19
Ara
11

YÖN’ün 50. yılında değişmeyen yönümüz : Emperyalizme karşı birleşmek

YÖN’ün ve TÜRKSOLU’nun ilk sayıları  (1961-2002)

Atatürkçü,   milliyetçi,   solcu  birlik

20  Aralık  1961  tarihinde  yeni  bir  derginin  ilk  sayısı  yayınlanmıştı.

YÖN  adıyla yayınlanacak bu derginin, Türkiye’nin 60’lı yıllarına damgasını vuracağı, yeni bir nesil yetiştireceği, Türkiye’nin alışılagelmiş fikirlerini temelinden sarsacağı, tüm politik düzeni yeniden biçimlendireceği belki kimseler tarafından tahmin edilemezdi.

Ama bu dergi adıyla müsemma yeni bir “yön” çizmeyi başaracaktı.

YÖN  dergisi, kurucusu ve başyazarı, yeni “yön”ün belirleyeni Doğan Avcıoğlu önderliğinde bir grup aydın tarafından yayınlanıyordu.

Daha ilk sayısına Türkiye’nin en etkili aydınları destek imzası koymuştu. İlhan Selçuk, Mümtaz Soysal, Niyazi Berkes, İdris Küçükömer, Attila İlhan, Türkkaya Ataöv, Uğur Mumcu gibi Türkiye’nin kalburüstü aydınları, Türkiye için çıkış yolu bulmak istiyorlar ve bu dergide biraraya geliyor, birleşiyorlardı.

Aydınların birleşmesi aslında son derece anlamlı ideolojik bir birleşmenin ilk adımıydı.

Türkiye’de Atatürk sonrası siyaset sistemi, parlamentoda çoğunluğa hakim olan Demokrat Partisi-Adalet Partisi geleneği, onunla birlikte hareket eden Türkeş’in MHP’si ve Erbakan’ın MNP’sinin ittifakıyla bir tutucu güçler koalisyonu oluşturuyordu. Bu sağ cephenin oy oranı %60’ları buluyor ve muhalefetteki CHP ebedi muhalefete mahkum ediliyordu.

Kaldı ki CHP, Atatürk’ün devrimci CHP’si değil, reformcuların, artık tutuculaşmış Atatürkçülerin partisiydi ve Amerikancı düzenin “sol” ayağını oluşturuyordu.

Böylesi bir tabloda 27 Mayıs askeri müdahalesi, askerin ilericiliği ve devrimciliği teorisini gündeme getirecekti. Yön dergisi de bu görüşlerin en önemli merkezi haline gelecekti.

Ancak Yön‘ün asıl başardığı birleşme, Türkiye’nin sahte saflaşmasına karşı yeni bir saflaşma yaratmasındaydı.

Bu, gerçek millliyetçilerin, gerçek solcuların, gerçek Atatürkçülerin tek bir antiemperyalist cephede toplanması anlamına geliyordu.

Politik saflaşmanın ideolojik temeli ise, “Atatürkçü, milliyetçi bir sosyalizm” anlayışıydı.

Avcıoğlu’nun Yön‘ü, kendisini MHP’ye veya AP’ye hapseden milliyetçiler için, kendisini CHP’ye hapseden Atatürkçüler için ve kendisini bunların hiçbiri ile özdeşleştiremeyen yeni gelişen sosyalist kesimler için, yeni bir ideoloji oluşturuyordu.

YÖN‘ün egemen güçleri asıl rahatsız eden politikası da onun Orduculuğu değil bu yönüydü.

Eğer Yön başarılı olursa, Türkiye’nin sahte sağı ve sahte solu yıkılacak, yeni bir saflaşma yaşanacak ve bir yanda işbirlikçiler diğer yanda ise milli güçler kalacaktı.

Birliğe  karşı  Amerikancı  provokasyon

Yön’ün açtığı bu yeni teori çok hızlı bir şekilde toplumda yankısını ve karşılığını bulmaya başladı. İnsanlar artık kendilerini eski kalıplarla ve eski kimliklerle değil, yeni kimlikle ifade ediyordu: Amerikancılara karşı antiemperyalistler!

Yön, 1968’in gençlik hareketinin oluşması için en önemli etkiyi yapmış ve bu gençlik hareketinin antiemperyalist ruhunu belirlemişti. Nitekim 68 gençliği kendisini hem sosyalist, hem milliyetçi, hem de Atatürkçü olarak tanımlıyordu!

Amerika için bu bir kabustu. Eğer gelişmeler böyle devam edecek olsaydı, Türkiye’de yeniden Atatürkçü bir hareket iktidara gelebilirdi. Nitekim Yöncülerin açtığı yol “İkinci Kurtuluş Savaşı” olarak adlandırılıyordu!

Avcıoğlu, bir anlamda Atatürk gibi yeni bir “meclis” kuruyordu. Bu “meclis”te Türkiye’nin tüm antiemperyalistleri kendisine yer buluyordu.

Üstelik bu yeni hareket tüm dünyadaki antiemperyalist hareketlerle birleştiğinde Amerikan emperyalizmi için çok daha tehlikeli bir hal alıyordu.

Amerika bölgedeki ileri karakolu Türkiye’yi kaybetmek istemezdi. Türkiye’ye müdahale etmek zorundaydı.

Bu müdahale klasik Amerikancı kontrgerillanın provokasyon taktiği ile sahneye konuldu.

Yön‘ün ve devrimci gençliğin tutarlı, milliyetçi, Atatürkçü sosyalizm anlayışı sabote edildi, çok daha radikal görünüşlü sol akımlar birden ortaya çıkarıldı ve ittifakın sol ayağı Yön çizgisinden kopartıldı. Bu Türk solunun Kürtçüleşmesi, terörcü çizgiye girmesiydi.

Provokasyonun diğer ayağında sağ terör canlandırıldı ve sol güçlere saldırı başlatıldı.

Bir taraftan ordu içinde darbeci bir Amerikancı klik örgütlendi.

Aynı anda CHP içinde gittikçe tutuculaşan bir eğilim güçlendi. Ve bu eğilim Atatürkçülüğün devrimci yönünü baltalamaya koyuldu.

Yön‘ün Atatürkçü, milliyetçi, sosyalist ittifakı, Amerikan tertibi ile parçalanmaya başlandı.

Bu aşamada Avcıoğlu ve Yön ekibi, gittikçe etkisini yitirdi.

Yıllar sonra Avcıoğlu bir köşede sessiz sedasız hayatını kaybederken, aslında Türkiye tıpkı Kurtuluş Savaşı dönemindeki gibi yakaladığı bu büyük fırsatı kaçırıyordu.

Ne hazindir ki aynı akıbete Kadro’nun ideoloğu Şevket Süreyya da uğrayacaktı.

Düzen, Atatürkçü, milliyetçi, sol ittifakı gerçekleştirecek tüm çıkışları kapatıyordu.

Türk Solu,  YÖN’ü  devam  ettiriyor


(En Üstte) Erkin Yurdakul Doğan Avcıoğlu’nun mezarı başında (4 Kasım 2002)
(üstte) Gökçe Fırat, Erkin Yurdakul’un mezarı başında (22 Aralık 2010)

TÜRKSOLU,  bu anlamda 1932’de Kadro dergisi, 1961’de Yön dergisi tarafından girişilen, birlik hareketinin 2002 yılında yeniden canlanmasıdır.

TÜRKSOLU  kendini ideolojik olarak YÖN ve  Kadro  akımlarına dayamış olsa da, bambaşka bir girişim olarak tarihe geçecekti.

Bu defa bu ideolojik hareketin öncüsü aydınlar değil gençlerdi. Kaldı ki Türkiye’nin aydınlarının zombileştiği bir devrede çıkıyordu TÜRKSOLU.

Gazetemizi çıkartırken Doğan Avcıoğlu ve Yön bizler için elbette çok önemli birer kaynaktı. Ama artık onlar ve onlar gibiler yaşamıyordu.

Gazetemizi çıkartırken ancak Doğan Avcıoğlu’nun mezarını ziyaret edebilecektik.

Üstelik Büyük Ada’daki mezarını ziyaret eden insan da artık pek kalmamıştı.

Gazetemizin Kurucu Genel Yayın Yönetmeni Erkin Yurdakul’un Avcıoğlu’nun mezar taşını silerkenki resmi, yeni bir kuşağın kendi köklerine dokunmasıydı aslında.

Erkin’i 2004 yılınan 22 Aralık günü Avcıoğlu’nun ardından ebediyete uğurlarken, yola devam ediyorduk.

Türkiye’nin  en  zor  işi

İşin sırrı, her zaman için Atatürkçülük, milliyetçilik ve solculuk arasındaki ittifakın korunması ve sağlanmasıydı.

Ama bu Türkiye’nin en zor işiydi.

Birincisi Atatürkçüler bize karşı çıkıyordu, çünkü biz aynı zamanda kendimizi milliyetçi ve solcu olarak görüyorduk. Ama tutucu Atatürkçülere göre bir Atatürkçü böyle olmamalıydı.

İkincisi milliyetçiler bize karşı çıkıyordu, çünkü biz aynı zamanda solcuyduk. Tutucu milliyetçilere göre bir milliyetçi solcu olamazdı.

Üçüncüsü solcular bize karşı çıkıyordu, çünkü biz hem Atatürkçü hem de milliyetçiydik. Tutucu solculara göre bir solcu milliyetçi ve Atatürkçü olamazdı.

İşte  TÜRKSOLU  böylesi  tutucu  güçlerin  koalisyonunu  bozmak,  sahte  saflaşmayı  yıkmak  için  yayın  yapınca,  elbette  tüm  şimşekleri  üzerine  çekecekti.

Ama  tarihin  akışı,  hep  YÖNün,  hem  Kadronun  tezlerini  doğrularken  bizim  yazdıklarımızın  da  güçlendiği  bir  zemini  yaratıyor.

Bugün  tutucu  solcu,  tutucu  Atatürkçü,  tutucu  milliyetçi  güçlerin  gerici  ve  işbirlikçi  ittifakına  karşı  gerçek  Atatürkçü,  gerçek  milliyetçi,  gerçek  solcu  güçlerin  ilerici  ve  antiemperyalist  birliği  kuruluyor.

Artık  eski  tutucu  kalıplar  kırılıyor,  “buzul çağı”  sona  eriyor  ve  gerçek  antiemparyalist  güçler  Türkiye’nin  dört  bir  yanında  yaşamı  geliştiriyor.

Emperyalizmin  böldüğü  Türkiye  birleşiyor  ve  yeni  bir  yön  beliriyor.

Demek ki  YÖN‘ün  50. yılında  YÖN  hâlâ  Türkiye’nin  yönünü  çizebiliyor !

Ulusal  Parti’nin  attığı  adım

İdeolojik birlik politikasının en önemli tamamlayıcısı tabanda birliğin sağlanmasıdır.

Bu ise Kadro‘nun da, Yön‘ün de başaramadığı, bize başarmamız için miras kalan bir sorundur.

Bu, ideolojik zeminden politik zemine geçiştir. Yani, ideolojik öznenin politik özneliğe soyunmasıdır.

Keşke Kadrocular veya YÖNcüler Atatürkçülüğü, milliyetçiliği ve solculuğu birleştiren bir parti kursalardı diyemezdik, yapılmayanı yapmak ve yaşatmak zorundaydık.

İşte Ulusal Parti’nin kuruluşu ile atılan bu adım, tıpkı Kadro‘nun ve YÖN‘ün çıkışı kadar tarihsel bir adımdı.

Bu  adımın  küçüklüğü,  tıpkı  insanın  Ay’a  ilk  ayak  basışı  kadar  anlamlıdır  aslında.

Bir  parti  için  ufak  ama  Türkiye  için  çok  büyük  bir  adımdır  bu.

Şimdi  bu  adımı  sürdürmek,  yönümüzü  kaybetmemek,  yolumuzdan  dönmemek,  sözümüzü  ispatlamak  zorundayız.

Biliyoruz  doğru  yoldayız.

Şevket Süreyya’nın,  Doğan Avcıoğlu’nun,  Erkin Yurdakul’un  mezarlarına  gidecek  yüzümüz  var.

Söyleyecek  çok  sözümüz  var.

Yürüyecek  çok  yolumuz  var.

Davamıza  inancımız  var.

Gökçe  FIRAT

http://turksolu.org/347/basyazi347.htm


0 Responses to “YÖN’ün 50. yılında değişmeyen yönümüz : Emperyalizme karşı birleşmek”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2.329.050 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Aralık 2011
P S Ç P C C P
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: