10 Nis 2012 için arşiv

10
Nis
12

12 EYLÜL “YARGı”LANıYOR..!!!muş

AKP  iktidarı,  12 Eylül’ün  hayatta  kalan  iki  generalini  yargılamaya  başladı !

Yargılama  4 Nisan  günü  başladı.

Öncelikle  şu  çelişkiye  işaret  etmek  gerekiyor.

12  Eylül  1980  günü  Paul  Henze’nin  dönemin  ABD  Başkanı  Carter’e,  “bizim  oğlanlar  işi  başardı”  dediği,  ertesi  gün ABD  gazetelerinde  “our boys have done it”  manşeti  ile  yer  aldı.

Bu  açıklama  darbenin  hangi  merkezlerde  planlandığını  gözler  önüne  sermektedir.

Bir  başka  konuyu  daha  anımsayalım.

3 Kasım  2002  seçimleri  öncesinde  Washington’da  Beyaz  Saray’da  ağırlanan  kimdir ?

Bugünün  Başbakanı  Erdoğan’dır.

Gazeteci Turhan Güven, “Çuvallayan İttifak” adlı kitabında, Ocak 2002 yılında Erdoğan’ın Washington ziyaretinden bahseder.

Erdoğan’ın “Karanlıklar Prensi” olarak tanınan dönemin ABD Savunma Bakan Yardımcısı Richard Perle ile görüştüğünü yazmaktadır.

Gazeteci Yavuz kitabında, bu görüşmede Erdoğan’ın, başta Irak olmak üzere ABD’nin küresel politikalarını destekleyecekleri konusunda güvence verdiğini yazmaktadır.

Çuvallayan İttifak” adlı kitap, Ocak 2002 görüşmeleri ile ilgili ayrıntılı detaylarda vermektedir.

Bu ilişkiler de gösteriyor ki, 3 Kasım 2002 seçim zaferinin arka planında da Washington desteği vardır.

12 Eylül darbesinin arkasında da Washington var. 12 Eylül ile hesaplaşıyorum diyen iktidarın arkasında da Washington var!

Bu çelişki değil de nedir?

Bu çelişki akla şöyle bir soru da getirebilir. Acaba Washington destekli AKP iktidarının başka bir hesabı mı var?

12 Eylül öncesi ‘uygun koşulları’ oluşturarak darbeye halk desteği sağlayanların acaba günümüzdeki hesabı nedir?

57. Hükümetinin  lideri  Ecevit’in,  ABD’nin  Irak  operasyonuna  karşı  çıktığı  için,  3 Kasım  2002  seçim  sürecinin  başlatıldığı  bir  gerçektir.

Nitekim  ABD,  seçim  sonrasında  Irak  için  düğmeye  basmıştır.

Başbakan Erdoğan bir Amerikan gazetesine yazdığı makalede Irak’a savaşmaya giden ABD’li askerlere dua etti:
“Irak’ta savaşan ABD’li kahraman bay ve bayan askerlere, en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz.”

“We further hope and pray that the brave young men and women return home with the lowest possible casualties, and the suffering in Iraq ends as soon as possible.”
By  Recep  Tayyip  Erdogan
The  Wall  Street  Journal
March  31st,  2003

Makaleden de anlaşılacağı gibi Başbakan Erdoğan, 57. Hükümetin liderinin aksine, ABD’nin Irak savaşına destek vermektedir!

“NATO’nun Libya’da ne işi var” diyen de başbakandır.

Daha sonra kendisinden “insan hakları” ödülü aldığı Kaddafi’nin gitmesi için destek veren de başbakandır.

Hatta NATO operasyonları için Türk gemilerini gönderen de…

“Kardeşim Esad” diyen de Başbakandır.

Hafız Esad ve eşi Esma Esad’ı konuk eden ve birlikte tatil yapan da başbakandır.

