11 Mar 2013 için arşiv

11
Mar
13

ME — LE, TÜRK HALKINI BELE(Uyut)

1- Fethullah  Gülen’in  Onursal  Başkanı  olduğu Gazeteciler  ve  Yazarlar  Vakfı  tarafından  düzenlenen  28.  Abant  Platformu’nun  sonuç  bildirgesinde,   Devlet,  tüm  din  ve  mezheplere  eşit  mesafede  olmalı.   Bu  nedenle  Diyanet  İşleri  Başkanlığı  kaldırılmalı  veya  statüsü  tarafsızlık  ilkesi  ışığında  yeniden  tanımlanmalı”   denildi.    YeniÇağ

2-  Öcalan  görüşmelerinden  sızan  tutanakta  gözden  kaçan  önemli  bir  bilgi  var.

“-Öcalan :   Kürtleri n yaşadığı  gizli  bir  İslam  var.

– Altan :   Tarikatlar  da  örgütlendi.

– Öcalan :   Geliştirin  benden  daha  iyi  biliyorsun.”

3-  “Erdoğan Güneydoğu’da meleler ile görüşecek”  diye bir haber geçti.

2012 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı, Doğu ve Güneydoğu’da imam ve Kur’an öğreticisi olarak çalışacak bin kişiyi mele olarak atamıştı.

Mele  Kürtçe  bir  kelime,  Türkçeye  ‘imam’  olarak  çevriliyor.  Aynı  zamanda  ‘molla’  kelimesinin  de  eşanlamlısı  olarak  kabul  ediliyor.  Doğu  ve  Güneydoğu’da  varlığını  koruyan  medreselerde  yetişiyorlar.

4-  “Organ  bağışına  Diyanet  darbesi”  başlıklı  haberde,
“Din  İşleri  Yüksek  Kurulu  Başkanlığı  tarafından  yapılan  açıklamada,  organ  naklinin  caiz  olmadığı  belirtilirken,  sadece  zaruret  durumunda  böylesi  bir  adım  atılabileceği  belirtildi.”

Bilimle   kavgalı   Eş’ari  İslam’a   hoş  geldiniz.  

Emevi   dini…

Gene  dini  kullanarak  bir  devleti  daha  yıkmaya  niyetlendiler  öyle  mi ?

İspanya’da  Beni  Ahmer  Devleti (1232 – 1492)  cemaatler – tarikatler  nedeniyle  yıkılmıştır.

Yıkıldığında  devlet  içinde  1400  adet  cemaat  ve  tarikat  vardı.

İngilizler  de  yetiştirdikleri  ajanlarına  Osmanlı  Devleti  içinde  tekkeler  kurdurmuştu.

Dr. Ramazan Kurdoğlu “Evanjelizm- Dünya İmparatorluğu ve Türkiye” adlı kitabında,

“Osmanlıların Avrupa masonluğunda kendi tarikatlarını bulduklarını ve bu aşinalığın masonluğun Osmanlı İmparatorluğu’na yerleşmesini kolaylaştırdığını biliyoruz” diyor.

Ve  Kurdoğlu  devam  ediyor,

“İslamiyet ile masonluk bağdaşır mı? Cengiz Özakıncı’nın dediği gibi: ‘Ülkeyi perde gerisinden masonlar, perde önünden İslamcılar yönetiyorsa, bu durumda perde gerisindeki masonların ülkeyi perde önündeki İslamcılar aracılığıyla yönettikleri düşünülebilirdi.’

Masonluk   milli   değerlere   karşıdır.

“Evren”sel   “değer”leri   “savunduğu”nu   iddia   eder.

Bazı  siyasi  ümmetçiler – İslamcılar  da  milli  değerlere  karşı  aykırı  görüşleri  her  fırsatta  dile  getirmiyorlar  mı ?

Şimdi sözümüzü bir soru ile bitirelim. Günümüzde, İstanbul’daki camilerimizden birinde, Cuma günü Müslümanlara, Cumartesi günü Sabataylara vaizlik yapan hem tarikat mensubu, hem de mason locası üyesi bir hoca efendi var mıdır?  Cevabı evet..” diye yazıyor.

Yavuz Sultan Selim’im Mısır’ı alması ile birlikte oradan Eş’ari din alimlerini İstanbul’a getirmesiyle Türklerin bilimle barışık aydınlık yüzü olan Maturidi İslam Eş’ari alimlerinin baskısıyla karşılaştı. Öyle ki; Yunus’un dizelerini okuyanların kelleleri vuruldu.

Günümüzde  Ömer  Dinçer’in  Milli  Eğitim  Bakanı  olduğu  dönemde  Yunus’un;

“Cennet   Cennet   dedikleri   birkaç   köşkle   birkaç   huri

İsteyene   ver   onları,   bana   seni   gerek   seni”

Dizelerinin  sansürlendiği   gibi…   Molla  Kasım’ın  varisleri…

Gelelim  bu  dört  haberin  yorumuna :

Atatürk Cemaat ve tarikatlerin Beni Ahmer Devleti’nin yıkılışındaki rolünü incelemişti. Osmanlı’nın yıkılışı sürecindeki rollünü de iyi biliyordu. Kurtuluş savaşı sürecinde birçok tarikat şeyhi İngiliz, Amerika ve Yunanistan gibi işgalcilerin safında yer almış, iç isyanlar başlatmışlardı.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Böylece İslam Kur’an dini haline getirilerek, her biri ayrı bir din haline gelen tarikatlerin-cemaatlerin saltanatına son verildi.

Fettullah’ın Onursal Başkanı olduğu Abant Platformu’nun sonuç bildirgesinde, “Devlet, tüm din ve mezheplere eşit mesafede olmalı. Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalı veya statüsü tarafsızlık ilkesi ışığında yeniden tanımlanmalı” denilmesinin arkasında amaç, süreci 1920 öncesine döndürerek, İslam’ı Evanjelizmin hizmetine verecek biçimde dönüştürmektir. Papa ile “hiçbir resmi sıfatı olmamasına rağmen” boşuna dinler arası diyalog başlatmadı. Kelime-i Şahadet’ten Peygamberimizin adını çıkararak Evanjelist Müslümanlığa adım attılar.

Altan’ın  Öcalan’a;  “Tarikatlar  da  örgütlendi”  demesi,

Tarikatların yabancı istihbaratların kontrolünde, Türkiye Cumhuriyeti Devletine savaş başlatarak, 100 yıl önce  başaramadıkları Sevr projesini hayata geçirebilmek için çalıştıklarının itirafıdır aslında.

“Molla” kelimesinin de eşanlamlısı olarak kabul edilen meleler, Doğu ve Güneydoğu’da varlığını koruyan resmi olmayan medreselerde yetişiyor.

İkbalini bebek katilinin ipine sarılmakta gören Erdoğan, meleler ile neyi görüşmüş olabilir? Bu adamların zihniyeti nedir?

Konuşulmayan, yazılmayan üstü örtülü karanlık konular.

Organ bağışı “caiz değil” diyen diyanet, Eş’ari İslam anlayışı ile bana 433 yıl önce rasathanenin yıkılma fetvası veren şeyhülislamı hatırlattı:

3. Murad’ın  emriyle  şeyhülislam ;

“Gözlem  yapmak  uğursuzluk  getirir.   Meleklerin  sırlarını  küstahça  anlamaya  çalışmanın  vahim  sonuçları  çok  açıktır.   Gözlem  yapılan  hiçbir  memlekette  işler  yolunda  gitmemiş  ve  devlet  yapısı  mutlaka  zelzeleye  uğramıştır”  diye  fetva  verdi.

Bu  fetvayla  Tophane’deki  rasathane  yerle  bir  edildi.

Tophane’de  rasathane  yıkılırken,   Avrupa’da  Galilei,  Kepler,  Pascal,  Leibniz,  Newton  gibi  batılı  bilim  adamları  ise  Uluğ  Bey’in  açtığı  yoldan  yürüdüler.

Mavi  kitabın  yazarı  Arnold  Toynbee  1960’lı  yıllarda  şöyle  bir  uyarıda  bulunuyor :

“Batı   için   Güney   Müslümanlığı   (Suudi  Arabistan – Kahire  ekseni)   tehlike  

olmaktan   çıkmıştır.  (Bir   şeyhi   satın   alıp   diğerlerini  yönetebilirsiniz.)

 

Ancak  Kuzey  Müslümanlığı  (Semerkant  –  Buhara  İstanbul  ekseni  veya  Türk  Müslümanlığı)  mutlaka  kontrol  altına  alınmalıdır.   Batı  için  her  daim  tehlike  oluşturabilir.  (Daima  Atatürk  gibi  bir  asi  çıkarma  potansiyelleri  vardır.)”    Dr. Ramazan Kurtoğlu”

Merve Kavakçı Erdoğan’ı eleştirirken,

“Rejimin  hedefinde  Kürtler  ve  muhafazakarlar  vardı.   Bugün  İmralı  ile  görüşme  aşamasına  gelindi  fakat  28  Şubat’la  yüzleşme  bir  türlü tam  anlamıyla  olamıyor”  dedi.

1919 ve sonrası yıllarda yabancı istihbaratların kontrolündeki tarikat ve cemaatlerin Kürtçülerle yaptığı ittifak günümüzde yeniden ortaya çıktı.

Ülkemizde  sadece  Türklüğe  operasyon  yapılmıyor.

Türk  Müslümanlığı  olan  bilimle  barışık  Maturidi (Kur’an İslamı)  Müslümanlığına  da  operasyon  yapılıyor.

Müslüman  Türkler  uyanmasın  diye  “Müslüman  maskeli  bir  parti”  kullanılarak  operasyonu  gerçekleştiriyorlar.

“Koalisyondan   Kan   Damlıyor”   başlıklı   yazımda ;

10 Kasım 1938’den  sonra  T.C.  Devleti’ni  dönüştüren 

emperyalist  devletler,   kullandıkları   “yerli”   malı  

siyasetçilerimizi   bir   “sevgili”   itinası   ile   kullanıp  

deşifre   etmezken,   bu   yeni   işbirlikçileri   neden  

“tepe   tepe   bir   metres   gibi”   kullanıyor   acaba ?

Diye   sormuştum.

Sorunun   cevabını   bu   yazımda   vereyim :

Kuzey Müslümanlığı (Semerkant – Buhara İstanbul ekseni veya Türk Müslümanlığı) operasyona uğruyor.

Eş’ari Müslümanlığa evrilerek emperyalizmle uyumlu hale getiriliyor. Müslüman maskeli siyasetçilerin ülkeyi parçalanma noktasına getirmesi ve emperyalizmin elinde oyuncak olması, sadece siyasi iktidarı değil, destekçilerinden de nefret edilmesine neden oldu.

Milli, vatanın birlik ve bütünlüğünden yana olan kesim, bu mandacı zihniyetten her gün daha fazla nefret ederken, temsil ettikleri bütün simgelere de soğuk bakmaya başladı.

Bir değeri dönüştürmek, yok etmek isterseniz, o değeri en itibarsız kişi ve kurumların kullanımına verirsiniz.

Bu yeni işbirlikçileri “tepe tepe bir metres gibi” kullanmalarının nedeni, muhalif olan kesimin işbirlikçilere olan nefretini artırmaktır.

Çünkü o kişi ve kurumlara olan nefretiniz, “fark etmeden” savundukları bütün kavramlara karşı da yönelecektir.

Bir lise müdürü öğrencilerin arasında ateistliğin arttığını söyleyerek bir gözlemini aktardı.

Mevcut siyasi uygulamalara, yolsuzluklara, talana kızan öğrenciler aralarında şöyle konuşuyormuş:

“Allah varsa, bunların yaptığını görmüyor mu?  Olsaydı bunlara izin vermezdi.”

AKP siyaseti sadece ülkeyi bölünmeye götürmüyor, bütün değerleri parçalıyor. Yıldırımlara gebe gerilimler yaratıyor.
Egemen Bağış Amerika’da;

“Biz Osmanlı’nın 1860 misyonunu temsil ediyoruz”  demişti.

1860  ile  başlayan  süreç  Duyun-i  Umumiye’yi  getirdi.

Devlet  en  verimli  topraklarını  kaybetti.

Atatürk’ün adını kazımak isteyen mandacı siyasiler, son Halife Abdülmecit’e “dedemiz” demişti.

Biz de; “PKK’nın kirli parası 50-60 milyar doları pazarlık konusu yapan” AKP’ye yakışır diyoruz.

Tarihçi Sinan Meydan’ın verdiği bilgiye göre; dedeleri Abdülmecit Efendi halifeliğini satışa çıkartıp Mısır ile pazarlığa oturmuş(!)..

Herkes  kimi  seveceğini  iyi  biliyor(!)..

Bize  gelince,  önümüzde  iki  yol  var :

Okumaya devam edin ‘ME — LE, TÜRK HALKINI BELE(Uyut)’




İstatistikler

  • 2.331.798 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Mart 2013
P S Ç P C C P
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

En fazla oylananlar