30 Nis 2012 için arşiv

30
Nis
12

Evrensel Hukuktan Erdoğansal Hukuka Yıkım Süreci ve Garabetler Silsilesi..

Aslında  ‘Sayın’  kelimesi  bir  saygı  ifadesidir. 

Ancak  sizin  genel  başkanınız  olan  zat-ı  muhteremin,  teröristbaşına  ‘Sayın’  dediği  o  günden  bu  yana,  biz  artık  ‘sayını’  saygı  duymadığımız  kişilere  kullanmayı  da  öğrendik..

Sayın  bakan  Danıştay  kararından  rahatsız  olmuş..!

Ve  utanmamış , sıkılmamış  açıklama  yapmış :
‘Bu kez sadece 19 Mayıs’ı değil, 23 Nisan’ı, 30 Ağustos’u ve 29 Ekim’i kapsayan bir genelge çıkaracağız’

Aferin  size..
Durun  madalya  takalım..
Bir  insan,  içindeki  ‘kendi  deyimiyle’  garabeti  bu  kadar  mı  çekinmeden  açığa  vurur ?
Vurur  kardeşim…
Neden  çekinsin ki..
Bak,  genel  başkanları  olacak  zat-ı  muhterem  ne  demiş  aynı  Danıştay  kararı  için :
‘Kimse  mürebbiye  gibi  bize  parmağını  sallamasın’

Bir  aferinde  size  ‘sayın’  başbakan..

Hukuksal  kararlara  mürebbiye  yaklaşımı..
Bu  ne  ciddiyetsizlik..

Bu   ne   hukuku   hiçe   saymak..

Bakanı,   başbakanı,   bürokratı,   yandaş   gazetecisi,  

yalakası   kendini   Mozambik’de   sanıyor   bu   ülkede..

Beyler  dikkattiniz  çekerim,  burası   Türkiye…

ONA   GÖRE,    HAAAAA..!!!

Sizin,  bayramlarını  bile  kaldırmaya  çalıştığınız  Ata’nın  ülkesi..

Demokrasi  kendi  yandaşlarına…

Hukuk  ‘fenercilere’

Müyesser  içerde,  Soner  içerde,  Tuncay  içerde,  komutanlar,  aydınlar  içerde..

Sebep ?

Hukuk  fakültelerinde  okutulan  ‘Evrensel  Hukukun’,  2001’den  bu  yana  ‘Erdoğan  Hukukuyla’  değiştirildiğini  bilmedikleri  için…

Fenerciler  milyonlarca  euroyu  cebe  attılar..

On  binleri  dolandırıp  birilerine  siyasal  rant  sağladılar..

Dokunulmazlık  dosyalarının  arkasında  başta  başbakan  olmak  üzere  onlarca  AKP’li  var.

Ama  altları  kuru  keyifleri  yerinde..

Erdoğan  hukukunu  iyi  özümsemişler…

Garip  ülke  vesselâm…

Ata’nın  bayramlarından  rahatsız  sağ  muhafazakar  bir  iktidar,  ve  onun  bayramlarını  sulandıran  sol  bir  gençlik  örgütü  elele  vermiş  temel  kazıyorlar..

Ama  görünüşte  birbirlerini  mahkemeye  verip  protesto  ediyorlar..

Bir  bakan  çıkıp  Ata’dan  ve  bayramından  rahatsızlığını,  ‘Kızım  sana   söylüyorum  gelinim  sen  anla’  dercesine  ‘Garabet’  sözleri  ile  açıklıyor..

Biz…

Susuyoruz..

Bildiğin   tiyatro…

“Baş”bakan   “açık”lamış   ya…

“Devlet  eliyle  tiyatro  olmaz”…  mış

Oluyor   “sayın”   başbakan…   Oluyooorr…

Hemi   de   bal   gibi   oluyor…

Haberlerde   “kendini”zi   “seyred”in,    “göreceksin”iz…

BU    KADAR    BASİT…

Burak H. ÖZDEMİR

http://www.ilk-kursun.com/haber/102804

30
Nis
12

AFYON’DA İÇKİ “YASSAHHRR”MıŞ… KİM SKER LAN SİZİ..?!!!

AFYON’DA   İÇKİ   “YASSAHHRR”MıŞ… 

DE   SİKTİRİN   GİDİN   LAN,   KUL   HAKKı   TECAVÜZCÜLERİ…  

KİM   TAKAR   LAN   SİZİ,   ZÜBÜKLER…

TOPLUM   OLARAK   TOPUNUZUN    A.Q..!!!

http://www.bobiler.org/k.asp?id=4688

30
Nis
12

TAYYİB-ÜL BÜLBÜL DEMOKRASİSİ

28 Şubat’ın sembol isimlerinden Rize Milletvekili Şevki Yılmaz;
“Erbakan’ın diktiği çiçek Çankaya’da Gül, Hükümette Tayyib-ül Bülbül oldu” dedi…
Başbakan Erdoğan’ın hemşerisi, hocası ve ağabeyi diyor ki; “28 Şubat öncesi Erbakan Hükümeti olarak öyle temeller attık ki, 28 Şubat sayesinde Abdullah Gül Cumhurbaşkanı, Tayyip Erdoğan’da Başbakan oldu…”
Kimin neyin ürünü olduğuna dair, aile içinden mükemmel bir örnek!…

Size “Tayyib-ül Bülbül Demokrasi”sinden iki örnek vermek istiyorum.

Dandik  Kongreler;
AKP, İlçe ve İl Kongrelerini yapıyor. Her kongre için Genel Merkezden onay almak şart. Birden fazla adayla kongre yapmak yasak. Aday olacak kişiyi
AKP Genel Merkezi(Tayyip Erdoğan) belirliyor.
Kongre salonu için hiçbir masraftan kaçınılmıyor.(Nasılsa para b.k gibi)
Salon, taşıma partililer ve belediyeler tarafından ağzına kadar dolduruluyor. Kongre yapılan yerin futbol takımının renklerinden oluşan atkılarından bolca yaptırılıp, herkesin boynuna takılıyor. Salonun her tarafı Başbakan Erdoğan’ın posterleriyle donatılıyor. Göstermelik olarak bir tane de Atatürk posteri konuyor. Saatlerce bekleniyor, Başbakan Erdoğan geldiği gibi alkışlar arasında kürsüye çıkıyor ve danışmanları tarafından önceden yazılmış konuşmasını okuyor, herkes alkışlıyor ve kongre sona eriyor.
Peki; Kongrede bir özeleştiri, bir tenkit, bir siyasi yarışma, bir talep, bir fikir tartışması, ülke yararına bir öneri, toplumun dertlerine çözüm var mı?
Ne gezer…
Siyasi Parti kongresi değil, sanki Tayyip Hocanın verdiği vaazı dinlemek için toplanmış tarikat toplantısı!…
Parti içinde demokrasiyi yaşatmayan, faşist idare uygulayan bir yönetimden, ülkede demokrasiyi yaşatmak ve standartlarını yükseltmesini beklemek ham bir hayalden başka bir şey değildir…

Avukatsız Mahkeme;
AKP Hükümeti, “Yargıda Reform” adıyla yaptığı yasa tasarısına eklediği bir madde ile, “Mahkeme karar aşamasına geldiğinde, eğer Avukat yoksa, onun yokluğunda mahkeme karar verebilir” değişikliğini gündeme getirmektedir.
Demokrasisiz Cumhuriyet- Hesap Verilmeyen Yönetim- İhalesiz Alımlar-Delilsiz Tutuklama- Kaynağı Belirsiz Servetler- Deniz Fenerini örtmek- Dindar kindar gençlik-Trişkadan Kongreler ve Avukatsız Yargılamalar…
Her zaman söyledim; Bunların sonları ibretlik olacak, yüzlerine bakacak bir Allahın kulu bulunmayacak…

Not; Başbakan Erdoğan ve arkadaşları, Sayın Demirel’e hakarete varan söylemler başlattılar. Bu Cemaat-Tarikat Demokratları, 88 yaşında ve üstelik rahatsız olan Devlet Adamından hala niçin korkarlar, anlamak mümkün değil. Yapıları gereği “Mertçe Tartışmayı” bilmezler. Korkaktırlar. Lafı adamın arkasından söylerler ve kaçarlar!…
Her zaman kabadayılığı, delikanlılığıyla övünen Başbakan Erdoğan’a bir önerim olacak;
“Eğer gerçekten bilgili ve yürekli iseniz, Siz+Bakanlarınız+Danışmanlarınız hep birlikte, bir cemaat televizyonunun canlı yayınında, 9 uncu Cumhurbaşkanı Demirel’in veya onun görevlendireceği arkadaşlarından birinin karşısına çıkın ve onunla Türkiye’nin geçmişini, bu gününü ve yarınını tartışıverin. Türk Milleti görsün, kim bilge kim cahil, kim dobracı kim yalancı, kim Türkiye’ye eserler katmış kim hepsini peşkeş çekip satmış, kim demokrat kim darbesever, kim cesur kim korkak…
Haydi civanım delikanlım korkma, adam 88 yaşında seni yemez, dedikodu yapma, iftira atma, delikanlı gibi karşısına çık. Haydi, birazcık cesaret…
Yen şu Demirel’i de meydan delikanlı görsün !…

Sağlık  ve  başarı  dileklerimle  /  30 Nisan  2012

Rifat  SERDAROĞLU

http://www.ilk-kursun.com/haber/102783

30
Nis
12

“4+4+4” dindar ve kindar kuşaklar yetiştirecektir

– Sayın Özdemir İnce, Hürriyet gazetesinin hayatınızda önemli bir yer tutmadığını biliyoruz ama Türkiye’nin son dönemki durumunu analiz etmek açısından Hürriyet’teki işinize son verilmesini ve bu süreci biraz özetleyebilir misiniz?

– Bir söyleşide Hürriyet’in hayatımda bir ayrıntı olduğunu söyledim. Ama bu önemsizdir, hayatımda yer tutmaz anlamına gelmez. Garsonluk, simit ve gazoz satıcılığı, kebapçı çıraklığı, buğday eleyiciliği, fabrika işçiliği, maliye memurluğu, kütüphanecilik, öğretmenlik, televizyonculuk, editörlük, yayınevi yayın yöneticiliği yapmış, 63 yaşında gazete yazarlığına başlamış; 120’den fazla telif ve tercüme kitap yayınlamış ve 75 yaşında bir adamın hayatında her şey önemli bir ayrıntıdır.


Özdemir İnce’nin Hürriyet gazetesindeki son yazısı
“Son yazım” başlığıyla 1 Nisan’da yayınlandı.
Yazarlarımız Serap Yeşiltuna ve Tuğrul Çelik Özdemir İnce’yle röportaj yaptı…

Hürriyet gazetesi patron katı kendi isteği ve özgür iradesiyle beni yazar kadrosunun dışında bırakmadı. Yönetim Emin Çölaşan için bazı özel nedenler gösterebilir.. Göstermiştir. Ama, Oktay Ekşi ve Bekir Coşkun’u soracak olsanız, kendilerinin ayrıldıklarını söylerler. Cüneyt Ülsever için de geçerli-geçersiz bir sebep gösterebilirler.

Bana Enis Berberoğlu imzasıyla gönderilen mektupta şöyle bir cümle vardı: “Bugünkü saygın ve bağımsız konumu Sizin gibi meslektaşlarımızın özverili, titiz ve ses getiren çalışmaları, yazıları sayesindedir… // Bu aybaşı itibariyle yazılarımıza son verdiğimi derin bir teessürle bildirmek zorundayım.”

Basına yansıdığı kadarıyla ihtiyar olduğum için yazılarıma son vermişler. Gülünç! Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’nin en etkili, en çok referans verilen üç yazarından biriyim. Hürriyet gazetesinin en çok okunan ikinci yazarıyım. Durum böyle. Ben araştırmaların yalancısıyım.

AKP hükümeti iktidara geldiğinden itibaren benden hoşlanmıyordu. 2007 yılından itibaren bu iyice açığa çıktı ve gazete yönetimine baskılar arttı. Baskı olduğu bana aktarıldı, zaman zaman kulağıma geldi. Yönetim baskılara başlangıçta göğüs gerdi. Ama 2011 yılının mart ayında haftada beş yazım bir yazıya indirildi. 2012 yılının mart ayının 29’uncu günü söz konusu mektup bana saygın bir ulak tarafından getirildi.

Gazetede yazı yazdığım 12 yıl içinde patron katıyla ve yöneticilerle aramda herhangi bir tartışma olmamıştır. Bu süre içinde yazılarımdan dolayı mahkûm olmadım, gazete benim için tazminat ödemedi.

– Sadece 4+4+4 ile ilgili olarak yazdığınız yazılar mı, yoksa genel olarak ulusalcı söylemleriniz mi bu kararda etkili oldu sizce?

– “4+4+4” son damladır. İmam-hatipler, dinsel sapınç ve saptırımlar hakkında yaptığım eleştiriler iktidarın ve cemaat ve tarikatların hoşuna gitmiyordu. Benim yazılarım klasik köşe yazısı değildi. Okurlar keserek saklıyorlardı. Nitekim çoğu yazım kitap olarak yayınlandı (Pazar Yazıları, Tersi-Yüzü, Yedi Canlı Cumhuriyet, 100 Pazar Yazısı, Fesatlar Sarmalında Türkiye, Cumhuriyetsiz Demokrasi, Demokrasisiz Demokrasi, Demokrasi ile Diktatorya Arasında). Daha sonraki yazılarım da kitaplaşacaklar. Ben ömrü 24 saat olan yazılar yazmadım, yazmıyorum, yazmayacağım. Bu kitaplar benim yazınsal (edebi) çalışmalarıma eklenen yapıtlardır. Bir şair ve yazar böyle bir eklenmeyi kolay kolay göze alamaz. Edebiyat ürünlerimi olumsuz etkileyebilir. Ben yazılarıma güvendiğim için bu tehlikeyi göze aldım.

Ben yazılarımı “Ulusalcı” olarak tanımlamıyorum, böyle nitelendirmiyorum. Kendimi tanımlarken “demokrat, özgürlükçü, bağımsızlıkçı, eşitlikçi” gibi sıfatları da kullanmam. Ben “cumhuriyetçi”yim. Gerçek cumhuriyet bunların tamamını kapsar. “Kemalistim, Atatürkçüyüm” de demem. Cumhuriyetçiyim. Yazılarım haber değildir, habere dayanmaz. Bilimsel makalelerdir. Yazılarım öğreticidir. Yazılarımın çoğunda, mevcut iktidarın eylem ve uygulamalarıyla cumhuriyetimizden hoşlanmadığını kanıtladığını gösterdim.   Bu  türden  yazılar  gerici  iktidarlar  tarafından  her  zaman  tehlikeli  olarak  görülür.

Okumaya devam edin ‘“4+4+4” dindar ve kindar kuşaklar yetiştirecektir’




İstatistikler

  • 2.307.796 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Nisan 2012
P S Ç P C C P
« Mar   May »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

En fazla oylananlar