05
Ara
11

Özelleştirme yalanları ve Atatürkçü devletçilik — (1)

Atatürk  devletçiliği

Atatürk askeri bir dahi ve karizmatik bir lider olduğu gibi, aynı zamanda büyük bir devrimci ve gerçekçi bir iktisatçıydı. Bu yüzden devletçilik ilkesi, Kemalist ideolojinin Altı Ok’undan biridir. Bu prensip, en güzel şekilde Atatürk’ün şu sözleriyle açıklanabilir: “İktisaden zayıf bir ulus, fakirlik ve sefaletten kurtulamaz. Toplumsal ve siyasi felaketten yakasını kurtaramaz… Bizim takip ettiğimiz devletçilik, bireysel çalışmayı ve gayreti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlaştırabilmek için, milletin genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik sahada devleti fiilen ilgili kılmak mümkün esaslarımızdandır…”

Atatürkçülüğün devletçilik anlayışı, ayakları yere basan ve ulusun çıkarlarını öne çıkartan bir anlayıştır. Ne Marksistlerin hayalci “sınıfsız toplum” anlayışına prim verir ne de ümmetçi “faizsiz sistem” arayışlarına. Kemalist ideoloji, dünyanın gerçeklerini kabul ederek hiç bir aşırılığa kaçmadan dengeli ve ülke menfaatini gözeten bir ekonomik anlayışı amaçlar.

Aynı zamanda Atatürkçülük başarıyla denenmiş bir sistemdir. 1911 ile 1923 arasında aralıksız savaşmaktan bitap düşmüş ve gençlerini kaybetmiş fakir bir milleti, 15 yıl gibi bir kısa sürede modernleştirmiş ve saygın bir ülke haline getirmiştir. Türk ulusunun mimarı Atatürk yalnızca ülkeyi düşmandan temizlemekle kalmamış ve aynı zamanda bu ülkeye sanayi kuruluşlarını kazandırmıştır. Atatürk’ün en büyük gayesi ülkesini kalkındırmaktı. Belki onun bu yöndeki başarılarından bazı örnekler, onun bu sevdasını ve ülküsünü daha iyi açıklayabilir:

• Osmanlı döneminde azınlıkların ve yabancıların ellerinde olan madenlerin ve enerji kaynaklarının ulusal kurumlar tarafından işletilmesi için Etibank’ın kurulması.

• Elektrik kullanımı %10’un altında olan Türkiye’nin elektriğe kavuşturulması için Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nin kurulması.

• Ülkenin üretiminin ve ulaşımının etkinleştirilmesi için Demiryolları ve Limanlar Genel Müdürlüğü’nün kurulması. Türkiye’nin demiryollarının büyük bir çoğunluğu Atatürk döneminde yapılmıştır.

• Daha sonra Türk Hava Yolları ismini alacak Devlet Hava Yolları’nın kurulması ve bununla paralel olarak “İstikbal Göklerdedir” prensibi doğrultusunda Türk Kuşu kurumunun kurulması.

• Bankacılık sisteminin temellerinin oluşturulması: Ziraat Bankası’nın modernleştirilmesi, Sanayi ve Maadin Bankası, Sümerbank, Merkez Bankası’nın kurulması, İş Bankası’nın kurulması.

• Ekonomiye gerekli insan potansiyelinin yetiştirilmesi için güçlü bir eğitim sistemi oluşturulması ve kurumsal altyapıların hazırlanması: Ankara Hukuk Fakültesi, ziraat okulları, Devlet İstatistik Enstitüsü gibi kurumların oluşturulması.

Bu yatırımların ve kurumların temel amacı, Türkiye’ye modern bir altyapı kazandırmaktı. Atatürk, altyapının kalkınma için gerekli olduğunun farkındaydı. Bu anlamda, Almanya, Fransa ve İsviçre’nin o zamanki kalkınma modellerini incelemiş ve bu ülkelerin modernleşmesinde altyapı yatırımlarının çok önemli bir rol oynadıkları tespitini yapmıştı. Öte yandan, Cumhuriyet’in ilk yıllarında halen servetin büyük bir çoğunluğu yine İstanbul’da Rum azınlığın elinde toplanmıştı. Atatürk, ülkenin gerçek bağımsızlığı için milli bir sermaye birikimine sahip olunması gerektiğini biliyordu. En çok ne yazık ki, savaştan yeni çıkmış Türk halkının büyük bir sermaye birikimi bulunmuyordu ve ülkedeki halkın finansal tasarrufları, altyapı yatırımlarını ve sanayileşmeyi sağlayacak düzeyde değildi. Başka bir sorun da, II. Abdülhamit devrinde yok edilen milli girişimcilik anlayışının olmamasıydı. II. Abdülhamit döneminde, Osmanlı ülkesi özellikle Alman ve İngiliz sermayesine sırtını dayamıştı ve ülkenin kaynakları yabancılara devredilerek geçici bir İstanbul bazlı refah ortamı yaratmıştı. Mesela, Bağdat Demiryolu Projesi incelendiğinde bu devirde verilen tavizlerin ve peskeş çekilen kaynakların ne kadar üzücü boyutta olduğu görülmektedir. Bu durumun başka bir boyutu da, yabancı sermaye için gelen yabancı şirketler personel olarak hep Rumları ve Ermenileri işe alıp eğitmiş ve bu işten Türk tebanın herhangi bir kârı olmamıştir. Tam tersine, bu yabancı sermaye bağımlılığı, Osmanlının Türk tebasındaki girişimci ruhu kırmış ve Türkiye’de uzun dönemli planlama ve yatırım mentalitesinin gelişmesine engel olmuştur. Gerçekten de, 200 yıllık tarihimizde uzun dönemli bakış açısıyla modernleşmeyi amaçlayan yalnızca Mustafa Kemal olmuştur. Diğerlerinin tek amacı, günü kurtarmak ve kısa dönemli menfaatlerinin peşinden koşmak olmuştur.

Bugünkü  durum

Türkiye, aşırı özelleştirmecilerin ve ağzı salyalı serbest piyasacıların kurbanı olmaya devam etmektedir. Özelleştirme İdaresinin internet sitesine göre 2011 portföyünde özelleştirilecek şirketler arasında THY, Halk Bankası, şeker fabrikaları gibi kurumlar bulunmaktadır. Satılacak birimlere, otoyollar, köprüler ve Milli Piyango İdaresi eklenebilir. Bizim için özellikle acı olan durum, satılan şirketlerin hep Atatürk tarafından oluşturulan kurumlar olmasıdır. Son 10 yılda; özellikle AKP döneminde ucuz fiyatlara satılan şirketlere Tüpraş, Etibank, Kardemir gibi devasa şirketler örnek olarak verilebilir.

Ata yadigarı bu kurumların satılması, aynı zamanda Türkiye’nin milli egemenliğine vurulmuş darbelerdir. Başka bir deyişle, ata yadigarlarını ve halkın malını birileri; yabancılara ve yandaşlara peşkeş çekmektedir. Bu durum biz ulusalcıları çok rahatsız etmektedir. Çünkü bir milletin ve devletinin gücünü, sahip olduğu finansal birikim ve servet belirler.

Kamuya ait şirketleri olmayan ülke, zayıf bir devlete sahip olur ve uzun dönemde yabancıların boyunduruğu altına girer.

İşin daha da kötüsü, aşırı özelleştirmeci isbirlikçilerinin iştahının bir türlü kapanmamasıdır: AKP’nin daha korkunç planları arasında kamu arazilerinin ve ormanların özelleştirilmesi ve Haydarpaşa Garı gibi tarihsel öneme sahip binaların satılması da bulunmaktadır.

Devlet kurumlarını satarak bitiren AKP, şimdi de gözünü halkın toprağına ve tarihine dikmiştir.

Ulusalcı güçler, elbette bunlara göz yummayacaktır.

Bugün ucuz fiyatlara halktan çalınan bu şirketler ve tarihi miras, milli bir iktidar döneminde Atatürkçü bir anlayışla tekrar devletleştirilecek ve bu vurgunlara katılan herkes hakkında ciddi kanuni yaptırımlar uygulanacaktır.

Ülkeyi savunmanın başka bir boyutu da, bu ekonomik vurguna dur demektir.

Bugün Türkiye güçlü olmaya mecburdur ve bu güçlü olmak güçlü devlet kurumlarının varlığından geçer. Bugün bizimle benzer nüfusa sahip olan Fransa, etkin ve teknolojik bir askeri güce sahipse bunu Thales ve EADS gibi Fransız KİT’lerine borçludur. Aynen başka bağımsız ülkelerin yaptığı gibi, Türkiye de kendi kurumlarına, kendi KİT’lerine ve kendi savunma sanayisini kurmaya mecburdur. Bunu ancak Batı’dan bağımsız ulusalcı bir hükümet gerçeklestirebilir. Yani Türkiye, özgürlüğü için Atatürk’ün devletçiliğini uygulama zorunluluğundadır.

Devletçilik  ilkesiyle  ve  kamu  kuruluşlarıyla  ilgili  söylenen  yalanlar 

ve  gerçekler

Türk halkı 1980’lerin basından beri aralıksız bir şekilde serbest piyasacı liboş takımı tarafından “özelleştirme” lehine ve “devletçilik aleyhine” propagandaya maruz kalmıştır.

Bu propagandanın içeriği değişmemekte ve yalnızca ufak rötüşlerlerle halkımızın önüne defalarca çıkartılmaktadır.

Bu serbest piyasacı liboş takımının bir çokları aynı zamanda Kürt-İslamcı çetenin de en büyük destekçileridir. Bu ekibin yalanlarına cevap vermek her ulusalcının görevi olduğu gibi, halkımızın bilgilendirilmesi açısından önemli bir vazifedir. İlerideki sayılarımızda da devam edeceğimiz bu vazifeye, bu yazımızda bazı yalanlara cevap vererek baslamak istiyoruz.

Yalan  1 :  Devletçilik ilkesi, uygulandığı devir olan 1929 Krizi (Büyük Buhran) sonrası için uygun bir yaklaşım olmuştur. Ancak dünya ekonomisi değişmiştir: Devletçilik anlayışı eskimiştir ve artık uygulanabilir bir ekonomik yaklaşım değildir.

Gerçek 1 :  Devletçilik anlayışına bugün Türkiye’nin daha çok ihtiyacı vardır ve birçok ülkede uygulandığı gibi Türkiye’de de başarıyla uygulanmalıdır.

Dünya kapitalist sistemi, birçok çelişkiyle dolu olan ve düzensiz aralıklarla krizlerle boğuşan ekonomik bir sistem. Bunun en güncel örneği 2008 yılında subprime ile başlayan Amerika’daki kriz ve bugün Avrupa’da yaşanan devlet borcu krizi. Aynı zamanda 1970’lerdeki Petrol krizini; Amerika’daki Reagan dönemindeki emlak krizini, 1997’deki Asya krizini, 2001’deki dot.com krizlerini de unutmamak lazım. Türkiye de krizlerden çok çekmiş bir ülke: 1981’deki bankerler krizi, 1991’daki Körfez Savaşı krizi, 1994’teki 5 Nisan ekonomik tedbirleri, 2001 yılında yaşadığımız bankacılık krizi ve 2009’da ekonomideki daralma maalesef halkımızı fazlasıyla sarsmış ve yaşam kalitesini büyük oranda düşürmüştür. Krizlere karşı en iyi savunmamız, ekonomiyi kontrol edebilen ve ekonomik daralmalara karşı koyabilecek tedbirleri ortaya koyabilen güçlü bir devlettir. Aynı zamanda, devlet uzun dönemli alt yapı yatırımlarını yapabilecek tek makul güçtür. Karma bir ekonomik sistemle, Türkiye’nin modernleştirilmesinde ikinci büyük adım atılabilir. Bugün düşük büyümeyle ve işsizlikle boğuşan ABD bile, bu krizden çıkabilmek için 2012-2016 döneminde kamu liderliğinde alt yapı yatırımlarına ağırlık vermeyi planlamaktadır.

Türkiye’deki uzun dönemli planlamalar ve alt yapı yatırımları yalnızca ulusalcı bir hükümet tarafından devletçi bir anlayışla yapılabilir. Yoksa, “demiryolu kömünist işidir” diyen Özal zihniyetinin veya “Yakında özelleştirme idaresini de özelleştireceğim” diyen Unakıtan-Tayyip zihniyetinin yapabileceği bir iş değildir.

Başka bir sorun da Türkiye’nin halen çok ciddi bir cari açık problemiyle boğuşmasıdır. Yani AKP tarafından tüketim ve kredi çılgınlığına itilen halkımız yeteri kadar tasarruf da yapmamaktadır. Bu finansal kaynak eksikliği, Türkiye’nin uzun dönemli altyapı ve savunma tesislerinin kurulması önünde en büyük engeldir. Yine böyle büyük çaplı projeler, devletin liderliğinde ve ülke menfaatleri doğrultusunda yapılabilir. Maalesef, Türk özel sektörü de proje süresi 2-3 yılı aşan yatırımlara soğuk bakmakta ve ancak kısa dönemde kâr yapabilecekleri projelere girişmektedir. Bu anlamda yine halkın elinden tutulmaya ihtiyaç vardır. Türk ekonomisi için, devletçilik uzun dönemde tek makul ve kaçınılmaz çözümdür.

Yalan 2 : Serbest piyasa ekonomisi ve liberal ekonomi, demokrasi için tek temel şarttır. Devletçilik bazlı karma ekonomi, demokratik açıdan uygun değildir.

Gercek 2 :  Türkiye’de gerçek bir demokrasi ancak güçlü bir devletçilikle sağlanabilir.

Demokrasinin etkin işlemesi için, aydın ve rasyonel birey vazgeçilmez bir önkoşuldur.

Hem seçmen olarak hem de haklarını koruyan vatandaş olarak birey demokraside oyunu kullanir, demokratik olarak örgütlenerek haklarını savunur.

Elbette haklarını koruyan vatandaş, ekonomik bakımdan özgür bireydir.

Yani güvenli işi olan ve geleceği bir patronun iki dudağı arasında olmayan çalışandır.

Devletin ekonomiye katılımı vatandaşı için daha güvenli bir çalışma ortamı yaratır.

Geleceğe güvenli bakan seçmen, ülkesinin ve kendisinin menfaatini daha iyi savunur.

Özellikle Türkiye’de devletin ekonomiye katılımı, beşeri sermaye birikiminin artırılmasında ve gelir eşitsizliğini azaltarak büyüme hızının artırılmasında önemli roller oynayacaktır.

Kendine daha güvenen birey, ulusal demokrasinin başarılmasında önemli role sahip olacaktır.

Böyle bir bireyin yaratılmasi, ancak devletçi bir düzende karma bir ekonomiyle başarılabilir.

Tayyip düzeninde yaratılmak istenen insan tipi, çaresizlik içinde boğuşan ve ekonomik olarak zorlanan bir kişidir.

Sinsice aç bırakılan bu kişi, mecburen bir torba kömüre oyunu satar ve üretim mekanizmalarinin dışına itilir.

Mecburen  tarikat  düzenin  çarklarının  altına  itilir  ve  bu  düzende  vatandaşlıktan  çıkartılıp “insana kulluğa”  zorlanır.

Böyle  bir  sistemde  zaman  içerisinde,  İslamcı  bir  otokrasiye  geçilir  ve  demokrasiden  uzaklasılır.

Yani  Türkiye  için  devletçilik  demokrasinin  işlemesi  için  önemli  bir  ön  koşuldur.

Soner K. BOSNALI

( Devam edecek )


0 Responses to “Özelleştirme yalanları ve Atatürkçü devletçilik — (1)”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2.260.077 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Aralık 2011
P S Ç P C C P
« Kas   Oca »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: