09
Eyl
12

HOMO AKEPELİS DENEN AŞAĞILIK TÜR

Biliminsanları adını “Homo Sapiens” koymuşlardı “akıllı insan”ın; üstüne bir de, artık 2 milyon yıl önce yaşamış olan “Homo Habilis” düzeyine bile asla inilemeyeceğini, doğada böyle bir geriye dönüşün asla mümkün olamayacağını söylemişlerdi.

Tersi kanıtlandı:

Homo Akepelis!

“Homo Akepelis”, insanın varabileceği en ilkel düzeydi ve böyle bir durumun 2000’li yıllarda yaşanması biliminsanlarını şaşkına çevirmiş olmalı…

Ekonomisi tam bağımlı, siyaseti tam kavgalı, ordu bacakları kırılmış, eğitim kolları koparılmış, savcı gözleri kör, yargıç kulakları sağır edilmiş bir ülkede görüldü bu insan tipi…

Tüm antropologları incelemeye çağırıyorum ve kendilerine yardımcı olması için, Homo Akepelis türünün bazı tipik özelliklerini özetliyorum:

Homo Akepelis, “Bunlar analarını bile satarlar.” dediği için bir köşe yazarını işten attırır. İşten atan patron da bunun bir alt türü olan “Homo Akepelis Yalamis”tir; varlığını Akepelis’i yalamasına borçlu olduğundan doğada bu adla anılır… Tüm değerleri yalama olmuş olan bu canlı türü, Akepelis’e bu lafı edeni sözkonusu yazar örneğinde olduğu gibi kapı dışarı eder hemen… Oysa bu yazar, “Bunlar analarını bile satarlar.” demekle bana göre de hata etmiştir; eksik yazmıştır çünkü. O eksiği şimdi ben tamamlayarak diyorum ki; bunlar yalnızca analarını değil, babalarını, bacılarını ve tüm sülalelerini de satarlar. Kendilerini satmaları konusuna girmeme bile gerek yok; “Homo Akepelis” olmak için işe önce kendini satmakla başlarsın.

Alt türlerden söz açılmışken, “Homo Akepelis Ertugrulis”i de söylemek zorundayım. Belki de tüm bu alt türler içinde, “homo”nun düz anlamının da, ters anlamının da hakkını bu kadar veren yoktur. Ertugrulis’e tersinden de baksan, düzünden de baksan, değişmez; “dönme”nin tekidir. Bukalemunun hayvan olarak, bu insan türü yanında ne kadar masum olduğunu düşünürseniz, ne demek istediğimi de anlarsınız. Bukalemun, bir yaprağın üstünde durunca evet kendini gizlemek için yeşile döner; ama inanın, hiçbir bukalemun hiçbir yaprağın üstünde Ertugrulis’in döndüğü kadar “yeşil”e dönemez. Ertugrulis, Akepelis denen bu aşağılık türün en aşağılık alt türüdür. Aslında antropologların incelemesine bile gerek yoktur, değmez; ama hani dünyanın gelecek kuşaklarına belki “ders” niteliğinde omurgasız bir fosil göstermek isterlerse işe yarayabilir düşüncesindeyim.

Alt türlerin içinde en baskın olanı ise, Homo Akepelis Tayyibus’tur. Baskın olmasıyla, Homo Akepelis’in tipik özelliklerini de en canlı şekilde üzerinde barındırır. Tayyibus, aslında bu iğrenç türün de bilinen ilk örneğidir; bir anlamda fikir babasıda denilebilir. Baba olmasının yanında bir de tam anasının gözüdür… Yüzünde meymenet olmaması, beyin kıvrımlarının yemyeşil bir gerici yılanın kıvrılmalarını andırması, yemek yediği kaba sıçması, ciğerinin beş para bile etmemesi ve kansızın önde gideni olması, mide bulandıran özelliklerinden yalnızca birkaçıdır.

Madem Homo Akepelis türü, en baskın karakter olan Tayyibus ile anılmakta; o halde biz de üzerinde biraz duralım.

Tayyibus türü, yurtdışına çıkar, açlıkla boğuşan ülkelere gider; oradaki çocuklara sarılarak zırıl zırıl ağlar. O sırada kendi ülke nüfusunun yarısından çoğu açlık sınırının altındadır, görmez. Gözüne görünen olursa da, bir temiz fırça çekip, bir güzel azarlayıp gönderir. Anasını da alıp gidenlerin ülkesini yönetmek arzusuyla doludur içi… Çünkü herkes anasını alıp giderse, babalarla bir başına, babalar gibi satacaktır her şeyi!… Aynı şekilde bir başka ülkeye yiyecek yardımı yapmak üzere gemi göndermek için yardım toplar, o sırada oğlu da gemicik ile açılır açık denizlere… Tayyibus, dünyanın tüm ülkelerindeki çocukları açlığa mahkum edenin de, savaşların ortasında bırakanın da kapitalizm silahını çekmiş olan emperyalizm olduğunu çok iyi bilir. Bilir; çünkü ulemaya danışmış ve bu işin ilmini okumuştur. Ertugrulis’i anlatırken bukalemunu andık; Tayyibus’ta da timsahı anmak gerekir. Bir hayvan olarak timsah, gözyaşı dökerken, Homo Akepelis Tayyibus’un timsah gözyaşlarını görse, inanın bana, gözyaşı dökmeyi bırakır. Utanır çünküTimsahın bile bir “kişi”liği vardır, Tayyibus’ta ise buna zerre rastlanmaz; dolayısıyla o timsah kadar bile utanması yoktur.

Tayyibus türü, ülkesinin komşusunda olanlara da öyle bir duyarlıdır ki, onlara duyarlı olmaktan kendi ülkesinde olanlara duyarlı olacak zamanı kalmaz. Örneğin, komşu ülkeyle binlerce mil uzaktan soysuzun biri dalaşmaya kalkar; bunun için para döker, o ülkedeki Satilikus’ları satın alır, durup dururken onların ortalığı karıştırmaları için elinden ne geliyorsa yapar. Tayyibus bu, durur mu? En değme Satilikus’tan bile daha Satilikus olduğunu göstermenin tam zamanıdır onun için! Hemen o soysuza, ondan daha soysuz olduğunu gösterecektir. Ağzından dilinden “din”i düşürmeyen, ağzınının salyasıyla her satın alacağı kişiye her zaman önce “din kardeşim” diye yaklaşıp sarılan bu düzenbaz, komşunun “din kardeşliği”ni unutuverir bir anda… Soysuz Birleşik Devletleri ile işbirliği yapar, komşunun tekerine çomak sokar. Bununla da kalmaz, elindeki silahlı gücü de o komşuya sokmaya kalkar. O sırada Tayyibus’un ülkesinde, vatan denen kutsal yol uğruna şehit verilmektedir, hem de binlerce… Tayyibus, o askerlerini şehit edene o silahlı gücünü sokmayı hiç düşünmez. Silahını o yöne çevirmesini geçtim, şehit edene saygı gösteren bir şerefsiz, şehit olanı da kelle hesabıyla sayan bir cibiliyetsizdir bu tür.

Tayyibus önünde herkes korkudan düğme ilikler, şeytan da ilikler; ama şeytan, düğmesini korkudan değil, saygıdan ilikler! Tanrının gazabıyla kovulmuş olan ve yalnızlıkla cezalandırılmış olan şeytan, yüz binlerce yıldır Tanrı’dan intikamını almak için insan türü üzerinde değişik oyunlar oynamıştı. Yalnızlığı ise, değişmez kaderi olarak görmüş, kaderine boyun eğerek bu şekilde yaşamaya kendini bu uzun tarihsel süreçte güç bela alıştırmıştı. Ta ki Tayyibus’u görene kadar… Homo Akepelis Tayyibus, şeytanın yalnızlığını da bitiren bir hamle yaptı. Hatta bununla da yetinmedi, şeytanın yüz binlerce yıldır doğru giydiği pabucunu onun ayağından çıkarmayı başarıp, bir de üstüne o pabucu ona ters giydirdi. Yani yalnızca antropologları değil, tüm teologları da incelemeye çağırıyorum. Hatta ve hatta Tayyibus, hümanizmin çöktüğü yerde filizlenen zehirli bir ottur; o yüzden herbologlar da beri gelsin lütfen

Tayyibus’un sorulabilecek her soruya vereceği bir yanıtı vardır. Yalancıdır, yapmacıktır, sahtekârdır; ama mutlaka bir yanıtı vardır. Tayyibus, yazımızın başında da belirttiğimiz gibiakıllı insan olan Homo Sapiens’ten milyonlarca yıl geriye dönüşün tek kanıtı olduğu için “akıl”dan yoksundur doğal olarak. Ve yine doğaldır ki, her soruya bir yanıtının olması, kendi aklının varlığının değil, yokluğunun kanıtıdır. Homo Sapiens, bilmiyorsa bilmiyorum der; bilmiyorsa bir bilene sorar, kitaplardan öğrenir, araştırır, sorgular, tartışır. Homo Akepelis ise, bildiğini yanlış bilir, üstüne bir de herkesin bildiğini de saptırıp şaşırtır; daha da ilginç olanı, bilmiyorsa da “biliyorum” der. Tayyibus alt türünde, bu en belirgin şekilde, “faşizm” olarak görülür, yani bilmediğini de biliyormuş gibi dayatır. Homo Akepelis’in diğer alt türleri zaten onun bu dayatmasına ses çıkaramaz da, Homo Sapiens’ler içinde karşı çıkacak olan olursa, Tayyibus balyozu onların tepesine indiriverir. Tayyibus, içinde yaşadığı karanlık mağaraya herkesi sokmaya çalışan bir yarasa gibidir. Bu yüzden, dünyanın tüm zoologları birleşin! Birleşin ki, ancak çözersiniz Tayyibus’un bu rezil özelliğini…

Tayyibus, bırakın Homo Sapiens olan “akıllı insan”ları, kendi gölgesinden bile korkan bir korku imparatorudur. Çevresinde yüzlerce Homo Akepelis Korumalis ile dolaşır. Korumalis, onun maaşlı fedaileridir. Tayyibus, onların maaşını Homo Sapiens’ten çıkarmaya çalışır. Ne sandınız? Dünyanın dört bir tarafında şıkır şıkır faizi işleyen paracıklarıyla mı ödeyecekti yani? Oğluna gemi değil gemicik alan bir Tayyibus’un bu hayatta hiçbir zaman parası olmaz, unutmayın. O olsa olsa, paracıktır. Zenginden de zengin olan Tayyibus, tam bu noktada garipten de garibi oynamayı çok iyi becerir. Bir tiyatro sanatçısı olan bendeniz Utku Erişik gibi Homo Sapiens Oyunculis’lere de bu oyunculuk karşısında ancak şapka çıkarmak kalır!… Kalabalık fedai kolonileriyle dolaşmayı seven Tayyibus, yarattığı korku imparatorluğunda, mavi-kırmızı ışıkları yanıp sönen arabalarla gittiği toplantılarda ülkesini karış karış satarken , mavi-kırmızı ışıkları yanıp sönen başka arabalarla da ülkesinin tam bağımsızlığını ve birliğini savunanları hücreye tıkar. Yüreksiz Tayyibus bilmez ki, o hücrelerde bir ulusun yüreği atar. Ve Homo Akepelis’lerin alayı bir araya gelse, bir manga has dalı kıramaz!

Tayyibus’u inceleyecek biliminsanları, “bilim” ile uğraştıkları için, milim yüreği olmayan bu ilkel yaratığı anlamakta zorlanacaklardır; benim sanatçı olarak bu yazıyı yazmamın nedeni, onlara bu konuda yardımcı olmaktır.

Sanat, bilimin dans arkadaşıdır çünkü; aynı aydınlık şarkıda kol kola girmiş iki sevgili gibidir.

Bu yazı, Mustafa Kemal’in sanat cephesineferlerinden biri olan benim,Mustafa Kemal’in bilim cephesineferlerini dansa kaldırışımdır.

Homo Akepelis, beraber yürürken bu yollarda; Mustafa Kemal’in aslanları olan bizler, o pis yollarını keseceğiz hepsinin. Er ya da geç, ama mutlaka!

Homo Akepelis, beraber ıslanırken yağan yağmurda; Mustafa Kemal’in askerleri olan bizler, o asit yağmurlarının üstüne pırıl pırıl bir güneş gibi doğacağız. Er ya da geç, ama mutlaka!

Mustafa Kemal, yani Homo Sapiens’in görüp göreceği en devrimci adam… Mustafa Kemal, yani Homo Sapiens’in içindeki ezilen ulusların göz bebeği… Mustafa Kemal, yani Homo Sapiens’in çürük elması olan Homo Emperyalizmus’a nişan alıp, alnının ortasından vuran adam… Mustafa Kemal, yani Homo Sapiens’in tüm erdemleriyle donanmış, her hücresi cesaret, her hücresi aydınlık ile dolu olan adam… Mustafa Kemal, yani benim babam

Son sözüm de, bana Sen sanatçısın, senin ne işin var Kemalizm’le? diye iletiler gönderen Homo Akepelis Ahmakus’lara gelsin:

Son  cümlemde  ne  dedim ?

“Mustafa  Kemal,  yani  benim  babam”  dedim,  değil  mi ?

Tamam  işte,  Kemalizm,  bende  “babadan  oğula”  geçen  bir  sanattır  yani !…

Utku  ERİŞİK  /  Tiyatro  Sanatçısı  –  Yazar

utku@tiyatrobirileri.com

http://www.ilk-kursun.com/haber/117943


2 Responses to “HOMO AKEPELİS DENEN AŞAĞILIK TÜR”


  1. 1 fazilet
    Aralık 31, 2013, 3:19 pm

    Bu yaziya yorum ne yazikirki elleri dert keder görmesin ömrü uzun olsun yazarin.

  2. 2 Ayşe
    Şubat 17, 2017, 8:11 pm

    Kutuplaşmayı anlarım da Attilâ İlhanın deyimiyle ‘halka boka bakar gibi bakanlar’ın yaşadığı bu aşşağılık agresyonu anlamam. Esasen monomanik, pespaye ve lisanımunasip ile aşşağılık maymunları anlamam zaten mümkün değil. Homo Capulis denen aşşağılık türün trajikomik, ıspazmos minvalindeki hezeyanları ciddi manada kendi türleri gibi tahammulfersa.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2.265.956 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Eylül 2012
P S Ç P C C P
« Ağu   Eki »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: