Eylül 2016 için arşiv

15
Eyl
16

“Sanatçı tam bağımsız bir yaratıcıdır, böyle olduğu için de doğası gereği devrimcidir..” diyordu Victor JARA… ( “ÜST AKIL”a USA ve batı emperyalizimi diyemeyen ve fakat emperyalist domuzun tayin ettiği “eş” başkan olduğunu unutan “aldatılmış” dangalaklara ve “darbe de darbe” sayıklamalarıyla milletin kafasını sikip “TANRININ LÜTFU” — “DARBE” TEZGÂHINI sivil darbeye dönüştüren TÜRK VATANININ hainlerine ve sözde “kalıcılık” iddiasıyla “eser”ler (y)aratan “SANATÇI” kılıklı yar(atıklara) ithafen…)

Aşağıdaki  yazıyı,   bu  milletin   ilgisi   ve   parasıyla   varolup   refah   içinde   yaşayan

ama   bir   kez   olsun   bu   milletin   kılıcını   sallamayan   “SANATÇI”   kılıklı   ruhsuz

yaratıklara   ithaf   ediyorum…

Victor  JARA  halkı  ve  ülküsü  için  can  vermişti…

Oysa   bu   ülkenin   ünlüleri ;   bırakın   can   vermeyi,   vatanımızın   bu   en   kötü  

günlerinde  “konfor”larına   kıyamadıklarından,  tarafını  belli  etmekten  bile  acizler…

Miletimin   en   derin   beddua   ve   lânetleri   tüm   bu   korkak,   adî   yavşakların  

üzerinde   olsun..!!!

*           *           *           *           *           *           *           *

“ şarkı  söylemiş  olmak  için  değil,

ne  de  iyi  bir  sesim  vardır  diye,

dertli  ve  haklıdır  gitarım,

bunun  için  söylerim..!!! ”

“Benim   kafamda   sanatçı   tam   bağımsız   bir  

yaratıcıdır,   böyle  olduğu   için   de   doğası   gereği  

devrimcidir…”

Devrimci şarkılarla ticaret yapmıyorum ben.

Öyle  olsaydı,  bugün  altımda  son  model  bir  arabam,  havuzlu  bir  evim olurdu.

Şarkıların  devrimcisi  olmak,  üstü  başı  yırtık  pırtık,  bir  deri  bir  kemik  gezmek,  ahırda  yaşamak  da  değildir.

Uyum,  prensip  sorunudur.

insan ;   yaşamında   ideolojik   yön   çizmedikçe,  

kendi   içinde   uyumu   bulamaz…”

Bu  sözler  1973  yılında  faşist  Pinochet  darbesiyle  devrilen  Salvador  Allende’ye  “Yoldaş  Başkan”  diye  hitap  eden  Kızılderili  kökenli  devrimci  müzisyen  Victor  Jara’nın  yaşam  felsefesini  anlatan  birkaç  cümle  sadece…

1973  yılı  11  Eylül  günü  CIA  destekli  bir  darbeyle  devrilen  Salvador  Allende  ve  Unitad  Popular’ın (Halk Birliği)  çalışkan  bir  üyesi  olan  Victor  Jara,  grubu  Inti  Illimani  ile Unitad  Popular  yararına  konserler   vermektedir.

11  Eylül  1973′teki  Pinochet  darbesine  karşı  Allende’nin   Başkanlık  Sarayı’ndaki  direnişi  hayatına  mal  olmuştu.

Darbenin  ertesi  günü  geniş  çaplı  bir  tutuklama  başlamış  ve  yine  ertesi  gün  kapısı  çalınanlardan  birisi  de  Unitad  Popular’ın  ve  Başkan  Allende’nin  keskin  bir  savunucusu  olan  Victor  Jara  olmuştur.

Bugün  adı  Victor  Jara  Stadyumu  olarak  değişitirilmiş  olan  Şili  Stadyumu  hınca  hınç  doludur  ve  toplu  kurşuna  dizilmelerin  dışında  stadyum  Victor  Jara’nın  seseyle  çınlamaktadır.

