Archive Page 124

16
Şub
11

Kıbrıs’ta AKP – Talat tezgâhı

 

Yaşanan komployu doğru okumak açısından kilit bir ilişkinin üzerinde durmak gerekir: Tayyip-Talat ilişkisi. İkisi birbirinden farklı görünür ama özleri aynıdır. İkisini esas bir araya getiren şey emperyalizme bağlılık ve Türk karşıtlığıdır

Kıbrıs’ın  “Hrantçılar”ı  sahnede

Hem Türkiye hem Kıbrıs kamuoyu Kıbrıs’taki son mitingde açılan, “Türkiye’ye küfür” pankartını konuşuyor. Kıbrıs’ta özellikle komprador “sol”, Rum taraftarı, AB-ABD güdümlü grupların katıldığı eylemde “Yasemin Hareketi” imzalı bir pankartta “Kurtarıldık mı ? Has…r” ibaresiyle Türkiye’ye açıktan küfredilmesi şok etkisi yarattı. Uzun zamandır Türk düşmanlığını temel söylem olarak kullanan Kıbrıs’ın “Hrantçıları”ydı bunlar.

Gerçi son dönemlerde moda oldu. Türk düşmanları her fırsatta Türklere ağza alınmayacak küfürler ediyor, Türkler de öyle pek sesini çıkarmıyor. Hatırlarsınız, Kıbrıslı Rumcuların ettiği küfrün bir benzerini de Osman Baydemir etmişti. O da yetmemiş benzer sövgüleri TBMM çatısı altında Sırrı Sakık da tekrarlamıştı.

Olayların bu benzerliğinin yanında aslında birbirlerinden önemli bir farklılığı da var. Daha önceki olaylarda sessiz kalan Tayyip ve AKP, her nedense bu kez birden esip gürlemeye başladı. Hatta Tayyip öyle şeyler söyledi ki tartışma içinde edilen küfrün ağırlığını bile bastırdı. Önce; “Ülkemizden beslenenlerin bu yola girmesi manidardır” dedi. Sonra Cemil Çiçek, “Cuma günü sövdüler, pazartesi bizim verdiğimiz paralardan maaşlarını aldılar” dedi. Ardından yine Tayyip sazı eline aldı:

Türkiye’ye çek git defol diyorlar. Sen kimsin be adam, benim şehidim var, gazim var. Güney’le beraber yaptıkları provokatif eylemler bunlar. Böyle bir eyleme hakları yok. En düşük memurları 10 bin liraya yakın para alıyor. Beyefendiler bir de utanmadan eylem yapıyor. Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’ına net tavır koymaları lazım”.

Vay be! Şehitler, gaziler Tayyip için bu kadar önemliymiş demek? Türkiye’ye, Türklere küfredilmesinin bu kadar kötü olduğunu Tayyip biliyormuş da acaba 301. maddeye karşı neden bu kadar çalışmış acaba?

Tabi ki gerçekte ne Tayyip’in milli refleksleri bir anda keskinleşti, ne de AKP’lilerin kafalarına ağır bir şey düştü. Bu olayların ardında derin bir hesap var. Bu hesap da Tayyip’ten, Talat’a, AB’den, ABD’ye kadar ciddi bağlantıları olan bir hesap. Türkiye’de “hepimiz Ermeni’yiz” diyen Hrantçıları kimler örgütleyip sokaklara sürüyorsa, Kıbrıs’ta da “hepimiz Rum’uz” deme heveslilerini sahneye çıkaranlar, Türkiye’ye sövdürenler de aynı güçler kısacası.

Mesele gerçekten de Türklüğe saldırı ama çok daha geniş kapsamlı ve sinsi bir hesap var ortada.

Birinci  Hedef :  AKP’yi  seçimlerden  önce  “milliyetçi”  göstermek

“One minute” şovundan beri İslamcılar Tayyip’ten antiemperyalist, antisiyonist bir kahraman yaratmaya çalışıyorlar. Şimdi de özellikle seçimlerde oy alabilmek için “milliyetçi” bir AKP imajının çizilmesi de plan dâhilinde. Tayyip, seçimlerde Türk seçmene hitap edebilmenin yollarını arıyor. KKTC’deki bu son olaylar da bu planın içerisinde değerlendirilmeli.

Okumaya devam edin ‘Kıbrıs’ta AKP – Talat tezgâhı’

16
Şub
11

Banu AVAR Manisa’da..

24  Şubat  2011  Perşembe

Saat  14:00

Manisa  Ziraat  Odası

——————————————————————

NOT :  TGB  tarafından  gerçekleştirilecek  etkinliğe

Celal  Bayar  Üniversitesi  Rektörlüğü  izin  vermedi.

——————————————————————

http://www.ilk-kursun.com/2011/02/banu-avar-manisada/


16
Şub
11

Liberal Aydınlar Emperyalizmin Havlayan Köpekleridir

Ülkemizde kendini “liberal” olarak tanımlayan kişilerin müşterek özelliklerini şöyle tanımlayabiliriz :

Ulus devletleri çökertip paramparça etmek; dünyadaki tüm doğal kaynakları emperyalist devletlerin ve çok uluslu şirketlerin sömürüsüne daha çok açmak;

tüm emekçilerin örgütlenmesini engelleyerek onları ucuz işgücüne mahkûm köleler haline getirip böylece efendilerinin küresel yağmadan daha çok pay almalarını sağlamak olarak özetleyebileceğimiz küreselleşme olgusunun en yaman savunucularıdır.

Küreselleşmenin önünde en büyük engel olarak gördükleri Kemalizm ve Kemalist aydınlardan nefret ederler.

Bu nedenle Atatürk dönemini mütemadiyen kötülerken; Recep Tayyip Erdoğan, Fethullah Gülen ve yandaşlarına laf söyletmezler.

Türk Ordusu’na kin ve düşmanlıkları, Yunanlıları bile şaşırtacak düzeydedir.

Demokratlık kisvesiyle şimdiye kadar yaptıkları tek şey; bölücü ve şeriatçı kişi ve partileri desteklemektir.

ABD’nin bölgemizde milyonlarca insanın ölümüne ve daha çok sömürülmesine neden olan politikalarını ciddiyetle eleştiren bir “Liberal aydın(!)” bugüne dek görülmemiştir.

Emperyalist devletlerin güdümünden çıkmamızı hiçbir zaman istemediklerinden; hiç vazgeçemedikleri hususlardan biri, devamlı AB Propagandası yapmaktır.

Gerçekte demokratik ve laik bir hukuk düzeninin kurulması be yaşatılması mücadelesi veren hukukçulardan hiç hoşlanmazlar…

En beğendikleri mahkeme başkanı Haşim Kılıç, en beğendikleri savcı Zekeriya Öz, en beğendikleri anayasa hukukçusu Osman Can olmuştur.

CIA güdümünde bir operasyon olan “Ergenekon soruşturma ve kovuşturmalarının” en azılı destekçileridirler.

Ülkemizin tüm “Ekonomik Tetikçileri” kendilerini “Liberal” olarak tanımlayan kişiler arasından çıkmıştır.
Okumaya devam edin ‘Liberal Aydınlar Emperyalizmin Havlayan Köpekleridir’

16
Şub
11

Devlet Adamları ve Başkalarının “Adamları”

Ortadoğu’da son birkaç haftada devrilen liderlerin malvarlıkları, ailelerinin servetleri ve görgüsüzlükleri de medyada geniş yer buldu.

Ama bu durum onlara özgü değil maalesef.

Cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, belediye başkanıyken çocuklarını evlendirmek, nişanı, nikâhı, sünneti, düğünü iktidar koltuğundayken yapmak, bu sayede hediyenin, altının, paranın, “ganimetin”, servetin miktarını, değerini katlamak, bizim politikacılarda da sık rastlanan bir uygulama.

“Benim memurum işini bilir”,

“Anayasayı bir kere delmekle birşey olmaz”,

“Hele bir 70 milyon olalım”,

“Vurduk mu kıçüstü otururlar”,

“Onlar şiidir biz sünniyiz”,

“Bir koyup üç alacağız”,

“Boyu uzun, aklı kısa” diyenlere “ dindar  cumhurbaşkanı” demiştir  “halkımız”.

12 Eylül darbesinden sonra Ulusu Hükümeti’nde başbakan yardımcısı olanları, dipçik gölgesinde, dikensiz gül bahçesinde başbakanlık koltuğuna oturtulanları, en vahimi, darbenin getirdiği siyasal yasakları başbakan sıfatıyla, devletin tüm olanaklarını kullanarak savunanları “sivil cumhurbaşkanı” diyerek son yolculuğuna uğurlamıştır milletimiz.

Devletin özel uçağıyla hem Hacca gidip hem de torunlarının dadısını ABD gezilerine götürenleri, olağan sağlık kontrolünü yaptırmak, adeta burnunun ucundaki sivilceyi aldırmak için ABD’ye gidenleri “milletin evlatları” diye anmıştır.

Çocuklarını yurt dışında arkadaşlarının bursuyla okutanlara, sonra da bu çocukları gemi, gemicik, holding, gazete- tv sahibi, o arkadaşlarını da milyarder yapanlara, 10 bin lira maaşla geçinemeyip şirket kuranlara, çocukları için özel vergi affı çıkaranlara, rüşvet, ihaleye fesat karıştırmak, resmi evrakta sahtecilik suçlarından yargılananlara ülkeyi emanet etmiştir.

“Türkiye sevgisini” anlatırken hüngür hüngür ağlayan, sonra da soluğu ABD’de, Avrupa’da alan siyaset adamının, bilim adamının, iş adamının, din adamının hayli çok olduğu bir ülkedir Türkiye.

En keskin devrimcilerimiz, kaçtıklarında Küba ya da Arnavutluk’u değil, Almanya, Fransa, İngiltere, Belçika ve Hollanda’yı tercih etmişlerdir.

En militan İslamcılarımız da öyle.

Hiçbiri Mısır’a, Filistin’e, Suudi Arabistan’a gitmemiştir.

Hepsi Avrupa veya ABD’nin yolunu tutmuştur.

Partisinin kuruluş dilekçesini Ankara’da İçişleri Bakanlığı’na vermeden önce, ABD’den onay ve buyruk alan politikacılarımız herkesin malumudur.

Kafasındaki benleri, göbeğindeki yağları aldırmak için ABD’ye gidip icazet alanlar, aynı zamanda kimliklerini, benliklerini bulurlar oralarda.

Okumaya devam edin ‘Devlet Adamları ve Başkalarının “Adamları”’

15
Şub
11

Potamya’lı Lavrens !

Gelin şu yaşananları beraber sorgulayalım :

WikiLeaks sızıntısı sonrasında önce Tunus, akabinde Mısır’da halk sokağa dökülüyor !

Bu halk isyanına Türkiye ilk birkaç gün suskun !

Derken Obama, Tayyip Erdoğan’ı arıyor.

Bu telefonun hemen ertesinde Erdoğan uluslar arası hukuku çiğneyerek başka bir ülkenin içişlerine karışıyor ve bilinen sözleri ediyor.

Bitmedi…

ABD Başkanı aynı konu ile alakalı olarak Tayyip Erdoğan’ı bir kere daha arıyor !

Peki Obama’nın bu aramalarını nasıl yorumlamalıyız ?

Hayır Türkiye bölgesinde lider ülke değil, yani bu coğrafyada her şey ona sorulmuyor, tersine Türkiye kendine saldırılar yapan PKK teröristini K.Irak’ta kovalamak için bile ABD’den aylarca izin ve onay beklemedi mi ?

Şu halde Obama’nın telefonları Türkiye’nin gücünden-etkisinden kaynaklanmıyor !

O zaman ne ?

Tayyip Erdoğan ile AKP’nin Arap alemini dizayn ve kontrol etmede rol model olarak sunulup kullanılması mı ?

Maalesef tablo odur çünkü bizzat Erdoğan kendi ağzından ve üstelik defalarca Büyük Orta Doğu Projesinin Eş Başkanıyım demedi mi ?

Peki nedir BOP ?

AKP’nin Orta Doğu’yu yeniden şekillendirme hedefi ya da projesi !

Başka bir ifade ile Birinci Dünya Savaşında emperyalizm tarafından masa başında cetvelle çizilen sınırların yeniden düzenlenmesi !

Bütün bu aktardıklarımın zerresine itiraz edilemeyeceğine göre Tayyip Erdoğan’ı nasıl konumlandırmamız gerekiyor ?

Şimdi birileri çıksa ve emperyalizm adına Birinci Dünya Savaşında Orta Doğu’yu şekillendiren şahsi figür olarak Lavrens ne idi ise Tayyip Erdoğan da bugün aynı misyondadır dese verilecek karşılık ne olabilir ?

Lavrens’in kim olduğunu biliyorsunuz ?

Büyük Britanya’nın Orta Doğu’daki görevlisidir ve Arapları kışkırtıp Osmanlı’yı arkadan vurmuş ve bölgenin dizaynında çok önemli bir rol oynamıştı.

Kuşkusuz yapılacak bir Lavrens-Erdoğan benzerliği yakıştırması sadece amaçlar yani Orta Doğu’yu yeniden dizayn noktasında olabilir ki işin esası da aslında bu değil midir ?

Tekrar tekrar soruyorum, Mısır karışınca Obama Tayyip Erdoğan’ı ardı ardına niye arıyor ve Erdoğan bu telefonlardan sonra niçin başka bir ülkenin içişlerine karışacak şekilde açıklamalar yapıyor!

Böyle bir görüntüden sonra yoksa Erdoğan Amerikan mandacılığının bölge acentası mı sorusu sorulsa çok mu absurt kaçar ?

Tablo açık ve şeçik olarak şudur:

Erdoğan,  emperyalizmin  Ortadoğu’daki  yeni  Truva  atıdır..

İsrail ile yaptığı kavga da yapaydır ve Türkiye ile Arap kamuoyunda imaj oluşturmak içindir.

Evet,  Erdoğan – İsrail  gerginliği  tamamen  danışıklıdır.

Tersi olsaydı, Gazze’ye yardım hikayesinde canını kaybeden 8 kişi için kıyametler koparan Erdoğan Irak’ta bir buçuk milyon Müslüman katledilir ve on binlerce mümin kadının ırzına geçilirken benzer tutumu takınırdı.

