12
Eyl
16

12 eylül Türkiye ile 11 eylül 1973 Şili faşist darbeleri arasında yok aslında bir farkları, ama “biz OSMANLI ‘BOP’larıyız” diye ortaya çıkan “NEOsman”cıklar netiiice itibaaarıylaaaa 12 eylül 1980 darbesinin en kazan(dırıl)anları oldu…)

Emperyalistlerin  anma  günleri  başka — bizim  başka…!!!

Pentagon  ve  ikiz  kulelere  yapılan uçak  saldırısının  üzerinden  tam  onbeş  yıl  geçti.

Egemenler  11 Eylül’ü  anıyor  ve  “antiterör-mücadelesi”  kisvesi  altında  emperyalist  kapitalizmin  dizginsiz  sömürüsü  için  dünya  halklarına  saldırılarının  yeni  planlarını  yapıyorlar !

Eylül  ayı  işçi  sınıfı  ve  dünyanın  ezilen  halkları  açısından  önemli

yıldönüm  günleriyle  dolu :

1  Eylül  –  emperyalist  savaşa  karşı  mücadele  günü !

11  Eylül  1973  –  Şili  Devrimine  faşist  Pinochet  önderliğindeki  saldırı,

12  Eylül  1980  – askerî  faşist  cuntanın  Türk  Devrimci  Hareketine  saldırısı…

Bütün  bunlar  bugün  emperyalistlerin  çıkardıkları

gürültüyle geri plana itilmeye unutturulmaya çalışılıyor

.

Ama yok öyleee..!!!

.

Ne  11 Eylül  “terör kurbanları”nın  ardından  dökülen  sahte  gözyaşları,  ne  de “insanlık  ve  insan  hakları”  yalanları  dünya  halklarının  gırtlağına  yapışan  teröristlerin  kimler  olduğunu  unutturamayacak..!!!

Dünya  çapında  “terörist avı”na  çıkan  ABD  emperyalizmi  önce  Şili  ve  dünya  halklarına  karşı  uyguladığı  terörizmin  hesabını  vermek  zorundadır.

Şili’deki   faşist  darbeyi   unutmadık, unutturmayacağız…!!!

Bundan  tam  kırküç  yıl  önce Şili’de Allende  Hükümeti  askeri  bir  darbe  ile  devrildi  ve  yerine  Latin Amerika’nın en kanlı, cani,  terörist-faşist  rejimlerinden  biri  kuruldu.

Zindana ve kitlesel işkence merkezine dönüştürülen Santiago stadyumu ve binlerce “kaybedilen” eli kanlı  cuntanın  simgesi  oldu…

Seçimle işbaşına gelmiş Devlet Başkanı Salvador Allende dahil, otuzbinin üzerinde devrimci, yurtsever ve sosyalist katledildi. 150 bin kişi toplama kamplarına gönderildi.

İşçi sınıfı ve emekçilerin örgütlülükleri şiddet ve terörle dağıtıldı…

Şili  devrimi  ağır  bir  yara  aldı.

11 Eylül Şili darbesinde başrolü CIA oynamıştı; Latin Amerika’daki karşıdevrimin baş destekçisi ABD emperyalizmi elinden geleni ardına koymayacağını tüm arsızlığıyla sergilemekten çekinmiyordu.

Kendi çıkarları öyle gerektirdiği için, Şili halkının iradesini ayaklar altına almış, Şili halkının çoğunluğunun seçtiği ve desteklediği Allende hükümetini devirip yerine faşist Pinochet rejimini yerleştirmişti.

Şili  deneyiminin  gelişimi…

Şili, 1970 öncesinde, ABD’nin arka bahçesi olarak bilinen Latin Amerika’nın en yoksul ülkelerinden biriydi.

Bir yanda işsizlik, açlık, evsiz-barksız sokaklarda yatan yığınla insan, cehalet ve çocuk ölümleri…

Diğer yanda ülkenin tüm zenginliklerini elinde bulunduran bir avuç emperyalizme bağımlı kapitalist ve toprak ağaları…

Emperyalistlerin iliğine kadar sömürdüğü Şili’nin 1970′deki dış borcu 4 milyar ABD doları olarak hesaplanıyordu.

Yoksulun her geçen gün biraz daha yoksullaştığı ve zenginin de katmerle zenginleştiği Şili’ye  dünyayı saran devrimci dalganın etkide bulunmaması olanaksızdı.

1960′lı yıllardan itibaren devrimci hareket hızla kitleselleşmeye başladı.

Ancak kitleler üzerinde esasta reformistler etkiliydi.

1969′da bütün solun seçim koalisyonu oluşturmak amacıyla birleştiği Unidad Popular (UP) (Halk Birliği) kuruldu.

4 Eylül 1970′de de UP’nin adayı reformist Salvador Allende oyların %36,8′ini alarak devlet başkanlığına seçildi.

Allende başkanlığında oluşturulan Halk Birliği’nin reform programını uygulamaya koyuldu.

UP’nin baş hedefi Şili’nin ABD başta olmak üzere emperyalistler tarafından yağmalanmasına son vermekti.

Birçok fabrika devletleştirildi.

Büyük toprak ağalarını -satın alma yoluyla- “mülksüzleştirme” ve toprakları yoksul köylülere dağıtmayı kapsayan toprak reformuna girişildi.

Ülkede çıkarılan -ABD tekellerinin elindeki- bütün bakır ve demir madenleri ulusallaştırıldı, ücretler arttırıldı, hastanelerde ücretsiz bakım uygulamaya kondu, konut sorununu çözmek amacıyla 100 bin konutun inşasına girişildi vs.

Uygulamaya konulan ve bir dizi antiemperyalist ve demokratik tedbirler içeren program ilk yılında çeşitli  başarılar  kazandı.

Ekonomide  büyüme  gözleniyordu.

Bu  gidişat  çeşitli  emperyalist  tekelleri ( ITT,  Pepsi Cola,  Chase Manhattan Bank vb.)  rahatsız  ediyordu.

“Arka  bahçe”  ABD’nin  denetiminden  tümüyle  çıkma  yoluna  giriyordu.

Bunun  üzerine  ABD  Şili’ye  ekonomik  ambargo  uygulamaya  başladı.

Diğer  taraftan  da  emperyalist  güçler  ajanları  aracılığıyla  siyasi  kışkırtıcılık  yapıyor  ve  ülkede  karışıklık  yaratmaya  çalışıyorlardı.

Ülkede  karşıdevrimin  sivil  ve  yarı-sivil  güçleri  çeşitli  provokasyonlar  yaratıyor,  “sağ-sol  çatışması”nı  körüklüyordu.

Bütün  yerli  ve  yabancı  güçler  birleşmiş,  Allende  hükümetini  devirmek  için  ellerinden  geleni  yapıyorlardı.

Burjuva devlet mekanizmasına dokunmamayı, “barış içinde sosyalizme” geçişi kendine “ilke” edinen Allende hükümeti karşıdevrimin saldırılarına rağmen gerekli tedbirleri almıyor, karşıdevrimci şiddetin karşısına, emekçi kitlelerin devrimci şiddetini çıkarma zorunluluğunu gözardı ediyordu.

Bunun yerine burjuvaziyi ikna etmeye kafa yoruluyor, “demokratik seçimlerle” işbaşına gelmiş olmanın, “meşru olma”nın hükümetin varlığını korumada yeterli olacağı na vb. inanılıyordu.

Dahası, Allende hükümeti açık faşist çeteleri dağıtmakta aciz kalırken, bu çetelerin saldırılarına karşı kendilerini korumak için örgütlenen ve silahlanan işçi ve emekçileri pasifize etmeye yarayan kanunlar da çıkarıyordu.

Ekim 1972′de çıkartılan “Silah Kontrol Kanunu” ile sivillerin silah taşıması yasaklanıyor, işçi sınıfının silahlanmış kesimlerinin silahları zorla toplatılıyordu.

Allende hükümetinin sonunu hazırlayan sonuçta bu kaypak, reformist tutum olmuştur.

Allende hükümeti işçi sınıfı ve emekçi halka dayanacak, devrimci güçleri toplayıp silahlandıracak yerde tam tersini yapmıştır.

Darbe söylentilerinin çıkmasına ve karşı devrimin hazırlık yaptığı apaçık ortada olmasına karşın, Allende hükümeti hala “meşru”luğuna güveniyor ve askerlerden bazı kişileri hükümete dahil etme yoluyla durumu kurtarmaya çalışıyordu.

Sonuçta, tüm hazırlıklarını yapan karşı devrim 11 Eylül’de Augusto Pinochet Ugarte önderliğinde topyekün saldırıya geçti.

Teslim olmayan Allende ve Unidad Popular hükümetinin bulunduğu başkanlık sarayını havadan ve karadan kuşattı ve bombalayarak yerle bir etti.

Salvador Allende ile birlikte bir dizi hükümet üyesi öldürüldü.

11 Eylül 1973, Pinochet başkanlığındaki cuntanın başta ABD olmak üzere emperyalistlerin çıkarı doğrultusunda ve doğrudan desteğiyle ülkede “mezar sessizliği” yaratma operasyonuna girişti.

Ülkenin çeşitli yerlerinde cuntaya karşı direniş hareketleri, madencilerin grevi, öğrenci hareketleri vs. kan ve barutla bastırıldı.

Binlerce insan öldürüldü, yüzbinler işkenceye maruz kaldı ve zindanlara atıldı, kimi devrimci-solcu cuntanın takibatından kurtulmak için yurtdışına kaçtı.

Faşist cunta bir yandan ülke içindeki muhalefeti kanla bastırırken, diğer taraftan da derhal Allende hükümetinin yapmış olduğu reformları ve demokratik hakları rafa kaldırma harekatına girişti.

“Ulusal birlik”in sağlanması adına İndigen halklar üzerindeki -başta da Mapuçe’ler üzerindeki- baskı ve asimilasyon politikası katmerleştirildi.

İşçi sınıfı ve emekçilerin temel demokratik hakları rafa kaldırıldı.

Ücretler derhal donduruldu, vergiler arttırıldı, temel gıda maddeleri dahil olmak üzere herşeye zam politikasına geçildi, toprak reformuyla köylülere dağıtılan topraklar yeniden toprak ağalarının eline verildi, Şili’nin “borçlarını” kapatmak için emperyalistlerle yeniden pazarlıklara oturuldu.
Şili yeniden sınırsız emperyalist sömürüye açılmıştı.

Şili  devriminin  yenilgisinin  öğrettikleri…

Şili’deki yenilgi sosyalizmin, proletarya diktatörlüğünün yenilgisi değildir. Şili’de yenilen esasta revizyonist-oportünist devrim teorileri ve onların uygulaması olmuştur.

SBKP 20. Parti Kongresi’nde egemen olan modern revizyonistler sosyalizme barış içinde, parlamenter yoldan geçiş anti-marksist-leninist teorilerinin propagandasını yapıyorlardı.

Onlar, Şili’de Unidad Popular hükümetinin uygulamasını kendi teorilerinin ispatı olarak görüyor ve bunu sevinçle selamlıyorlardı.

Modern revizyonistlere göre, Şili, “marksist partiler”in ve burjuva partilerin ortaklaşa koalisyon hükümeti ile sosyalizmin inşasının başarılacağının “klasik” örneğiydi.

Onlara göre, seçimle başa gelen Allende önderliğindeki Unidad Popular deneyi, parlamentoda ilerici güçlerin sağlam çoğunluğunu sağlayarak parlamentoyu halk egemenliğinin gerçek aracı haline dönüştürebileceğini, şiddete dayalı devrim olmadan sosyalizme ulaşılabileceğini, sosyalizmin, eski devlet mekanizmasına dokunmadan ve bizzat burjuvazinin “yardımıyla” kurulabileceğini gösteriyordu…

11 Eylül 1973 darbesi Şili devrimi ve Şili’li işçi ve emekçi halk açısından şüphesiz ağır bir darbe, geçici bir yenilgiydi…

Fakat o “burjuvaziyle barış içinde sosyalizme geçiş”i savunan modern revizyonist, sınıf uzlaşmacı oportünist teorilerin kesin yenilgisiydi.

1973 Şili faşist darbesinin 30. yıldönümünde tam da bu gerçekleri bir kere daha bilince çıkarmak, dünya ezilenlerinin ve sömürülenlerinin kurtuluşu için emperyalizmin ve dünya gericiliğinin yeryüzünden silinmesinin ivedi gereklilik olduğunu kavramak önemlidir.

Şili deneyiminden öğrenmek, her türden revizyonizm ve oportunizme karşı amansız mücadelenin gerekliliğini öğrenmektir.

Dün olduğu gibi bugün de emperyalizmle birlikte ve onun “hayırhah” tutumu “umularak” baskı ve sömürü düzeninden, barbarlıktan kurtuluş yoktur.

Emperyalistlerin dünya halklarına “kurtuluş” diye sattıkları şeyin ne olduğu Afganistan’da, Irak’ta, Filistin’de ve Kongo, Nijerya, Liberya’da bütün çıplaklığıyla görülmektedir.

Emperyalistlerin kendi çıkarlarından başka gözettikleri hiçbir şey yoktur ve onlar bu çıkarlar için dünya halklarını felakete, açlığa-yoksulluğa ve savaşlara sürüklemekten biran olsun çekinmemektedirler.

İşçi sınıfı ve dünyanın ezilen halklarının kendi gücünden başka güvenecek kapısı yoktur.

Örgütlenmek ve emperyalizme ve dünya gericiliğine karşı ortak mücadeleyi yükseltmek – dün olduğu gibi bugün de görev budur !

El  pueblo  armado, jamas  sera  aplastado !

Silâhlı  halk  yenilmez !

11 Eylül 1973  Şili — 12 Eylül 1980  Türkiye…

Düşman  aynıdır — mücadele  ortaktır..!!!

12  eylül  1980…

Türkiye devrimci hareketinin, çeşitli ulus ve milliyetlerden işçilerin ve emekçilerin örgütlülüğünün ve mücadelesinin üzerinden buldozer gibi geçen, etkisi bugüne dek süren askeri faşist darbenin arkasında da – Şili’de olduğu gibi – ABD vardı !
Bir kere daha kendi emperyalist çıkarları için işbirlikçileriyle birlikte Türkiye halklarının üzerine tankları, topları, zindanları ve işkencecileriyle saldırdılar. Kan ve terörle “mezar sessizliği”, kendilerine göre “dikensiz gül bahçesi” yaratmaya giriştiler.

İdam  sehpaları  kuruldu,  yüzbinler  işkenceden  geçti  ve  zindanlara  atıldı…

Aynı  Şili’de  olduğu  gibi !

İşçi  ve  emekçilerin  örgütlülükleri  dağıtıldı,  mücadeleyle  kazanılmış  en  temel  hakları  ellerinden  alındı…

Aynı  Şili’de  olduğu  gibi !

Grevler  yasaklandı,  ücretler  donduruldu,  herşeye  zam  üstüne  zam  bindirildi.

Türk  hakim  sınıfları  bu  azgın  terör  rejimiyle  siyasi – ekonomik  buhranı  aşma  ve  emperyalist  efendilerinden  yeniden  borç  dilenebilecek  duruma  gelmeyi  amaçlıyorlardı.

Bu  amaçlarına  eriştiler,  “netekim” !

Türkiye’deki 12 Eylül darbesi, 11 Eylül Şili darbesinde olduğu gibi yerli hakim sınıflar kadar, başta Amerikan emperyalistleri olmak üzere, emperyalist güçlerin çıkarlarını korumak için girişilmiş – bizzat CIA ajanlarının başaktörlük yaptıkları – operasyonlardır.

Boyutları farklı olmasına karşın her iki darbe de Şili ve Türkiye devriminin ağır yenilgi almasıyla sonuçlanmıştır.

Şili ve Türkiye askeri darbelerinin yıldönümünde saptanabilecek bir başka ortaklık, her ülkede de benzer süreçler yaşanarak cuntadan sözümona “demokrasiye”, gerçekte parlamenter maskeli faşizme geçilmiş olmasıdır.

Her iki ülkede de işçi sınıfı ve ezilen halklar, başta ABD olmak üzere emperyalizm destekli bu azgın terör rejiminin yarattığı tahribatın etkisini hala yaşıyor.

Şili’de  ve  Türkiye’de  düşman  bir – mücadele  bir !

Kahrolsun  emperyalizm  ve  dünya gericiliği !

Yaşasın  proleter  enternasyonalizm !


0 Responses to “12 eylül Türkiye ile 11 eylül 1973 Şili faşist darbeleri arasında yok aslında bir farkları, ama “biz OSMANLI ‘BOP’larıyız” diye ortaya çıkan “NEOsman”cıklar netiiice itibaaarıylaaaa 12 eylül 1980 darbesinin en kazan(dırıl)anları oldu…)”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2,189,238 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Eylül 2016
P S Ç P C C P
« Ağu   Nis »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: