan bayrakları açıldı ve Türk’ü kanla susturmaya çalışıyorlar yani. Daha bir ay önce hatırlayalım Diyarbakır’da PKK’lılar sokaklara dökülmüştü ve Diyarbakır BDP İl Başkanı şöyle seslenmişti:

“Kürt sorunu çözülmedi halen devam ediyor. Ödenen bütün bedellere rağmen Kürt sorunun çözülmesi için mücadelemiz devam edecek. Bu konuda çok yakında önemli gelişmeler de olabilir. Anaların tabutlara sarılmak yerine çocuklarına sarılmasını istiyoruz. Çözümü bunun için istiyoruz. Bu çözüm için de ilk etapta operasyonların durması gerekiyor. İç savaşı körüklemek isteyenlerin açığa çıkarılması gerekiyor. Bu kirli savaş konsepti Türk ve Kürt her iki halka da zarar veriyor. Ama onların da çok iyi bilmeleri gereken bir şey var. Kürtler artık eski Kürtler değil. Diz çöktürmeye çalıştığınız bu halkın önünde diz çökeceğiniz günler çok yakındır.”

Bunun adına iç savaşla korkutmaya çalışmak denir. Gökçe Fırat 2005 yılındaki yazılarından birinde “iç savaşsız bölüneceğimize, iç savaşla bölünürüz” diyordu.

O zaman bundan bir anlam çıkaramayan o çok iyi niyetli Türkler şimdi anlıyor ki, özgürlük ve hak istiyoruz diye yola çıkıp Kürt kimliğini dayatan PKK, artık açıktan bölünme istiyor ve bunu daha fazla öldürerek yapıyor. Daha fazla, daha fazla, her gün daha fazla…

Ve dün açılım diye bağıran köşe yazarları, liberaller Kürtçüler, şehitlerin ardından timsah gözyaşları dökerek, “iç savaşı önleyelim” çağrısı yapıyorlar.

Utanmadan “çocuklarımız, kardeşlerimiz, annelerimiz, sevdiklerimiz tehlikede”, “erkekler mevzilerde savaşırken annelerini, kızkardeşlerini, karılarını koruyamadılar iç savaşta onları koruyamazsın çünkü” diyen Ahmet Altan örneğin, vicdanlara sesleniyormuş gibi yaparak Türkleri tehdit etmektedir.

Üstelik ölen PKK’lılarla bizim çocuklarımızı kıyaslayarak, güya arabuluculuk yaparak…

PKK’nın öldürerek, saldırarak yaptığını, sözle yapmaktadır yani.

Açılımcılar, demokrasi havarileri, Kürtlerin özgürlüğünün derdine düşmüş aydın takımı, Türklere önce Kürt kimliğinin varlığını kabul ettirmeye çalıştı, şimdi de yaşamak istiyorsan, karını kızını korumak istiyorsan bölünmeyi kabul et demektedir.

Okumaya devam edin ‘Türk kızı şehit olur esir olmaz !’

28
Haz
10

Türkiye’nin bölünme politikası

Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde terör örgütü PKK üyelerince askeri birliğe gece saat 02.00’de düzenlenen saldırıda, ilk belirlemelere göre 8 asker şehit oldu, 14 asker de yaralandı, 12 terörist de öldürüldü. Hain saldırı Şemdinli İlçesi’nde Günyazı Köyü Tanyolu Mezrası Mezargediği Mevkii’nde meydana geldi.

Son on yılda teröre karşı bir sonuç alınmadığı ortadadır, aksine azalan terör AKP hükümeti tarafından ivme yaparak bugün Türkiye’nin yalnız doğusunu değil her ilini tehdit etmektedir. Türkiye’nin her yeri yangın yeri olmuş bölücübaşı İmralı’dan vermiş olduğu talimatlarla sokakları karıştırmaktadır.

Türkiye’nin doğusu, Türkiye’nin batısına savaş açmış, doğuyu kurtarılmış bölge ilan ederek batıya doğru istila ve işgal hareketi gerçekleşmiştir, terör ülkenin her iline sızarak Türk halkını tehdit etmektedir.

30 bin yurtaşımızı teröre şehit verdik, her gün şehit haberleriyle kahroluyoruz.

Çanakkale, İnönü ve Dumlupınar’a bakın sayın Genel Kurmay Başkanım ve iktidardaki bakanlar bu ülkede kurtuluş mücadelesi arkanda AB üyeleriyle olmadı.

Bugün istihbarat sağlayan ABD ve AB ülkeleri, PKK’ya silahları bu ülkeler temin etmiyor mu?

Bir taraftan PKK silah sağlıyor diğer taraftan TSK istihbarat ne kadar güvenli istihbarat sağladığını şehit haberlerinden görüyoruz.

Haberlere bakıyoruz, TSK terör artabilir diye uyarıyor.

Sizin göreviniz terör artıyor diye uyarmak değil, o teröre neden olan etkenleri ortadan kaldırarak ülkenin bölünmez bütünlüğünü korumaktır. Bu ülkenin güvenliğinden sorumlu olan TSK ve Emniyet mensupları sizin göreviniz yurttaşları uyarmak yerine, ülkenin bölünmez bütünlüğünü tehdit eden unsurları ortadan kaldırmak olmalıdır.

Terör yalnız ülkenin bölünmez bütünlüğünü mü etkiler?

Teröre giden kaynak, silahları nerden alıyoruz?

Müttefiklerimizden.

Etnik kimlik siyaseti yaparak ülkeyi karıştırmak, diğer taraftan silah ticareti yaparak ekonomiyi hapsederek yok olmasına sebep olmak.

Emperyalistlerin sistemi her alanda teslim almaktır.

Nitekim Türkiye bugün bu noktadadır.

Resmi istatistiklere göre teröre ne kadar harcama yapıldığına bakalım :

Okumaya devam edin ‘Türkiye’nin bölünme politikası’

28
Haz
10

İlhan – Turhan Selçuk

Dün acı bir haberle sarsıldım. Kaba sabalığıma bakmayın. Belki ülkenin en çıtkırıldım yüreğini ben taşıyorum. Kemalist-sosyalist çizginin en inatçı kalemi İlhan Selçuk’un bedenini kainata armağan etmişiz. Çok alışılmış bir lakırdı da olsa yaptıklarıyla, yazdıklarıyla, onurlu duruşuyla dünyamızın bir yerlerinde mutlaka olacak ve yaşayacak diyeceğim.

Bugün İlhan Abi için Lütfü Kırdar Kongre Salonu’nda bir anma töreni düzenlemişlerdi. İçimde tarif edemediğim bir sızı ile gittim oraya.

Buna uğurlama demeyeceğim. Kimliğine kişiliğine yakışır bir ağırlamaydı.

İlhan Abi’nin onurlu ağırlığını beyninin içinde hisseden binlerce insandan, on binlerce alkış, milyonlarca damla gözyaşı gördüm.

Bu alkışların ona yapılan saldırıların, yattığı hücrelerin, gördüğü işkencelerin, yaşadığı özgürlük engellerinin ve uğruna akan gözyaşlarının bir kıymeti harbiyesi olsun istiyorsak, İlhan Abi’nin ilke haline getirdiği yaşam biçimi kabul edip ortaya koyduğu Kemalist-sosyalist anlayışının daha fazla beyin tarafından algılanması gerektiğine inanıyorum. Ülkemizde ve dünyada bu yaşam biçiminin ilke edinilmesinin zorunlu olduğunu it gibi bildikleri halde çok uluslu kasalarının ağırlığının hafiflememesi için kalemini çokuluslu şirketlere kiralayanlar, inatçı bir düşmanlarından kurtuldukları için sevinedursunlar, İlhan Abi gibilerden ilham almış, benim gibi dobra dobra yarı yaşlı delikanlılar varken bu satılmışlar son nefeslerine kadar diken üstünde oturacaklar, bunu bilsinler.

Lütfü Kırdar’daki törenden sonra Cumhuriyet gazetesinde de bir tören yapıldı. Yağmurun azizliğine denk gelmesine karşın onun düşüncelerini yüreğinde taşıyan aydınlanmacıların yalnızca giysileri ıslandı. Ruhları sımsıcaktı.

Okumaya devam edin ‘İlhan – Turhan Selçuk’

28
Haz
10

Chavez : İsrail soykırımcı !

Hugo Chavez İsrail’e yüklendi: ABD’nin suikastçisi…Venezuela lideri Chavez İsrail’e yüklendi: “İsrail ABD için suikast yapan, soykırımcı bir devlet” dedi.

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, İsrail’in soykırımcı bir devlet olduğunu söyledi.

İSRAİL ABD’NİN SUİKASTÇİSİ

Başkent Caracas’ta Suriye Devlet Başkanı Beşar Essad’ı ağırlayan Chavez, İsrail’in ABD için suikastçi görevi yürüttüğünü savundu.

Venezuela Devlet Başkanı, Ortadoğu ülkelerinin bir gün İsrail’i hak ettikleri yere koyacaklarını da söyledi ve “Umarım İsrail günün birinde gerçek demokratik bir devlet olur” ifadesini kullandı.

2008′in sonunda başlayan ve yaklaşık 1 ay süren İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ardından Chavez bu ülkeyle ilişkilerini kesmişti.




İstatistikler

  • 2.304.234 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Haziran 2010
P S Ç P C C P
« May   Tem »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

En fazla oylananlar