Oysa  Tayyip  Bey  Irak’ta  Müslüman  kadınların  ırzına

geçen  ABD  askerleri   için  duacı  olmuştur.

GÜNÜN  PORTRESİ…

Ergenekon uzmanının belgesine bakın !

Adı :  Emre Uslu…

Eski polis..

Yıllarca ABD’de kalarak “Okyanus’u geçemez” raporunu ve yıllarca haksız bir şekilde binlerce dolarlık polis maaşını aldı..

Derken bir doktora ile yandaşı üniversiteye atamasını yatırınca anında o hastalığı ortadan kalktı ve polisliği bırakıp Türkiye’ye geldi.

Okumaya devam edin ‘Potamya’lı Lavrens !’

15
Şub
11

TÜRK DÜŞMANı BİR ALÇAKSıN SEN !

Geldin; ama hoş gelmedin…

Tüm satılmışlığınla geldin, tüm su katılmamış ihanetinle, tüm süzme gayri meşruluğunla…

Geldin; ama hoş bulmadın…

Memlekette hala Mustafa Kemal’in izleri vardı; Mustafa Kemal’in gazetecileri, yazarları, askerleri vardı; senin hoş bulmadığın buydu. Hepsini dağıtmaya, yakmaya, yıkmaya geldin.

Tüm sahtekarlığınla “Türk-Kürt kardeşliği” diye diye boyamadık göz, yıkamadık beyin, sürmedik temcit pilavı bırakmadın; ama asıl başarmak istediğin bu kardeşlik değil, başka bir düşmanlıktı senin:

Türk-Türk düşmanlığı !

Türk’ü Türk’e düşman ettin sen.

Öz kardeşimi bana kırdırdın…

Kıbrıs’taki kardeşim bana kızgın, Azerbaycan’daki kardeşim bana kırgın…

Ne Kırım’daki Türk’ü andın bir kez, ne Batı Trakya’dakini…

Ne Almanya’daki kardeşime bir “merhaba” dedin, ne de Irak’takine…

Hepsinin anavatanı, can kardeşi, öz yurdu Türkiye’yi rezil rüsva ettin, yerlerde süründürdün.

Türkiye dışındaki Türk kardeşlerimle aramı bozdun benim.

Seni o yüzden hiçbir şekilde ve hiçbir zaman affetmeyeceğim.

Bir gün geldiğinde, sen en ağır cezalarda inim inim inlerken, Silivri ve Hasdal’da yaptıklarını anımsayıp zerre üzülmeyeceğim haline.

Okumaya devam edin ‘TÜRK DÜŞMANı BİR ALÇAKSıN SEN !’

15
Şub
11

Sabahı bekliyorum !

Bu ülkede defalarca darbe yapıldı…

Asker, yönetime defalarca el koydu…

Defalarca hükümetlere “muhtıra” verildi…

Bir tek darbeci yargılandı mı ?

Yargılamayı boş verin; kimse “darbe yaptığı ya da yapanlara yardım ve yataklık ettiği için” gözaltına alındı mı?

Hayır…

***

Darbe yapanları yargılayamayanlar…

Bırakın yargılamayı; o darbecilerin önünde yerlere kadar eğilenler…

“Ülke sizin sayenizde kurtuldu” diyerek alkış tutanlar…

“Paşam” diyerek saygıda kusur etmeyenler…

Doğruluğu kanıtlanamayan “darbe planlarını” bahane ederek, ülkenin tarihinde görülmemiş bir “cadı avı” başlattılar!

Kirli işlere bulaşan, devlet adına adam öldürdüklerini söyleyen ne olduğu bilinmez adamların… Yani“yaşlar”ın yanına… “Kurular”ı da ekleyerek, inanılmaz bir “korku imparatorluğu” yarattılar…

Tek suçları, “mevcut iktidarı beğenmemek ve eleştirmek” olan herkesi, bir şekilde bu imparatorluğun kurbanı haline getirdiler !

Konuşan dilleri kestiler !

Düşünen beyinleri şişlediler !

Hükümeti eleştiren kim varsa; etkisizleştirdiler !

Okumaya devam edin ‘Sabahı bekliyorum !’

15
Şub
11

TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR ?

Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra, 1 Nisan 1939 tarihinde ABD ile yapılan anlaşma, ülkemizin  yabancı  bir  devlete  ekonomik  imtiyaz  tanıdığı  ilk  ikili  anlaşmaydı.

Bu anlaşma ile Türkiye, ABD’ye her konuda özel ayrıcalıklar tanımıştı.

Bundan sonra yapılan ikili anlaşmalarla ülkemiz, tam bağımsızlıktan ödün vererek, Truman Doktrini, Marshall Planı, Thornburg raporu gibi bir çeşit kapitülasyon benzeri anlaşmalarla bugünlere gelmiştir.

Günümüzdeki  Gümrük  Birliği  anlaşması  da  aynı  niteliktedir.

Yapılan bu anlaşmalar sonucunda ülkemiz eğitimden enerjiye, ekonomiden sanayiye, tarımdan iç ve dış siyasete kadar tüm konularda, emperyalist devletlerin politikalarına uygun olarak şekillenmiştir.

Bugün yaşadığımız sıkıntıların ardında, yıllardır uygulanan bu yanlış politikalar bulunmaktadır.

Ülkemizin bugün geldiği durum herkesin aklına “Türkiye Nereye Gidiyor ?” sorusunu getirmektedir.

Çünkü bugün ülkemizde ekonomik kriz, siyasal kriz ve yargısal kriz birlikte yaşanmaktadır.

12 Eylül 2010 halk oylamasından sonra ardı ardına hukukla ilgili yasal düzenlemeler, TBMM’de kapsamlı bir şekilde görüşülmeden, ivedilikle yasalaşmaktadır.

Bu önemli yasalar, gerekli inceleme yapılmadan, aynı hızla Çankaya’daki AKP’li tarafından onaylanmaktadır.

9 Şubat 2011 tarihinde “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” TBMM’de kabul edilmiş, Yargıtay ve Danıştay ile ilgili yapılan yeni düzenleme sonucunda, bu iki yüksek mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin altında bir şubeye dönüştürülmüştür.

Danıştay’da iki yeni daire açılarak, 95 olan üye sayısı 156’ya, Yargıtay’da altı yeni daire açılarak, 250 olan üye sayısı 387’ye çıkarılmıştır.

Yapılan düzenlemelerle yüksek yargı, siyasi iktidarın emrine sokulmaktadır.

Yargıtay ve Danıştay’ın düzenlenmesiyle ilgili yasa için muhalefet partileri, barolar, demokratik kitle örgütleri ve yüksek yargı organları açıklamalarda bulunmuşlardır.

Yargıtay ve Danıştay Başkanları yasanın tehlikelerine dikkat çekmek için Çankaya’daki AKP’liyle görüşerek, iyi niyet sonucu bu yasanın veto edilmesini istediler.

Danıştay ve Yargıtay Başkanlarından konuyu daha iyi bilen cumhurbaşkanlığı hukuk bürosundaki danışmanların verdikleri bilgi ve öneri çerçevesinde, yasayı onaylayan Çankaya’daki AKP’li, bu onayın ardından İran İslam Cumhuriyeti’ne gitmiştir. 11 Şubat 2011 günü İran yönetimi ve halkı, şeriat gelmesinin 32. yılı kutlamalarını yaptılar.

Bu kutlamalarda Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte bazı devlet adamlarının resimleri de taşınmıştı.

Okumaya devam edin ‘TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR ?’

14
Şub
11

Dinlenmekten değil, dinlemekten kork..!!!

Eeeyyy,  yalnız ve güzel  ülkemin  uysal  koyunları…

Faşist  sizi  niye  içeri  alsın  ki,  siz  zaten  “içerde”

değil  misiniz..??!!!!!

———————————————————————————————————————————————————————————————————————-

NOT :  Bu  yazıyı ;   ilk  yayımlanış  tarihinde  ( 28.07.2008’de )  cismen  bu  memlekette

olup,  ama  ruhen  ve  vicdanen  memleketin  gidişatıyla  zerre  kadar  alâkası  olmayan

sığır  sürüsüne  tekrar  ithaf  ediyorum…

Çok  az  kaldı…    Herkese  girecek…

Ona  göre…

—————————————————————————————————————————————————————————————————–

Ergenekon  Dizisi

Bir buçuk yıldır merakla beklenen Ergenekon iddianamesi sonunda açıklandı, böylece 12 Eylül döneminin rekoru bile kırılmış oldu. Bu gurur da Türkiye’yi AB’ye uyumlu, demokratik bir ülke haline getiren AKP’ye yakışırdı doğrusu.

İlk duruşma 20 Ekim 2008’de görülecek ama o zamana kadar daha pek çok dalga operasyon ve ardından da ek iddianamelerin geleceğini düşünürsek bundan sonraki yaşantımızın en önemli parçalarından biri Ergenekon olacağa benzer. Yıllar süren Brezilya dizilerinin yeri demek ki böyle doldurulacak.

Aslında bu operasyonun topluma en büyük zararı ne dersek tam da burada durmalıyız. Gerçekten de topluma senaryosu Fethullahçı polisler tarafından yazılmış uzun bir dizi film izlettiriliyor aylardır.

Önce bir gözaltı dalgası yapılıyor dört gün boyunca tüm halk televizyon, internet başında olacakları bekliyor! Bu dört gün dizinin en heyecanlı anları oluyor, tansiyon son derece yüksek ve sonunda suçlular tutuklanıyor. Ondan sonra tutuklananlarla ilgili şok belgeler, telefon konuşmaları, sızdırılan bilgiler, belgeler… Bir on beş günü de böyle geçiriyoruz.

Bir süre memleket meselelerini düşünmeye başlıyoruz. Bakıyoruz ülkede Şeriatçı kadrolaşma almış başını gitmiş, Kürt bölücülüğü iyice azmış, enflasyon yeniden canavarlaşmaya başlamış, neredeyse hükümetimiz zora girmiş…

Okumaya devam edin ‘Dinlenmekten değil, dinlemekten kork..!!!’

14
Şub
11

Talat Aydemir gerçek Atatürkçü subaydı…

Talat  Aydemir  idamından  sonra  varlığını  bana  teslim  etmişti

TÜRKSOLU: Siz Talat Aydemir’in en yakın dostlarından birisiniz. Örneğin, Aydemir idamından sonra bankadaki parasını size emanet etmiş.

ERGİN KONUKSEVER: Çankaya Tereke Hakimliği’nin kararı gereğince Talat Aydemir’in bankada kayıtlı bulunan 60 lira 50 kuruşu ölümü nedeniyle benim almam söylenmişti. Bunun belgesini yıllardır saklarım.

Talat Aydemir’in hapishanedeki eşyalarının teslim tutanağının da bir kopyası da halen bendedir. O tutanağa göre de idamın ardından hapishanedeki hücresinde 90 lira nakit para ve bir miktar giyim eşyası bulunmuştur.

TÜRKSOLU: Talat Aydemir’le idamından önce son görüşmeniz nasıldı?

ERGİN KONUKSEVER: Öyle bir görüşmemiz maalesef gerçekleşemedi. 21 Mayıs Harekâtı’ndan sonra tutuklanınca, Talat Aydemir’le bir daha hiç görüşemedim. Fethi Gürcan’la da öyle. Çünkü idamla yargılanan tutuklularla bir tek aileleri görüşebiliyordu.

TÜRKSOLU: Talat Aydemir’le dostluğunuz nasıl başladı?

ERGİN KONUKSEVER: Aslında önce Fethi Gürcan’la tanışmıştım. Askerliğimi Fethi Gürcan’ın başında bulunduğu süvari birliğinde yapmıştım. Bir de 22 Şubat harekatına katıldığı için emekliye sevk edilen 27 Mayıs döneminde İstanbul Belediye Başkanlığını yapmış Adnan Çelikoğlu’yla da yakından tanışırdım. Onlar vasıtasıyla Talat Aydemir’le tanıştım.

Tanışmamız 22 Şubat sonrası günlere rast gelir. O zamanlarda Vatan gazetesinde çalışıyordum.

TÜRKSOLU: Kaç yaşındaydınız?

ERGİN KONUKSEVER: Çok genç, 24-25 yaşlarındaydım. 22 Şubat’tan sonra emekliye sevk edilen subaylar bir dayanışma kampanyası düzenlemişlerdi. Ben de bunun haberini yapmıştım. Bu haberin ardından Fethi Gürcan, Talat Aydemir’le tanıştırdı beni. Daha sonra Talat Aydemir’in gazetecilerle ilişkilerini yürüten isimlerden biri oldum. Hatta Ankara’dan İstanbul’a geldiği bir gün, Gazeteciler Cemiyeti’nde gazetecilerle sohbet etmesini organize edenlerden biriydim.

22 Şubat’ın ardından 21 Mayıs’a giden süreci çok yakından takip ettim.

Aydemir’i  harekete  geçiren  sebep  Atatürkçü  olmasıydı

TÜRKSOLU: Talat Aydemir’i harekete geçmeye yönelten neydi ?

ERGİN KONUKSEVER: Talat Aydemir, gerçek Atatürkçü bir subaydı.

Ve Türk Ordusu’nun Atatürk döneminde şekillenmiş felsefesine yürekten bağlı bir subaydı.

Kendisiyle konuşmalarımızda bunu gayet güzel ifade ederdi. İstiklal Savaşı ve ardından kurulan Cumhuriyet’le birlikte Mustafa Kemal komutanlığındaki Türk Ordusu “millilik” karakterini tam anlamıyla kazanmıştı. Bu millilik karakterinin iki boyutu vardı.

Birincisi Cumhuriyet’in kurulmasının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yüklenen “vatan savunması” görevi.

İkincisi ise İstiklal Savaşı’nın ardından Türk Ordusu’nun şahıslara ve zümrelere bağlı olmaktan çıkıp milletin ordusu haline gelmiş olması.

Bu millilik de kendisini Atatürk ilkelerine bağımlılık olarak ifade ediyordu.

Ancak Ordu içerisinde 1938 yılında Atatürk’ün ölümünün ardından hükümetlerin Atatürk ilkelerinden ayrılacağı kuşkuları ortaya çıkmıştı.

Özellikle 1945 yılından sonra subaylar arasında CHP’nin faşizan yönetimine karşı subaylar arasında itirazlar yükselmişti.

Okumaya devam edin ‘Talat Aydemir gerçek Atatürkçü subaydı…’

14
Şub
11

Türkiye Talat Aydemir’ini Arıyor

“Bir  memleketin  ordusu  şerefini  muhafaza  edip

ayakta  durmadıkça,  o  memlekette  iç  ve  dış  huzur

olamaz.”

Talat AYDEMİR

—————————————————————

“Merak  etmeyin  Ordu  var”

22 Şubat 1962 Direnişi ve 21 Mayıs 1963 İhtilal Girişimi’nin lideri, devrimci ve gerçek Atatürkçü subay, Talat Aydemir’i hasretle andığımız ve aradığımız bir dönemi yaşıyoruz.

Ne diyordu CHP Genel Başkan yardımcılarından Süheyl Batum?

Ordu kağıttan kaplanmış meğer!

CHP ile Ordu arasındaki bu “beklenti” ve “hüsran” dengesi, Türkiye’nin en temel sorunlarının belki de en başlarında gelir.

Türkiye’de 27 Mayıs’tan hemen sonra öylesine bir Atatürkçülük gelişmiş ve yerleşmiştir ki, sağcı güçler iktidara her geldiğinde Atatürkçü ve solcu halk yığınları arasında bir “sakin olun” çağrısı yayılmaya başlar.

Kulaktan kulağa “merak etmeyin Ordu var” sözleri yayılmaya başlar.

Ama bu sözlerin yayılmasına bile gerek yoktur, bu artık bir şartlı refleks olmuştur ve her seçim yenilgisinden sonra Atatürkçü kesimler koltuklarına bu şekilde rahatça oturur ve uykuya dalarlar.

Aslında burada beklenti, Ordu’nun müdahale ederek Türkiye’nin sorunlarına eğilmesi veya düzeltmesi değildir. O anlayıştakiler, Türkiye’nin sosyal gerçekleri ile meşgul olacak bir Ordu istemezler.

Beklenen tek şey, seçim sandığında bozulan dengenin düzeltilmesidir. Bu ise açıkça sağcı partilerin iktidardan indirilerek CHP’nin iktidar yapılmasıdır.

Maalesef bu tür beklentiler ve girişimler nedeniyle de Türkiye’de Ordu, partiler üstü, siyaset üstü bir koruyucu ve kollayıcı kuvvet olarak değil, CHP’nin imdadına yetişen ve onu koruyup kollayan bir kurum olarak algılanır.

Sonuç, hem CHP’nin hiçbir zaman kendi ayakları üzerinde durabilen devrimci bir partiye dönüşememesi, Ordu’nun ise “tarafsız ve bağımsız” bir devlet kurumu olarak görülmemesidir.

Türkiye’nin makus talihi ve Ordumuzun da talihsizliği, gerici partilerle arasına koyduğu mesafe değildir, bu zaten doğaldır ama Ordu CHP ile arasına mesafe koyamadığı için, muhalefet hep Ordu yardımına muhtaç bir “çocuk parti” görünümü kazanmıştır. Bunun Ordu’nun imajına verdiği zararlar ise cabası.

“Evet  efendim”ci  subaylar

Eğer ülkemizin sorunlarını masaya yatıracaksak, kimilerine son derece ürkütücü gelecek olsa da, yaşamını idam sehpasında sonlandıran ve ‘darbeci Ordu’ imajının de belki en saf örneği olarak görülen Albay Talat Aydemir’in fikirlerine eğilmek zorundayız.

Talat Aydemir, gerek Ordu’nun kendi iç yapısını, gerek sahte Atatürkçülüğü, gerek CHP’yi gerekse Amerikancı düzeni ve diğer partileri eşit mesafeden eleştirebilmiş ender aydınlarımızdandır.

Talat Aydemir, herşeyden önce Ordu’nun kendi iç yapısını ve yarattığı subay profilini cesaretle eleştirebilmiştir.

Katı Harp Akademileri sisteminin ortaya çıkarttığı subay tipini şu şekilde değerlendirir:

“O mektep öyle bir yerdir ki, inandığın fikirleri savunmana hiç imkan vermez. O baskı altında yetişen subaylar hayatta inisiyatiflerini kaybederler. Daima ‘evet efendim’ci olurlar. Hakikatleri haykırmak istedikleri halde yapamazlar. Daima boyun eğerler.”

Talat Aydemir’in bu satırları yazdığı sene 1954’tür.

Bu sözler son derece önemlidir. Askeri sistemin yarattığı “evet efendim”ci zihniyet, Türk Ordu tarihinde çok önemli iki büyük tarihsel süreçte başımıza bela olmuştur.

Birincisi Türk Ordusu’nun Osmanlı’nın son döneminde Alman Genelkurmayı’nın emrine verildiği dönemdir. Bu dönem, Türkiye’nin batışını getirmiştir.

Dönemin komutanları önce Alman Genelkurmayı’nın emriyle savaşa girmiş ve orada yenilmiştir.

Hemen ardındansa İngiliz işgal kuvvetlerine teslim olmuş ve silahını teslim etmiştir.

“Evet efendim”ci subayların karşısına çıkan tek örnek Mustafa Kemal’dir.

Önce Çanakkale’de Alman komutanını dinlememiş ve savaşı kazanmıştır. Asidir ama asi olmadan �evet efendim’le Çanakkale destanını yaratamazdı.

İngiliz İşgali başladığında ise, silahları teslim etmeme çağrısı yapabilmiş tek subaydır.

Ama çok daha önemlisi, gücünü üniformasından ve apoletlerinden değil, halktan aldığının bilincindedir ve o nedenle askeriyeden istifa ederek sivil bir şekilde Kurtuluş Savaşı’nı başlatabilmiştir.

NATO  Subayları

 

21 Mayıs gecesi, Ankara

Kurtuluş Savaşı sonrasında ise NATO’ya ve Amerikan güdümüne sokulan Türk Ordusu yeniden eski düzene dönmüştür.

Bu defa “evet efendim”ler Amerika içindir.

27 Mayıs’ta bile genç ihtilalciler ‘korkarak’ hemen ‘NATO ve CENTO’ya bağlıyız diyebilmişlerdir.

12 Mart ve 12 Eylül’de ise doğrudan Amerikan hiyerarşisine bağlı darbeler gerçekleştirilmiştir.

Amerikan bağımlılığı o kadar köklüdür ki, Türk Genel Kurmay Başkanları arasında ayrı bir yeri olacak olan Hilmi Özkök, açıkça Amerika ile karşı karşıya gelmenin Türk Ordusu için en kötü seçenek olduğunu açıklayabilmiştir.

Bu, kendi ülkesini tehdit eden bir kuvvete karşı “evet efendim”in en bariz örneğiydi.

Nitekim hemen ardından Amerikan askerleri Kuzey Irak’ta Türk subaylarının başına çuval geçirdiklerinde de bu zat, susmanın dışında bir açıklama yapamadı.

Okumaya devam edin ‘Türkiye Talat Aydemir’ini Arıyor’

14
Şub
11

Bizler…

Bölgesinin  en  büyük  gücü  durumundaki  Türk  Ordusunun  bir  tek  mermi  dahi

atılmadan  teslim  alınmasını  tarih  kitapları  eşi  benzeri  görülmemiş  bir  başarı

olarak  yazacaktır

Ve  bizler  de  ne  yazık  ki  bu  tarihin  canlı  tanıkları  durumundayız.

————————————————————————————————————————————————————————————————————-

Bu  ülkede  askerden  en  çok  çekmiş  kesim  olan  gerçek

solcular,  askeri  ve  orduyu  savunmak  durumunda

kalmışsa,  demek  ki  durum  gerçekten  çok  kötü…

Mısır ordusu dünyanın gözü önünde yönetimi köşeye sıkıştırıp ABD’nin desteğiyle yönetime el koydu.

Tıpkı 12 Eylül’de Kenan Evran’in yaptığı gibi.

İşin komik tarafı da bunu meydanda toplanmış Mısır’lı halkın başarısı gibi bütün dünyaya yutturma çabası…

Ama bu çaba tüm dünyadaki medya gücüyle sonuç verdi ve herkes Mısır’daki iktidar değişikliğini halkın zaferi olarak gördü.

84 milyonluk Mısır’da bir meydanda toplanan kalabalık iktidar değişikliğini sağlayabilir mi ?

Tabi ki sağlayamaz.

Koskoca bir ülkenin tüm kurum ve kuruluşlarıyla meydandaki kalabalığa teslim olması çok saçma.

Mısır’daki devlet teşkilatı ve Ordu ABD’nin talimatıyla iktidar değişikliğini sağladı.

Tahrir meydanın toplanan kalabalığın çok daha fazlası bizde de “Cumhuriyet Mitingleri” adı altında toplandı.

Ama devlet ve medya üzerinde mutlak hakimiyet kuran AKP bu hareketi boşa çıkarmakla kalmadı, karşı hamlede bulunup “Ergenekon” diye bir icatla tüm o oluşumda yer alan kişileri büyük bir güç gösterisiyle parçaladı.

Zaten ondan sonrası çok daha kolay oldu.

Bu vahşi ve ezici güç karşısında teslim olan başta hukukçular olmak üzere tüm toplum kesimleri kesin bir teslimiyet içine girdi.

Tüm  bu  gelişmelere  sebep  AKP’yi  görenler  yanılır.

Ergenekon, Balyoz gibi davalar ve devleti ele geçirip her hücresine sinme becerisini Tayyip Erdoğan, Cemil Çiçek, Bülent Arınç gibi kişilerin yapamayacağı çok açık.

Bu  çok  kapsamlı  ve  en  ince  detayına  kadar  kurgulanmış  bir  plan  ve  bunu

AKP  yapmasaydı,  başka  bir  partiye  yaptıracaklardı.

Bu  kadar  basit…

AKP’nin bir üstünde Feto var, onun da üstünde ABD ve AB var.

Dün Balyoz davasında tutuklama kararı çıktı.

AKP’ nin atadığı hakimler kendilerine verilen talimatlar doğrultusunda ilk kararlarını verdi.

Zaten önemli olan bu ordu mensubu kişileri tutuklamak.

Davanın süreci, süresi ve sonucu kimin umurumda. Süheyl Batum’um ordu için söylediği “kağıttan kaplan” söylemi daha havadaki yankısını yitirmeden bunu doğrulayıp meydan okurcasına alınan bu karar bu sözün aslında haklılığını ortaya koyuyor.

Ordunun en üst rütbeli komutanı olan Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ “Orduya karşı bir savaş var” demişti.

Dolayısıyla  dün  Balyoz  davasında  yargılanan  kişiler  “sanık”  değil  “tutsak”tır.

Ve  bu  yüzden  daha  davanın  en  başında  Redd-i  Hakim

talebinde  bulunacaklarına,  Redd-i  Mahkeme  talebinde

bulunmaları  gerekirdi.

İşte  işin  temeli  bu.

Vereceği kararlar ve izleyeceği yöntemler zaten belli olan bu mahkemede yargılanmayı kabul etmek zaten bu süreci de kabullenmek anlamına gelir.

Okumaya devam edin ‘Bizler…’

14
Şub
11

İKİ YERDEN TEK KALEMDE İSTEĞİMDİR…TESUD, ADD…

Sayın  mahkeme  heyeti !

Bu   işi   çok   uzattınız.

Bir tutukluyor bir salıveriyor ve Türk Ordusunun subaylarıyla dalga geçer gibi oynuyorsunuz.

Onları size yalvaracak, yakaracak kişiler olduğunu mu sanıyorsunuz ?

Yalvarmayacaklardır, bilin artık !

Onları bir kez daha tutukladınız.

Tutuklama gerekçeniz kaçma olasılıklarının olduğu ve döşeme altından çıkan çuvalların varlığı…

Hiç kaçacak insan mahkeme salonuna kendiliğinden, düğüne gider gibi beyaz gömleği, kırmızı kravatını takarak gelir mi ?

Hiç kendilerinin imzası olmayan, kendileri üzerinden çıkmayan bilmem ne odasının döşemelerinin altındaki kırtasiye nedeniyle insanlar tutuklanabilir mi?

Hangi darbenin ve hangi diktatörün hukukunda bu vardır, vardı?

Kimin ve neyin intikamını almaktasınız ?

Siz Harbiye marşını hiç içinizden mırıldandınız mı ?

Siz hiç eşiniz, babanız bu kadar yıl vatana hizmet ettiğini zannedip onunla gurur duyarken birdenbire onun vatan hainliğiyle suçlanan bir mahkemede arkasında durup ağladınız mı ?

Sizin vicdanınız var mı, vicdanınız ?

Sizin vicdanınızı kurtlar yesin !

163  kişi  tekrar  Silivri’de  esir  alınmıştır.

Bunun  açık  ismi  “savaş”tır.

Okumaya devam edin ‘İKİ YERDEN TEK KALEMDE İSTEĞİMDİR…TESUD, ADD…’

14
Şub
11

Balyoz’daki şok eden gelişmeler üzerine KİM NE DEDİ ?

En  üzücü  olan :

Bu  durum  hiç  kimsenin  umurunda  değil !

Özlem Ilgar   ( Tuğ Amiral Fatih Ilgar’ın eşi ) :

Asker eşi olduğumuz için biz de askeriz !

Türk Milletinin artık farkında olma zamanı !

Balyozda Şok Tutuklama !

163 Subay Tutuklandı !

Orgeneral Örnek ve Orgeneral Fırtına için tutuklama kararı !

Orgeneral Çetin Doğan için yakalama kararı !

Yukarıdaki başlıklar Ulusal televizyonda 11 Şubat gecesi gece yayın boyunca ekranlarda kaldı. Yayın yönetmeni , telefonlarla yayına bağlanan milletvekilleri ve komutanlarımızın avukatları şunları söylediler:

Avukat Celâl Ülgen  (Orgeneral Çetin Doğan’ın Avukatı):

Ülkede hukuk ayaklar altında !

Koca bir ülke baştanbaşa karanlık !

Koca bir ülke hukuksuzluğa gömülmüş durumda !

En üzücü olan :

„Bu durum kimsenin umurunda değil!“

Neyi söyleyeceğim bilemiyorum.

Okumaya devam edin ‘Balyoz’daki şok eden gelişmeler üzerine KİM NE DEDİ ?’

14
Şub
11

Adaletin elinde ne terazi kaldı ne gözündeki bağ; kılıç sallıyor yalnızca..

Dişimizin ağrısı geçmeden dilimizi kesiyorlar, çenemizi kırıyorlar daha gözümüzün şişi inmeden..
Torba yasa tepesini korumaya çalışırken yüksek yargı kalesine saldırıyorlar,asker alma dairesini savunurken genelkurmaya..

Savaşın bile bir hukuku var..Yaşadıklarımız ne savaşın hukukuna uygun, ne barışın..Diz boyu hukuksuzluk var; ihanet var..

……

Suyun kaynaması ya da donması gibi, 9 şubat gece yarısı TBMM’de

geçen bir yasayla nicelik niteliğe sıçrama yaptı; rejim değişti..

Demokrasinin surunu üfledi İsrafil..

Araç olarak kullandıkları demokrasi tramvayını havaya uçurdular; hukuk bitti..

…..

Ergenekon ve Balyoz Davaları başladığında hukuksuzluk vicdanımızı sızlatıyordu şimdi kafamızın tasını attırıyor..
Hukuksuzluğun bir adım ötesine geçtiler; kargaşaya, savaş durumuna..

Koskoca generaller boşuna Harbiye Marşı söylemiyor Silivri’de..

Bu bir savaş, Atatürk’e ve ordusuna karşı açılmış bir savaş..

Ergenekon ve Balyoz Davaları hukukun halledeceği değil, hukuk halledildiğinde

görülecek davalardır..

Önemle duyurulur..

Okumaya devam edin ‘Adaletin elinde ne terazi kaldı ne gözündeki bağ; kılıç sallıyor yalnızca..’

14
Şub
11

GİZLİ MÜNECCİM

AKP’NİN YARGI REFORMU İŞTE BUDUR: ÖNCE GİZLİ TANIK, ŞİMDİ DE GİZLİ MÜNECCİM HUKUK SİSTEMİMİZE GİRDİ !

DUYDUKLARINIZA İNANAMIYORSANIZ, OKUYUNUZ, İŞTE KANITI…

ÖNCE  ÖZETLER:

1. ERDAL SARIZEYBEK, 2008 ŞUBAT KARA HAREKÂTINI SİZLERE ANLATMAK İÇİN SHOV TV HABER EKİBİ İLE ŞEMDİNLİ’YE GİDER. EKİPLE BİRLİKTE ŞEMDİNLİ EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜNDE KONAKLAR. YANLARINDA POLİS VARDIR.
2. 1992-94 ŞEMDİNLİ TABUR KOMUTANI OLAN ERDAL SARIZEYBEK’İ TANIYAN VATANDAŞLAR KARAKOLA ZİYARETE GELİR. BUNLARDAN BİRİ DE TAYYAR GÜRELİ’DİR.
3. TAYYAR GÜRELİ AKTÜTÜN-MEŞELİK’TE OTURUR. KÖYÜNÜ PKK YAKMIŞ, ONLAR DA KÖYÜ BOŞALTMAK ZORUNDA KALMIŞTIR. SARIZEYBEK BU KÖYLÜLERE ZAMANINDA ÖNEMLİ YARDIMLARDA BULUNMUŞTUR. O ZAMANLAR ON YAŞLARINDA BİR ÇOCUK OLAN TAYYAR, MİNNET VE SEVGİSİNİ GÖSTERMEK İÇİN GELMİŞTİR. KAYMAKAM İLE GÖRÜŞME ZORLUĞU VARDIR, YARDIM İSTER. SARIZEYBEK YARDIM SÖZÜ VERİR.
4. BU HABERE SEVİNEN TAYYAR, ANKARA’YA GELECEĞİNİ SÖYLEYEREK BİR İSTEĞİ OLUP OLMADIĞINI, POLİSLERİN YANINDA SARIZEYBEK’E SORAR. O DA ‘BAL GETİR, KARA KOVAN BALI’ DER.
5. KARA HAREKATI 8 ŞUBAT’TA YAPILIR. SARIZEYBEK SHOV TV’DEN SİZLERE HAREKATI ANLATIR VE ANKARA’YA DÖNER.
6. BİR SÜRE SONRA TAYYAR TELEFONLA ARAR, ANKARA’YA GELECEĞİNİ SÖYLER, SARIZEYBEK DE ‘BALI UNUTMA, EMANETİ GETİR’ DER.

ŞİMDİ HABERLER:

İŞTE O ZAMAN AKP’NİN YENİ YARGI REFORMU DEVREYE GİRER, İNANILMADIK OLAYLAR YAŞANMAYA BAŞLAR…

Okumaya devam edin ‘GİZLİ MÜNECCİM’

14
Şub
11

Verilen Bütün Vekaletleri Azlediyoruz..

Hukuk bitti..

Söz bitti..

Savunma bitti..

Savaşı başlattılar..

…..

Yüce Türk Milleti Adına

Yasa çıkarması için seçtiğimiz vekilleri azlediyoruz..

Yüce Türk Milleti Adına

Karar verip okuyan yargıyı azlediyoruz..

Hukukun bittiği yerde savunmaya gerek kalmadığından

avukatları da azlediyoruz..

….

Türkiye Cumhuriyeti Devletini iç ve dış düşmanlara karşı korumakla görevlendirdiğimiz ordumuza verdiğimiz vekalet devam etmektedir..

Ve sonsuza kadar devam edecektir..

Yüce Türk Milletine saygıyla duyurulur..

Mübarek olsun!..

Hilmi KAYIHAN

http://www.ilk-kursun.com/2011/02/verilen-butunvekaletleri-azlediyoruz/

14
Şub
11

SİLİVRİ ARTıK MALTA’DıR, BU GÜNÜ UNUTMA EY TÜRK MİLLETİ!

Sanki yıl 16 Mart 1920, İngilizler İstanbul’u işgal ediyor ve tutuklamalar Başlıyor…

Bugün 11 Şubat 2011, Türk Ordusu’nun Kahramanlar Askerleri birer birer tutuklanıyor…

Türk  Milleti  bu  günü  Unutma !
“…16 Mart 1920 sabah 05.45 sularında İngiliz askerleri araca bindirilmiş iki birlik halinde Beyazıt Direklerarasında bulunan Şehzadebaşı 10. Kafkas Tümenine bağlı karargah birliği karakoluna geldiler.

Bir araç asker dış güvenliği aldı, diğerleri koğuşunu bastılar.

Askerlerin uyuduğu koğuşa giren İngiliz askerleri mızıka ve karargah bölüğü erlerinden beşini ateş açarak öldürdü, onunu yaraladı.

Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın evi basıldı ve paşa öldürüldü. Harbiye nezareti ablukaya alındı ve İngiliz General Shuttleworth Harbiye nezaretinin kontrolünü eline aldı.

Meclis-i Mebusan basıldı mebuslardan Albay Kara Vasıf Bey ve Rauf Bey İngiliz askerleri tarafından tutuklandı.

Telgrafçı Hamdi Bey kendisini tehlikeye atarak İngilizlerin telgrafhaneyi bastığı ana kadar Ankara’ya Mustafa Kemal Paşa dikkatine telgraflarla gelişmeleri bildirdi...”

SİLİVRİ  ARTIK  MALTA’DIR,  BU  GÜNÜ  UNUTMA  EY  TÜRK  MİLLETİ !

Malta  Sürgünleri…

Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı’nda yenildiğini anlayınca, Ekim 1918’de mütareke ister.

Mütarekeyi imzalamak görevi, Hüseyin Rauf Bey’e(Rauf Orbay) verilir. Hamidiye kahramanı Rauf Bey, o tarihte Ahmet İzzet Paşa kabinesinin on günlük Bahriye Nazırıdır.

Müttefikler adına mütarekeyi imzalamak için de İngiliz Akdeniz Filosu Başkomutanı Amiral Sir Arthur Calthorpe seçilmiştir.

Okumaya devam edin ‘SİLİVRİ ARTıK MALTA’DıR, BU GÜNÜ UNUTMA EY TÜRK MİLLETİ!’

14
Şub
11

Balyoz Davasının Müdahilleri – (ÖZGÜR-DER)

Mahkeme ayrıca gazeteci Abdurrahman Dilipak, Hamza Türkmen Rıdvan Kaya, Abdurrahman Koçoğlu Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği ile Hukukçular Derneği’nin suçlamadan doğrudan zarar görme ihtimalleri nedeniyle davaya müdahil olma taleplerini kabul etti. (Hürriyet)

Balyoz Davasında savunmalarına fırsat vermeksizin 133 subay ve astsubay hakında tutuklama 29′u hakkında da yakalama kararı veren İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin müdahil olma taleplerini kabul ettiği kişi ve derneklere daha yakından bakmak gerekiyor. Bu kişi ve derneklerin amaç ve faaliyetleri Balyoz davasını anlamamızda ip ucu olacak türden.

İlk olarak Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneğini (Özgür-Der) değerlendireceğiz. Özgür-Der’in Genel Başkanı Balyoz davasında müdahil olma talebi kabul edilen Rıdvan Kaya. Derneğin faaliyet alanları ile ilgili detaylı bilgiye web sayfasından ulaşılabiliyor.
http://www.ozgurder.org/v2/index.php

İslamcı bir dernek olan Özgür-Der amaçlarını şöyle sıralıyor :

Okumaya devam edin ‘Balyoz Davasının Müdahilleri – (ÖZGÜR-DER)’

13
Şub
11

Türk halkı neredesiniz ? Eşkiya düze inmiş yiğitler derdest oluyor..!!!

‘Balyoz Planı’ davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 163 kişinin tutuklanmasına karar vermesinin ardından subay eşleri de isyan etti.

İSYAN  ETTİLER

Balyoz davası’nda haklarında tutuklama kararı çıkarılan subayların eşleri mahkeme çıkışında verilen karara tepki gösterdi.

Hakkında tutuklama kararı çıkan Cem Güldemir’in eşi Rengin Güldemir ve Mehmet Fatih Ilgar’ın eşi Özlem Ilgar davanın hiçbir dayanağı olmadığını dile getirerek yargılamayı engisizyon mahkemesine benzettiler.

EŞKIYA  DÜZE  İNMİŞ

“Çocuklarımızı yalnız büyüttük.

Evlerimizi yalnız taşıdık.

Çocuklarımızı yalnız doğurduk. Ailelerini eşlerini ülkesi için ikinci plana atan bu insanlar şimdi vatan hainliğinden tutuklanıyorlar.

Bizim eşlerimiz bu ülke için çalıştı. Hizbullah şuan bu durumdayken bizim eşlerimiz içeriye alınıyor.

Vatanını eşlerinden fazla seven insanların bugün böyle itham edilmeleri çok hırpalayıcı.

Türk halkına sesleniyoruz neredesiniz ?

Bu karar mücadele edememeleri için alınmıştır.

Eşkıya düze inmiş.

Yiğitler derdest oluyor

Yorum bırakın »

  1. DÜNDAR DOGAY 13 Şubat 2011 15:46 :AKEPE iktidar koltuğuna oturtulduğundan bugüne kadar binlerce yorum yaptım.
  2. Yeni yorumlar yapmaya artık gerek görmüyorum.
  3. Bu sebepten 25.07.2010 tarinde Genelkurmaya yolladığım bir yazımı yorum olarak buraya aktarıyorum :

  4. SAYIN  GENELKURMAY  BAŞKANI,  SAYIN  KUVVET  KOMUTANLARI…..

  5. İrdelenecek, ders çıkarılacak o kadar olay var ki hepsine değinmeye imkan yok.
    27 Mayıs 1960  inkilabı  neden  yapılmıştı ? Amerika’nın aynı şimdi AKEPE örneğinde olduğu gibi, kurdurup 1950 yılında iktidara getirdiği Demokrat Partinin Cumhuriyetin kazanımlarını yozlaştırdığını, ülkeyi Amerikan mandacılığına doğru götürdüğünü gören Ordumuz haklı olarak o inkilabı gerçekleştirmişti. Karşı atak uzun sürmedi.
    Amerika uzun uğraşılardan sonra bu sefer orduyu yanına çekmiş, bir yandan da Türk Gençliğini sağ ve sol diye bölüp birbirine kırdırarak ve bu gerekçeye dayandırıldığını bildiğimiz 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirmişti. Peşinden de çok işine yarayacağını bildiği Özal’ı tahta oturtmuştu. Özal 27 Mayısı bayram olmaktan çıkarmış, asılan 3 haine anıtmezarlar yaptırmış, hatta plaj kıyafetiyle, kısa şortla bir askeri birliği teftiş etmişti. Ordu sadece bu iki noktayı iyi analiz edip ne anlama geldiğini anlamış olsaydı, Amerikan yanlısı olmanın nerelere kadar varacağını hesap etseydi bu günlere gelmeyecektik…Kurdurup donattığı PKK, AKEPE, FETULLAH ve HİZBULLAH şantiyeleri ile bugün büyük hedeflerini gerçekleştirmektedir.
    Mustafa Kemal Atatürk’ün binbir emekle kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bağımsız bütünlüğünün sona erdirilmekte olduğunu gören asker ve sivil Aydınlar etkisiz hale getirilmiştir, getirilmektedir.
    Bu gelişmeleri cahil ve çaresiz halkımız değerlendirememektedir.Çünkü gerçekleri karartma faaliyetini özel ekip, özel medya yürütmektedir.
    Hergün şehit vermekteyiz. Bu ülkeye hizmet etmiş 102 insanımız hakkında daha dün tutuklama kararı verildi. Görevi Türkiye Cumhuriyetini korumak olan Ordumuzun sinmiş halini görmek ıstırap veriyor.
  6. Okumaya devam edin ‘Türk halkı neredesiniz ? Eşkiya düze inmiş yiğitler derdest oluyor..!!!’



İstatistikler

  • 2,015,600 Tıklama

Eylül 2015
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 46 takipçiye katılın