Mart 2013 için arşiv

31
Mar
13

ÜÇ YÜZ AYDIN ve TÜRK MİLLETİ..!!!

Üç  yüz  aydın,  ahval  ve  şeraitin  gidişatının  gereği  olarak  bir  bildiri  yayımlamış  ve  “ Türk  Milletinin  aklı  selimine”  seslendiklerini  dile  getirerek,  bu  bildirinin  altına  imza  atmışlardır.
Kendilerini  kutlarım…

Türk  milletini  kimliksizleştirmek,  Anayasa’dan  Türkiye  Cumhuriyeti’nin  kurucusu  ve  gerçek  sahibi  bir  milletin  adını,  Türk  milletinin  adını  çıkarmak  isteyenlere  haklı  bir  uyarıda  bulunmuşlardır.

Doğru  mudur ?

Doğrudur…

“AŞAĞIDA  İMZASI  BULUNAN  BİZLER,  TÜRK  MİLLETİ’NİN  AKLI  SELİMİNE  SESLENİYOR,  TARİHİN  BU  DÖNEMECİNDE  TÜRK  MİLLETİ  ADINA  HAREKET  EDENLERİ  AŞAĞIDAKİ  HUSUSLARDA  UYARIYORUZ..!!!

1 –  Türkiye  Cumhuriyeti  Devleti’nin  kurucusu  ve  sahibi  olan  Türk  Milleti’nin  adı,  vatandaşlık  tarifinden  ve  Anayasa’dan  çıkarılamaz.

2 –  Devletimizin  eşit  ve  şerefli  üyeleri  olan  aziz  vatandaşlarımız,  ırklara  ve  mezheplere  ayrıştırılamaz.

 3 –  Anadolu  coğrafyasında  Selçuklu  ile  başlayıp  Osmanlı  ile  devam  eden  Türk  Milleti’nin  kesintisiz  egemenliğini  esas  alan  büyük  Atatürk’ün  kurduğu  milli  devlet  yapısı  ortadan  kaldırılamaz.”

****

Aydınların bildirisinde 2. Madde’de işaret edildiği gibi Türk milleti etnik kökenlere, ve mezheplere göre de ayrıştırılamaz. Aksi davranış emperyalizmin borazan başıcılığıdır.  bölücülüktür.
Cumhuriyetle birlikte var olan ve Türk Milletinin kesintisiz, kayıtsız ve şartsız egemenliğini temel olarak kabul eden, MİLLİ DEVLET yapısı, yok edilemez.
Elbette Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tıpkı 1920-1938 yıları arasında olduğu gibi Türkler tarafından, Türk  budunu için yönetilmelidir.
Ve bu yönetim şekli Türk Devleti’nin olmazsa olmazı olmalıdır.
Doğru  mudur ?
Doğrudur…
“Selçuklu  ile  başlayıp  Osmanlı  ile  devam  eden  Türk  milletinin  kesintisiz  egemenliği”

Doğru   mudur ?

Hayır,   değildir..!!!

Yanlıştır…

Çünkü  1071  Malazgirt  Savaşı  aslında ;  “Müslüman”  Türklerin,  diğer  Türk  boylarından  sonra  Anadolu’ya  kimbilir  kaçıncı  tekrar  girişlerinin  tarihidir.
”Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. 
Bu sahne 7 bin senelik, en alasından bir Türk beşiğidir. 
Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı.
Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı.
O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. 
Türk budur.
Yıldırımdır.
Kasırgadır,  dünyayı  aydınlatan  güneştir.”
Mustafa  Kemal  ATATÜRK
***

“M.Ö.   2500 — 2000   HATTİ  KRALIĞI

Anadolu’da Hatti uygarlığının hakim olduğu döneme ait, bugün elimizde binlerce yazılı belge var.

Bu belgelerin birine göre, Anadolu’da Türkler’in yaşadığı kesin olarak anlaşılmaktadır.

Söz konusu belge, İÖ. 2350 – 2150 yılları arasında Mezopotamya’da büyük bir devlet kurmuş olan Akad imparatorlarından Naram- Sin’e ait olup, Anadolu hakkında bilgi veren ilk yazılı belgedir.

Bu belgede, Kral Naram- Sin, “ Purattu ( günümüzdeki Fırat ) Nehri’ni geçerek Anadolu’ya girdiğini ve Hatti Kralı Pampa başkanlığında toplanan 17 Anadolu kralına karşı mücadele ettiğini belirtmekte ve kendine karşı çıkan bu kralların isimlerini vermektedir.

“ŞARTAMHARİ METNİ” adı verilen ve “ MÜCADELENİN KRALI” anlamına gelen bu belge, aslında üç kopya olup, biri Mezopotamya’da Babil’de, ikincisi Mısır’da Tel el Amarna’da, üçüncüsü de Anadolu’da Hattuşaş arşivinde bulunan metindir. Baştan 7 satırı kırık olan metnin 15 nci satırı Türki Kralı İlsu- Naşil’den söz etmektedir. (Konu hakkında ayrıntılı bilgi almak isteyenlerin Prof. Dr. Ekrem Memiş’in Eskiçağ’da Türkler kitabını öneririm.)

Görülüyor ki, bu metin Anadolu kökenli olmamakla beraber, Anadolu hakkında bilgi veren en eski yazılı belgedir.

TURUKKULAR

Fırat Nehri kıyıları, İÖ. 4 000 yıl ve devamı boyunca ve 2 000 yılları başlarında önce Sümer, sonraları Babil nüfusunda bulunuyordu. Bölgenin başkenti Mari, Fırat Nehri’nin doğu sahillerinde, Suriye’nin Deyü’z-Zor eyaletindeydi. Bugün, antik kentin bulunduğu yöre Tel Hariri adıyla bilinmektedir.

Burada, Fransız Arkeoloji Enstitüsü mensupları, 1933 – 1939 yılları arasında kazılar yaptılar. Kazıda mabetler, etkili duvar resimleriyle süslenmiş bir saray ve yüzlerce çeşitli buluntu ele geçti. Ama, en önemlisi değişik odalarda ele geçen binlerce tabletin oluşturduğu arşivdir.

Bu çivi yazılı tabletlerde sık sık karşılaşılan bir isim de, (TURUKKU)’dur.
Ayrıca, Urfa- Harran’da Ay(Sin) Tanrısı mabedinde bir antlaşmanın imza edildiğine dair kayıtlar da ele geçmiştir.

****
Bu  tabletlerden  birkaç  örnek  görelim :

16 numaralı tablet :  “…Uyuyanları uyandıran ve uyandırdıklarına hiç tayın vermeyen Turukkular gibi yapacağız”.

21 numaralı tablet :  “…Bu akından beri Turukkular’ın sayısı fazla görünmüyor. Fakat artabilir. Onlar gelmeye devam edecekler.”

22 numaralı tablet :  “…Bana yazdığın Turukkular’la ilgili haberler değişti.”

23 numaralı tablet :  “… Bana Turukkular hakkında yazmıştın. Turukkular’ın çıkış hareketinde bulundukları gün çok meşgul olduğumdan sana haber veremedim.”

87 numaralı tablet :  “…Kral bana her şeyden önce, Turukkular’ın hücum ettiklerini, Nithim’i kuşattıklarını yazdı.”

Güneydoğu Anadolu’da yaşayan, cengaverlikleri Orta Asya Türk akıncılarını andıran, ana merkezden takriben 400 km. uzaklaşıp, düşman ordugâhlarına saldıran bu Turukkular, sizce Türk’ten başka kim olabilir ?

Konu hakkında ayrıntılı bilgi almak isteyenlere, ( Sadi Bayram, Güneydoğu Anadolu’da Proto- Türk İzleri, Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yayını) öneririm.”

MALAZGİRT’TEN   ÖNCE   ANADOLU’YA   TÜRK   AKINLARI

Malazgirt Meydan Muharebesi’nden önce, Anadolu’ya yapılan Türk akınları şöyle özetlenebilir:
İÖ. 7 nci yüzyılda, Kafkasya üzerinden gelen Saka Türkleri, Kızılırmak havzasına kadar hakim oldular.
İS. 451 yılında Akhunlar, Kafkasya’dan gelerek Doğu Anadolu’da yer tuttular.
İS. 550 yıllarından itibaren Sabir- Belencer gibi Türk boyları, Anadolu’ya gelerek yerleştiler.”

****

Ayrıca  Türk  Milletinin  Anadolu’da  egemenliğinin S elçuklarla  başladığını  söylemek,  Kürtlerin  “Anadolu’da  Türklerden  önce  biz  vardık.  Bu  toprakların  sahibi  biziz”  iddiasını  desteklemekten  öteye  gitmemektedir.

İddia edildiği gibi; Anadolu’da Türk egemenliği 1071′de Selçuklularla  birlikte  başlamamıştır.

Bu  topraklarda  Türk’ün  varlığı  Mustafa  Kemal  Atatürk’ün  de  işaret  ettiği   gibi  oldukça  eski  ve  M.Ö.lere  dayanmaktadır.

Bunun  yanı  sıra  Osmanlı’da  Türk  Milletinin  egemenliğinden  de  söz  etmek  mümkün  değildir.

Çünkü  Osmanlı’da  ne  millet  ne  de  vatan  kavramı  yoktur.

Topraklar  Memalik-i  Osman,  bu  topraklar  üzerinde  yaşayanlar  da  kuldur.

Hele,  Osmanlı-Rus  Savaşı’nın  ardından  alınan  beş  milyon  İngiliz  lirası  ile  başlayan  borç  batağından  sonra  kurulan  Düyun-u Umumiye  gibi  uluslar  arası  bir kuruluşun  (1872-1939)  denetiminde  olan  Osmanlı’da,  Türk  milletinin  kesintisiz  egemenliğinden  bahsetmek  son  derece  komiktir.

Sadece  ve  sadece  1920-1938  yılları  arasında,  Mustafa  Kemal’in  Türk milleti ile birlikte, kanla, irfanla  ve  devrimle  kurduğu  Cumhuriyet’in  tam  bağımsız  ve  Türk  milletinin  kayıtsız  ve  şartsız  egemen  olduğunu  söylemek  mümkündür.

****

Türk milleti küresel çetelerin Türkiye’de uyguladığı sisteme baş kaldırmakta ve emperyalizmin tuzaklarına karşı direnmektedir.

Bu direniş ve bu ayağa kalkış elbette “Dünya Hükümeti”ni endişelendirmekte ve milli halk muhalefetinin çatısını aşağıya çekmek için çaba göstermektedir.

Millette mevcut olan sisteme karşı baş kaldırış ve memnuniyetsizlik bir  “UMUT  DALGASI”  ile  ötelenmelidir.

Millet bu umuda sarılıp, heyecanlanmalı ve hatta bu bildirinin  altında  imzası  olan  aydınlara   “Tamam,  haklısınız..   İlân e ttiğiniz  üç  maddede  biz  sizinle  beraberiz.   Ama somut  önerileriniz  nedir,  nasıl  yapacaksınız?”  diye  sormayı  da  unutmalıdır.

Ama  ben  bu  bildiride  imzası  olan  aydınlara  soruyorum :

Bu  aymazca  gidişe  “DUR”  diyecek  bir  somut  öneriniz  var  mı ?

Ne  yapacaksınız  ve   de   hep   beraber   ne  yapmalıyız 

da   bu   hayasızca   akını   durduralım..?!!!

Keşke  bu  bildiri  “İLMİYE  SINIFI”nın  bildirisi  olmasaydı..

Örneğin imza atanlar arasında vaktiyle ADD’nin sitesinde  PKK’lılara  “GERİLLA”  diyen  zat-ı  muhteremler  olmasaydı.

Keşke esnaf, meslek odaları, gerçekten milli demokratik kitle örgütleri, işçi, memur sendikaları, işçi, çiftçi, köylü, kentli, öğrenci, şehit aileleri, öğrenciler, ev kadınları, Yörük Obaları olsaydı..

Bu  bildiri  buram  Anadolu  koksaydı…

Ama  bildiride  Türk  Milletinin  birlikteliği  sağlanamamıştır.

Bu  birliktelik  mutlaka  sağlanmalıdır.

Okumaya devam edin ‘ÜÇ YÜZ AYDIN ve TÜRK MİLLETİ..!!!’

30
Mar
13

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

29
Mar
13

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

28
Mar
13

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

27
Mar
13

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

26
Mar
13

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

25
Mar
13

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

24
Mar
13

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

23
Mar
13

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

22
Mar
13

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

21
Mar
13

.

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

20
Mar
13

Silâhları İle Teslim Olanlara…

TESLİMİYET

Ergenekon   tertibi   başladığında,   “Türklerin   milli   destanın   adı   bir   terör   örgütü

adı   olur   mu”   diye   sorarak   tuzağa   düştüler.

Oysa  tertibin  küresel  sahipleri  “bu  sefer  kesinlikle 

Ergenekon’dan  çıkamayacaksınız”  mesajı   veriyordu, 

ama   anlamadılar.

Emperyalist   devletler   simgeler  üzerinden   mesaj   verir.

1 –  Kraliçe’ye  refakat  için  2008’de  İstanbul’a  gelen  ve  Türk  bayrağı  asmayan  uçak  gemisi  “HMS  İllustrious”,  1918’de  işgalin  simgesi  olan  İngiliz  gemisiyle  aynı  yere  demir atmıştı. 

Gül  bu  törenden  önce  Kraliçe  tarafından  Köşk’te  Büyük  Şövalye  Nişanı’yla  ödüllendirilmişti.   Gül  frakını  giyerek(!)  Kraliçesinin ayağına  gitti.

Kraliçe  tarafından;   “Biz  geri  geldik.   Tepenize  oturttuğumuz  memurumuzu  da  ayağımıza  çağırarak  bir  rövanş  daha  aldık.”

Mesajı  verildi.

Yetmedi ;

2 –   II. Elizabeth,  Anadolu’nun  İngiliz  İşgali’nin  yıldönümünde  Londra’da  “Chatham  House  ödülü”  verdi.

Gül’e  ikinci  ödül  olan  Kristal Ödülü,  1918’de  İngilizlerin  Çanakkale  Boğazı’nı  işgali  ve  İskenderun’a  asker  çıkardığı  9 Kasım  seçilerek  verildi.

3 –   29  Ekim  2004   tarihinde  Roma’da  Recep  Tayyip  Erdoğan  ve  Abdullah  Gül  Papa’nın  heykeli  altında  kurulu  masaya  oturdular  ve  AB  Anayasasını  imzaladılar.

Türklere  mesaj  29  Ekim  Cumhuriyet  Bayramı  tarihi  seçilerek  verilmişti.

Müslüman   görünümlü   iki   zata   Papa   önünde   attırılan   imza   ile   Vatikan’a  

biat   mesajı   verildi.

AB   Anayasasına   imza   attırılarak   T.C. Devletinin   boynuna   Haçlı   halkası  

geçirildi.

Erzurum  kongresinden  tutun,  her  tarihî  günde  bir  ihanet  anlaşması,  toplantısı  yapıldı.

18 Mart  Çanakkale  Şehitlerimizi  Anma  Gününde  Genelkurmay  Başkanı’na  müebbet  hapis  istenmesi  bu  yüzden  bir  mesajdır.

Mesaj ;

“Dün   kovmuştunuz,   geri   geldik.   Sizi   esir   aldık.”

Emperyalist  devletler  18  Mart  hezimetinin  rövanşını  alıyordu.

Peki,  silâhları  ile  esir  olanların  hiç  mi  suçu  yoktu ?

Ergenekon  adlı  sanal  örgüt  MİT’e  sorulmuş,  MİT;

-“Böyle  bir  örgütün  varlığı  hakkında  bilgimiz  yoktur”  diye  cevap  vermiş.

Ergenekon  adlı  sanal  örgüt  Emniyet  İstihbarata  sorulmuş, Emniyet;

-“Böyle  bir  örgütün  varlığı  hakkında  bilgimiz  yoktur”  diye  cevap  vermiş.

Ergenekon  adlı  sanal  örgüt  Genel  Kurmay  Başkanlığına  sorulmuş,  Genel  Kurmay;

-“Böyle  bir  örgütün  varlığı  hakkında  bilgimiz  yoktur”  diye  cevap  vermiş.

Yanlış   yerlere   sormuş   gariplerim.

Nerede   pişti   ise,   oradaki   aşçıdan   tarif   alacaktınız.

Sorulacak   adres ;

“CİA,   MOSSAD,   M 16”   olmalıydı,   şekerim…

Sunum;

F – CİA,   F – MOSSAD,   F – M16   yargı   ve   basını   tarafından   yapıldı…

Yardım   ve   yataklık;

Erdoğan  ve  F – Emniyet,  F – Yargı…

Bir  atasözümüz  der  ki;

“Kedi  bokunun  üzerinde  dövülür.”

Küresel  kedi  yargının  üzerini  ilk  pislettiğinde  sesini  çıkarmayanlar,  sorumlu  olduğu  halde  yetkisini  kullanmayan  kurumlar…

Şimdi   kafayı   dövmek   neye   yarar ?

20  Temmuz  1974  yılında  Kıbrıs  Barış  Harekatı  Yapıldı.

Harekât  sırasında  bazı  asker  pilotların  görev  yerinde  hapsedildiği  söylendi.

Sebebi  neymiş  biliyor  musunuz ?

8  Ağustos  1964  yılında  Rumlar’ı  Türk  Halkı’na  karşı  işledikleri  insanlık  dışı  eylemlerden  caydırmak  için  Eskişehir’den  Kıbrıs’a,  4’lü  Filo  Komutanı  olarak  gönderilen  Cengiz  Topel’in  uçağı,  uçuş  esnasında  yerden  isabet  alarak  düşürülmüştü.

Cengiz  Topel,  paraşütle  atlamayı  başardı  fakat  esir  alındığı  Rumlar  tarafından  şehit  edildi.

Pilotlar  işkence  ile  şehit  edilen  Cengiz  Topel’in  intikamını  almak  için  arkadaşları  ile  anlaşmış.

Uçaklar  ile  6. filonun  bacasından  gireceklermiş.

Yani  ölüme  gideceklermiş.

İntihar  saldırısı.

Gelelim   günümüze;

Ergenekon  tertibi  ile  önce  emekli  askerler  alındı.

İçlerinde  gaziler  vardı.

Baktılar  kimsenin  sesi  çıkmıyor,  Şener  Eruygur  ve  Tolon  Paşa  alındı.

Ahmet  Takan’ın  yazısından  öğrendiğimize  göre;  o  gün  Genelkurmay  Başkanı  Büyükanıt  ile  Orgeneral  Ergün  Saygun  gülücükler  saçıyormuş(!)..

CİA   tarafından   esir   alınan   askerler   bu   tezgahın   ne   olduğunu   bilmiyormuş  

gibi   ciddi   ciddi   kendilerini   savundular (!)..

Afaki  hapis  cezaları  yağdığında  ise ;

“Hukuk  cinayeti,  savunma  hakkımız  elimizden  alındı”  dediler.

Anlamak   istemedikleri   ise,   kirli   bir   savaşın   esiri   olduklarıydı.

Ve   hiçbir   savaş   esirinin   gerçek   bir   mahkemede   yargılanmayacağı   gerçeğini  

görememeleriydi.

Madem   belinizde   silahlarınızla   tek   bir   mermi   atmadan   esir   oldunuz,   hiç  

olmazsa   bu   CİA   mahkemelerini   meşrulaştıracak   bir   savunma   yapmasaydınız.

Yapacağınız   savunma ;

“Bu   CİA   güdümlü,   Amerika’da   planlanan   kirli   tezgahın   yargı   ayağını   tanımıyoruz.

Bu   korsan   mahkemeye   karşı   kendimizi   savunmuyoruz.

Bizler  gerçekte  Türk  Devleti  ve  Türk  Halkına  karşı 

suç  işledik.

Silahlarımızla   birlikte   CİA   güdümlü   polislere,   Amerikan   yargısına   teslim   olduğumuz   için   suçluyuz.

Suçumuz   savaşmadan   düşmana   teslim   olmaktır.”

Olmalıydı.

12  Eylül  darbesi  sadece  gençlerin  üzerinden  geçmemiş.

Askerimizi  de  “gece  körü”  yapmış.

İçinizde ;

Altıncı  filonun   bacasından   içeri   girecek   yürekte  

veya   öngörüde   bir  tane  bile   asker   yok   muydu..?!!!

Okumaya devam edin ‘Silâhları İle Teslim Olanlara…’

18
Mar
13

Çanakkale Şehitlerini Anma Gününü AN(A)MIYORUM..!!!

DÜN,   DAHA   DÜN   YURDUM   İŞGAL   GÜÇLERİNİN   MAŞALARI  

TARAFINDAN   KİRLETİLDİ.

Biz   seyrettik.

Sadece   seyrettik…

Ülkemin   bayrakları   suç   unsuru   olarak   gözaltına   alındı.

Yutkunduk.

Ülkenin   yer   altı,   yer   üstü   kaynakları   işgal   güçlerine   peşkeş   çekildi,  

bizler   üç   maymunu   oynadık.

Ülke   yabancı   asker   doldu,   görmemezliğe   geldik.

Çanakkale   de   öleceğini   bile   bile   ölen   arkadaşının   yerine   geçen   Mehmetçikler  

canlarını   vererek   Çanakkale’yi   geçirmedi.

Biz   bütün   ülkenin   çilingire   çevrilmesine,   kapıların   düşmana   teslim   edilmesine  

seyirci   kaldık.

Hangi   yüzle   anma   yapacağız ?

İşgal   altında   bir   ülkede   utanmadan   nasıl   Çanakkale   şehitlerini   anacağız ?

Şehitlerimiz   kalksalar   yerlerinden,   ya   okkalı   bir   şamar   yeriz,  

ya   da   yüzümüze   tükürürler.

Bu   ülkeyi   tekrar   bağımsız   bir   ülke   haline   getirmeden   kimsenin   şehitlerimizi  

anmaya   yüzü   yoktur..!!!

18  Mart   Çanakkale   Şehitlerini   Anma   Gününde   Çanakkale’yi   geçemeyen   düşman  

bugün   Silivri’de   rövanş   alıyor.

Ülkenin   Genelkurmay   Başkanı’na   müebbet   istiyor.

Çanakkale’yi  geçemeyen  düşman,  “bizim”  siyasilerin  

peçete   tutma   eşliğinde   şimdi   Silivri’de,  Hasdal  ve  

diğerlerinde   Çanakkale   ve   Kurtuluş   Savaşının  

rövanşını   alıyor.  

Bazıları   da   utanmadan ;

Okumaya devam edin ‘Çanakkale Şehitlerini Anma Gününü AN(A)MIYORUM..!!!’

17
Mar
13

İşte korku !

İktidar  temsilcileri  ve  yandaşları  her  ne  kadar  hâllerinden  hoşnut  olsalar  da  özellikle  muhaliflere  yönelik  izlemeler,  dinlemeler,  fişlemeler,  soruşturmalar,  yargılamalar,  tutuklamalar  toplumda  büyük  bir  “korku  imparatorluğu”  duygusunun  oluşmasına  yol  açtı.

Bugün  bu  imparatorluğun  tutsağı  olan  ama  en  azından  mertçe  davranıp  bunu  itiraf  edebilen  bir  okurumdan,  T. Y’den  gelen  mektubu  paylaşacağım  sizinle…

Elbette,  kendisinin  izniyle !

T. Y’yi  yıllardır  tanıyorum.  Aslında  “etkinliğinden”  dolayı  birçoğunuz  da  tanıyorsunuz.

Kendisi  Fatih  Hilmioğlu  ve  Serdar  Öztürk’ün  sağlığı  için  başlattığımız  kampanyaya  katılmak  istemiş  ama  korkmuş…

Sonra  da  oturup  duygularını  şöyle  ifade  etmiş :

“Korkuyorum !”

“Sevgili Mutlu,

Bütün muhalif tutumuma ve esaret altında bulunan muhalifler için büyük bir ıstırap duymama rağmen, iletişim bilgilerini verdiğiniz kişilere herhangi bir yazı göndermedim. Sizin çabanıza da destek olmadım. Bizden isteğinizi yapmadım.

Size karşı mahcubum…

Mazeret üretmeye gerek yok:

Korktum.

Dilime hâkim olamayıp, özellikle sosyal paylaşım sitelerinde sözümü esirgemeden yaptığım eleştiriler yüzünden zaten korkmaktayım.

Kendim için değil korkum, ama mahkemeye verilirsem bütçem savunmama yetmez. Çoluk çocuk sefil olur. Oğlumun geleceğini karartırlar. Bunların yandaşlarının, destekçilerinin demokrat gibi, özgürlüklerden yana gibi görünmeleri yalan… İçleri cumhuriyete, cumhuriyetin kuruluş ilkelerine, Atatürk’e ve devrimlere karşı yalan ve iftirayla işlenmiş, ortadan kaldırılamaz bir kinle dolu…

Adresini verdiğiniz insanlara göndereceğim bir ileti, beni ve ailemi çok zor duruma sokar.

Bazen, hoşuma gitmeyen söz, tutum ve tercihleri yüzünden CHP’ye, en tepeden başlayarak ulaşabildiğim her seviyeye, en acımasız, en sert eleştirileri gönderiyorum ve aklıma korkmak gelmiyor.

Ama AKP ve Cemaat başka, CHP başka!

Duyduklarım bir yana, yaşayarak tanık olduklarım, sıradan üyelerinin bile gözlerinde okuduğum nefretin büyüklüğü, geri adım atmama sebep oluyor. (../..)

Siz bir de bunların ağababalarına yazı yazmamı istiyorsunuz.

Ben tutuklanırsam savunmamın yapılacağını, serbest kalana kadar aileme bakılacağını taahhüt ederseniz, tek başıma CHP’nin yapmakta olduğu muhalefetten çok daha etkili bir muhalefeti yaparak ortalığı birbirine katacağıma, burada beyni yıkanmışlara karşı gözümü budaktan sakınmadan karşı duracağıma söz veririm.

Sevgili Mutlu.. Karanlık bir dönemden geçerek daha da karanlık bir döneme doğru hızla gitmekteyiz.. Biliyorum; sıra bana, bize de gelecek.

Ama aileme, oğluma bulaşmalarını önlemeli, en azından mümkün olduğunca geciktirmeli, oğlumun okulunu bitirmesine engel olabilecek şartların oluşmasına sebep olmamalıyım.

Muhalefet görevimi doğruluktan ve adaletten ayrılmadan, pozitif bilimin ışığında ve gerçeklerin gölgesinde yapmaya, vatanımı ve Türk Milleti’nin her bir ferdini sevmeye devam edeceğim.

Ama tepedekilere bulaşmaya ya da cahil cesaretinin karşısına dikilmeye -şimdilik- korkuyorum.

Sevgiyle kalın.

T. Y.”

‘Şimdilik’e  dikkat !

T.Y’nin mektubunu, toplumun önemli bir bölümüne egemen olduğunu düşündüğüm “korku imparatorluğu”nun ulaştığı boyutu anlatabilmek için sizinle paylaştım.

Ancak bugün bir yandan terör örgütüyle pazarlığa girip diğer yandan “dindar ve kindar nesil” yetiştirmek için cumhuriyetin ilke ve devrimlerini hedef alanlar iyi bilmeliler ki; T. Y’ler sadece “şimdilik” susuyor ve korkuyor.

Yani  bu  ülke,  bazılarının  sandığı  gibi  babalarının  çiftliği  değil..

Bu  da  böyle  biline !

GÜNÜN   SORUSU

T. Y’yi  anlıyorum  ve  ona  saygı  duyuyorum…

Ama  sorum  ona ve  onun  gibi  düşünüp,  mücadele  etmeyi  başka  zamanlara  erteleyenlere :

Siz   çocuklarınızı   korumak   adına   korkup   susarken,   aslında   çocuklarınız   için  

daha   fazla   korkmanız   gereken   günlere   gitmiyor   muyuz ?

Uyan   Türkiye — (16)

Ergenekon  tutuklusu  Fatih  Hilmioğlu  ağır  hasta…

Kanser !

Kadın öldüren adamların, ırza geçenlerin, gasp işleyenlerin bile birkaç yıl tutuklu kalıp salıverildiği bu ülkede, o dört yıldır tutuklu olarak yargılanıyor ve artık gün sayıyor!

Ancak  mahkeme  ısrarla  tahliye  talebini  reddediyor.

Öte yandan ölümcül uyku apnesi hastalığına yakalanan Emekli Üsteğmen Avukat Serdar Öztürk de  “Fatih Hilmioğlu tahliye edilene kadar hastaneye gitmeyeceğim”  diyerek tedaviyi reddediyor.

Biz  de  Silivri’deki  bu  dramları  günlerdir  “sorumsuz  sorumlu  devlet  yetkilileri”ne  anlatmaya  çalışıyoruz.

Devlet  protokolüne  göre  bugün  sıra  Enerji  ve  Tabii  Kaynaklar  Bakanı  Taner  Yıldız’da..

Enerji  Bakanı  ama  onun  da  Bakanlar  Kurulu’nda  oyu  var.

Siz  de  Silivri’de  yaşananlara itiraz  ediyorsanız,  Taner  Bey’e  mektup y azın :

Faks: (0312) 222 94 05

E-posta: tyildiz@enerji.gov.tr

Mustafa  MUTLU

Vatan

17
Mar
13

AKP ZULMÜNDEN NASIL KURTULURUZ ?

AKP  demek  zulüm  demektir.

AKP  demek  çile,  keder,  sömürü,  baskı,  acımasızlık,  yoksulluk  demektir.

AKP  demek  adaletsizlik  demektir.

Ülkemiz, en çok milyardere ve en çok yoksula sahip bir ülke olarak tüm dünyada nam yaptı.

Milyarderler arttıkça yoksullar da artıyor.   Yoksullar çoğaldıkça milyarderler de çoğalıyor.

Aslında “zulüm” ve benzeri tüm sözcükleri bir araya getirip, AKP döneminde olup bitenleri anlatmaya çalışsak, yine de onun halkımıza çektirdiklerini karşılayamayız.

Ne var ki halkımızın büyük bir çoğunluğu henüz bunun bilincinde değildir. Üç kilo makarna, 5 kilo nohut, 10 kilo şeker ile, yani sadaka ekonomisi ve din sömürüsü ile uyutulmaktadır.

Kendilerinin bir günlük masrafını bile karşılayamayacak olan emekli maaşını yüksek bulan ve 800 lira asgari ücrete “BÜYÜK PARA” diyen “Bakanlar” var bu ülkede.

Oysa vatandaşlarımızın açlık sınırı altında yaşam kavgası verdiğini çocuklar bile biliyor artık. Bakın, Bakan Çelik, gözümüzün içine baka baka, yoksullukla ve yoksullarla alay edercesine, televizyon sunucusu bayanın “800 TL asgari ücretle geçinilip geçinilemeyeceği” sorusunu nasıl yanıtlıyor:

“Geçinirsiniz, yani, niye geçinmeyeceksiniz yani, 800 lira da büyük paradır yani, geçinirsiniz…” (Bu YANİ’leri konuşmaya ben koymadım, aynen böyle söylüyor Bakan.)

Bir zamanlar Tarım Bakanı olan Sami Güçlü de buğday taban fiyatını beğenmeyen çiftçiye “Gözünü toprak doyursun…” demişti.

Yine bir başka bakan, Eski Milli Eğitim bakanı Ömer Dinçer, ölen madencilerin arkasından “Güzel öldüler” yorumunu yapmıştı.

ÖLÜMÜN  GÜZELİ  OLUR  MU  YAHU…

Uygar bir ülkede bir bakan, ölümleri engelleyeceği yerde çıkıp da böyle bir söz söyleseydi yer yerinden oynar, istifa etmek zorunda kalırdı.

Bir kez olsun AKP’lilerden, “Şu işi de yanlış yaptık, şurada hatalıydık, bu böyle olmamalıydı” diye gerçeği ortaya koyan tek sözcük, tek özeleştiri işitmedik. Sanki tümü de sütten çıkmış ak kaşık…

Bozuk saat bile günde iki kez doğruyu söyler. Bunların ağzından bir kez olsun tek doğru sözcük duymadık…

Derdini, çilesini dile getirmek isteyen köylüsüne, Başbakan, “Ananı da al git”, bebek katili ile yapılan görüşmeleri protesto eden gazisine, “Gaziliği istismar etme”, Siirt’in Slopi ilçesine özel bir termik santralı yapan şirketin “Çevreye zehir saçtığını” söyleyen bir vatandaşına “Nankörlük yapma, otur, otur” diye kinini kusarsa, elbette bakanları da böyle ipe sapa gelmez laflar ederler.

Peki, ya adalet, ya yargı ne durumda ülkemizde?

Tek sözcükle perişan. İçler acısı…

Duvarlarında “Adalet mülkün temelidir” yazılı o yerlerde ne evrensel ne ulusal hukuk kuralları işliyor bugün. Avukatlara söz hakkı verilmiyor. Savunma yapmak isteyen avukatların üzerine robokoplar gönderiliyor.

Kuvvet komutanlarının, eski başbakanlık müsteşarlarının tanıklığı kabul edilmiyor, şimdiki Genelkurmay başkanı tanıklık yapmak istiyor izin çıkmıyor, ama PKK’lı katiller, ruh hastaları el üstünde.

Ergenekon yargılamasının başlamasına neden olan haham bozuntusu Tuncay güney, “Ergenekon davası bir projeydi bitti artık, devlet beni kullandı, Türkiye’de adalet aramak, genelevde bakire aramaktan farksızdır…” demesine ve tüm 50 kuruşluk CD’lerin uzmanlarca çürütülmesine karşın tutuklular hâlâ içeride çile dolduruyor… Salıverilmiyorlar.

Peki, nedir bu AKP zulmünden kurtulmanın yolu? Nedir çıkış yolu? Nasıl kurtuluruz bu AKP iktidarından? Hemen söyleyelim:

Haksızlığa, hukuksuzluğa karşı koyarak… Direnerek… Karamsarlığa, umutsuzluğa, korkuya kapılmayarak…

Eğilmeden, bükülmeden, üç kuruş menfaat için yalakalığa soyunmadan, mücadele yolunda ilerleyerek…

Bakıyorum bazı arkadaşlar halkı kötülemek, onları karamsarlığa ve edilgenliğe sevk etmek için ellerinden geleni ardına koymuyorlar:

“Battık. Öldük. Bittik. Bu halktan ne köy olur ne kasaba. Bu halkla hiçbir yere gidilmez…” sözlerini durmadan papağanlar gibi tekrarlıyorlar.

Adamlar sanki felaket tellalı.

Bakın, benim bir bayan okuyucum, makalemden şu cümleyi alarak, Face’nin duvarında paylaşmış:  HER ŞEYİN BİR BEDELİ VARDIR.  Zamanı geldiğinde herkes yaptıklarının hesabını verecek, cezasını çekecektir…”

Sen  misin  bunu  paylaşan…

“Hesap  sorulacak”  demiş  ya…

Bu felaket tellallarından birisi nasıl köpürmüş, nasıl küplere binmiş, nezaket kurallarını da çiğneyerek, nasıl bir yorum göndermiş ona, şimdi hep birlikte okuyalım. Hiç değiştirmeden aynen aktarıyorum:

“Yahu sen geri zekalımısın arkadaş salak salak kimseye boş boş boş umut aşılama insanları avutmuş olursun umut yık umut yok…”

Bu arkadaşa ve tüm felaket tellallarına şunu söylüyorum buradan: Vatanın BOP planına peşkeş çekilmesini önlemek, emperyalizm ve işbirlikçisi AKP’ye karşı zafer kazanmak istiyorsak eğer, Atatürk gibi kararlı, dirençli olmalıyız.

Olmak zorundayız…

Daha Samsun’a çıkmadan önce, düşman donanmaları için söylediği “Geldikleri gibi giderler” sözü, onun bu konudaki kararlılığını, mücadele azmini ortaya koyması açısından çok önemli bir ipucudur.

Mustafa Kemal, aynı zamanda, düşmanlar kesin zafere ulaşsalar bile, yine savaşa devam edeceğini, Kürt milletvekillerine “Bir gün bu taraflara gelirsem, Hazro Dağları beni saklar mı?” diye, ortaya koymuş, aynı soruyu Dersim Mebusu Diyab Ağa’ya da yöneltmişti.

İkincisi, kararlılığın, direncin, dik duruşun yanında bir başka oluşuma daha ihtiyacımız vardır ki o da her yazımda yinelediğim gibi parti, grup farkı gözetmeksizin bir araya gelip Milli Birlik Cephesini oluşturmaktır.

Çünkü bu güne değin emperyalistler hep “Böl, yönet” taktiği uygulayarak hedeflerine varmışlardır.

Üçüncüsü,  bilinçlendirme  çalışmalarında  kendimiz  söyleyip,  kendimiz  dinlememek  için,  köylere  gidelim.

Sokaklara  çıkalım.

Mahalleleri  dolaşalım.

Tıpkı  AKP’lilerin  yaptığı  gibi  çevremizde  komşu  ziyaretleri  düzenleyelim.

Kafaları  sadaka  ekonomisi  ve  din  sömürüsü  ile  uyuşturulmuş  dostlarımıza,  arkadaşlarımıza,  akrabalarımıza,  komşularımıza  Türkiye’nin  gerçeklerini  anlatalım.

Her yurtsever,  en  az  5  AKP’liyi  ulusal  cepheye  kazanmak  için  kendini  hazırlasa,  sorun  kökünden  çözülmüş  olur.

Ancak, bütün bu önerilere ek olarak bir de muhalefete, muhalefet milletvekillerine bir çağrımız var.

Dünyada   artık   hiç   bir   yerde   uygulanmayan,  

hileye,   hurdaya   açık,   Amerikan   yapımı   bu   UCUBE  

seçim   sistemini   değiştirmek  için  lütfen  bir  an  önce 

girişimler  başlatın.

Oylarınız anketlerde yüzde 60’lara kadar yükselse bile, bu çağdışı seçim sistemi ile yine kaybedersiniz.

Çünkü  her  an  dışarıdan  müdahaleye,  değiştirilmeye  açık  bir  sistemdir  bu.

Söyleye  söyleye  dilimizde  tüy  bitti,  ne  yazık  ki  muhalefette  herhangi  bir  girişim  yok.

Okumaya devam edin ‘AKP ZULMÜNDEN NASIL KURTULURUZ ?’

17
Mar
13

Terör ve Yılgınlık

Öztin  AKGÜÇTerör  konusunda  da  vatandaşlar  bir  şekilde  yönlendiriliyor;  gerçek  niyetler  alalanıyor,  gizleniyor.

“Kan  dökülmesin,  analar  ağlamasın,  barış”  edebiyatı  ardında  bir  pazarlık,  bir  art  niyet  uygulaması s ürüyor.

Terör, barış için, kan dökülmesin, analar ağlamasın diye yapılmaz.

Terör belli amaç ya da amaçlara ulaşmak için etkili araç olarak kullanılır.

Terör asıl amaca ulaşmak için iç ve dış çevrelerce desteklenir, finanse edilir.

Terörde kan dökmek, anaları ağlatmak, ayrıştırmak, nifak tohumları eklemek asıldır.

Ancak böylece terör yılgınlık, korku, bezginlik, aymazlık yaratarak amacı doğrultusunda başarılı olur.

Yıllardır  şu  edebiyat  yapıldı:  “Terörle mücadele uzun solukludur. Teröre ödün verilmez, pazarlık yapılmaz, terörle sorun çözülmez, şehitler ölmez vatan bölünmez, şehitlerin kemikleri sızlar.”

Peki  günümüzde  gelinen  nokta  ne ?

Baş terörist ilan edilen, emperyal güçlerin asmayın da besleyin diye teslim ettiği, ömür boyu hürriyeti bağlayıcı suçtan mahkûm, bir zamanlar isminin başına sayın sıfatı ekleyenler hakkında dahi dava açılan Abdullah Öcalan’ı kendi ifadeleriyle figür kabul ederek günümüzde müzakereye girişmek, görüşlerinin ya da ültimatomunu açıklayan gazeteleri de suçlamak söylemlerle ne ölçüde tutarlı? Herkes kısa sürede bir değişikliğin, yüz seksen derece dönüşün nedenini sormaz mı, irdelemeye çalışmaz mı?

Toplumun önemli bir bölümü “bu sorun silahla çözülmez; müzakere, mütarekeyle çözülsün, yeter ki kan dursun” noktasına gelmişse, bu bile terörün amacı doğrultusunda başarı sayılmaz mı? Terör niçin yapılıyor? Kan dökerek, anaları ağlatarak, korku, endişe salarak, yılgınlık, bezginlik yaratarak, sonuçta kendisini meşru hak sahibi muhatap kabul ettirerek, müzakere masasına oturtarak, gizli ve açık ödün koparmak, en azından bazı istekleri gerçekleştirmek. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin teröre ödün verdiği, hatta bu bağlamda ilk ülke olduğu düşünülmez mi?

“Silahları bırakıp gidin, Meclis’e gelin, siyasal çözüm arayın” önerisiyle terör duracaksa, o zaman terörü yapanlar, destekleyenler kendilerini “Bunca can kaybı verdik, bunca can yaktık, milyar dolarlar harcadık” diye sorgulamaz mı?

Olay; emperyalizmin Ortadoğu üzerindeki emellerinden, ABD’nin GOP ya da BOP planından ayrı, sorun ayırımcılık, demokrasi eksikliği diye düşünülemez. Aymazlık, asıl nedeni görmezlikten gelme olur.

Günümüzde bir yumuşama, bir bahar havası esiyor, bu iş çözülüyor, çözüm noktasına gelindi gibi bir görüntü veriliyor.

Bunun nedenini yalnız Sayın RTE’nin kişisel yol haritası gereği ulaşmak istediği mevki, makam veya rütbe için siyasi kritik bir ödün gibi de düşünmemek gerekir.

Talimat, “Bu işi şimdilik bitirin” direktifi Atlantik ötesinden, ABD’den gelmiştir.

ABD’nin GOP ya da BOP planı öngörüldüğü şekilde yürümemiştir. Para, silah, propaganda, adam ayarlama, ayartma yoluyla estirilmeye çalışılan “Arap Baharı”, iç çatışmalara dönüşmüş, belirsizlik artmış, Sünni-Şii çatışması planlanırken Arap-Kürt çatışması olasılığı belirmiştir. Böyle bir ortamda Musul ve Kerkük’ü de kapsayan bir Kürt devleti projesi uygulamaya konulamamış, ertelenmiştir. Günümüzde Kuzey Irak Kürtlerinin bir hamiye ihtiyacı vardır. Böyle bir ortamda Kürt terörü ile Türkiye kamuoyunun tahrikinden kaçınmak gerekir. Oynanan oyun budur. Halkımızın oynanan oyunun farkına varmaması için sürece ya da suça yeni ortakların katılması istenmektedir. İnsani duygular çerçevesinde CHP ve MHP’ye bazı STÖ’lere yapılan çağrıdaki artniyeti suça davet gibi görmek gerekir.

Terör başladığı zaman, Türkiye Güneydoğu’da ve Kuzey Kıbrıs’ta ödün veremez. Ödün verirse, sonunun ne olacağını kimse öngöremez diye yazmıştım. Bugün de aynı noktadayım, aynı kaygıları taşıyorum.

Sayın Sıtkı Ergüney, mektubunuza geç ve özel olarak değil de bir köşe yazısı ile yanıt vermeye çalıştığım için özür dilerim. Terör konusundaki görüşlerin paylaşılması, örtüşmesi umut veriyor.

Saygılarımla.

Öztin  AKGÜÇ

Cumhuriyet

17
Mar
13

Bu Garip Haberler Doğru Olabilir mi ?

Emre  KONGAR

Medyada  sürekli  olarak  bazı  garip  haberler  çıkıyor.

Muhabir  olsam,  bunların  peşine  düşer,  gerçeği  ve  ayrıntıları  arardım…

Gazete yöneticisi olsam, arkadaşlarımı bunları tahkik etmekle ve ayrıntılandırmakla görevlendirirdim.

Bugün  sadece  üç  tanesi  üzerinde  duracağım.

Birinci haber Melih Aşık’ın sütunundan, 14 Mart 2013 tarihli, “Tuhaf Casuslar…” başlığını taşıyor:

“İzmir merkezli Askeri Casusluk Davası diye bilinen davada 85’i tutuklu toplam 253 TSK mensubu 9 aydır yargılanmayı bekliyor. CHP’nin ‘Cezaevleri İnceleme ve İzleme Komisyonu’ üyeleri Veli Ağbaba, Nurettin Demir ve Özgür Özel dün düzenledikleri basın toplantısında kamuoyuna çok ilginç bazı bilgiler aktardılar. Bakın neler:

– Sanıkların evlerinde yapılan aramalarda bulunan harddisklerin tamamı aynı marka ve modelde. Üstelik bunların tümü siyah poşetler içinde ve buzdolaplarının üstünde ele geçirilmiş. Aranan poşetler bulunur bulunmaz, daha başka delil olabilir mi diye merak edilmemiş, aramalar sonlandırılmış.

– Harddiskler bulunurken ev sahiplerinin hiçbiri evde değil. Ne kendilerinin ne de avukatlarının gelmesi beklenmemiş.

– Sanıkların, ‘harddisklerin üzerinde parmak izi aransın ve DNA kontrolü yapılsın’ şeklindeki talepleri istisnasız reddedilmiş. Teknik yetersizlik gerekçe gösterilerek hiçbirinin imajı sanıklara ya da avukatlarına verilmemiş.

– İddianameye göre casuslukla suçlanan sanıklar gizli bilgileri eskort kızlar aracılığıyla vali yardımcılarına, kaymakamlara, daire başkanlarına, uzmanlara vb. vermişler. Ancak bu bürokratların hiçbiri bu davada ne şüpheli ne de sanık. Dahası, ifadelerine dahi başvurulmamış.’”

***

Üç  CHP’linin  iddiaları  doğru  olabilir  mi ?

Türkiye’de  yargı  gerçekten  böyle  mi  işliyor ?

Bu  davanın,  olayların  ardında  ne  var ?

Gerçekler  nelerdir,  yeni  bir  komplo  ile  mi  karşı  karşıyayız ?

***

İkinci haber yine Melih Aşık’tan, aynı tarihli, “Uyutucu Tablet…” başlığını taşıyor:

“CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter açıklama yapıyor:

‘Fatih Projesi’nin Kamu İhale Kanunu kapsamı dışında tutulan mal ve hizmet alımları sonucu; 47.000 tablet bozuk çıkmıştır.

Yüzyılın projesi olarak sunulan Fatih Projesi, 2 yıl geçmeden iflasın eşiğine gelmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı 47.000 bozuk tablet için hangi firmaya kaç TL bedel ödediğini ve bozuk tabletler konusunda nasıl bir yaptırım uygulanacağını kamuoyuna açıklamalıdır.’”

***

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Fatih projesini sorgulamak bir yana, burada başka çok ciddi sorular var…

Yeni Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, düzgün bir entelektüeldir; herhalde bu sorulara aydınlık getirir!

***

Üçüncü haber Cumhuriyet’te 15 Mart 2013 tarihinde Hatice Tuncer tarafından “Prof. Hilmioğlu Kötüleşiyor” başlığıyla “Adli Tıp randevu vermiyor” altbaşlığıyla yayımlandı, aslında son derece kısa:

“Ergenekon davasında Prof. Fatih Hilmioğlu’nun avukatı Mehmet Sever, müvekkilinin hastalığının ilerlemesine karşın Adli Tıp Kurumu’nun işi ağırdan alarak randevu vermediğini söyledi.”

***

Silivri davalarıyla ilgili olarak gerek TÜBİTAK, gerekse Adli Tıp Kurumu gibi uzman devlet kuruluşlarının tutum ve davranışları büyük önem taşıyor.

Acaba bu kurumlar uzman oldukları daldaki gerçekleri aramak ve buldukları nesnel bilgileri aktarmak yerine, kendilerini yargıç yerine koyup, kafalarında “suçlu” ya da “suçsuz” gibi önyargılar oluşturarak mı hareket ediyor?

Yoksa, Mehmet Haberal’a rapor veren doktorların hapsedilmesi gibi baskı olaylarının etkisinde kalarak görevlerini yapmaktan mı kaçınıyorlar?

Sanık ya da sokaktaki vatandaş, devletin uzman kuruluşlarına da güvenemezse kime güvenecek?

***

Gazetelerde ve televizyonlarda, hemen hemen her gün akıl almaz olaylara ilişkin haberler veriliyor…

Bunların önemli bir bölümü de adalet mekanizmasının işleyişiyle ilgili.

Normal bir demokratik ülkede halkı ayağa kaldıracak, siyasal ve idari sorumluları hesap vermeye zorlayacak haberler bunlar…

Ama galiba bizimki gibi “ileri demokratik” ülkelerde artık “ahvâl-i âdiye” oldular!

Not :  Dünkü yazımda 14 Mart Tıp Bayramı, 14 Mayıs olarak yazılmış, özür dilerim.

Emre  KONGAR

Cumhuriyet

17
Mar
13

Çanakkale geçilir

Yarın   18  Mart.    Deniz   Zaferi.

Deniz kuvvetleri komutanları, oramiraller içerde… Deniz kuvvetleri kurmay başkanlarından birini fuhuşçu-casus diye tutukladılar, birini suikastçı diye tutukladılar. Donanma komutanı istifa etti. Donanma kurmay başkanına 18 sene giydirdiler.

Kuzey deniz saha komutanı.
Hasdal’dan Silivri’ye.
Güney deniz saha komutanı.
Şimdilik Hasdal’da.

Muharip gemilerin bağlı olduğu…
Kuzey görev grup komutanı.
Güney görev grup komutanı.
Batı görev grup komutanı.
Harp filo komutanı, hapiste.

Denizaltı filo komutanı?
E tabii.

Bir savaş gemisi 3 senede inşa ediliyor; buna kumanda edecek subay 15 sene, komodor 20, amiral 25 senede yetişiyor. Donanmanın gözbebekleri, Oruçreis, Gelibolu, Yıldırım, Gökova, Gemlik, Yavuz, Gediz, Salihreis firkateynlerinin komutanları, benim değerli arkadaşlarım, Maltepe’de yatıyor.

Milli gemi Milgem’i Milgem yapan en seçkin mühendis-subaylar, tersane komutanlarıyla beraber içerde.

Gölcük, Aksaz, Foça, İskenderun deniz üssü komutanları içerde… Boğaz komutanı, içerde… Çıkarma gemileri komutanı da içerde, mayın gemilerinin komutanları da içerde.

Sat’ları nerelerinden tutuklayacaklarını şaşırdılar… Kimisini casusluktan, kimisini suikastçılıktan, kimisini darbecilikten, kimisini fuhuşçuluktan içeri attılar. Kardeşim, kimdir bu başıboş zodyağın sahibi diye seslensen… Ya Hasdal’dadır, ya Hadımköy’de ya da Buca’da.

Deniz harp okulu komutanı istifa etti, deniz lisesi komutanı tutuklu.

Hukuk,  karaya  oturdu !

Deniz  Zaferi  diye  buna  derim.
Cümleten  hayırlı  zaferler  dilerim.

Yılmaz  ÖZDİL

Hürriyet

17
Mar
13

EGEMENLİK KAYITSIZ,ŞARTSIZ “SAYIN” ÖCALAN’INDIR(!) — (1)

PKK’nın elinde esir olan sekiz kamu görevlisinin teslim törenlerini televizyonlarda izlerken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşı olarak duyduğum utancı, zelilliği sözcüklerle betimlemem inanın mümkün değildir.
Bu öylesine büyük bir utanç ki, koskoca devletin, kanla irfanla ve devrimle kurulmuş bir Cumhuriyet’in, “DEVLET BENİM” diyen diyen iktidarın sayesinde idareyi bir teröriste verişinin karşılığındaki kahroluştur.
Yaklaşık iki senedir kendi vatandaşlarını kurtarmak için tek bir hamle yapmayan, yapamayan, hatta bazılarının maaşını kesen iktidar, Öcalan/BDP/KANDİL şer ittifakının kararı ve “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.” anlayışıyla hareket eden bölücü başının karşısında temenna etmiş, yeni bir teslimiyet belgesinin fotoğrafını çektirmiştir.
İnsan olarak sekiz kamu görevlisinin, ailelerine kavuşmalarına ve serbest kalmalarına elbette duyduğum memnuniyet sonsuzdur.
Benim itirazım doğrudan doğruya- yineliyorum- koskoca bir devletin düşürüldüğü durum ve “Barış Süreci” dedikleri bu süreçte var olan diz çöküştür.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!” sözünün dağlara, taşlara yazılmasından şikayetçi olanlar, artık “EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ “SAYIN” ÖCALAN’ındır”tümcesini TBMM’nin duvarına kazıtabilirler.
“Ahval ve şerait” bu merkezdedir.
Yakalandığı zaman korkudan neredeyse altına kaçıracak kadar zelilleşen,“Benden faydalanın, devletimin hizmetindeyim.” diyen tescilli katil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleceğine yönelik kararlar vermekte ve hatta daha da ileri giderek, çizdiği teslimiyet haritası kabul edilmediği ve yürürlüğe konulmadığı takdirde, savaşladevleti tehdit edecek kadar yüzsüzleşmiş, yüzsüzleştirilmiştir.
Basına sızan ve/veya bilerek sızdırılan İmralı tutanaklarının satır aralarına baktığımız zaman, Öcalan’ın büyük bir özgüven içinde ve kendinden emin olduğunu görülmektedir. Çaresiz ve hükümlü olan sanki devlettir. Egemen güç ise  “SAYIN  ÖCALAN”dır.

Milliyetteki habere göre;  Öcalan’ın BDP heyeti ile yaptığı görüşmelerin şifreleri, iktidara atılan tokadın ta kendisidir.

Ve halen bu şifreler birilerinin neden  “deliğe  süpürülmediğinin”  açık ifadesidir.

Okumaya devam edin ‘EGEMENLİK KAYITSIZ,ŞARTSIZ “SAYIN” ÖCALAN’INDIR(!) — (1)’

17
Mar
13

Tarihte Yabancı gözü ile TÜRK DEMEK..!!!

Dost  olsun,  düşman  olsun  yabancı  gözüyle  Türk  çok  şey  demektir.

Onun  çelik  yumruğunun  altında  ezilen  de,  onun  şefkatli  kucağında  süzülen  de  hep  aynı  fikirdedir.

Türk  demek  cesaret,  Türk  demek  şefkat,  Türk  demek;  Tek  yürek  bir  Millet  demektir.

Türk  olmak  için  avrupalılar  gibi;  kafatasına,  kana,  DNA’ya  bakmak  da  zaruri  değildir.

Türk  aynı  amacı  güden,  aynı  hissi  taşıyan,  aynı  hedef  uğrunda  ölümüne  giden  insanların  adıdır.

Şehadeti  ise;  “Ne  mutlu  Türküm”  diyebilmektir.

Aşağıda yakın tarihte bizim için söylenmiş sözlerin sadece devede kulak kadar bir bölümünü yazmaktayım.

Bu sözler doğusu ile batısı ile yabancıların bize nasıl hayran olduklarının birer kanıtı olmakla beraber, diğer taraftan ise mantıklı düşünebilen biz gençler için;  “niye  düşman  olduklarının  da  kanıtıdır.”

İnsanlari yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir lâkin mağlup edilemezler”
Napoleon Bonaparte – Fransız İmparatoru

“Türklerden  bahsediyorum…   Düşmanına saldırırken amansız bir kasırgaya korkunç bir denize ve insafsız bir yıldırıma benzeyen Türk; dost yanında ve silahsız düşman karşısında bir seher yelidir berrak bir göldür. Gönül açan bu yeli yıldırma göz kamaştıran bu gölü coşkun bir denize çevirmek tabiatı
da inciten bir gaflet olur.”
Tasso – İtalyan Şair

“Bütün milletler arasında en namuslu ve dostluk kurmada tereddüt edilmeyecek olan yalnızca Türklerdir. Henüz yabancı tesiri altında kalmamış olan bir köye gidecek olursanız; gerçek misafirperverliğin ne demek olduğunu orada görüp öğrenirsiniz.”   William Martin

“Irk ve millet olarak Türkler bence geniş  imparatorluklar içinde yaşayan kavimlerin en asili ve başta gelenedir.  Dini sosyal ve örfi faziletleri tarafsız kimseler için birer takdir ve hayranlık kaynağıdır.”
Lamartine-Fransız Yazar şair ve Devlet adamı.

“Poltava’da esir oluyordum. Bu benim için bir ölümdü kurtuldum. Buğ nehri önünde tehlike daha kuvvetli olarak belirdi; önümde su ardımda düşman tepemde cehennemler püsküren güneş… Su beni boğmak düşman beni parçalamak güneş beni eritmek istiyordu; yine kurtuldum. Fakat bugün esirim Türklerin esiriyim. Demirin ateşin ve suyun yapamadığını onlar bana yaptılar esir ettiler. Yalnız ayağımda zincir yok zindanda da değilim; istediğimi yapıyorum. Fakat bu defa da şefkatin asaletin nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar alicenap bu kadar asil bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak bilsen ne kadar tatlı.”
Demirbaş Şarl -İsveç Kralı (Ruslardan kaçıp Osmanlıya sığınmıştır)

“Türkler ölmeyi biliyorlar hem de iyi biliyorlar. Ben de ölmeyi bilen bir milletin yenilmeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim. Burada hiç yoktan ordular kurmak ve bu orduları ölüme sürüklemek mümkün. Bu imkanlardan bol bol faydalanıyorum. Fakat meydana getirdiğim orduları sendeleten bir engel var: Türklerin yaşayan hatıraları!
Üç-dört yüzyıl önce her kudreti ve her milleti yenen Türkler şimdi de silinmez hatıralarıyla her teşebbüsü sendeletiyorlar. Hemen her yürekte bu korkuyu seziyorum. Demek ki yalnız Türkleri değil onların tarihini de yenmek lazım. Bu durumda ben Türklerin düzinelerle milleti idare etmelerindeki sırrı da anlıyorum. Onlar milletleri bir kere yeniyor fakat kazandıkları zaferleri ruhlara ve nesillere nakşedebiliyorlar.”
M. Montecuccoli (Avusturyalı Komutan)

“Seceat ve cesaret bakımından Türklerden üstün; büyük hedeflere ulaşmak bakımından da onlardan dirayetli hiç bir kavim yoktur.
Cenab-ı Hak onları aslan sıfatında yaratmıştır.”
İbn-i Hassul

Türk asillerin asilidir. yapma olmayan gösterişi bulunmayan bu pek yüce asalet ona tabiatın hediyesidir.
Pierre Loti

Türklerin yalnız sonsuz bir cesareti değil iradeleri sersemleştiren bir sihirbaz zekası vardır. İşte Türk bu zekasıyla zafer kazanır uygarlıklar yaratır ve insanlık dünyasında en şerefli hizmeti başarır. Zaten Avrupa’nın yarısını yüzyıllarca boyunduruk altına almak başka türlü mümkün olamazdı.
Çarnayev(Rus Komutan)

Silahlı milletin en canlı örneği Türklerdir. Bu diyar köylüsünün orak katibinin kalem ve hatta kadınlarının etek tutuşunda silaha sarılmış bir pençe kıvraklığı vardır. Türk ata biner gibi oturur keşfe yollanan asker gibi uyanık yürür.
Moltke

Türkler bir ırk ve bir millet olarak yeryüzünün en şerefli insanlarıdır.
La Martine

Savaşın zevkini almak isteyen herkes Türklerle savaşmalıdır.
Towsend (İngiliz Komutan)

Doğulu önderler milletlerinin başından ayrılmayarak her hükümetin temeli olan şu iki kanunu hakkıyla yapıyorlar: iyi yola götürmek ve kötülüklerden korumak. Bu asil hareket Ruslardan fazla özellikle Türklerde göze çarpıyor.
Auguste Comte

Türk kadınlarının en büyük süsü Türk oluşlarıdır. Onlar süslenmek için elmas veya zümrüt takınmıyorlar belki üzerlerinde taşıdıkları o taşları süslemiş ve kıymetlendirmiş oluyorlar. Çünkü her Türk
kadını canlı bir inci ve paha biçilmez bir pırlantadır.
Lady Mary Wortley Montagu

Türk’ün güzel yüzünü kuvvetli endamını pırıltılı kostümünü zarif tavırlarını kibar gülüşünü aslanca kükreyişini fırçayla göstermek mümkündür. Fakat pek güç olan Türk’ün özünü göstermektir. Bu öz ayışığı gibi görülür fakat gösterilemez.
Decamps (fransız ressam)

Türkler yaman binicidirler. Türkler hücumunda düşmanı bir yaprak gibi çevirip bozarlar.
Câhiz (Arap Bilgini)

Türklerin yürekleri temizdir. Onlarda batıl fikirler basit düşünceler yoktur.
Semame İbn-i Eşreş (Arap Bilgini)

Türkler kahramandırlar. Dostlarına zarar vermezler. Fakat kazanç getirirler.
Comenius (Çek Bilgini)

Türklerin biricik sevdikleri şey hak ve hakikattir. Ve hiçbir haksızlık yapmadıkları halde haksızlığa uğramışlardır.
William Pitt (İngiliz Devlet Adamı)

Türk Heredot’tan Tevrat’tan çok eski yüzyılların tanıdığı bir ulustur.
Sadelik içinde görkemi sükunet içinde ihtişamı tahakküm kabul etmeyen bir
yüreklilik alabildiğine geniş bir fetih aşkı sonsuz bir teşebbüs kabiliyeti bölgelere uymaktan çok bölgeleri kendine uydurma zevki ve alışkanlığı Türk milletinin asırlar dolduran tarihinde açıkça görülür.
(Ünlü Tarihçi) Hammer

Türkler kahramadırlar dostlarına zarar vermezler. Yüce Türk milleti tuttuğu eli bırakmaz sözünden dönmez iyi ve kötü
günlerde dostundan ayrılmaz. Böyle bir ulusla el ele vermek yeryüzünde her zorluğu yenmek için sonsuz bir güç ve yetenek kazanmak demektir.
Comenius (Çek Bilgini)

Türkler muhakkak ki Avrupa tarihinin ve yakın Asya tarihinin bildiği en halis efendi millettir.
Kayzerling

Her Türk’ün bakışında silahın ruha verdiği güveni görmek mümkündür. O hayata ve olaylara güvenle bakmayı öğrenmiştir.
Molkte

Kılıcı insafsız bir beceriyle kullanan Türk’ün eli yendiği insanların yarasını sarmakta da ustadır.
Lord Byron

Türk korkmaz korkutur. Bir şey isterse onu yapmadıkça vazgeçmez. Hangi işe el atarsa başarır.
Semame İbn-i Eşreş

Türkçeyi öğrenmek benim için büyük bir mutluluk oldu. Çünkü Türk’ü anlamak için kendisiyle mutlaka tercümansız konuşmalıdır. Tercüman ışığı örten zevksiz bir perde oluyor.
Gelland (Fransız Bilgini)

Türk askeri cesurdur. Anavatanını sever ve onun için gerekirse çekinmeden canını feda eder.
Albert Einstein

Artık Türklerle savaşmam. Onlar çok cesur ve iyi insanlar.
Andreas Phitiades

Dünyada iki bilinmeyen vardır. Biri kutuplar diğeri Türkler.
Albert Sorel

Türk toplumunda kişisel nitelik ve değer dışında hiçbir şeye önem verilmez.
Baron Büsbek

On ulusun on yiğit adamının gücü tek bir kimsede toplansa yine bir Türk’e bedel olmaz. Türklerin en çok konuştuğu şey savaştır zaferdir. Eğlenceleri ise attır silahtır. Türklerin doğrulukları ve namuslulukları ne kadar övülse yeridir.
Charles Mcfarlene

Türk milleti ikibin yıldır profesyonel askerdir. Bütün Türklerin mesleği askerliktir.
Donaldson

Dünyanın hangi ordusuna sorarsanız sorun Türk askerinin karşısında düşünmenin hiç de kolay olmadığını veya olamayacağını size söyler.
Donaldson

Türklerle dost ol ama düşman olma.
Gianni de Michelis

Dünyada Türklerden başka hiçbir ordu bu kadar süre ayakta duramaz.
Hamilton

Türklerden başka dini ve vatanı uğruna canını vermeye hazır asker yoktur.
Hamilton

Türkler devlet yıkmakta ve devlet kurmakta birinci sınıf ustadır. Ülkeleri değil kıtaları altüst etmişler ve korkunç saldırışlar arasında sarsılması hiç de kolay olmayan egemenliklerini yaratmışlardır.
Tarih Türklerden çok şey öğrendi. Onların elinden çıkma öyle eserler vardır ki uygarlık için birer süs olmaktadır.
Hammer

Çanakkale’de başarılı olamadık. Nasıl başarılı olurduk ki? Zira Türkler yuvasına girilmiş aslanların hiddetiyle cüret ve cesaret kahramanlığı ile savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim.
Sir Julien Corbet

Türk gibi ölüme gülerek bakan bir eri başka hiçbir ulusta bulamazsınız.
Yalnız ona iyi bir komutan gerektir.
Mulman

Toplumsal düzenin Türkler arasında kurmuş olduğu ilişkilerin hepsinde temiz yüreklilik ve iyi niyet hakimdir. Vatandaşların birbirlerine karşı borçlu oldukları işlemleri yapma ve yerine getirmeleri için başka ülkelerde olduğu gibi senetleşmeye yani yazılı belgeye ihtiyaçları yoktur. Çünkü onların övülmeye değer hallerinden biri de verdikleri söze genellikle sadık kalmaları ve karşılarındakini aldatmaktan güveni suistimal etmekten çekinmeleridir.
Monradgea D’ohsson

Kendi ulusuna karşı bu kadar dürüst ve cömert olan müslüman Türkler hangi mezhebe bağlı olursa olsun aynı dürüstlüğü yabancılara karşı da yapar ve yerine getirirler. Bu noktada müslümanla müslüman olmayan arasında hiçbir fark gözetmezler.
Monradgea D’ohsson

Türk’ü anlamamak için tarihe göz yummak gerekir. Haksız saldırılar ve adi iftiralar önünde Türk’ün vakur kalışı kuşku yok ki
körlerin gerçeği eşyayı anlamadıklarını düşündüklerinden ve körlere acıdıklarındandır. Bu soylu davranış o adi iftiralara ne açık bir cevap oluyor.
Pierre Loti

Türk’ün ahlaki seciyesi çocukluğunda aldığı iyilik telkinleriyle değil çevrelerinde fenalık görmemek suretiyle oluşur.
Thomas Thorsten

“Türklerin ruhu yeniden parlayacak ve silah kullanmak için doğan bu kahraman milletin tarihi eski ışığını bulacaktır.”
Feldmareşal  von  Moltke  – Alman  Genelkurmay  Başkanı

onturk.wordpress.com

edebiyatgazetesi

http://www.edebiyatgazetesi.com/2013/03/15/tarihte-yabanci-gozu-ile-turk-demek/




İstatistikler

  • 2,193,978 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Mart 2013
P S Ç P C C P
« Şub   Nis »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

En fazla oylananlar