29
Kas
11

GEÇEN HAFTA DÜNYA’DA

Kaddafi, devriminden sonra 1973’te Time dergisine kapak oldu. Kapakta “Libya’nın güçlü adamı Kaddafi” yazıyordu. Saddam Hüseyin, Irak’ın
Kuveyt’i ABD’nin izniyle işgal etmesiyle başlayan Körfez Savaşı sırasında 1990 yılında Time dergisine kapak oldu. Başlıkta Irak’ın Kuveyt’e girişi
kastedilerek “Irak cephede!” anlamına gelecek bir başlık atılmıştı.
Ve Tayyip Erdoğan da Time’in Kasım 2011 sayısına “Erdoğan’ın yolu”
başlığıyla kapak oldu. Kaddafi’yi Libya’nın güçlü adamı
olarak kapak yapan Time, onun linç edilmesini de kapak yaptı.
Aynı şekilde Saddam da devrilince üzerine atılan bir çarpıyla Time’a kapak oldu.

Unutma  Tayyip,

onlar  da  kapak 

olmuştu..!!!

Tayyip Erdoğan geçtiğimiz hafta Time dergisine kapak oldu. Yandaşlarda bir sevinç bir sevinç sormayın…

Dünya çapında dört farklı baskısı olan Time’ın üç baskısına kapak olan Tayyip, “Yeni Osmanlı”, “yükselen güç”, “Ortadoğu’nun lideri” ve “Emperyal Türkiye” hezeyanlarıyla birlikte yandaşlarının aklını başından aldı.

Bobby Ghosh imzalı “Erdoğan’ın yolu” başlıklı incelemede Tayyip Erdoğan’dan “Türkiye’nin İslamcı kökenli lideri, demokratik, lâik ve Batı yanlısı ülkesini küresel bir güç merkezi yapmayı başardı.” şeklinde bahsediliyor.

Arap baharıyla birlikte yaptığı Libya ve Tunus ziyaretlerinden, İsrail karşıtlığından ve Obama’nın Ortadoğu politikalarına getirdiği eleştirilerinden bahseden yazıda, ayrıca Tayyip Erdoğan’ın “her şeye gücü yeten ordu” imajını yıktığından, başarılı bir ekonomik politika yürüttüğünden ve Arap baharının yaşandığı ülkelere örnek olduğundan da söz ediliyor. Erdoğan’ın İsrail karşıtlığının ve zaman zaman AB ülkelerini hedef alan çıkışlarının yanısıra Obama’nın özellikle Filistin konusunda gündeme gelen Ortadoğu politikasına yönelik eleştirisi de derginin incelemesinde yerini almış. Genel olarak Erdoğan’ın “Batılı duruş”unu devam ettirdiğinin altı çizilirken Obama’nın Tayyip’e yönelik “muhteşem liderlik” övgüsünden de özellikle bahsediliyor.

Gerçekten de Tayyip Erdoğan’ın Davos ve Mavi Marmara’yla başlayan değişimiyle birlikte II. Abdülhamit rolünü iyice oynamaya başlamasının ardından “Erdoğan’ın yolu”nun Time dergisinde incelenmesi oldukça manidar.

Yandaşlar, Time dergisine kapak olan Tayyip Erdoğan’ı büyük Türkiye’nin güçlü lideri olarak göredursunlar, onlara Time dergisine kapak olmuş birkaç ismi hatırlatalım.

Örneğin Kaddafi… 1969 Libya devriminden sonra Kaddafi “Libya’nın güçlü adamı” olarak Time dergisine kapak olmuştu.

Aynı şekilde Saddam Hüseyin, Kuveyt’in işgalinden birkaç gün sonra Time dergisine kapak oldu.

Irak’ın ABD’nin desteğiyle Kuveyt’e girişi kapak olmuştu dergiye.

Hüsnü Mübarek de Time dergisine kapak olmasa da, 2010 yılında Time 100 olarak adlındırılan dve derginin seçtiği dünyanın ilk 100’ü sıralamasına aday gösterilmişti.

Atlamadan geçmeyelim, Tayyip de ilk 100’e adaydı.

Gerek Kaddafi gerek Saddam Time dergisine yine kapak oldular. Kaddafi linç edildikten, Saddam da asıldıktan sonra üzerine bir çarpı atılarak…

Arap baharı denen süreç ABD’nin lider ve sınır değiştirme operasyonu olarak birbiri ardına lider değiştiriyor ve bunları dergisine kapak yapıyor.

Mübarek’in son kapağı nasıl olur bilinmez ama bugün kapak olan “Erdoğan’ın yolu”, yarınki “Erdoğan’ın sonu” kapağına gidişin başlangıcı olacaktır.

Unutma  Tayyip,  onlar  da  kapak  olmuştu !


Kürtler  öksüz  kaldı

Geçtiğimiz hafta Kütler annelerini yitirdiler. Emperyalist efendilerinin yardımlarıyla uydurdukları ve yazdıkları “Kürt tarihi” masalında atasız ve babasızlıklarını yok etmeye çalışan Kürtler bu kez annelerini yitirdiler.

Kürtlerin “annemiz” dediği Danielle Mitterrand, 1981-1995 yılları arasında iki dönem Fransa Cumhurbaşkanı olan Francois Mitterrand’ın eşiydi.

Paris’te 87 yaşında ölen Danielle Mitterrand, first lady olmasının yanında oldukça aktif bir siyasi kimliğe sahipti.

Bir Türk düşmanı olan Danielle Mitterrand, aynı zamanda “Kürtlerin annesi” sıfatını almaya hak kazanmış bir Kürt dostuydu.

Ölümünün ardından özellikle Avrupa’daki Kürt medya kuruluşları ve Kürt örgütleri başsağlığı mesajı yayınladılar.

BDP de dostları Mitterrand’ın vefatından dolayı duydukları üzüntüyü bir açıklamayla duyurdu.

“Dünya halklarının özgürlük ve demokrasi mücadelesi savunucusu Sayın Danielle Mitterrand’ın hayata veda etmesini büyük bir üzüntüyle öğrendik.

17 yaşından itibaren başta vatanı olmak üzere dünyanın hemen hemen her kıtasında yaşanan her türlü ırkçılığa ve despotizme karşı ezilenleri idealist bir ruhla destekleyen ve kendisini o ezilenlerin bir parçası olarak gören Mitterrand’ın hatırası Türkiye’deki Kürtler ve tüm ezilen kesimler tarafından şükranla anılacaktır. Bu vesileyle başta ailesi olmak üzere Fransız Halkı’na baş sağlığı dileriz.”

Mitterrand’ın Kürtlerle dostluğu özellikle Halepçe olayından sonra düzenlenen yardım kampanyalarıyla başladı.

Halepçe’yle ilgili olarak Türkiye’yi de suçlayan Mitterrand Türk düşmanlığını ortaya koyarken, bu tavrını son dönemlerde de Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkarak yapıyordu.

Kuzey Irak’taki kukla Kürt devletini “ikinci vatanı” olarak niteleyen Danielle Mitterrand, Barzani ve Talabani’yle sürekli temas halindeydi.

PKK’lı teröristlerin Fransa’ya sığınması da eşinin cumhurbaşkanlığı döneminde ve onun sayesinde olmuştu.

Leyla Zana’ların tutukluyken en büyük destekçisi de yine “Kürtlerin annesi” Mitterrand’dı.

Görüldüğü gibi Danielle Mitterrand, kendisine Kürtler tarafından verilen “Kürtlerin annesi” sıfatını hak eden bir yaşam sürmüş.


Arap  Kışı

Mısır’da Mübarek devrilip yargılanmaya başladı ancak halk yine sokakta ve “devrim bizimdir” sloganıyla bu kez yönetimdeki Yüksek Askeri Konsey’i hedef alıyor.

Arap baharı denen ayaklanmanın Amerikancı bir operasyon olduğunun altını başından beridir çiziyoruz.

Ve görüyoruz ki Arap baharı çoktan Arap kışına döndü bile…

Başlarındaki “diktatörleri” deviren Libyalı, Mısırlı ve Tunuslular bugün daha demokrat bir Libya, Mısır ve Tunus’ta mı yaşıyor?

Arap baharının getirdiği Amerikan demokrasisinin en bariz örneğini bugün Mısır yaşıyor.

Şubat ayında “Mübarek istifa” sloganlarıyla inleyen Tahrir, bugünlerde yine kalabalık ve gürültülü…

Mübarek kafes ardında ve yeni hedef Yüksek Askeri Konsey.

Mısırlı muhaliflerle polis arasında yaşanan çatışmalarda araya giden ve muhalefetin alkışlarıyla yönetimi devralan Yüksek Askeri Konsey’in başkanı General Tantavi’nin resimleri tıpkı Mübarek’e yapılanlar gibi ayakkabıyla dövülüyor.

Bu kez “devrim bizimdir” diye ayaklananlar Askeri Konsey’in ülke yönetimini bırakmamasından şikayetçi.

İşte Arap baharının Mısır’a getirdiği demokrasinin manzarası… Yüksek Askeri Konsey ABD’den aldığı destekle Tahrir çatışmalarını izledi ve uygun zamanda aldığı icazetle Mısır’ın yönetimini ele geçirdi.

Başbakanlığa da kendisine yakın “sivil” bir ismi atadı.

Bugün  kimse  Askeri Konsey’in  yönetimi  ne zaman  sivillere  teslim  edeceğini  bilmiyor.

Tarih  önce  2012’ydi,  şimdi  2013 oldu.

Gazetemizin çıktığı gün Mısır’da genel seçimler yapılıyor olacak ancak insanlar seçimlerin bir şeyleri değiştireceğini düşünmüyor.

Mısırlı muhalif kesimin önemli bir üyesi de Müslüman Kardeşler. Müslüman Kardeşler de son günlerde şiddetlenen Tahrir’deki gösterilerde boy göstermeye başladı. Çünkü yapılacak seçimde kendilerinin kazanacağı bir başarıdan rahatsız olacak liberallerin Mısır ordusuyla anlaşma yaparak yönetimdeki olası Müslüman Kardeşler etkisini baştan kırma planları yaptıklarını düşünüyor.

Askeri  Konsey  seçimlerin  ertelenmediğini  duyurdu,  ancak  esas  kargaşanın  seçimlerden  sonra  yaşanacağı  gün  gibi  ortada.

Arap  baharından  önce  Mısır’da  “diktatör”  Mübarek  vardı.

Arap baharı esti geçti, şimdi yönetimde, yönetimin emanet edildiği ancak yönetimi bırakmak istemeyen, “demokrat” bir askeri yönetim var.

Bu anlamda Arap baharının çoktan Arap kışına döndüğü söylenebilir.

Tabi anlayana…

Yoksa birileri hâlâ Mısır’da olanları, “devrim” olarak görmekte ısrar ediyor.

Hatırlanırsa Aydınlık Arap baharı başladığında Ortadoğu’da yaşananları “Büyük Ortadoğu’nun ABD projesi” ve devrimci bir yükseliş olarak ilan ediyordu.

Bugün de farklı noktada değiller.

En son Odatv hâlâ Mısır’daki devrim’den bahsediyor, ayaklanmanın arkasındaki emperyalist desteğinden bahsedenleri deyim yerindeyse dünyadan haberi olmamakla suçluyor.

Tabi  insanını  dünyadan  haberdar  olması  için  dünyaya   yandaş – yalaka   basının   güdümüyle  değil  de,  kendi  gözüyle  ve  kendi  kafasıyla  bakması  gerekiyor.

Bu  yetenekten  yoksun  olanlar  da  varsın  başka  şeyler  “görsün”.

Dünya  onların  gördüklerinin  değil,  gerçeklerin  yaşandığı  bir  yer!

Tuğrul  ÇELİK

http://turksolu.org/344/celik344.htm


0 Responses to “GEÇEN HAFTA DÜNYA’DA”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2,249,207 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Kasım 2011
P S Ç P C C P
« Eki   Ara »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: