Temmuz 2010 için arşiv

31
Tem
10

Zaman Daralıyor !!!

Güneydoğu ateş altındayken, Hatay ve İnegöl kaynamaya başladı. Şırnak’ta Devlet adamları sokakta yürüyemiyor! Bu ateşin yayılması uzun zamandır planlanmaktaydı…

Yazmıştım, küresel güçler, kolay kolay pes etmeyen milletleri ‘yola getirmek’ için bölgesel savaşların ateşini yakarlar.. CIA istasyon şefi Paul Henze açıkça söylemişti:

…. temel bir düzenlemenin (federasyonlaştırmanın) yapılabilmesi için 20. yüzyılın sonunda Türkiye’nin içine sürüklendiği bunalımın daha (da) kötüleşmesi gerekecektir.’(Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında)

İşte bunalım giderek arşa tırmanıyor. Bakın işsizlikten, açlıktan yokluk ve yoksulluktan, satılan fabrikalardan bahseden kaldı mı? Gündem giderek sertleşiyor. Bu ‘iç savaş’ gündemidir. Açın Yugoslavya örneğini okuyun. Aynen böyle başlamıştır.

Perkins şablonu yazmıştı…
John Perkins’i okudunuz mu? Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları adlı kitabın yazarı.

Küresel sermayenin/çetenin Yugoslavya’da ve dünyanın birçok ülkesinde nasıl bir senaryoyla hareket ettiğini ana başlıklarıyla anlatır. İnternetteki bir söyleşisinde dünyayı ele geçirmeyi hedefleyen küresel sermayenin şablonunu şöyle özetlemişti.

İşte, Türkiye’nin 1947 sonrası tarihi.

‘Biz ekonomik tetikçiler,önce doğal kaynakları zengin , stratejik konumları önemli ülkeleri tespit ederiz. O ülkeye Dünya Bankası ya da kardeş kurumlardan bir kredi ayarlarız. Ayarlanan kredi asla o ülkenin hazinesine gitmez. O ülkede ‘proje’ yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer.

Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar yapılır.. Bizim şirketlerimiz kazanır .. O ülkedeki birileri de nemalandırılır. . Toplum bu düzenekten hiçbir şey kazanmaz. Ama ülke büyük bir borcun altına sokulmuş olur. Bu o kadar büyük bir borçtur ki ödenmesi imkansızdır. Plan böyle işler..

Sonunda ekonomik danışmanlar/tetikçiler olarak gider onlara deriz ki: ‘Bize büyük borcunuz var. Ödeyemiyorsunuz. O zaman petrolünüzü satın, doğal gazı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin! Askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için savaştığımız bölgelere gönderin, Birleşmiş Milletler’de bizim için oy verin!. Elektrik, su, kanalizasyon sistemlerinizi özelleştirin! Onları Amerikan şirketlerine ya da diğer çok uluslu şirketlere satın!

Sosyal hizmetleri, teknik sistemleri, eğitim kurumlarını, sağlık kurumlarını hatta adli sistemleri ele geçiririz Bu, ikili üçlü dörtlü bir darbeler serisidir.’

İşgal Ordularına çağrı başladı!

Bir ülkenin ekonomisi tamamen ele geçirildikten sonra, tüm temel organları yavaşça ele geçirilir. Devleti devlet yapan kurumlar paramparça edilir. Siyasetine, ordusuna, polisine, yargısına, eğitim sağlık sistemlerine sızılır. Ülke felç edilir.

Eşzamanlı olarak etnik ve dini gruplar kışkırtılır. Açlığın işsizliğin kol gezdiği ülkeler, yabancı ajanlar için münbit topraklardır.

Okumaya devam edin ‘Zaman Daralıyor !!!’

31
Tem
10

“Eli kanlı mafya kopukları” demişti

Ülkücülere işkence eden sadece 12 Eylül Cuntası mı..

Bugün “ülkücü aşkı kabaran!!” bu iktidar, ülkücülere zulüm etmedi mi?!

Okuyun şu satırları.. “…eli kanlı mafya kopukları’, ‘namaza durmayanlar’, ‘şehit istismarcıları’…” Kimler için bu sözler?..

Milliyetçiler, ülkücüler için..

Şimdi bu sözlerin sahibi politikacılara göğsünü siper eden ve bunu “..eski ülkücüyüm!!” diye yapanlar var ya..

Onların kulakları hoş olsun..

İktidarın gayreti de ortadadır..

Şu sıralar, referandumu lehlerine çevirmek için sözüm ona “ülkücü” devşirme hareketi içerisindeler..

Başbakanı dinliyorsunuz, Bahçeli ve MHP yöneticilerine ağzına geleni söylüyor ama hemen ardından, “Benim değerli, MHP’ye oy veren vatandaşlarım” diye başlıyor, ağzından gül dökülüyor..

Umudu, MHP’den devşirebileceği “Evet” oylarında!..

Umudu bu, çünkü durumu kritik..

Eğer bir kısım MHP tabanını ikna ederse “Evet”i devireceği inancında..

Bu yüzden “Ayağı sürçen, uyanık ve cevval ülkücüleri devşirmek!!” için huruç harekatı yürütülüyor..

“Cevvali de” gözünden anlayıp devşirmek için, “sopaya bağlı havuç” modeli kullanılıyor..

Yeşile koşan “devşirmeler” yandaş ekranlarda, “çok işkence gördüm çok!!” diye başlayıp “Evet deyin de 12 Eylül’de kanımız yerde kalmasın” diye, aldığını hak etme yarışındalar!..

Oysa ülkücüye, milliyetçiye işkence eden sadece 12 Eylül değil, bu iktidarın da çektirdiği az değildir dedik..

İşte size bir örnek..

Adı bende saklı bir okurumun yazdıklarına bakınız…

Okumaya devam edin ‘“Eli kanlı mafya kopukları” demişti’

31
Tem
10

Viva ramazante

Ramazan kolileri malum; makarna, bulgur, un, şeker, hurma filan olur içinde… Avantadır, güzeldir… Ama, bal istersin, tahin helvası çıkar. Zeytinyağı beklersin, çiçekyağı çıkar.

Alan, ağız burun kıvırır.
Veren, pişman olur.
¡
Bu gerginliği ortadan kaldırmak ve muhterem halkımızın avanta seçeneğini arttırmak için kafa yoran marketçi Diasa, ramazan vesilesiyle “hediye kart” icat etmiş. Kontorlü… Mesela 30 liralık yükleyeceksin, vereceksin, gidecek Diasa’ya, kafasına göre dolduracak kolisini.
¡
Mübarek ramazan için halkımıza bu müjdeyi veren Diasa Genel Müdürü kim biliyor musunuz?
¡
Fernando Gonzales Somoza!
¡
İspanyol’dur kendisi.
¡
AKP’den bi önceki ramazanda, Migros Türk’tü. Şimdi İngiliz… Tansaş özbeöz “gâvur” İzmir’in markasıydı, “dindar” arkadaşları iktidar yaptık, İngiliz oldu. Şok olmayın, Şok da İngiliz… Carrefour Fransız. Metro Alman. (Çünkü, Türkiye’yi inek gibi sağan IMF mekanizması perakendecilik yapmamızı yasakladı… E memleketi yönetenler de “babalar gibi satıcı” ve “pazarlamakla mükellefçi” olunca, ahaliye kala kala, kasiyer, tezgâhtar, sucuk tattırıcısı olmak kaldı.) Gima, Endi Fransız. Kipa, Tesco İngiliz. Real Alman. Diasa İspanyol.
¡
Bakın, inek sucuk İspanyol falan derken, aklıma Del Bosque geldi… Ekonomi gibi futbolu da çok bildiğimiz için “Yeniköy Kasabı” diye kovduk adamı, gitti, Dünya Kupası’nı kazandı.

Okumaya devam edin ‘Viva ramazante’

31
Tem
10

Sessiz Kalanlar !..

Bir zamanlar ” ne oluyor TSK’da ” diye kaygılandığımız zaman,
Bu günlerde sitelerde görünmeyen birisi,
Strateji uzmanı kesilirdi başımıza …

Hep büyük harflerle ahkâm keserdi…
TSK mensubu olmanın verdiği bilgiçlik içerisinde …
Ama gerçekler gözler önünde bütün çıplaklığı ile …
Bu hazret yok şimdilerde sitelerde, sesi soluğu kesilmiş …
Sanırım sessizliğe bürünüvermiş.
Ne dersiniz ?…

2002 yılından beri yaşadıklarımız karşısında duyulan kaygılar,
Artık son kertiğe geldi …
Şimdilerde 35 nci madde işgüzârlığı ile,
CHP’de su taşır oldu AKP değirmenine …

CHP sanırım halka ” biz darbelerden yana değiliz… ” imajı vermek çabasında …
Ülke dört bir yandan kaşınan ” iç çatışma ” girdabında …
Hâlen iktidar olanlar gerçekler karşısında muhalefet özellikle de Kemal Kılıçdaroğlu ile ucuz kasaba politikası diyaloğundalar.
Memlekette “ Devlet Otoritesi ” sarsılmış izlenimi verilmek istenirken,

Boy tartışma polemikleri …
…..
Hezimetini görüp,

Strateji masallarının fiyasko ile sonuçlandığını hisseden,
Hazretlerde yok artık …
Yazılara ” musalla taşı ” konu olmağa başladı.

Her yerde sessizlik,
Evet hayır tartışmaları …

Fikret SARAL

http://www.asahaber.net/modules.php?name=News&file=article&sid=3747

31
Tem
10

Neden Geldik Musalla Taşına !..

Sayın İskenderoğlu kardeşimizin dört bölümden oluşan yazısını okudum.
Pek çok altı çizilen husus benimde rahatsızlık duyduğum meseleleri içeriyor.
Ancak ” Türkiye Cumhuriyeti Devleti ” ni musalla taşına koyan asıl neden bunlar değil.

Yıllardan beri iktidar olmak, yönetimde söz sahibi olmak için kullanılan bir etken var ki; bu etken yadsınamaz.
Bu etken asırlardan beri cehâlet içerisinde bırakılan Türk toplumunun dini duygularının ” sokma akıl ” ile oluşmuş olmasıdır.
İslâm dinini yarım yamalak bilen yahut ta işine geldiği gibi yorumlayan, İslâmiyet’te olmamasına rağmen yaratılmağa çalışılan ” ruhban sınıfı ” benzeri ir takım çıkar odakları sayesinde ” tarikat ” ve ” şeyh ” ” şıh ” etekleri sayesinde İslâmiyet amacından saptırılmış ve bir çıkar ve rant aracı olmuştur.

İzlenen ve gözlenen bu tablo çerçevesinde,
Allah adına kandıranlar,
Din simsarları,
Ülkenin dört bir yanında ” kol gezer ” olmuştur.

Aslında bu ” kol gezerlik ” yeni değildir.
Anadolumuzda asırlardan beri süre gelmiştir.
Sürekli ikbâl ve ratları için uğraşanların hiç birisi bu çarpıklığa parmak basmamıştır.

Ulu önderimiz başımıza gelenlerin kaynağını tespit ettiğinden “ anadil ile ibadet ” ve ” ana dil dile din eğitimi ” başlatmıştır. Ancak O’nun aramızdan ayrılışı ile başlatılan ve bana göre asıl ” aydınlanma hareketi ” olan girişim noktalanmış. Kısa bir süre sonrada ardında kalanlar raflara kaldırılmıştır.O gün bu gün ülkemizde yaşananların hemen hemen tek kaynağı “ dini cehâlet ” olmuştur.

Bu yumuşak karın, içimizdekileri hep iktidarın yolunu açmıştır. İktidarı yakalayamayanlar ise bir yere tutunu vermişlerdir. Sayın İskenderoğlu, 11 nci cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında, henüz aday ismi kesinlik kazanmadan, olur verenler şimdi sağda ve solda ahkâm kesmekte ve hatta “ timsah gözyaşları ” dökmektedirler.

İşte o olur verenleri,

İşte ” müslüman adamlardır yapmazlar ” saplantısında olanların iktidara getirdikleri ülkenin bu hâle gelmesine neden oldular ise; asıl suçlu ” iki kişiden biri ” söylemine neden olanlardır.

Onların bu görüşlere saplanmasının asıl nedeni ise ” din cehâleti ” değil de nedir ?..

Okumaya devam edin ‘Neden Geldik Musalla Taşına !..’

31
Tem
10

Türkiye Cumhuriyeti Musalla Taşında !!!

AKP ihanet hükümetinin halka dayattığı anayasa değişiklikleri referandumu kendilerince diri diri musalla taşına yatırdıkları cumhuriyetimizin selasıdır. Aç, sefil bıraktıkları, iliğine kadar sömürüp başörtüsü ile gözlerini bağladıkları halka “ Evet” gömün şu cumhuriyeti dedirtmek istiyorlar.

“Cumhuriyetin sonunun geldiğini”  yalı çapkın Gül 28 Kasım 1995 de avazı çıktığı kadar bağıra bağıra ilan etmişti. Hocası “ Değişimin Kanlı mı, kansız mı olacak “  tartışmasını ezelinde başlatmıştı. O değişim bugün köşkü işgal eden Gül’ün “Sessiz devrim” deyişiyle aynıdır.
Başbakan çoktan camilerin kubbelerini miğfer yaptı, minarelerini süngü yaparak kefeni giydi cumhuriyetle harbe girişti.
Kansız bir şekilde yürütmeyi ele geçirip halkı sağmal inek gibi sağdılar, güç oldular, mahiyetindeki tüm kurumlardaki memurları tarikat devşirmesi, risale maymunu memurlarla doldurdular. Kendilerine karşı gelecek, görevlerini aksatacak, yargı ve orduyu da analarında emdikleri sütü burunlarından getirdiler.
Şimdi bu son referandumla, önce suçlarından arınacaklar, sonra kalan varlıklarımızı satmayı sürdürecekler, akabinde arzuladıkları sistemi kuracaklardır.
Kendilerine göre devrim, bize göre irtica eylemi, ortaçağ karanlığına ricattır, manda olarak emperyalistlerin boyunduruğunda yaşam bulmaktır tüm yapacakları. Önce hürriyetlerimizden yoksun bırakacaklar, sonra bela olan PKK terör örgütüne istediklerini verip vatan bölerek ellerinden kalan toprak parçasında tiranlıklarını ilan edip güya İslam âleminin yeni, kutlu halifesi olacaklar !  BOP projesine harfiyen uyacaklar, o yeni Sevr haritasında ne çizilmiş ise uygulamaya geçirecekler.
Bu zavallılar için sadece karınları doysun, altlarında kendilerini yarı Tanrı sanacak makamları olsun, varsın vatanın sahibi, Avrupa, Amerika olsun. Manda olarak yaşamakta başka bir hazki şimdiden sınırlarımıza NATO işgal güçlerini, Amerikan işgallerinin lojistik kurumu BM’ çağırıyorlar. Çekiç güç 91’ lerde sınıra konuşlandı, Irak parçalandı, Barzani alçağına bir devlet hediye edildi. 1.5 milyon Irak halkının kanları üzerine Davutoğlu’nun kardeşi Barzani devlet sahibi, güç sahibi işgal güçleri sayesinde. Yine hain Talabani kan, ceset üzerinden yürüyerek Irak başkanlık koltuğunda sefa sürmektedir.
Bu iki artıkçı hainin karakteri ile NATO’yu, BM acizlik, içerisinde göreve çağıranların karakteri aynı. Ölümlerden, parçalanmalardan, kandan, gözyaşından ve bunları ortaya koyan işgalci Amerika’dan medet umuyorlar.  Irak’ın bölünmüşlüğü, Barzani şerefsizinin bölgesi karlı yatırım alanları, iş kotarılacak bakir bölge.  Bekâretini bozmakta aç gözlü iktidarın finansörü işadamlarının görevi. O zaman Barzani hainine ses edilmeyecek, ilan etmeye çalıştığı Kürt devleti en önce tanınacak !
Böylede oluyor, Fettullah dahil para, çıkar uğruna vatanlarından, ulusal çıkarlarımızdan vazgeçenler Kuzey Irakta yatırım yaptılar.
Bunlar beka uğruna vazgeçilecek şeyler mi ?
Hani sorunları biz çözemesek başkaları gelir çözermiş ya, yalıçapkını diyor ben demiyorum.
İşte o başkaları işgalci, katil Amerikalılar, İngilizlerden ve NATO güçlerinden başka değildir.
Nede silikler, güçsüz ve hürriyetlerinden vazgeçmeye amadeler !
AKP ihanet hükümeti terörle mücadeleyi başaramadı, çünkü böyle bir derdi yoktu, aksine azması, yayılması için çaba sarf etti.
Derdi dedik ya, halkla, orduyla mücadele etmek kendilerine karşı gelecek ulusal zinde güçleri bertaraf etmektir.
31
Tem
10

Umarım Yanılırım !..

Yaşananlara rağmen iyimser olmak …
Umutları yitirmemek,
Demokrasi türküleri mırıldanarak beklemek …
Beklemek seçim sandığının ortaya konmasını beklemek …
Hatta “ Anayasa Değişiklik Paketi Referandum ” oylamasına bel bağlamak …
Bana göre umut tacirliğinden başka bir şey değil !..
…..
Demokratik ülkelerde, seçimler ” gizli oy ” ve ” açık sayım ” ile gerçekleşir.
Böylece sandık başına gelen halkın kararı net bir biçimde ortaya çıkar …
Eğer köşeler tutulmuş,
Sonuçlar kafalarda soru işaretleri yaratıyor ise,
Ne değişecektir.
Bana göre sadece çehrelerde küçük bir değişim izlenebilir.
Ağır toplar, kurmaylık koltuğunda oturanlar, müdavimler …
…..
Farklı olacağı veya şimdiye kadar farklı olduğu söylenebilir mi ?
Karamsar olmayalım, demokrasilerde en büyük güç halktır savı ile eleştiri yapmak kolay.
Ama hangi halk diye sorulduğunda yanıt vermek için kırk dereden bin su getirmek devreye girer.
…..
Bu kuşkular içerisinde senaryosu başkalarınca yazılan oyun sergileniyor.
Daha işin başında ” kuzu kuzu ” benzetmesi ile son sekiz yıldır, önceden belirlenen hedefler birer birer gerçekleşiyor.
Cumhuriyetin kaleleri birer birer düşüyor.
Cumhuriyetin kazanımlarının altı oyuluyor.
…..
Bütün kaleler zapt edilmiş …
Aydın ilinde yaşananlardan sonra, kim garanti edebilir bana,
”  Gizli oy, açık sayım ile gerçek sandık sonuçlarını ?..
Ne oldu kimselerden ses çıkmıyor …

Okumaya devam edin ‘Umarım Yanılırım !..’

25
Tem
10

Unut gitsin ey halkım…

NE çok yürekli insanlar, ne çok adam gibi adamlar, ne çok yiğitler yok oldu senin için…
Sağdan ya da soldan, o yandan ya da bu yandan, hiç fark etmez…
Ne çoğunu kovaladılar…
Ne çoğunu çürüttüler hapishanelerde…
Ne çoğunu vurdular…
Ne çoğunu astılar…

Tümü  senin  uğruna…

Senin  için…

Senin  yüzünden  ey  halkım…

Peşine  takılıp  gittiğin  basiretsizlikler,  gafletler,  ihanetler  senin  oyların  ile

her  iktidar  olduklarında  ve  sonuçta  senin  canın  yandığında…

Yürekli  insanlar  yollara  düştüler…
Seslerini  yükselttiler…
Didindiler…
Direndiler…
Savaştılar…

Ve  sen  yıkımlara  oy  verip  de  dertler  açarken  Türkiye’nin  başına…

Onlar  senin  adına,  senin  için  koşuştular.
Dillerinden sen düşmedin…
Yüreklerinde senin sevgin vardı…
Senin geleceğini dert edinmiş, senin yoksulluğunu yoksullukları, acılarını acıları saymışlardı…

Ve  senin  uğruna  yok  oldular…

Gençler bir şafak vakti “özgürlük” diye son kez bağırıp asıldılar…

Yazarlar “Unutma bizi ey halkım” notu düşüp de tarihe, vuruldular…

Hep böyle oldu, düşünüyorum da…

Okumaya devam edin ‘Unut gitsin ey halkım…’

25
Tem
10

Hangi Dünya Düzeni ?

Hangi  Dünya  Düzeni ?

Okura  şimdilik   sonsöz

Bu kitap gençler için hazırlandı.

Hani bilgiyi hap gibi yutmak isteyen, kitap okuma alışkanlığı 50 yıllık politikalarla yok edilen kardeşlerime, okumaya araştırmaya başlangıç olsun, heves aşılasın umuduyla ART (Avrasya TV) de yayınlanan Dünya Düzeni programını kitaplaştırdık.
Hangi Dünya Düzeni? ile Amerika’nın ortaya attığı `Yeni Dünya Düzeni` tanımını sorgulamaya çalıştık.

Görülüyor ki, küresel masonik çetenin `Yeni Dünya Düzeni` olarak tanımladığı düzen, aslında çokuluslu şirketlerin ulaşmak istediği dünya diktatoryasıdır!

Bu çete son 70 yılda amaçladığı yolda önemli adımlar attı’

Aslında hep aynı metodu uyguladılar ve o metoda ‘demokrasi’ adını taktılar.

önce hedef ülkelerin başına kendi adamlarını getiriyorlar, ya da baştaki adamları kendi adamları yapıyorlar.

Zamanla siyasete ve ekonomiye hakim oluyorlar. ülkelerin tüm sanayine ve doğal kaynaklarına el koyuyorlar. çalışan nüfusu işsiz bırakıyor, lumpen (başıbozuk) bir nüfus yaratıyorlar.

Tarım ve sanayi yok edilirken sesleri çıkmasın diye sendikal örgütlenmeyi bastırıyor, satın alıyor, sarartıyor, yerine sivil toplum örgütü denen oluşumları yüceltiyorlar.

Güya örgütlü ama sesi çıkamayan işçi sınıfı, giderek işsiz sınıfa dönüşürken, sivil ağlar örülüyor ve iane /sadaka kültürü toplumda yayılıyor.

Okumaya devam edin ‘Hangi Dünya Düzeni ?’

25
Tem
10

Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği

Rıza Zelyut’un Son kitabı, CHP’Yİ  HAKLI ÇIKARAN KİTABI EDİNMEK İÇİN ARAYINIZ….

İLK KURŞUN ABONELERİNE YÜZDE 30 İNDİRİM….

(0232) 445 94 40-

Hesap Numarası:
Türkiye İş Bankası: 3458 0125298 Meryem ERKUL
IBAN: TR 620006400000134580125298

Dünyanın hızla yeni bir savaşa sürüklendiği, Hatay’da çatışmaların başladığı  1937’de; Tunceli (Dersim) bölgesinde başlatılan ama kökü  1920’deki Koçkırı ayaklanmasına kadar uzanan isyanın sebebi neydi?

•    O projenin arkasında hangi Kürtçü/Kürdistancı örgütler vardı?
•    Seyit Rıza kimdi;  isyanların Alevilikle ilgisi bulunuyor muydu?
•    Tunceli’nin kültürel kimliği neydi?

Dersim ayaklanmalarını; bu ayaklanmayı çıkartanların ve yürütenlerin belgelerini temel alarak ve Tunceli bölgesini de inceleyerek yazdık.

“Dersimliler, beni dinleyin; başınızda bir felaketin dolaştığını görüyorum.”
1916-  Hacı Bektaş postnişini, Çelebi Cemalettin Efendi

”Tunceli’de Alevilik eğitimi de veren okullar açalım.” ,
1926- Mustafa Kemal ATATÜRK

Okumaya devam edin ‘Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği’

25
Tem
10

Atatürk ve Türklerin Saklı Tarihi

Sinan Meydan’ın Ağustos 2010′da piyasaya çıkacak yeni kitabı ATATÜRK VE TÜRKLERİN SAKLI TARİHİ’nin arka kapak yazısı:

Bildiklerinizi Unutmaya ve Geçmişi Yeniden Özgürce Düşünmeye Hazır Mısınız?

– Atatürk’ün “şaşırtan” tarih bilgisinin sırrı nedir?
– Atatürk, Türk Tarih Tezi’ni neden ve nasıl geliştirmiştir.
– Türk Tarih Tezi’nin “gizlenen” kaynakları nelerdir?
– Türk Tarih Tezi, “ırkçı mıdır?”, “anti demokratik midir?”, “bilim dışı mıdır?
– Türk Tarih Tezi’yle “Atatürk milliyetçiliği” arasında nasıl bir ilişki vardır?
– Orta Asya Türkleri gerçekten de “göçebe” ve “yağmacı” topluluklar mıdır?
– Türkler Anadolu’ya 1071′de mi gelmiştir?
– Hattiler, Hititler, Frigler, Hurriler ve Urartular Türk müdür?
– Hakkari Taşlarının “sırrı” nedir?
– Tarih kitaplarında neden Turki Krallığı ve Turukku Devleti’nden hiç söz edilmez?
– Sümerler Türk müdür? Bu tezin bilinmeyen kaynakları nelerdir?
– Antik kaynaklarda ve Kutsal kitaplarda “Türk adı” geçer mi?
– Emperyalizm, ırkçılık ve Batı merkezli tarih arasında nasıl bir ilişki vardır?
– Atatürk, Batı merkezli tarihe neden ve nasıl başkaldırmıştır?
– Güneş Dil Teorisi’nin “bilinmeyenleri” nelerdir?
– Atatürk, “kafa tası” ölçümleri, “kan grubu” ve “parmak izi” tahlilleri yaptırmış mıdır?
– Mimar Sinan’ın mezarı neden açılmıştır?
– Türk Tarih Tezi neden ve nasıl ortadan kaldırılmıştır?

Ve daha pek çok sorunun cevabı “ATATÜRK VE TÜRKLERİN SAKLI TARİHİ”nde…

Türk  milleti !!!

Sen  Anadolu  denilen  yurda  sonradan  gelme  değil,  ilk  yerleşip  medeniyet  kuranların

çocuklarısın…”

Mustafa Kemal ATATÜRK.

25
Tem
10

Keyifsiz Bir Pazar Yazısı..

İlhan Selçuk

25 Temmuz 2010

Bugün pazar..

Eski Babıâli’de ya da yeni medyada yazılı olmayan bir kural geçerlidir; pazar günleri okuru neşelendirmek, rahatlatmak, keyiflendirmek için yazılır, çizilir…

Ne yalan söyleyeyim, ben de bu kurala genellikle uyarım…

Bu pazar da mizaha dönük bir balonu zihnimde şişirmenin yazınsal esrikliğine kapılmış, esin perisiyle cilveleşmeye başlamıştım…

Küçük bir iğne, şişmeye başlayan o balonu patlattı.

*

Şu Cumhuriyet gazetesini bilmem ki ne yapsak?..

Atsan atamıyorsun..

Satsan satamıyorsun..

Başa belâ!..

Gerçeğe salâ!..

Cumartesi günkü, yani dünkü sayısında, Cumhuriyet’in iri siyah harflerle attığı birinci başlığı neydi:

”Yetkilerimiz kısıldı”

Kim söylüyor bunu?

Genelkurmay Başkanı!..

Demek ki asker söylüyor.

Teröre karşı savaşımda askerin yetkilerini kim kısıyor?..

Takıyyeci sıfatıyla ya da adıyla anılan siyasal iktidar bu marifeti yapıyor…

Okumaya devam edin ‘Keyifsiz Bir Pazar Yazısı..’

20
Tem
10

O Kırmızı Çizgiler Silinebilir Değil !

Rauf beyin deyişiyle Barış harekatını ‘Batı hiç affetmedi!’ 1974 Barış harekatını kendi çıkarları için değerlendirdi. Sonra Türkiye’yi ambargoyla iflas noktasına getirdi.

1990’larda ise açık saldırıya geçti. Annan planının propagandası için adaya 100 milyon dolar ve uluslar arası ‘ekiplerini’ gönderdi.
2004’de son perde sahnelendi. Altın vuruş referandumla geldi. Sonuç önceden belliydi.Karen Fogg ‘Evet’ çıkmazsa kabul etmeyiz’ demişti. 15 yıllık CIA/ sivil toplum / medya çalışması ‘‘Yes be annem!’le bitti. Kıbrıs, bir darbenin içinden geçti.. Güney Kıbrıs Rum Kesimi o günden sonra Avrupa Birliği üyesiydi!

Ada, AB belgelerine, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak geçti. AB hukukuna göre çatışmalı bölgeler AB’ye alınamazdı, Türkiye’nin garantörlük hakları vardı AMA, AB, kendi hukukunu ihlal etti ve Rumlar adanın tek sahibi olarak tanındı!

KKTC Türkiye dışındaki ülkeler tarafından tanınmadı. Ambargolar altında inledi. İşsizlikle açlıkla yoksullukla terbiye edildi. Yurtdışına gitmek için Rum pasaportuna muhtaçtı, malını satmak için ‘rum’ olmalıydı, iş imkanı ‘güneyde’ vardı, çocuklarını ‘daha iyi eğitim’ diye ‘güneye’ yolladı.. Kıbrıs Türkleri üzerinde her türlü oyun oynandı. Sızma ve eritme politikası uzun yıllar boyunca uygulandı!

Batının söylemi hiç değişmedi…

‘İşgalci’ Türk askeri adadan çekilmeliydi.

Türkiye Cumhuriyeti ‘ işgalci’ olduğunu kabul etmeliydi.

KKTC varlığına son vermeliydi!

Bugünkü yönetimin kapalı kapılar ardında, Talat ile elele, bu dayatmalara ‘he’ dediği, artık telefon konuşmalarıyla da ispatlandı. İş, bunun Türk halkına nasıl anlatılacağıydı. Orada çuvallandı..

Türk halkı Kıbrıs’da oynanan oyunla Avrupa Birliği’nin ne mal olduğunu anladı.

Okumaya devam edin ‘O Kırmızı Çizgiler Silinebilir Değil !’

19
Tem
10

Türk milleti, bu 12 Eylül’e hayır de! Tayyip faşizmini durdur!

12 Eylül’de Türkiye tekrardan bir referanduma gidecek. Tayyip Erdoğan diyor ki “12 Eylül artık devam etmesin, ülkeye demokrasi gelsin, herkes bize oy versin, bu defa evet deyin.”

Şimdi arkadaşlar şunu söyleyelim.

12 Eylül döneminde Türkiye’de hapishanelerde bu kadar düşünce suçlusu yoktu.

12 Eylül’de Türkiye’de basın üzerinde bu kadar baskı yoktu.

12 Eylül döneminde Türkiye’de aydınlar üzerinde böyle büyük bir baskı yoktu.

12 Eylül döneminde halk üzerinde böylesine büyük bir baskı yoktu.

Tayyip Erdoğan idaresi son sekiz yıldır, özellikle bu Ergenekon operasyonundan bu yana, 12 Eylül’den beter bir rejim kurmuştur.

Biz bugün Kenan Evren’i mumla arıyoruz.

Tayyip Erdoğan, Kenan Evren’den bin kat daha faşist, bin kat daha diktatör, bin kat daha pervasızdır.

Ve şimdi aynı Kenan Evren utanmazlığıyla referandumla bunları geçirebileceğini sanıyor. Fakat buna gücü yetmeyecek.

Biz tüm Türk milletinden 12 Eylül’de göstermediği cesareti göstermesini istiyoruz. 12 Eylül’de Türkiye Kenan Evren’den korktu, sindi, “hayır” diyemedi. Ama bu 12 Eylül’de Tayyip Erdoğan’dan korkmayacak ve Türk milleti “hayır” diyecektir.

Tayyip Erdoğan  iktidarının  da  arkadaşlar,  12 Eylül, gidişinin  müjdesidir.

Mesele  12 Eylül’de  bunların  referandumu kaybetmesi  de ğildir,  zaten  kaybedecekler.

Ama  bunların  hedefleri  şuydu.

Yüzde  otuzların  altına  düşmemek,  parlamentoya  ne  olursa   olsun  girmek  ve

bir  dönem  daha  dokunulmazlık  elde  etmek.

Niçin  dokunulmazlık  elde  edecekler ?

Çünkü çok büyük suçları var.

Vatana  ihanet  suçları  var..!!!!!

Ülkede hukuku ayaklar altına aldılar ve bunların hesabı onlardan sorulmayacak sanıyorlar.

Ama şunu bilelim Tayyip Erdoğan’lar hiç ummadıkları büyük bir yenilgiyle önümüzdeki seçimlerde karşı karşıya kalacaklar.

Okumaya devam edin ‘Türk milleti, bu 12 Eylül’e hayır de! Tayyip faşizmini durdur!’

19
Tem
10

Geçen Hafta Yurt’ta

TBMM’de  ırkçı  Kürt  terörü

2007 seçimlerinden sonra en çok sözünü ettiğimiz gerçeklerin başında terörün Meclis’e girdiği yer alıyordu. Gerçekten de bağımsız seçilerek Meclis’e giren DTP’liler adeta TBMM’de terör estirmeye başladılar.

Halbuki, TBMM’ye ilk girdiklerinde ne kadar kibardılar… Ne Ahmet Türk’ün Bahçeli’nin elini sıkan ‘kibarlığı’ kaldı ne de DTP’li (şimdiki BDP) bayan milletvekillerinin zarafeti. Öyle ya, bunlar TBMM’ye ilk girdiklerinde gazeteler böyle haberlerle doluydu. Sanki bunlara cici çocuk muamelesi çekersek bunlar da uslu dururlar gibi bir anlayış hakimdi. Ancak zaman geçtikçe bunların aslında hiç de cici çocuklar olmadıkları ortaya çıktı.

Kürtleri kazanalım adı altında şımartılan bu adamlar üstüne bir de dokunulmazlık zırhını geçirdiklerinde artık gemi iyice azıya aldılar. Her gün TBMM kürsüsünden devleti tehdit eden mi dersin, Terörist cenazesine katılan mı dersin, Genelkurmay Başkanı’na posta koyan mı dersin.

İşte bu Kürt terörünün son örneğini geçtiğimiz günlerde BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık verdi.

Geçtiğimiz günlerde BDP tarafından “etnik nüfus yapısının belirlenmesine” ilişkin Meclis araştırması açılması önergesi verildi. Yanlış okumadınız, BDP’liler etnik nüfus yapısını öğrenmek istiyorlarmış. PKK’ya, Kürtçülüğe her karşı çıkanı ırkçı, faşist olarak damgalayan BDP’liler, böylelikle bu ülkede kimin ırkçı olduğunu da ortaya koymuş oldular.

BDP’nin önerisine karşı konuşma yapan Eskişehir Bağımsız Milletvekili Tayfun İçli de yaptığı konuşmada “Etnik nüfus yapısını neye göre araştıracaksınız; kafatasına, kan sayımına, DNA’ya, beyan esasına göre mi yapacaksınız? Bu ırkçılık, kafatasçılıktır; Türk milletini fişlemektir. Bunun adı kültür, demokrasi değildir” dedi. İçli ayrıca “birileri ırkçılık ve faşizmi, demokrasi kavramı içine sığdırıyor” deyince kıyamet koptu.

Ağza alınmayacak küfürlerle Tayfun İçli’nin üzerine yürüyen Sırrı Sakık’ı milletvekilleri zor zaptettiler. Anlaşılan artık bu adamların en ufak bir eleştiriye bile tahammülleri kalmadı. Adam hem etnik nüfus yapısını öğrenmek isteyerek ırkçılığın daniskasını yapıyor hem de “bu ırkçılıktır” diyene ağzına geleni söyleyip üstüne yürüyor. Birileri de hâlâ bu adamları demokrasi temsilcisi ilan ediyor. Üstelik bu olay adamın ilk vukuatı da değil.

Bu şımarık Kürtlere birilerinin artık haddini bildirmesi gerekiyor. Bir de TBMM İdare Amiri olacak bu adama TBMM sadece kınama cezası vermiş. Yazıklar olsun. Yazıklar olsun ama bu adamlara mı yoksa bu adamlara bir şey diyemeyenlere mi?


“Apo  asılsın”  dedi  aforoz  edildi

Kim mi? Taraf’ın Polis Akademisi’nden yazarı Önder Aytaç.

Nasıl olur, bu adamın kafasına saksı falan mı düştü diye soranınız olabilir ama merak etmeyin. Önder Aytaç’ın kafası gayet sağlam. Bu sözleri Fethullahçı Samanyolu grubuna bağlı olan Küre TV’de yayınlanan bir programda söyledi.

Önder Aytaç’ın Apo ile ilgili sarf ettiği sözler tamı tamına şöyle: “Abdullah Öcalan madem sizin elinizde, alırsınız ve dersiniz ki, ‘Bir ay içerisinde, Türkiye’de bir tane yaprak kıpırdamayacak şekilde, bu terörü bitirmezsen seni öldürürüm, seni idam ederim, seni asarım!’ Bakın bütün olayların hepsini bitirirsiniz. Bitmiyor mu; asarsınız, öldürürsünüz.” Nasıl ama, adam Taraf’ın değil TÜRKSOLU’nun yazarı sanki. Böyle sözleri Taraf camiası pek kaldıramaz biliyorsunuz. Bunu da kaldıramamışlar nitekim.

İki gün içerisinde Önder Aytaç’ın yazılarına son verildi. PKK’nın dağ kadrosunun liderlerinden Cemil Bayık da Aytaç’ı açıktan tendit etti. Bayık, “Apo öldürülsün diyenlere sesleniyorum: Kimin öldürüleceği belli olmaz!”

Bunun üzerine can telaşına düşen Önder Aytaç ailesini Amerika’ya göndermiş.

Kendisi de ne olacağım diye kara kara düşünüyormuş.

Aytaç’ın ailesini Amerika’ya göndermesi oldukça manidar.

Taraf gazetesi yazarı, PKK’dan kurtulmak için ABD’ye sığınıyor.

Ne kadar da acıklı.

Bu tıpkı Enver’in Alman zırhlısıyla, Vahdettin’in İngiliz gemisiyle kaçmasına benziyor.

Amerikan işbirlikçisi olan Aytaç da doğal olarak Amerika’ya sığınıyor.

Ama dikkat etsin.

Çünkü Amerika aynı zamanda PKK’nın da hamisi.

Aytaç’ın durumu bütün işbirlikçiler açısından ibretlik bir vaka.

Bugüne kadar Kürtçülüğün hasını yapan Önder Aytaç, söylediği bir cümle nedeniyle PKK’yla karşı karşıya kaldı.

Aytaç’ı ilk satan da çalıştığı sözde gazete oldu.

Bütün işbirlikçiler bu olayı bir yere not etsinler.

Okumaya devam edin ‘Geçen Hafta Yurt’ta’

19
Tem
10

Geçen Hafta Dünya’da

“Kürt“,  Türk’e  hep  düşman

Kürtlerin Türk düşmanlığı zaman ve mekandan bağımsız. “Kürt ırkçılığı ve faşizmi”nin tarihsel köklerinde yatan Türk düşmanlığının bir örneği de yandaki fotoğraf.

Fotoğraf İsrail’den… Habere göre resimdekiler Kürt kökenli İsrail vatandaşları. Ellerindeki pankartlarda çoğu efendilerinin dilinde, kimisi de efendilerinin kendileri için yarattığı uyduruk dilde “Kürdistan’a özgürlük” yazıyor.

Gösterinin Mavi Marmara olayından sonra, tıpkı Türkiye’deki Şeriatçıların ellerinde yeşil Şeriat bayraklarıyla sokağa salınıp, Tayyip tarafından tıpkı “Davos şov” dönüşü bağırtılmaları şeklinde gelişen gösterilerin, İsrail versiyonu olarak görebilirsiniz. Ama mesele sadece Tayyip değil. Yoksa ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesinin eşbaşkanı Tayyip, aynı zamanda PKK’nın da eşbaşkanlığını yaparken Kürtlerle gerçekten bir sorunu olması düşünülebilir mi? Kürtlerin İsrail’den ortaya koydukları bunun çok daha ötesinde bir şey. O da açık Türk düşmanlığı. Zamanlama olarak da Türkiye-İsrail ilişkilerinin gerildiği bir döneme denk gelmesiyle Kürtler tarafından yakalanan iyi bir fırsat.

Kürtlerin taşıdıkları bir pankart var ki, açık açık küfür içeren ve benzerlerini Osman Baydemir ve Sırrı Sakık gibilerinden duyduğumuz içerikte. Elinde “Fuck Turkey” yazılı bir pankart taşıyan Kürt, içindeki Türk düşmanlığını kusmak için Osman ve Sırrı gibi hemcinslerinin yöntemini kullanmaktan geri kalmamış.

Kürt, Türk’e her yerde düşman…

Hâlâ Türk-Kürt kardeşliği palavrasına inanmayı sürdürmekte ısrarlı olanlara duyurulur.


Müslüman  düşmanı  Tayyip’in  Srebrenitsa’da  ne  işi  var ?


Tayyip Sırp kasaplarının 15 yıl önce başlattıkları işi, son sekiz yıldır devralmış devam ettiriyor. Sırplar, Türkleri katlederek Balkanlardan sürmeye çalışıyorlardı. Türkiyeli Tayyip de Türk kimliğini yok ederek, Türklüğü Türkiye’den silmeye çalışanların projesine eş başkanlık yapıyor.

Tayyip geçtiğimiz hafta Sırbistan’daydı. 11 Temmuz 1995’te yaşanan Srebrenitsa Katliamı’nın 15. yıldönümüne denk geldiği için, Tayyip’in bu ziyaretinin Sıplar tarafından katledilen 8372 Bosnalı Türk’ün anması için yapıldığını düşünebilirsiniz. 15 yıl önce Srebrenitsa’da katledilenlerin bugüne kadar yarısının kimliğine ulaşılabildi. Bu yıl da 775 kişinin daha kemiklerine ulaşıldı. Kimi zaman beş ayrı toplu mezarda çıkan kemiklerin dışında, daha bulunup kimliklerinin tespit edilmesini bekleyen dört bine yakın kayıp var.

Peki 15 yıl önce ne olmuştu?

1992 yılında “Büyük Sırbistan” hayaliyle harekete geçen faşist Sırp birlikleri, 1993’te BM tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’da, Avrupa’nın or­ta yerinde, yani “medeniyet”in beşiğinde Bosna Sırp Cumhuriyeti ve Sırp Demok­rat Partisi lideri Radovan Karadziç ve General Ratko Mladiç öncülüğünde harekete geçip etnik bir temizliğe giriştiler.

11 Temmuz 1995’in ilk saatleriyle BM’nin güvenli bölge ilan ettiği ve Hollandalı Barış Gücü askerlerinin korumasındaki Bosnalı Türk­ler, Potoçari Kampı’nda Sırplar tarafından teslim alındılar ve bir hafta içinde, bugün kemiklerine ulaşılanların gömüldüğü Potoçari, 8372 Türk’ün ilk mezarı oldu.

Peki BM bünyesinde görevli Hollandalıların görevi neydi? Güvenli Bölge denilen Srebrenitsa’ya sığınmış savunmasız Türklerin sorunsuz bir şekilde katledilmesini sağlamaktan başka neydi? Hollanda Barış Gücü komutanının Sırp General Ratko Mladic’le tokuşturduğu kadeh sınırız her şeyi tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştu.

Bugün Srebrenitsa’ya gelen ve soykırımdan haberi olmadığını belirten Hollanda Barrış Gücü askerleri, o gün de tüm dünyadan bu katliamı saklamışlardı.

Hatta kimi Sırp faşistlerinin üzerinde Barış Gücü üniforması da vardı.

Okumaya devam edin ‘Geçen Hafta Dünya’da’

19
Tem
10

Siz şehit analarına evlat oldunuz

Bu  yazımızı,  şehit  yakını  bir  okurumuza  bırakıyoruz.

Sayın  Demet  Küçükkaya  ve  tüm  şehit  ailelerine  sabır  diliyoruz.

——————————————————————————————————

Sayın Gökçe Fırat,

Yazılarınızı beğenerek okuyan okuyucularınızdan biriyim.

Toplumda artık öğrenilmiş ve bilindik çalışmalar dışına Ulusal Parti’yle son vereceğinize inanıyorum.

Bu zamana kadar gözlerimiz görmedi, kulaklarımız duymadı.

Adaletsiz bir devlet içinde yaşıyormuşuz.

Bir çok adaletsizliği, medyaya gösterilmeyen haberleri sizinle öğrendik ve kanayan yaramızı bir nebze olsun sizinle bastırdık.

Ben de bu vatan uğruna 2 şehit vermiş bir kardeşim. Acılarımı tahmin bile edemezsiniz.

Apo’nun adını bile duymak beni çok yaralıyor.

Apo’yu benim elime verseler onu bütün şehitlerimiz ve şehit anneleri için idam ederdim.

Ama bunu sizin yapacağınıza yürekten inanıyorum.

Şu anda içerisinde bulunduğumuz zaman aşımı çok acımasız.

Toplum öylesine körelmiş ki milletimiz yeni bir parti adını duyunca bile her şeyin aynı olacağını sanıyor.

Ulusal Parti’nin bu millete ulaşması için ben de elimden geleni yapmaya hazırım.

Ailemi bu hükümet yok etti ve en son olarak AKP’nin terörü affetmesi yıktı bizi.

Şehitleri kimse hatırlamıyor.

Artık cenazelerine bile katılmıyorlar.

GATA’da ne kadar çok yaralı askerimiz var.

Onların yanına gelip “nasılsın, bir isteğin var mı” soruları sadece bir 15 dakika, bu kadar.

Bununla görevlerini bitiriyorlar.

Oradaki askerlerimize ulaşmanızı, onları dinlemenizi isterim.

Orada kanayan bir yara var.

Okumaya devam edin ‘Siz şehit analarına evlat oldunuz’

19
Tem
10

Ülkücüye Mektup : Uyanmanın Vaktidir Bozkurt..!!!

Selam  sana  ülkücü…

Senin  de  yüreğin  yanıyor  biliyorum.

Biliyorum  ve  o  nedenle  sana   sesleniyorum.

Belki  zor  gelecek  sana  dediklerim  ama  dinle  kardeşini.

Hiç geceleri kendi kendinle kalıyor musun?

Bugün ne yaptım, ülkem bölünürken, terör azmışken, şehidimin cenazesi kaldırılıyorken ben ne yaptım diyor musun?

Sana aylardır, yıllardır genelge üzerine genelge geliyor partinden ya da ocağından.

Her seferinde “sus ve otur yerinde” diyen genelgeler…

Ve sen de “lider-teşkilat-doktrin” üçgeninde sıkışıp kalıyorsun.

Davanı, ülkünü zor duruma sokmak istemiyor ve sağduyulu olmaya çalışıyorsun.

Ama hiç soruyor musun kendine senden istenilen şey sağduyu mu?

Yoksa kayıtsızlık mı?

Sağduyu başka şeydir kayıtsızlık başka şey ülkücü.

Yıllardır sana bozkurt diyen liderlerin şimdi sana “kuzu” ol diyorlar.

“Kuzu gibi ol” diyorlar…

Ve bunun adına da sağduyu diyorlar…

Elbette sen de bunları sorguluyor ve soruyorsun kendine daha ne kadar susacağız diye.

Evet, daha ne kadar susacaksın ülkücü?

Sana vaaz ettikleri sağduyuyu gösterdiğin sürece biliyorsun ki hep susacaksın.

Aslında seni susmaya, tepkisizliğe alıştırıyorlar biliyorsun.

Peki daha ne kadar kuzu gibi olacaksın bozkurt?

Ülken bölündükten, vatanın elinden alındıktan sonra mı uyanacaksın!

Evet söyle daha ne kadar uyuyacaksın…

Uyan  artık  Bozkurt.

Uyan  ve  uyar…

Söylesene san nasıl bir yapının içindesin.

Liderlerin dediklerin her gün mecliste bölücüleri “kuzu gibi” dinliyor.

Ne dinlemesi, çoğu zaman onlarla tokalaşıyorlar bile.

Tokalaştıkları kim, bir sorsana ülkücü.

Tokalaştıkları PKK’lılar, Apo’nun en yakın arkadaşları.

Bunun adına da diplomasi ve politika diyorlar.

O zaman sor bir kendine ülkücü, liderim dediklerin teröristi bile dinliyor da seni neden dinlemiyor?

Teröriste gösterdiği hoşgörüyü, sabrı neden sana göstermiyor.

Bu  nasıl  liderliktir,  bu  nasıl  kağanlıktır  Bozkurt ?

Kendi  soyuna  despotluk,  rakip  soya  hoşgörü !!!

Bu  muydu  senin  ülkün ?

Ve bu mudur senin tören?

Ne oldu senin törene ülkücü?

Liderine bağlısın bağlı olmasına ama Türk’ ün geleneği tek başına lidere bağlılık değildir ki!

Lider soyuna ve toprağına bağlıysa, kağandır sözü dinlenir.

Ama kendi soyunu ve kendi töresini çiğneyen için Türk töresi devreye girer ve kurultay toplanır.

Soyunu  ve  toprağını  koruyamayan  Türk’e  kağanlık  yapamaz !

Kimlere kağanlık yaptırıyorsun ülkücü ?

Okumaya devam edin ‘Ülkücüye Mektup : Uyanmanın Vaktidir Bozkurt..!!!’

15
Tem
10

2010 Dünya Kupası küreselciliğin en büyük palavra, ulusal duygunun ise en büyük gerçek olduğunu göstermiştir…

Ulusal Parti  Genel Başkanı  Gökçe Fırat Çulhaoğlu  2010  Dünya  Kupasını  değerlendirdi :

Dünya  Kupası

Dört yıl önce 2006 Dünya Kupası sona ererken şöyle yazmıştık son cümlelerimizde:

“‘Zafere kaçış’ için bir dahaki kupayı beklememiz gerekecek…

Ama o kupa da Güney Afrika’da yapılacak!

Avrupalı yine çok ince hesap peşinde…”

İnce hesap tutmadı: Güney Afrika’yı sömürgeleştiren Hollanda, Güney Afrika’da şampiyon olamadı!

Eğer olsaydı bu, sömürgecinin yüzyıllar sonra gelen yeni bir zaferi olacaktı. Irkçılıkla ve sömürgecilikle girdiği Güney Afrika’ya bu defa “ırkçılık karşıtı” bir kupanın sahibi olarak girecekti.

Ama daha acıklı bir durum Hollanda’nın rakibinin bir diğer sömürgeci, Latin Amerika’nın kanını emen ilk soykırımcı İspanya’nın olmasıydı.

Sonuçta sahada iki büyük sömürgeci mücadele ederken, dünyanın büyük çoğunluğunu oluşturan ezilenlere yine seyirci rolü düşüyordu.

Kürtler  Türk  bayrağı  ile  sokağa  dökülür  müydü ?

Ülkemizde yıllardır süren büyük bir kampanya var, “ulus devletler çağı bitti” deniyor. Ama ne hikmetse “Dünya Kupası” düzenleniyor ve bu dünya kupasına tüm uluslar, “ulusal takım”larıyla katılıyorlar.

Demek ki ne “ulus devlet” bitmiş ne de “ulusların mücadelesi”…

Futbol dediğimiz mücadelede de uluslar karşı karşıya geliyor ve yarışıyor. Her ülkede o ülkenin ulusu televizyon başına toplanıyor ve kendi ulusal takımlarının başarılı olması için dua ediyor.

Bu, en sömürgecisinden en sömürülenine tüm dünya uluslarının “ulusal his”lerinin son derece canlı olduğunun en büyük kanıtlarından biridir.

ABD Başkanı Obama Amerika-Gana maçını televizyondan seyrediyordu ve Tayyip Erdoğan’ı o nedenle bekletti. Çünkü ABD açısından bu futbol maçı da “ulusal bir dava”ydı.

Bir  diğer  örnek  ise  İspanya’ydı.

İspanya’da  Katalanlar  İspanya’dan  ayrılmak istiyorlar.

Ama  buna  rağmen  ellerinde  İspanyol  bayraklarıyla  sokağa  döküldüler.

Demek  ki  kendilerini  hala  İspanya’ya  bağlı  görüyorlardı.

Ama  aynı  başarıyı  Türkiye  kazansa  acaba

Diyarbakır’da,  Şırnak’ta,  Hakkari’de  Kürt

vatandaşlarımız  ellerine  Türk  bayrağı  alıp  sokağa

dökülür  müydü ?

Haydi  söyleyin…

Dut  yutmuş  “hümanist”  liboş  çakalları…

Sahadaki  antiemperyalizm

Demek ki dünyadaki en önemli gerçek “ulusal duygu”nun kendisidir.

Futbol müsabakası bunun bir kez daha su üstüne çıkmasını sağlamıştır.

Okumaya devam edin ‘2010 Dünya Kupası küreselciliğin en büyük palavra, ulusal duygunun ise en büyük gerçek olduğunu göstermiştir…’

12
Tem
10

Bir Yazıya Gelen Yorum…

Aferin ulan…( REFERENDUM KELİMESİ İÇİN )
Şu memlekette çarpıtılmamış orijinal bir kelime gördüm ve duydum ya…
Artık gözüm açık gitmez…
Ne ulan bu götlerine göre yabancı kelime uydurmasyonları…
Ulan bütün dünyada SPORT=( fiziksel aktivite ) kelimesi kullanılırken, efendim bizim çok bilmiş; götüne sürülecek aklı olmayan dangalaklar, bu millete SPOR diye kakalamışlar…
Be A.Q.larım…Bitkilerin eşleşme tozundan sporu aynı cümlede nasıl fark ettireceksiniz…
Mesela DİREK ve DİREKT KELİMELERİ…
Şu an aklıma gelmeyen bir sürü kelime var böyle…
Koca Dünya Şampiyonası geldi geçti…
Bir ALLAHIN kulu da TRT’de bile JOHANNESBURG”a YOHANNESBURG demedi…Sürekli COHANNESBURG diye zırvaladılar…
BEHEY BEYNİ SİKİKLER…
JUGOSLAVİA’ya CUGOSLAVİA mı denir…
Bir de şu RIO DE JANEIRO’yu devamlı RIO DE JANERIO diye okumaları da televizyon spikerlerinin dünyadan, velhasıl hiç bi sikten haberleri olmadıklarının açık ve net göstergesidir…
Ve o televizyon kanallarının kelimenin tam anlamıyla KANALİZASYON OLDUKLARINI…
Bütün bunları yabancı kelime hayranlığından dolayı yazmadım…
ANKARA’mıza AKNARA denmesi SAÇMALIK OLMAZ MI…
Hem Türkiye’ye TURKEY demeleri herhalde bizim çok bilmişleri hiç rahatsız etmiyor…
SAYGILAR…




İstatistikler

  • 2,194,210 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Temmuz 2010
P S Ç P C C P
« Haz   Ağu »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

En fazla oylananlar