07 Mar 2013 için arşiv

07
Mar
13

BİR ZAMANLAR CHAVEZ…

Noyan Umruk28  Temmuz  1954  yılında  Los  Llanos  Bölgesinde  Barinas  eyaletinin  Sabena  kentinde  öğretmen  bir  anne  ve  babanın  altı  çocuğundan  biri  olarak,  çamur,  saman  ve  palmiye  yapraklarından  oluşan  bir  kulübede  dünyaya  gelen  Chavez,  çocukken  hem  okumak  hem  de  tarlalarda  çalışmak  zorunda  kalmıştı.

İlk  ve  orta  eğitimini  O’Leary  Lisesi’nde  tamamlamış;  çocukluk  ve  gençlik  yıllarını  büyükannesi  Rosa  Ines  Chavez’in  yayında  geçirmişti.

Chavez,  ‘melez’  kökenlidir : “Baba  tarafından  yerli  (Amerindian)  ve  Afrika  kanını  taşımaktayım  ve  bundan  gurur  duyuyorum.  Benim  için  yerli  olmak  halkımızın  ve  ülkemizin  en  derin  ve  en  hakiki  köklerinin  bir  parçası  olmak”  diyordu.

İki evlilik yaşayan Chavez, ilk eşi Nancy Colmenares ile olan 18 yıllık evliliğini sona erdirdikten sonra, gazeteci Marisabel Rodriguez de Chavez ile evlenmişti.

Bu iki evlilikten, Rosa Virginia, María Gabriela, Hugo Rafael ve Rosinés adlarında dört çocuk babası olmuştu.
Solculuğu pek babadan kalma değildir. Zira babası Sosyal Hristiyan Partisi’nin üyesi idi. Kuvvetle muhtemel, Chavez ailesine sol düşünceleri ilk sokan Hugo Chavez’in Venezuela’nın Küba Büyükelçiliği yapmış olan ağabeyi Adan Chavez’di. Ayrıca, tarihçi yazar Hugo Jose Ruiz Esteban Guevara ve ateşli devrimci iki oğlu ile arkadaş olması, Guevara’nın evinde geçirdiği zamanlar, özellikle akşam yemekleri ve sohbetleri, onun fikirlerinden etkilenmesinin, Chavez’in politik kişilik ve tercihlerinin belirginleşmesinde önemli rolü olmuş; Zamora Ezequiel, Simon Bolivar gibi tarihi önderler, O’ nun ideallerini süslemeye başlamıştı.

Gençlik tutkusu, profesyonel bir beyzbol oyuncusu olmaktı. “Criollitos de Venezuela”da beyzbol oynamış ve takımı 1969 yılındaki Venezuela Ulusal Beyzbol Ligine kadar çıkmıştır. Caracas’ta yaşama ve eğitim görme şansını değerlendirmek için 17 yaşında, 1971 yılında Askeri Bilimler Akademisi’ne başvurdu ve kabul edildi. Chavez, askeri öğrenci olarak gittiği Peru’da tanıştığı Perulu General Jian Velasco Alcarado’nun ‘Peru Ulusal Devrimi’ adlı kitabından fazlasıyla etkilendi. Öylesine ki, Chavez’in profesyonel beyzbol oyunculuğu hayaline son verip siyasete yöneldiği süreç, biraz da böyle başlamıştır.

Okuyup öğrendikçe, ülkesindeki sisteme karşı süren mücadele ile onu bu mücadeleye karşı savaşmaya mecbur kılan askerlik mesleği arasında bocalamaya başlamıştır. Bu derin çelişkisini yıllar sonra ünlü yazar Gabriel Garcia Marquez’e şöyle anlatacaktır:
“Neden buradayım? Bir tarafta askeri elbise giyinmiş köylüler, gerillaya katılan köylülere işkence yapıyor; diğer tarafta kendine gerilla diyen köylüler, haki renk elbise giymiş köylüleri katlediyor. Bu böyle sürüp giderken, savaş sona erdiğinde, kimin kimi vurduğunun hiçbir önemi kalmıyor. Her şey orada kalıyor. Varoluşa dair bu ilk çelişkimle epey sarsılmıştım.”
Bu etkileşimler sonucu, Akademideki öğrencilik yıllarında Chavez okul arkadaşları birlikte ‘Bolivarianizm’ olarak adlandırdıkları sol-milliyetçi bir doktrin geliştirmeye başladı.

Chavez Temmuz 1975’te Venezuela Askeri Bilimler Akademisi’nden mezun olduğunda sadece teğmen değil, askerlerden oluşan küçük bir yeraltı örgütünün de yöneticisiydi. Askeri Bilimler ve Sanatlar bölümünde İletişim uzmanlığı eğitimi de aldı. Bu bölüm, Kurtarıcı Simon Bolivar’ın öğretilerini iyice benimsediği yer olmuştur. Daha sonra Simon Bolivar Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimi almış ve Siyasi Bilimler Bölümü’nden mezun olmuştur. Üstlendiği çeşitli görevler ve bazı çevrelerle olan sıkı teması, o dönem Venezuela’nın maruz kaldığı siyasi dramı iyice anlamasını sağlamıştı.
En son yarbaylığa kadar yükselen Chavez, görev süresince Askeri Akademi’de eğitmenlik de olmak üzere çok değişik kademelerde hizmet vermiştir. Akademideki derslerinde coşturucu tarzı, hükümet ve toplumu radikal eleştirileri kişiliğinde mevcut karizmayı geliştirdi. Bu parlak askeri kariyer, 1990 yılında yarbay rütbesini alıncaya dek, 17 yıl sürecektir

Askerlik hizmeti boyunca, Venezuela ordusunun oynadığı rolden giderek hoşnutsuzluk duymaya başlayan Chavez, ordudan ayrılmaya karar vermiş, fakat komünist bir akademisyen, Douglas Bravo tarafından, kalması ve sol için gizlice çalışması hususunda ikna edilmiştir: “O’ndan çok etkilendim ve ordudan ayrılmaktan vazgeçtim. Sivil-asker işleyişinin ideolojik manasını ve gizli olarak örgütlenebilmenin olanaklarını keşfettim” diyordu. 1982 yılında (Kurtarıcı Simon Bolivar’ın 200. Doğum Yıldönümü), kendisiyle beraber Bolivarcı üç yüzbaşı’nın (Jesús Urdaneta Hernández, Felipe Acosta Carlés ve Hugo Chávez Frías) sembolik yeminiyle oluşturulan Bolivarcı Orduyu 1989 yılında BO-200’e, 1992’de ise hareketin başını çekerek, askeri-sivil gruplardan oluşan MBR-200 Devrimci Bolivarcı Hareket’e dönüştürmüştür.

2 Şubat 1989 yılında ciddi vaatlerle devlet başkanlığı görevine gelen Carlos Perez ülkenin çoğunluğunu oluşturan yoksul kesimin yaşam koşullarını iyileştirilmesini öngören vaat ve politikalarından vazgeçerek, 16 Şubat’ta IMF yapısal uyum programını yürürlüğe koydu.

Böylece “neo-liberal ekonomi reformları” hayata geçirilmeye başlandı. Bu meyanda yabancı şirketlerin kârlarının yüzde yüzünü merkezlerinin bulunduğu ülkeye havale etmelerine olanak sağlandı.

Bu dönemde enflasyon %87’ye ulaştı; reel ücretler %40 geriledi; işsizlik %14’e ulaştı, kamu harcamaları kesildi, emekçi sınıfın aleyhine kanunlar çıkarıldı. 27 Şubat’ta Caracas’ın yoksul insanları, ekonomik krizin yükünü sırtlarına yükleyen bu haşin kararlara ve İMF politikalarına karşı yükselen protestolar, ülke tarihinin en büyük halk ayaklanmasına dönüştü.

Ordu tarafından bastırılan bu silahsız halk ayaklanması sonucu yaklaşık 5000 kişi öldürülmüş, sokaklar, tuzağa düşürülmüş yığınlarca cesetle dolmuştur.

“El Caracazo’ hareketi olarak bilinen bu olay Venezuela halkının zihinlerine kazınmış ve bu cinayetlere ilk elden tanık olmuş ordu içindeki bazı kesimleri daha da radikalleşmeye iterek Bolivarcı Devrimci Hareket’inin yeniden ve daha güçlü biçimde dirilmesini, ivme kazanmasını sağlamıştır.

90’lı yılların başında Venezuela ekonomisinin çöküşü iyice derinleşmiş ve Venezuela halkının çoğunluğu Carlos Perez’in dikta yönetiminden bıkmıştı.

Chavez bir grup silah arkadaşıyla Perez iktidarına karşı 1992 Şubat ayında askeri bir isyan gerçekleştirdi: “Hükümeti devirmeye ve bir Anayasa Kongresi toplamaya yönelik stratejik bir planımız vardı… Amacımız sivil-asker birlikteliğini tesis etmekti; bu her zaman böyledir. İşçi sınıfının katılımı sağlanmıştı… İsyan gününde, bütün halkın, işçisiyle ve askeriyle bütün halkın sokaklara dökülerek silaha sarılacağını hayal etmiştik.”

Olaylar bu şekilde gelişmedi.

İsyancılar bazı kilit şehirleri ele geçirdiler, fakat Miraflores Başkanlık Sarayı’nı ele geçiremediler ve Devlet Başkanı Perez kaçmayı başardı.

Chavez teslim olma pazarlığı yaptıktan sonra Savunma Bakanlığı’ndan canlı yayınla tüm ülkeye çağrıda bulundu.

Onu ulusal bir lider haline getiren  “Bu yenilginin sorumluluğunu ben alıyorum, şimdilik…”  sözlerini bu konuşmada kullanmıştır.

Bu girişiminde 45 yaşında bir yarbaydı ve 100 subay arkadaşıyla birlikte tutuklandı.

Hapiste Chavez ve subay arkadaşları meydan okuyan tavırlarını sürdürmüşler, üniformalarını giymeye devam etmişler ve dışarıyla iletişimlerini kesmemişlerdi.

“Hapis bir tür okul gibidir; çelik gibi bir ruhunuz olur, inançlarınız güçlenir ve sezgileriniz derinleşir…”  sözleri, bu dönemi simgelemektedir.

1992’de Chavez’in önderliğindeki darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı; ama bu girişim ve sonrasındaki direnişi, onun halk nezdindeki itibarını artırmıştır.

Yoğunlaşan kitlesel eylemlerden ürken Perez çekildi; yerini Rafael Caldero’ya bıraktı.
Caldero, 1994’ de Chavez’in serbest bırakılmasını sağlayınca Chavez’in önünde yeni bir dönem açılmış oldu.

O artık, tarihsel kökenleri itibarı ile Latin Amerika bağımsızlık mücadelesinin efsanevi lideri Bolivar’dan esinlenen, kararlı, halkçı, devrimci, barışçı ve demokratik bir siyasi hareketin karizmatik liderliğine yelken açıyordu.

Henüz kurduğu “Beşinci Cumhuriyet Devinimi” adlı parti ile 1998’deki başkanlık seçimlerini, oyların %56’sını alarak kazanarak cumhurbaşkanlığı görevini üstlendi. 1999’da oylamaya sunduğu yeni anayasa, halkın %71,21’inin onayı ile yürürlüğe girdi.

2000’de yenilenen seçimlerde, oyların %59’unu alarak yeniden başkan seçilen Chavez’e, meclis, bir yıl boyunca ülkeyi yasa-kararnamelerle yönetme yetkisi vermekte tereddüt etmedi.

Bu süreçte, Chavez’in petrol ve tarım ile ilgili 49 kararname çıkartarak radikal düzenlemeler yapması, egemen güçler ve çıkar çevrelerinde ciddi tedirginliklere yol açtı
Chavez bu tepkilere şöyle cevap veriyordu :  “Demokrasi, sadece, bir siyasal eşitlik meselesi değildir; aynı zamanda ve özellikle sosyal, ekonomik ve kültürel eşitlik demektir. Bunlar Bolivar tarzı devrimin amaçlarıdır. Ben yoksul halkın başkanı olmak istiyorum… Pazarın görünmeyen CHAVEZ  BİZİ  BIRAKMAeli ile devletin görünen elini bir araya getirmek zorundayız.”

Chavez’in halkçı söylem ve eylemleri, küreselleşmeci güçleri iyice telaşlandırmışdı.

2001 sonunda, bu güçlerin başını çektiği “genel iş bırakma” eylemi provası yapıldı.

Asıl hareket 2002 yılında başlatıldı.

Büyük medya, büyük sermaye, bazı yüksek rütbeli subaylar, kilise ve “Venezuela İşçi Konfederasyonu(CTV)” bürokrasisinin bir bölümü, 11 Nisan 2002’de Chavez’e karşı darbe düzenlemiş ve onu başkanlıktan düşürmüşlerdi.

Ancak, işsizler, tabandaki işçiler, yoksul halk çoğunluğu, bu “karşı devrim”e bütün güçleri ile direndiler.

Yığınlar “barrio” tabir edilen akan yüz binler günlerce sokaklara egemen oldular.

Yığınların bu kararlı direnişi, ordunun asli gücünün de desteğini alınca, Chavez’i tutuklandığı yerden çıkarıp tekrar başkanlık koltuğuna oturtuldu.

ABD’nin (CIA’nın), darbe girişimindeki rolü, bugün hala tartışılmakta, Chavez’in söylemlerinde sık sık altı çizilen önemli paragraflardan biri olmaktadır.

Ancak, Chavez karşıtları bu yenilgiden sonra da boş durmadı.

Bu kez, “Demokratik Koordinasyon” adı altında kümelenerek, 2002 sonlarında yoğun provokasyonlara giriştiler.

2003 başında bütün ülkeye yayılan, “ Venezuela İşçi Konfederasyonu- CTV ” ile işveren örgütü Fedecamaras’ın birlikte yürüttüğü, genel grev ile lokavtların iç içe geçtiği kendine özgü ortak eylemler ülkeyi gerçekten sarstı. Ülke ekonomisi iki ay felce  uğratıldı; Chavez için Allende’ye benzer bir son planı, kitlelerin yeniden sokağa inmesi ve “barrio”ların oyunu bozması ile son buldu.

Fiziği itibariyle, ‘zambo’ yani yerli ve siyahi karışımı olan Hugo Chavez’in kişiliğinde Amerikan kıtasında yüzyıllarca katliamlara uğramış ve köleleştirilmiş halklar kendilerini bulmuştu.

Dolayısıyla Chavez’in iktidarda olması, yüzyıllarca soykırıma uğramış bu L.Amerika halklarının, sömürgecilere, emperyalistlere attığı bir tokattı…

Chavez’in  kişiliğinden  etkilenmemek  mümkün  değildi.

Rahat  hareketleriyle  ve  halkının  dilinden  konuşmasıyla,  tam  bir  halk  adamı.

Konuşma  yaptığı  sırada  dahi  halkla  şakalaşmakta,  dertleşmektedir.

Konuşmalarında  içtenlikli  bir  halk  sevgisi  hissedilebilmekte  idi…

Siyasal  olarak  da,  gittikçe  sosyalist  mirasa  çok  daha  bariz  bir  şekilde  sahip  çıkmakta.

Bolivarcı  devrimini  ‘anti-emperyalist’  ve  ‘anti-oligarşik’  diye  nitelendirmekteydi.

Okumaya devam edin ‘BİR ZAMANLAR CHAVEZ…’

07
Mar
13

TÜM İNSANLIĞIN YÜZAKINA SEVGİ VE RAHMETLE…

07
Mar
13

Türkiye, neden bir Chavez çıkaramadı ?

arslan-bulutİnsanlık,  dünya  üzerinde  uygulanan  ve  artık  vahşi  kapitalizmin  de  ötesine  geçmiş  ekonomik,  siyasi,  kültürel  ve  askeri  terörizme  bir  yerden  başkaldıracaktı.

Bu  başkaldırı  Güney  Amerika  ülkelerinde  başladı.

Paraşütçü komando Hugo Chavez, Venezuela Devlet Başkanı seçildikten sonra IMF’yi kovdu, petrol şirketlerinin vergilerini iki misline çıkararak parayı yoksul mahallelerdeki evsizlere dağıttı, onlara ev veya işyeri için arazi dağıttı, kısmi bir toprak reformu yaptı!

2 ay sonra bir darbe ile Chavez esir alındı, fakat yoksul kitleler sokağa dökülerek ona sahip çıktı. Ülkenin Amerikan işbirlikçisi zenginleri ülke çapında felç edici grevler başlattı, petrol üretimini durdurdu ama Chavez’i deviremedi. Chavez her geçen gün duruma daha fazla hakim oldu.

***

Chavez, Güney Amerika’nın Atatürk’ü olan Simon Bolivar’ın izindeydi. Hugo Chavez’den sonra Arjantin’de Nestor Kirchner, Brezilya’da Lula de Silva, Uruguay’da Tabare Vazguez, Şili’de Michelle Bachelet ve Bolivya’da Evo Morales iktidara geldi. Bu yönetimlerin en büyük özelliği, ülkelerinde millileştirme istekleri ve emperyalizm karşıtı olmalarıydı.

Türkiye ise Atatürk’ten sonra onun izinde giden bir lider çıkaramadı. Neden acaba?

Chavez, 13 Haziran 2005’te “Kapitalizm, istikrarsızlık, şiddet ve kardeşin kardeşe düşman olmasına giden yoldur” ve 22 Ağustos’ta “Dünyadaki en büyük yıkıcı güç ve en büyük tehdit, Amerika’nın uyguladığı emperyalizmdir. Dünya, bu yolda ilerlemeye devam ederse, yıkım kaçınılmaz olacak” diyordu.

Chavez, “Şer ekseninin ne olduğunu biliyorsunuz, Washington; onlar şer ekseni ve onların dünyada tehdit eden, işgal eden, öldüren ve suikast düzenleyen müttefikleri. Biz hayır eksenini oluşturuyoruz” diyordu.

Yaşadıkları ekonomik krizlerden IMF’yi sorumlu tutan yedi Güney Amerika ülkesi; Brezilya, Venezuela, Arjantin, Uruguay, Paraguay, Ekvador ve Bolivya liderleri, IMF’nin yerini alacak bir ortak banka kurmuştu.

“Banko Del Sur” yani “Güney Bankası” adı verilen banka ekonomik, sosyal ve bilimsel projelere destek olacaktı.

***

Erol Manisalı, “Türkiye niçin Gümrük Birliği’ni imzaladı? Türkiye’de ileride Hugo Chavezler, Lulalar çıkmasın diye, yani ulusalcı politikalar izlenmesin diye, yani Türkiye Batı kapitalizmine ya da emperyalizmine tek yanlı bağlansın diye, yani İran’daki Musaddık yerine kukla Şah Rıza Pehlevilerin bulunması gibi bir durum olsun diye bu imzalanmıştır. Bugün Türkiye’de Rıza Şah Pehlevilerin benzerleri var” diyordu.

Chavez’in milliyetçiliğini de değerlendiren Manisalı, “Kavramlar nispidir. Amerika milliyetçi olduğu zaman faşizm getirir. Venezuela milliyetçi olduğu zaman antiemperyalizm getirir. Bush, milliyetçiliği emperyalizmin bir aracı olarak kullanmaktadır. Buna karşılık Venezuela, milliyetçiliği anti emperyalist bir araç olarak kullanmaktadır. Türkiye’nin milliyetçiliği de antiemperyalist olmalıdır. Atatürk’ten beri bu böyledir. Atatürk’ün milliyetçiliği antiemperyalisttir. Çok nettir” diye görüş bildiriyordu.

***

Türkiye’de siyasi partiler, ekonomide, uluslararası ilişkilerde milli bir politika takip edeceklerine dair umut vermiyor!

ABD ve AB ile ilişkilerde Türkiye’nin stratejik çıkarlarını koruyabileceklerine dair güven vermiyorlar.

Hiçbiri,  ABD  politikalarına  karşı  bir  Chavez  refleksi  göstermiyor.

Okumaya devam edin ‘Türkiye, neden bir Chavez çıkaramadı ?’

07
Mar
13

ATM’ler ücretli olabilir

Bu   yazıyı,   “faizin   tozu   bile   haramdır”   diye(bile)n   zamanın   “mücahit”lerine  

ithaf   ediyorum…

Aaaahhh   benim   zavallı   halkım,   aaahhhhh…

AK   yarak,   kara   yarak — hep   sana   mı   gerek..??!!!

Daha   ne   kadar   bu   “mücahit”   bozması   “müteahhit”   yavşaklarını   başında  

tutacaksın..!!!

——————————————————————————————————————

“Banka  soymak,  banka  açmaktan  daha  ahlâksızca  değildir.”     

Bertolt  BRECHT

—————————

Yapı   Kredi   Genel   Müdürü’nden   vatandaşı   korkutan   açıklama…

Yapı Kredi Genel Müdürü Faik Açıkalın, aldıkları masraf kalemlerine yenilerinin eklenebileceği sinyali vererek, “Her hizmetin bedeli var. İleride kendi bankanızın  ATM’si  de  ücretli  olabilir”  dedi.

Yapı Kredi Bankası Genel Müdürü Faik Açıkalın, bankaların şeffaf, açık ve makul olduğu müddetçe maliyetlerini müşterilerine yansıtmalarının son derece doğal olduğunu belirtti.

Bankaların şu an aldıkları masraflara yenilerinin de eklenebileceğinin sinyalini veren Açıkalın, “Bankalar verdiği her hizmet için bir bedel ödüyor. Yapılan masrafın alınmaması da mümkündür. Ama siz benim babamın oğlu olmadığınıza göre benim o parayı sizden başka bir yerden kazanıyor olmam gerekir. Öbür türlü benim küçük hissedarımın veya mevduat sahibimin beni dava etmesi lazım. ‘Arkadaş nasıl oluyor da sen benim hakkımla Ahmet’in ödemesi gereken masrafı sübvanse ediyorsun’ diye” dedi.

Sorular üzerine önümüzdeki yıllarda yüzdesel olarak masraf ve komisyonların toplam gelirler içindeki oranının bugünkü oranların üstüne çıkacağını ifade eden Açıkalın, “Kendi bankamızın ATM’sinden para çekerken masraf ödeyecek miyiz” sorusuna şu yanıtı verdi: “Bu soruya evet ya da hayır demek kolay değil. Şu an ödemiyorsunuz. Bundan 5 yıl sonra 10 yıl sonra eğer bankalara ‘Şu masrafınızı yapın ama sübvanse edin’ denirse maliyetleri yansıtmak zorunda kalırız.”

Faiz   düştü,   durum   değişti

Müşterinin aldığı hizmetin bir maliyeti olduğuna, bu maliyetleri yansıtma veya yansıtmama konusunda bankalar arasında farklılıklar olduğuna dikkat çeken Açıkalın şöyle devam etti: “Şubelerinizi yarım açamazsınız. Tam şekilde, en iyi yerde açacaksınız. Açtığınızda belki diğer iş yerlerinin 3 misli kira ödeyerek açacaksınız. Üzerine resmi bayram, tatil v.s. tanımayacaksınız. Çünkü müşteriniz ATM’den 7 gün 24 saat hizmet almak isteyebilir. ATM’lerinizi gece 3’te de olsa sabah 7’de de olsa dolduracaksınız. Gece 2’de müşteriniz çorbacıda kart verdiği zaman ‘Bankanız kapalı, kartınız çalışmıyor’ denmeyecek. ATM’ye sürekli para koymak zorundasınız. Bütün bunların bir maliyeti var. Biz sizi alıştırmadık, devlet bizi yüksek faize alıştırmıştı. Son 10 yıldır böyle değil. Faizler düştü. Dolayısıyla bu işler normale dönmek zorunda.”

İşte   bankaların   “masraf”   kalemleri

–  Yıllık   kredi   kartı   aidatı
–  Hesap   işletim   ücreti
–  İşlemsizlik   ücreti
–  Dosya   masrafı
–  Komisyon   ücreti
–  Hayat   sigortası   ücreti
–  Sigorta   bedelleri
–  Katkı   payı
–  Ekspertiz   ücreti
–  İpotek   tesis   ücreti
–  İpotek   ücreti
–  İlave   peşin   komisyon
–  Havale   ücretleri
–  EFT   ücretleri
–  Döviz   transfer   ücretleri
–  Mevzuat   araştırma   ücreti
–   Dekont   ücreti
–  Ekstre   ücreti
–  Telefon — faks — posta   ücreti
–  SMS — mail   ücretleri
–  Şifre   gönderim   ücreti
–  Menkul   bakım   ücreti
–  Rehin — haciz   kaldırma   ücreti
–  Nakit   avans   komisyonu
–  Diğer   şubedeki   döviz   tevdiat   hesabından   para   çekme   ücreti
–  Asıl   kart   bedeli
–  Harcama   vaadi   ihlal   ücreti
–  Arşivden   belge   çıkarma   ücreti
– ‘ Kredi   kartı   borcu   yoktur’   yazısı   alma   ücreti




İstatistikler

  • 2.331.794 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Mart 2013
P S Ç P C C P
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

En fazla oylananlar