Bugün Suriye ile neredeyse savaş ilan edecek olan da başbakandır

O halde sormak gerekir. ABD ile kotarılan 12 Eylül darbesi ile yine ABD destekli başbakanın hesaplaşıyor gibi görünmesinin nedeni nedir?

Başka bir plan olmalıdır…

Toplum, ‘cambaza bak’ aldatmacası ile oyalanırken yapılmak istenen nedir?

Acaba Suriye konusu mu?

Yoksa İran konusu mu?

Ya da hepten iç politikaya yönelik gelişmeler için mi atılan adımlar…

Bu adımların iç politikaya yönelik olduğunu düşünüyorum. TBMM Başkanı Cemil Çiçek, 12 Eylül Anayasası ile 12 Eylül darbesinin yargılanmasının çelişkisine işaret etti. Artık yeni anayasa zarurettir dedi.

O halde atılan adımın bir amacı yeni anayasa olabilir.

İkinci amaç ise; TBMM’de bir komisyonun kurulmasına çalışılıyor. Komisyonun görevi kimi kemsilerde yeni bir heyecan dalgası yaratabilir!

Kurulması planlanan araştırma komisyonun adı, “darbeleri araştırma komisyonu” olacak. Artık 27 Mayıs 1960 darbesi de, 12 Mart 1971 Muhtırası da, 12 Eylül 1980 darbesi de ve 28 Şubat post – modern darbesi de komisyon tarafından araştırılacak!

Başbakan da buradan bol bol malzeme çıkaracak…

Elbette böyle bir komisyon oluşturulmalıdır. Anca bu komisyon üyeleri tarafsız çalışabilmelidir. Komisyonda bilim adamları da olabilmelidir.

Aklama paklama komisyonu yerine ABD’nin ve işbirlikçilerinin ipliğine pazara çıkarabilecek bir çalışma yapabilmelidir.

AKP’nin niyeti üzüm yemek değildir. AKP nin niyeti bağcı dövmektir. İç politika için bol bol kullanacağı malzeme üretmektir.

O malzemeler üzerinden Washington’un da onay verdiği ‘Yeni Anayasa’yı hazırlamak ve uygulamaya sokmaktır.

‘Sivil  darbe’  sürecini   tamamlamaktır !

Hem  de  ‘demokrat’  bir  görüntü  vererek.

Eğitimci –  yazar

Hilmi  TAŞKIN

http://www.ilk-kursun.com/haber/101024

10
Nis
12

Bırakın Orta Oyununu, Gerçeklere Gelin, Gerçeklere..!!!

  Halk   kan   kusuyor, meclis  ise   “ekmek   bulamadınsa   pasta ye”   diyor.

Bir   çadır   tiyatrosu   daha   açıldı.

12  Eylül    “yargılanacak”mış(!)..

Gülerim   ağlanacak   “hal”imize.

Çünkü :

“Bizim” çocuklar  “bizim” çocukları  “yargılayacak”mış

Evrensel   hukuk   geri   işlemez   ama   bunlar   işletir.

“Evrensel  değerler  de  ne  ki (!) ?

Yenilip  içilir  mi ?

Gemi,  mücevher  alır  mı  mesela ?

Almaz.

O  zaman  boş  ver.   Biz  sanatın  bile  içine  tükürdük.

Sonra  Evren-sel  değer  demeyin.

Evren  kısmı  yargıda.

Yargıya  müdahaleden  içeri  alırız  ha…”

Tadında  bir  illizyon  gösterisi.

Önkibar’ın deyimiyle “yandaş muhalefet” en önde yerini aldı, müdahil bile olacakmış.

Ağasını  dövemeyen  hıncını  uşağından  alırmış.

O  misal.

Adetleridir;  Sultan  hıyarım  güzel  der,  “mutabık  yavrucaklar”  bir  tuzlukla  koşar.

Sonra  benim  Roma  köleleri  haline  getirilen  milletim,  bunlardan  medet  umar.

Amerikan  konsolosluğundan  çıkmayanlar,  bizim  çocukların  çadır  tiyatrosunda.

Bir  illizyon  daha  esir  alırken  milleti,  çadırın  arkasından  iki  yangın  ihbarında  bulunuyorum  sizlere.

1-  Türk  olmayan  Türk  Telekom’un  bayilik  verdiği  Türk  vatandaşını  nasıl  zenci  haline  getirdiğinin  öyküsüdür  bu…

Kendi  ülkesini  Somali  yapanların,   Somali’ye  yardıma  gitmesi  de 

acınacak  bir  hal  olsa  gerek.

Telekom  bayi  sahibi  bir  bayandan  ileti  aldım.

Çakalların  eline  terk  edilen  insanlarımızın,  vahşi  kapitalizmin  dişlileri  arasında  nasıl  ezildiğini  içim  acıyarak  okudum.

 İşte   o   ileti  :

“İyi günler sayın Uçar; yazılarınızı zaman zaman takip ediyor, beğeni ile okuyorum.TT bayi olarak bayilerin yaşadığı sıkıntıları sitenizde paylaşmak istedim.Biz 2002 de Türk Telekom bayilik sözleşmesi yapmış küçük bir ilçe bayisiyiz. Başladığımız günden buyana işimizi son derece hassasiyetle, ciddiyetle yaptık. İlerleyen zaman içinde Türk Telekom özelleştirildi. Ülkenin can damarı bir kurum maalesef yabancılaştırıldı. Özelleşmenin getirilerini, götürülerini bayiler olarak birebir yaşadık. 2009 da Türk Telekom bayileri TTnet bayisine çevrildi. TTnet bayisi olarak yeni sözleşme imzalandı. Bölge saha satış yöneticimiz ilde 2 saatlik bir toplantı yapıp alelacele sözleşmeleri imzalatıp gitti. Bu sözleşmelerin 1 nüshası bayilere verilmedi. Gerekçe olarak; “şirketin aldığı kararda yasak olduğu ve prosödüre şirket politikasına aykırı olduğu” açıklaması yapıldı. Bayiler neye imza attıklarını bile bilmiyor. Bu duruma bayilerin itiraz etme şansı yoktu, itiraz eden bayinin bayiliğinin iptal edileceği söylendi. Bunu takip eden günlerde bayiler çok sıkıntılı, zor günler yaşamaya başladı. Konsept yaptırıldı, bütün harcamaları bayi karşılamak şartı ile. Konsepte girmek istemeyen bayiler ”iptal ederiz” baskısı ile karşılaştı. 2009 başında Antalya’da yapılan bayi toplantısında bayilerin gelirlerinin revize edileceği, durumlarının düzeltileceğine dair söz verildi. Bayiler bu umut ile boylarını aşan yatırımlar yaptılar, borçlandılar. Hiç bir bayi bu borçlardan kurtulamadı, borçlar her geçen gün daha da büyüdü. Verilen sözler tutulmadı.2009 da 6 ay kadar az da olsa çarkı çevirecek hakediş verildi. Devam eden günlerde verilmiş hakların bir kısmı geri alındı, hakedişler düşürüldü. 2011 de yeni prim sistemi oluşturuldu, primler birazda o zaman düşürüldü. Örneğin; operasyonel primi, canlılık süresi primi gibi. 2012’nin başında yeni bir prim sistemi daha oluşturuldu, bayiler açısından bu hepsinden vahimdi. Tahsilatdan verilen prim hazirana kadar 0,22 kuruş, sonrasında 0,11 kuruş oldu. Müşteriye verilen ödeme makbuzunun maliyeti 0.25 kuruş. Her ay bayiye satış kotası veriliyor. Bayi canını dişine takıp dolduruyor. Kotayı dolduran bayiye sonraki ay daha yüksek kotalar veriliyor. Bayi kotasını dolduramadığı zaman sadece satış biriminden değil bütün hak edişinden ceza yiyor. Son bir buçuk senedir iki dönem, üç dönem faturasını ödemeyen müşterinin fatura bedelini bayiden kesiyor. Müşteri borcunu ödüyor, bayiden kesilen tutar iade edilmiyor. Bir müşteriden 2 defa tahsilad yapmış oluyor. Böylece haksız kazanç elde ediliyor. Müşteri hattını iptal ettiriyor, bayiye yine ceza. Ben küçük bir ilçe bayisi olduğumu belirtmiştim. Bir buçuk yıldır kesilen ceza bedelleri yaklaşık 20,000 TL civarındadır. Her ay ceza bedeli ödemekten iş yerimin giderlerini karşılayamaz duruma geldim. Bayiliği iptal ettirdim. Bayinin devir hakkı yok. Her türlü yatırımı bayi yapıyor, kendi parasıyla, kendi iş yerinde hiç bir şeye hakkı yok. Bütün ipler şirketin elinde. Bayi sadece iyi bir hamal, iyi bir köle… Şirketin yaptığı tek şey; sadece “bayiyi sömürmek.” Böyle bir şirket uygulaması ve bayilik sistemi dünyanın neresinde var? Bayiye asla para kazandırılmıyor. Hemen burada bir başka şirketi örneklemek istiyorum. Turksel bayilerinin kirasını, 1 personel ücretini, iş yeri düzenlemesini şirket olarak kendisi yapıyor. Bana göre bu şirketin bayi üzerinde söz hakkı olması doğaldır. Telekom’da ise her şeyi bayi yapacak, sürekli şirkete kazandıracak, kendi kazanmasa da olur, hiçbir şeye hakkı olmayacak. Bu sistem tam anlamı ile bir sömürü düzeni, insanları köleleştirme düzenidir. 2011 yazında Samsun’da bir bayi arkadaşımız hem de bayiliğin içinde intihar etti. Bu yöneticiler bu bayi sahibi ve ailesinin vebalini çekebilecekler mi? Bayilerin yaptıkları işten ekmek yiyebilmeleri içi daha kaç bayinin intiharı bekleniyor acaba?… İptal olan bayilerin de durumu pek iç açıçı değil. Bayiden 2 ayrı teminat mektubu alınıyor. Bu mektupların iadesi için net bir tarih verilmiyor. Saha satış yöneticilerinin söylediği şu; ”en az 7, 8 ay sonra, yalnız sen bunu 1 yıl olarak düşün”. Böyle bir zihniyetin eline teslim edilen milletimiz. Bu millet bu şirketi dişinden artırdıkları ile kurdu ama kurumu düşünmeden satanlar milleti kendi şirketinde köle yaptı. Kısacası bütün düzenlemeler sadece tek taraflı hakların korunması üzerine düzenlenmiş durumdadır. Bayinin kıpırdayacak tarafı kalmamıştır. İptalini yaptıran bir bayi arkadaşımız şubat ayı ortasında iptal talebinde bulundu. İşlemlere Mart ayı başında başlandı. Bayinin Ocak hakedişi bloke edildi, geriye dönük işlem hangi kanunda var bilemiyorum. Türkiye’nin dev şirketlerinden biri ve o şirkete ait bayilerin gerçeği…

05.04.2012 de İstanbul da haklarını aramaya çalışan bayi arkadaşlarımı yürekten kutluyorum. Gönülden destekliyorum. Bengütürk tv’yi kutluyorum. Bayilerin basında seslerini duyurdukları için sonsuz teşekkür ediyorum.

Nihayet bizimde sesimizi duyan ve duyuran birileri oldu. Tekrar teşekkürler…”

 

2-  Bilim   adına   ‘Genetik’  kıyım !   

( Yusuf  Yavuz’un  kaleminden )

ABD ve İspanya‘dan sonra dünyanın 3. büyük narenciye gen merkezi olan Adana Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Narenciye Gen Bahçesi’nin inşaata açılmasına Ziraat Mühendisleri Odasından  (ZMO) sert tepki geldi. ZMO Genel Başkanı Dr. Turhan Tuncer, uygulamaya karşı çıkan öğretim üyelerine uygulanan polis şiddetini de kınadı.

BİLİM  ADINA  GENETİK  KIYIM

Adana`da 1976 yılından itibaren oluşturulmaya başlanan Türkiye`nin en büyük Narenciye Gen Bahçesi`nde bugün 21 farklı ülkeden getirilen 900`ün üzerinde farklı tür ve çeşit bulunuyor. Bu özelliğiyle adeta bir narenciye hazinesini barındıran bahçe, Türkiye’nin turunçgil tarımı için büyük önem taşıyor.  Kentleşme ile birlikte kaybolan birçok genotipin son örneklerinin muhafaza edildiği Gen Bahçesi, eğitim-öğretim ve bilimsel araştırmalar ile üreticilere bilgi aktarılmasında önemli katkılar sağlıyor. Ancak bu özellikleri nedeniyle sürekli korunması ve sahip çıkılması gereken bahçe bugün ne yazık ki adına “bilim ve teknoloji” denilen bir üniversite için yok edilmek isteniyor.

1758  DÜNÜMÜ  KAMPUS  İÇİN  TAHSİS  EDİLDİ

Çukurova Üniversitesi’nin kampus alanı içinde görünen, ancak bir bölümü Maliye Bakanlığı‘na ait olduğu belirtilen Narenciye Gen Bahçesi‘nin 1.758 dönümü; Maliye Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü, Adana Büyükşehir Belediyesi, Adana Valiliği ve Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğü`nün yaptığı ortak protokolle Bilim ve Teknoloji Üniversitesi‘ne kampus alanı olarak gösterildi. Bu kararın ardından bahçede kepçe ve sondaj makineleri ile zemin etüt çalışmaları başlatılması tepki çekti.

ZEYTİN  GEN  BAHÇESİ  DE  YAPILAŞMAYA  AÇILDI

Çukurova Üniversitesi’nin ‘Zeytin Gen Bahçesi’nin de bir süre önce fen lisesi inşaatı için yapılaşmaya açıldığını anımsatan Tuncer,  ZMO’nun büyük bir mücadel vermesine karşın önüne geçemedikleri kararın ardından, 386 çeşitten oluşan 773 zeytin ağacının bulunduğu bahçedeki 58 ağacın söküldüğünü söyledi.

GEN  BAHÇESİNDE  900  GENOTİP  BULUNUYOR

Adana- Mersin Otoyolunun alt tarafında, PTT Evleri-Mehmet Akif Ersoy Mahallesi arasında kalan Narenciye Araştırma-GEN bahçesinin de bulunduğu toplam 2.500 dekarlık alanın 1.700 dekarı, yeni kurulacak olan Adana ‘Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’ne tahsis edildi. Çukurova Üniversitesi yerleşim yeri oluşturulurken üniversiteye tapu mülkiyet sahipleri tarafından tahsis edildiği belirtilen alanın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından Ulusal Turunçgil Genetik Kaynakları Koleksiyonları’na dahil ettiği bölge olduğu öğrenildi.  Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün(FAO) Erken Uyarı Sistemi Veri Tabanında da yer alan 900’e yakın Genotipin bulunduğu ‘Çukurova Üniversitesi Turunçgil Genetik Kaynakları’ parsellerinden oluşan Narenciye–GEN bahçelerinde bugüne kadar çok sayıda ulusal ve uluslararası bilimsel çalışma yapıldığı belirtiliyor. Bu güne kadar 58 bilimsel projenin yürütüldüğü alanda,  258 ulusal ve uluslararası yayın, 59 lisans mezuniyet tezi, 60 yüksek lisans mezuniyet tezi, 20 Doktora çalışması ve 1 doçentlik tezi çalışması yapıldığı öğrenildi.(Yusuf Yavuz)

Dostlar;  günümüzün  üç  stratejik  değeri  vardır :

1  Haberleşme – İletişim.

2-  Su.

3  Gıda.

***Haberleşmemiz yabancılara satıldı. Yani; adında Türk bulunan meslisten çıkarılan yasa ile işgal ettirildi. Köle bayiler oluşturuldu. Etinden, tüyünden, kemiğinden faydalanılıyor.

Kurumun elemanlarının ağırlıklı olarak Fetullahçı olduğu söyleniyor.

***SU :   HES (Habersiz  Elkoyma  Sistemi)  projeleri ile küresel güçlerin kontrolüne devretme provaları yapılıyor.

***GIDA :   Irak’ın tohum bankasına işgal ettikten sonar el koyanlar, eş başkanlar sayesinde tek mermi atmadan Türk Tarımına el koymuştur. Kendini besleyebilen 7 ülkeden biri iken, küresel şebekenin atadığı memurlar, kendilerine iktidar bahşedenlerin istekleri doğrultusunda dışarıya bağımlı hale getirilmiştir.

Ve   şimdi   sultan   diyor   ki ;

“Kuran   öğretilmesinden   niye   korkuyorsunuz ?”

Hayır,   Kuran   öğretilmiyor.

Arapça   okunması   öğretilerek   yukarıda   yazılan   eserlerini(!)   kapatabilmek   için  

kullanılıyor.

Kuran  din  tacirlerinin  elinde  halka  yapılan  istismarın  fark  edilmemesi  için  uyku  hapı  olarak  kullanılıyor.

Haçlı  yardakçılarının  kılıçlarına  takılan  Kuran  sayfalarıyla;  Muhammedi  Müslümanların  başı  kesiliyor.

Sayın  Sultan ;   bizler  Kuran  öğretilmesinden  korkmuyoruz.

Biz  yukarıda  yapılan  din  dışı,  zalim  uygulamaları  din  kılıfıyla  paketleyen  sizlerden  korkuyoruz.

 

Yani;  büyüklerimizin  dediği  gibi:

“Kork  Allah’tan  korkmayandan.”

Diyoruz.

Dinimizden  korkmuyoruz. 

Hatta  Muhammedi  ahlakı  çok  özlüyoruz.

Yukarıda  iki  madde  altında  yazdığım  eserin  sahibi  olan  sizlerin,  cahiliyye  dönemi  uygulamalarını  “din”  gibi  göstermenizden  ve  ne  olduğunu  anlamadığımız  bir  yaşam  şeklini  din  diye  dayatmanızdan  korkuyoruz.

Kuran  öğrenilmesinden  değil  ama  haçlı  güruhun  yanında  Müslümanlara  saldıranların  dininden  korkuyoruz.

Kuran  yakanların  yanında  saf  tutan  sizlerin,   Peygamberimize   hakaret   edilmesini  “özgürlük”  olarak  yorumlayan  adamın NATO  Genel  Sekreteri  olmasına  onay  veren  sizlerin,  ne  olduğunu  anlayamadığımız  din  anlayışından  korkuyoruz.

Biz  Kuran’ın  öğrenilmesinden  değil (ki,  zaten  öğretmiyor,  Arapça ezberletiyorsunuz),  sizlerin  yaşadığı  “din”den  korkuyoruz.

Bu  da  böyle  biline…  

Zahide  UÇAR

zahide@zahideucar.com

http://www.zahideucar.com/index.php?option=com_content&view=article&id=126%3Abrakn-orta-oyununu-gerceklere-gel-gerceklere&catid=1%3Ayeni-makaleler&Itemid=5




İstatistikler

  • 2.307.795 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Nisan 2012
P S Ç P C C P
« Mar   May »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

En fazla oylananlar