Faşist  cuntacılardan  albay  Mario  Menriquez,  stadyumdaki  devrimcilere  işkence  ederek  onları  katletmekle  görevlendirilmiştir  ve  Victor  Jara’nın  da  orada  olduğunu  bilmektedir.

Jara’dan   kendileri   için   bir   şarkı   söylemesini   ister,   alay   ederek.

ve   jara’nın   sesi   tüm   stadyumu   çınlatır :

.

– Venceremos..!!!

.

Jara’yı   ve   gitarını   susturmak   için   tüm   parmaklarını   kırarlar.

Ama   Jara   bu   kez   ıslıkla   çalmaktadır   direnişin   ezgisini…

Binlerce   insanın   gözleri   önünde   bu  kez   dili   kesilir   ve   ağır   işkenceler  

sonucu   katledilir   Jara…

İşte   Victor   Jara’nın   hikayesi…

Ama  hikaye  sonlanmaz…

Pinochet, öldüğü zaman cenaze töreninde sadece ama sadece bir kaç asker vardı, o da göstermelik…

Tıpkı  Deniz’lerin celladi  Ali Elverdi’nin cenazesi gibi…

Tıpkı  Che’nin  “Yeni  İnsan”ı  gibi  Victor  Jara’nın  “Yeni Şarkı”  dediği  İnka- Aztek -Afrika  ezgilerini  biraraya  getirerek  oluşturduğu  ezilen  dünya  kaynaklı  besteleri  dilden  dile  dolaşmakta.

Son  olarak  Şili’de  Jara’nın  katledilmesinde  ve  1973  Pinochet  darbesinde  yer  almasından  dolayı  dört  askere  dava  açıldı.

O  dönem  Pinochet’in  askerleri  olarak  görev  yapanlara  açılan  soruşturmanın  ardından  Türkçe’de  yayınlanan  Victor  Jara  kitabının  yazarı  ve  aynı  zamanda  Jara’nın  eşi  Joan  Jara  “başka  sorumlular  da  var,  işkence  ve  idam  emrini  verenler”  diyerek  geride  kalanları  işaret  etti.

Victor  JARA  hâlâ  yaşıyor..!!!

.

Kazanacağız..!!!

.

*      *      *      *      *      *      *      *      *      *      *      *      *      *      *

12
Eyl
16

12 eylül Türkiye ile 11 eylül 1973 Şili faşist darbeleri arasında yok aslında bir farkları, ama “biz OSMANLI ‘BOP’larıyız” diye ortaya çıkan “NEOsman”cıklar netiiice itibaaarıylaaaa 12 eylül 1980 darbesinin en kazan(dırıl)anları oldu…)

Emperyalistlerin  anma  günleri  başka — bizim  başka…!!!

Pentagon  ve  ikiz  kulelere  yapılan uçak  saldırısının  üzerinden  tam  onbeş  yıl  geçti.

Egemenler  11 Eylül’ü  anıyor  ve  “antiterör-mücadelesi”  kisvesi  altında  emperyalist  kapitalizmin  dizginsiz  sömürüsü  için  dünya  halklarına  saldırılarının  yeni  planlarını  yapıyorlar !

Eylül  ayı  işçi  sınıfı  ve  dünyanın  ezilen  halkları  açısından  önemli

yıldönüm  günleriyle  dolu :

1  Eylül  –  emperyalist  savaşa  karşı  mücadele  günü !

11  Eylül  1973  –  Şili  Devrimine  faşist  Pinochet  önderliğindeki  saldırı,

12  Eylül  1980  – askerî  faşist  cuntanın  Türk  Devrimci  Hareketine  saldırısı…

Bütün  bunlar  bugün  emperyalistlerin  çıkardıkları

gürültüyle geri plana itilmeye unutturulmaya çalışılıyor

.

Ama yok öyleee..!!!

.

Ne  11 Eylül  “terör kurbanları”nın  ardından  dökülen  sahte  gözyaşları,  ne  de “insanlık  ve  insan  hakları”  yalanları  dünya  halklarının  gırtlağına  yapışan  teröristlerin  kimler  olduğunu  unutturamayacak..!!!

Dünya  çapında  “terörist avı”na  çıkan  ABD  emperyalizmi  önce  Şili  ve  dünya  halklarına  karşı  uyguladığı  terörizmin  hesabını  vermek  zorundadır.

Şili’deki   faşist  darbeyi   unutmadık, unutturmayacağız…!!!

Bundan  tam  kırküç  yıl  önce Şili’de Allende  Hükümeti  askeri  bir  darbe  ile  devrildi  ve  yerine  Latin Amerika’nın en kanlı, cani,  terörist-faşist  rejimlerinden  biri  kuruldu.

Zindana ve kitlesel işkence merkezine dönüştürülen Santiago stadyumu ve binlerce “kaybedilen” eli kanlı  cuntanın  simgesi  oldu…

Seçimle işbaşına gelmiş Devlet Başkanı Salvador Allende dahil, otuzbinin üzerinde devrimci, yurtsever ve sosyalist katledildi. 150 bin kişi toplama kamplarına gönderildi.

İşçi sınıfı ve emekçilerin örgütlülükleri şiddet ve terörle dağıtıldı…

Şili  devrimi  ağır  bir  yara  aldı.

11 Eylül Şili darbesinde başrolü CIA oynamıştı; Latin Amerika’daki karşıdevrimin baş destekçisi ABD emperyalizmi elinden geleni ardına koymayacağını tüm arsızlığıyla sergilemekten çekinmiyordu.

Kendi çıkarları öyle gerektirdiği için, Şili halkının iradesini ayaklar altına almış, Şili halkının çoğunluğunun seçtiği ve desteklediği Allende hükümetini devirip yerine faşist Pinochet rejimini yerleştirmişti.

Şili  deneyiminin  gelişimi…

Şili, 1970 öncesinde, ABD’nin arka bahçesi olarak bilinen Latin Amerika’nın en yoksul ülkelerinden biriydi.

Bir yanda işsizlik, açlık, evsiz-barksız sokaklarda yatan yığınla insan, cehalet ve çocuk ölümleri…

Diğer yanda ülkenin tüm zenginliklerini elinde bulunduran bir avuç emperyalizme bağımlı kapitalist ve toprak ağaları…

Emperyalistlerin iliğine kadar sömürdüğü Şili’nin 1970′deki dış borcu 4 milyar ABD doları olarak hesaplanıyordu.

Yoksulun her geçen gün biraz daha yoksullaştığı ve zenginin de katmerle zenginleştiği Şili’ye  dünyayı saran devrimci dalganın etkide bulunmaması olanaksızdı.

1960′lı yıllardan itibaren devrimci hareket hızla kitleselleşmeye başladı.

Ancak kitleler üzerinde esasta reformistler etkiliydi.

1969′da bütün solun seçim koalisyonu oluşturmak amacıyla birleştiği Unidad Popular (UP) (Halk Birliği) kuruldu.

4 Eylül 1970′de de UP’nin adayı reformist Salvador Allende oyların %36,8′ini alarak devlet başkanlığına seçildi.

Allende başkanlığında oluşturulan Halk Birliği’nin reform programını uygulamaya koyuldu.

UP’nin baş hedefi Şili’nin ABD başta olmak üzere emperyalistler tarafından yağmalanmasına son vermekti.

Birçok fabrika devletleştirildi.

Büyük toprak ağalarını -satın alma yoluyla- “mülksüzleştirme” ve toprakları yoksul köylülere dağıtmayı kapsayan toprak reformuna girişildi.

Ülkede çıkarılan -ABD tekellerinin elindeki- bütün bakır ve demir madenleri ulusallaştırıldı, ücretler arttırıldı, hastanelerde ücretsiz bakım uygulamaya kondu, konut sorununu çözmek amacıyla 100 bin konutun inşasına girişildi vs.

Uygulamaya konulan ve bir dizi antiemperyalist ve demokratik tedbirler içeren program ilk yılında çeşitli  başarılar  kazandı.

Ekonomide  büyüme  gözleniyordu.

Bu  gidişat  çeşitli  emperyalist  tekelleri ( ITT,  Pepsi Cola,  Chase Manhattan Bank vb.)  rahatsız  ediyordu.

“Arka  bahçe”  ABD’nin  denetiminden  tümüyle  çıkma  yoluna  giriyordu.

Bunun  üzerine  ABD  Şili’ye  ekonomik  ambargo  uygulamaya  başladı.

Diğer  taraftan  da  emperyalist  güçler  ajanları  aracılığıyla  siyasi  kışkırtıcılık  yapıyor  ve  ülkede  karışıklık  yaratmaya  çalışıyorlardı.

Ülkede  karşıdevrimin  sivil  ve  yarı-sivil  güçleri  çeşitli  provokasyonlar  yaratıyor,  “sağ-sol  çatışması”nı  körüklüyordu.

Bütün  yerli  ve  yabancı  güçler  birleşmiş,  Allende  hükümetini  devirmek  için  ellerinden  geleni  yapıyorlardı.

Burjuva devlet mekanizmasına dokunmamayı, “barış içinde sosyalizme” geçişi kendine “ilke” edinen Allende hükümeti karşıdevrimin saldırılarına rağmen gerekli tedbirleri almıyor, karşıdevrimci şiddetin karşısına, emekçi kitlelerin devrimci şiddetini çıkarma zorunluluğunu gözardı ediyordu.

Bunun yerine burjuvaziyi ikna etmeye kafa yoruluyor, “demokratik seçimlerle” işbaşına gelmiş olmanın, “meşru olma”nın hükümetin varlığını korumada yeterli olacağı na vb. inanılıyordu.

Dahası, Allende hükümeti açık faşist çeteleri dağıtmakta aciz kalırken, bu çetelerin saldırılarına karşı kendilerini korumak için örgütlenen ve silahlanan işçi ve emekçileri pasifize etmeye yarayan kanunlar da çıkarıyordu.

Ekim 1972′de çıkartılan “Silah Kontrol Kanunu” ile sivillerin silah taşıması yasaklanıyor, işçi sınıfının silahlanmış kesimlerinin silahları zorla toplatılıyordu.

Allende hükümetinin sonunu hazırlayan sonuçta bu kaypak, reformist tutum olmuştur.

Allende hükümeti işçi sınıfı ve emekçi halka dayanacak, devrimci güçleri toplayıp silahlandıracak yerde tam tersini yapmıştır.

Darbe söylentilerinin çıkmasına ve karşı devrimin hazırlık yaptığı apaçık ortada olmasına karşın, Allende hükümeti hala “meşru”luğuna güveniyor ve askerlerden bazı kişileri hükümete dahil etme yoluyla durumu kurtarmaya çalışıyordu.

Sonuçta, tüm hazırlıklarını yapan karşı devrim 11 Eylül’de Augusto Pinochet Ugarte önderliğinde topyekün saldırıya geçti.

Teslim olmayan Allende ve Unidad Popular hükümetinin bulunduğu başkanlık sarayını havadan ve karadan kuşattı ve bombalayarak yerle bir etti.

Salvador Allende ile birlikte bir dizi hükümet üyesi öldürüldü.

11 Eylül 1973, Pinochet başkanlığındaki cuntanın başta ABD olmak üzere emperyalistlerin çıkarı doğrultusunda ve doğrudan desteğiyle ülkede “mezar sessizliği” yaratma operasyonuna girişti.

Ülkenin çeşitli yerlerinde cuntaya karşı direniş hareketleri, madencilerin grevi, öğrenci hareketleri vs. kan ve barutla bastırıldı.

Binlerce insan öldürüldü, yüzbinler işkenceye maruz kaldı ve zindanlara atıldı, kimi devrimci-solcu cuntanın takibatından kurtulmak için yurtdışına kaçtı.

Faşist cunta bir yandan ülke içindeki muhalefeti kanla bastırırken, diğer taraftan da derhal Allende hükümetinin yapmış olduğu reformları ve demokratik hakları rafa kaldırma harekatına girişti.

“Ulusal birlik”in sağlanması adına İndigen halklar üzerindeki -başta da Mapuçe’ler üzerindeki- baskı ve asimilasyon politikası katmerleştirildi.

İşçi sınıfı ve emekçilerin temel demokratik hakları rafa kaldırıldı.

Ücretler derhal donduruldu, vergiler arttırıldı, temel gıda maddeleri dahil olmak üzere herşeye zam politikasına geçildi, toprak reformuyla köylülere dağıtılan topraklar yeniden toprak ağalarının eline verildi, Şili’nin “borçlarını” kapatmak için emperyalistlerle yeniden pazarlıklara oturuldu.
Şili yeniden sınırsız emperyalist sömürüye açılmıştı.

Şili  devriminin  yenilgisinin  öğrettikleri…

Şili’deki yenilgi sosyalizmin, proletarya diktatörlüğünün yenilgisi değildir. Şili’de yenilen esasta revizyonist-oportünist devrim teorileri ve onların uygulaması olmuştur.

SBKP 20. Parti Kongresi’nde egemen olan modern revizyonistler sosyalizme barış içinde, parlamenter yoldan geçiş anti-marksist-leninist teorilerinin propagandasını yapıyorlardı.

Onlar, Şili’de Unidad Popular hükümetinin uygulamasını kendi teorilerinin ispatı olarak görüyor ve bunu sevinçle selamlıyorlardı.

Modern revizyonistlere göre, Şili, “marksist partiler”in ve burjuva partilerin ortaklaşa koalisyon hükümeti ile sosyalizmin inşasının başarılacağının “klasik” örneğiydi.

Onlara göre, seçimle başa gelen Allende önderliğindeki Unidad Popular deneyi, parlamentoda ilerici güçlerin sağlam çoğunluğunu sağlayarak parlamentoyu halk egemenliğinin gerçek aracı haline dönüştürebileceğini, şiddete dayalı devrim olmadan sosyalizme ulaşılabileceğini, sosyalizmin, eski devlet mekanizmasına dokunmadan ve bizzat burjuvazinin “yardımıyla” kurulabileceğini gösteriyordu…

11 Eylül 1973 darbesi Şili devrimi ve Şili’li işçi ve emekçi halk açısından şüphesiz ağır bir darbe, geçici bir yenilgiydi…

Fakat o “burjuvaziyle barış içinde sosyalizme geçiş”i savunan modern revizyonist, sınıf uzlaşmacı oportünist teorilerin kesin yenilgisiydi.

1973 Şili faşist darbesinin 30. yıldönümünde tam da bu gerçekleri bir kere daha bilince çıkarmak, dünya ezilenlerinin ve sömürülenlerinin kurtuluşu için emperyalizmin ve dünya gericiliğinin yeryüzünden silinmesinin ivedi gereklilik olduğunu kavramak önemlidir.

Şili deneyiminden öğrenmek, her türden revizyonizm ve oportunizme karşı amansız mücadelenin gerekliliğini öğrenmektir.

Dün olduğu gibi bugün de emperyalizmle birlikte ve onun “hayırhah” tutumu “umularak” baskı ve sömürü düzeninden, barbarlıktan kurtuluş yoktur.

Emperyalistlerin dünya halklarına “kurtuluş” diye sattıkları şeyin ne olduğu Afganistan’da, Irak’ta, Filistin’de ve Kongo, Nijerya, Liberya’da bütün çıplaklığıyla görülmektedir.

Emperyalistlerin kendi çıkarlarından başka gözettikleri hiçbir şey yoktur ve onlar bu çıkarlar için dünya halklarını felakete, açlığa-yoksulluğa ve savaşlara sürüklemekten biran olsun çekinmemektedirler.

İşçi sınıfı ve dünyanın ezilen halklarının kendi gücünden başka güvenecek kapısı yoktur.

Örgütlenmek ve emperyalizme ve dünya gericiliğine karşı ortak mücadeleyi yükseltmek – dün olduğu gibi bugün de görev budur !

El  pueblo  armado, jamas  sera  aplastado !

Silâhlı  halk  yenilmez !

11 Eylül 1973  Şili — 12 Eylül 1980  Türkiye…

Düşman  aynıdır — mücadele  ortaktır..!!!

12  eylül  1980…

Türkiye devrimci hareketinin, çeşitli ulus ve milliyetlerden işçilerin ve emekçilerin örgütlülüğünün ve mücadelesinin üzerinden buldozer gibi geçen, etkisi bugüne dek süren askeri faşist darbenin arkasında da – Şili’de olduğu gibi – ABD vardı !
Bir kere daha kendi emperyalist çıkarları için işbirlikçileriyle birlikte Türkiye halklarının üzerine tankları, topları, zindanları ve işkencecileriyle saldırdılar. Kan ve terörle “mezar sessizliği”, kendilerine göre “dikensiz gül bahçesi” yaratmaya giriştiler.

İdam  sehpaları  kuruldu,  yüzbinler  işkenceden  geçti  ve  zindanlara  atıldı…

Aynı  Şili’de  olduğu  gibi !

İşçi  ve  emekçilerin  örgütlülükleri  dağıtıldı,  mücadeleyle  kazanılmış  en  temel  hakları  ellerinden  alındı…

Aynı  Şili’de  olduğu  gibi !

Grevler  yasaklandı,  ücretler  donduruldu,  herşeye  zam  üstüne  zam  bindirildi.

Türk  hakim  sınıfları  bu  azgın  terör  rejimiyle  siyasi – ekonomik  buhranı  aşma  ve  emperyalist  efendilerinden  yeniden  borç  dilenebilecek  duruma  gelmeyi  amaçlıyorlardı.

Bu  amaçlarına  eriştiler,  “netekim” !

Türkiye’deki 12 Eylül darbesi, 11 Eylül Şili darbesinde olduğu gibi yerli hakim sınıflar kadar, başta Amerikan emperyalistleri olmak üzere, emperyalist güçlerin çıkarlarını korumak için girişilmiş – bizzat CIA ajanlarının başaktörlük yaptıkları – operasyonlardır.

Boyutları farklı olmasına karşın her iki darbe de Şili ve Türkiye devriminin ağır yenilgi almasıyla sonuçlanmıştır.

Şili ve Türkiye askeri darbelerinin yıldönümünde saptanabilecek bir başka ortaklık, her ülkede de benzer süreçler yaşanarak cuntadan sözümona “demokrasiye”, gerçekte parlamenter maskeli faşizme geçilmiş olmasıdır.

Her iki ülkede de işçi sınıfı ve ezilen halklar, başta ABD olmak üzere emperyalizm destekli bu azgın terör rejiminin yarattığı tahribatın etkisini hala yaşıyor.

Şili’de  ve  Türkiye’de  düşman  bir – mücadele  bir !

Kahrolsun  emperyalizm  ve  dünya gericiliği !

Okumaya devam edin ’12 eylül Türkiye ile 11 eylül 1973 Şili faşist darbeleri arasında yok aslında bir farkları, ama “biz OSMANLI ‘BOP’larıyız” diye ortaya çıkan “NEOsman”cıklar netiiice itibaaarıylaaaa 12 eylül 1980 darbesinin en kazan(dırıl)anları oldu…)’

11
Eyl
16

Yıl 1973 ve 11 eylül perşembe — üzerinden 40 yıldan fazla geçti ama dünya insanlığı çevresinde olup biteni algılamada 40 adım bile ileriye gidemedi, bu yüzden de aklın cesaretiyle sorunlarını çözmede 400 yıl geriledi ve güzelim Dünya yaşanmaz hâle geldi… (Dünyanın baş teroristi – gangster USA’nın 11 eylül 2001 tarihli XXI yüzyılın ilk büyük Bizans entrikasını “Dünya Antiterörizm Günü” olarak anan ve “an”dıran andavallara ithafen..)

Evet,  Dünya  400  yıl  geriye — o  “Kutsal”  Engizisyon

Çağına  gitti..!!!

Ve   bu   çağın   “sorgu”cuları ;   yine   sorgusuz   sualsiz   istedikleri   herşeyi   ve   herkesi,

bu   defa   “DEMOKRASİ”   adına   yokedip   silebiliyor…

Tarihte  hiç  olmadığı  kadar  küresel  çapta  her — ama   her   yönden   bağlanıp  

zavallılaştırılmış   “İNSAN”lık,   çaresizce   sonunu   bekliyor…

Ama   bu   böyle   süremez…

Sürmemeli..!!!

Yıl  1973

Ve  11 eylül  persembe

Saat    13’te    TeReTe’de :
” — Sili’de    askeri    darbe…”
Yu  Es  Ey,    Si  Ay  Ey,   Ay  Ti  Ti,    Şaab Lorenz..
Arandı   tarandı   bulundu   Pinoşe
Pinoşenin   bıyığı   daglıs
Briyantinliydi    saçları
Çarpışıyordu   son   resminde
Salvador   Allende

Tüm   dünyada   o  zaman
Tek   ülkeydi   Şili
Kendi   kaderini   çizebilmiş
Demokratik   bir   Şili

Allende   ve   Unitad   Popular
Herseyi   bastan   oluşturmuş
Fabrikalar   ve   tarlalar
Üretenlerin   olmuştu

Perralar   gitarlarında
Yeni   türküler   söylerken
Yani   devamlı   devinen
Cıvıl   cıvıl   cıvıl
Bir   Şili

Dayanamadı   buna   “bazıları”
Bakır   şirketi   ve   Ay  Ti  Ti
Henri   Kisincır   “göründü”
“Ayrıntılar”   tek   tek   “görüşüldü”

Kuzeydeki   “çiftçiler”
Kamyoncuların   “grevi
“Boş”   tencereler   vesaire
Yapıldı   beklenen   darbe
Darbe

Yunaytıd   Pres
Esoşeytıd   Pres
Tam   vermediler   haberleri
Neler   oldu   bilemedi   kimse
Kimse

Sonra   bazı   gazeteciler
Kaçırdılar   filmleri
Dünya   gördü   vahseti
Yardıma   gidemedi   kimse
Kimse

3 000   ölü   dendi   ilk   gün
100 000   buldu   sonra
Savaşıp   öldü   Allende
İntihar   etti   dedi   cunta
Cunta

Analar   ağladı

Yürekler   kan   ağladı

Tüm   dünyada   gençler
Yazdılar   duvarlara :
“Şiliye   özgürlük”
“Şiliye   özgürlük”
“El   pueblo   unido
Jamas   sera   vencido”

Santiago  stadında
Binlerce    tutsak   arasında
Şarkı   söyler   Victor   Jara
İşkenceden  ölene  dek

Okumaya devam edin ‘Yıl 1973 ve 11 eylül perşembe — üzerinden 40 yıldan fazla geçti ama dünya insanlığı çevresinde olup biteni algılamada 40 adım bile ileriye gidemedi, bu yüzden de aklın cesaretiyle sorunlarını çözmede 400 yıl geriledi ve güzelim Dünya yaşanmaz hâle geldi… (Dünyanın baş teroristi – gangster USA’nın 11 eylül 2001 tarihli XXI yüzyılın ilk büyük Bizans entrikasını “Dünya Antiterörizm Günü” olarak anan ve “an”dıran andavallara ithafen..)’




İstatistikler

  • 2.253.725 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Eylül 2016
P S Ç P C C P
« Ağu   Nis »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

En fazla oylananlar