Archive Page 124

14
Şub
11

Dinlenmekten değil, dinlemekten kork..!!!

Eeeyyy,  yalnız ve güzel  ülkemin  uysal  koyunları…

Faşist  sizi  niye  içeri  alsın  ki,  siz  zaten  “içerde”

değil  misiniz..??!!!!!

———————————————————————————————————————————————————————————————————————-

NOT :  Bu  yazıyı ;   ilk  yayımlanış  tarihinde  ( 28.07.2008’de )  cismen  bu  memlekette

olup,  ama  ruhen  ve  vicdanen  memleketin  gidişatıyla  zerre  kadar  alâkası  olmayan

sığır  sürüsüne  tekrar  ithaf  ediyorum…

Çok  az  kaldı…    Herkese  girecek…

Ona  göre…

—————————————————————————————————————————————————————————————————–

Ergenekon  Dizisi

Bir buçuk yıldır merakla beklenen Ergenekon iddianamesi sonunda açıklandı, böylece 12 Eylül döneminin rekoru bile kırılmış oldu. Bu gurur da Türkiye’yi AB’ye uyumlu, demokratik bir ülke haline getiren AKP’ye yakışırdı doğrusu.

İlk duruşma 20 Ekim 2008’de görülecek ama o zamana kadar daha pek çok dalga operasyon ve ardından da ek iddianamelerin geleceğini düşünürsek bundan sonraki yaşantımızın en önemli parçalarından biri Ergenekon olacağa benzer. Yıllar süren Brezilya dizilerinin yeri demek ki böyle doldurulacak.

Aslında bu operasyonun topluma en büyük zararı ne dersek tam da burada durmalıyız. Gerçekten de topluma senaryosu Fethullahçı polisler tarafından yazılmış uzun bir dizi film izlettiriliyor aylardır.

Önce bir gözaltı dalgası yapılıyor dört gün boyunca tüm halk televizyon, internet başında olacakları bekliyor! Bu dört gün dizinin en heyecanlı anları oluyor, tansiyon son derece yüksek ve sonunda suçlular tutuklanıyor. Ondan sonra tutuklananlarla ilgili şok belgeler, telefon konuşmaları, sızdırılan bilgiler, belgeler… Bir on beş günü de böyle geçiriyoruz.

Bir süre memleket meselelerini düşünmeye başlıyoruz. Bakıyoruz ülkede Şeriatçı kadrolaşma almış başını gitmiş, Kürt bölücülüğü iyice azmış, enflasyon yeniden canavarlaşmaya başlamış, neredeyse hükümetimiz zora girmiş…

Okumaya devam edin ‘Dinlenmekten değil, dinlemekten kork..!!!’

14
Şub
11

Talat Aydemir gerçek Atatürkçü subaydı…

Talat  Aydemir  idamından  sonra  varlığını  bana  teslim  etmişti

TÜRKSOLU: Siz Talat Aydemir’in en yakın dostlarından birisiniz. Örneğin, Aydemir idamından sonra bankadaki parasını size emanet etmiş.

ERGİN KONUKSEVER: Çankaya Tereke Hakimliği’nin kararı gereğince Talat Aydemir’in bankada kayıtlı bulunan 60 lira 50 kuruşu ölümü nedeniyle benim almam söylenmişti. Bunun belgesini yıllardır saklarım.

Talat Aydemir’in hapishanedeki eşyalarının teslim tutanağının da bir kopyası da halen bendedir. O tutanağa göre de idamın ardından hapishanedeki hücresinde 90 lira nakit para ve bir miktar giyim eşyası bulunmuştur.

TÜRKSOLU: Talat Aydemir’le idamından önce son görüşmeniz nasıldı?

ERGİN KONUKSEVER: Öyle bir görüşmemiz maalesef gerçekleşemedi. 21 Mayıs Harekâtı’ndan sonra tutuklanınca, Talat Aydemir’le bir daha hiç görüşemedim. Fethi Gürcan’la da öyle. Çünkü idamla yargılanan tutuklularla bir tek aileleri görüşebiliyordu.

TÜRKSOLU: Talat Aydemir’le dostluğunuz nasıl başladı?

ERGİN KONUKSEVER: Aslında önce Fethi Gürcan’la tanışmıştım. Askerliğimi Fethi Gürcan’ın başında bulunduğu süvari birliğinde yapmıştım. Bir de 22 Şubat harekatına katıldığı için emekliye sevk edilen 27 Mayıs döneminde İstanbul Belediye Başkanlığını yapmış Adnan Çelikoğlu’yla da yakından tanışırdım. Onlar vasıtasıyla Talat Aydemir’le tanıştım.

Tanışmamız 22 Şubat sonrası günlere rast gelir. O zamanlarda Vatan gazetesinde çalışıyordum.

TÜRKSOLU: Kaç yaşındaydınız?

ERGİN KONUKSEVER: Çok genç, 24-25 yaşlarındaydım. 22 Şubat’tan sonra emekliye sevk edilen subaylar bir dayanışma kampanyası düzenlemişlerdi. Ben de bunun haberini yapmıştım. Bu haberin ardından Fethi Gürcan, Talat Aydemir’le tanıştırdı beni. Daha sonra Talat Aydemir’in gazetecilerle ilişkilerini yürüten isimlerden biri oldum. Hatta Ankara’dan İstanbul’a geldiği bir gün, Gazeteciler Cemiyeti’nde gazetecilerle sohbet etmesini organize edenlerden biriydim.

22 Şubat’ın ardından 21 Mayıs’a giden süreci çok yakından takip ettim.

Aydemir’i  harekete  geçiren  sebep  Atatürkçü  olmasıydı

TÜRKSOLU: Talat Aydemir’i harekete geçmeye yönelten neydi ?

ERGİN KONUKSEVER: Talat Aydemir, gerçek Atatürkçü bir subaydı.

Ve Türk Ordusu’nun Atatürk döneminde şekillenmiş felsefesine yürekten bağlı bir subaydı.

Kendisiyle konuşmalarımızda bunu gayet güzel ifade ederdi. İstiklal Savaşı ve ardından kurulan Cumhuriyet’le birlikte Mustafa Kemal komutanlığındaki Türk Ordusu “millilik” karakterini tam anlamıyla kazanmıştı. Bu millilik karakterinin iki boyutu vardı.

Birincisi Cumhuriyet’in kurulmasının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yüklenen “vatan savunması” görevi.

İkincisi ise İstiklal Savaşı’nın ardından Türk Ordusu’nun şahıslara ve zümrelere bağlı olmaktan çıkıp milletin ordusu haline gelmiş olması.

Bu millilik de kendisini Atatürk ilkelerine bağımlılık olarak ifade ediyordu.

Ancak Ordu içerisinde 1938 yılında Atatürk’ün ölümünün ardından hükümetlerin Atatürk ilkelerinden ayrılacağı kuşkuları ortaya çıkmıştı.

Özellikle 1945 yılından sonra subaylar arasında CHP’nin faşizan yönetimine karşı subaylar arasında itirazlar yükselmişti.

Okumaya devam edin ‘Talat Aydemir gerçek Atatürkçü subaydı…’

14
Şub
11

Türkiye Talat Aydemir’ini Arıyor

“Bir  memleketin  ordusu  şerefini  muhafaza  edip

ayakta  durmadıkça,  o  memlekette  iç  ve  dış  huzur

olamaz.”

Talat AYDEMİR

—————————————————————

“Merak  etmeyin  Ordu  var”

22 Şubat 1962 Direnişi ve 21 Mayıs 1963 İhtilal Girişimi’nin lideri, devrimci ve gerçek Atatürkçü subay, Talat Aydemir’i hasretle andığımız ve aradığımız bir dönemi yaşıyoruz.

Ne diyordu CHP Genel Başkan yardımcılarından Süheyl Batum?

Ordu kağıttan kaplanmış meğer!

CHP ile Ordu arasındaki bu “beklenti” ve “hüsran” dengesi, Türkiye’nin en temel sorunlarının belki de en başlarında gelir.

Türkiye’de 27 Mayıs’tan hemen sonra öylesine bir Atatürkçülük gelişmiş ve yerleşmiştir ki, sağcı güçler iktidara her geldiğinde Atatürkçü ve solcu halk yığınları arasında bir “sakin olun” çağrısı yayılmaya başlar.

Kulaktan kulağa “merak etmeyin Ordu var” sözleri yayılmaya başlar.

Ama bu sözlerin yayılmasına bile gerek yoktur, bu artık bir şartlı refleks olmuştur ve her seçim yenilgisinden sonra Atatürkçü kesimler koltuklarına bu şekilde rahatça oturur ve uykuya dalarlar.

Aslında burada beklenti, Ordu’nun müdahale ederek Türkiye’nin sorunlarına eğilmesi veya düzeltmesi değildir. O anlayıştakiler, Türkiye’nin sosyal gerçekleri ile meşgul olacak bir Ordu istemezler.

Beklenen tek şey, seçim sandığında bozulan dengenin düzeltilmesidir. Bu ise açıkça sağcı partilerin iktidardan indirilerek CHP’nin iktidar yapılmasıdır.

Maalesef bu tür beklentiler ve girişimler nedeniyle de Türkiye’de Ordu, partiler üstü, siyaset üstü bir koruyucu ve kollayıcı kuvvet olarak değil, CHP’nin imdadına yetişen ve onu koruyup kollayan bir kurum olarak algılanır.

Sonuç, hem CHP’nin hiçbir zaman kendi ayakları üzerinde durabilen devrimci bir partiye dönüşememesi, Ordu’nun ise “tarafsız ve bağımsız” bir devlet kurumu olarak görülmemesidir.

Türkiye’nin makus talihi ve Ordumuzun da talihsizliği, gerici partilerle arasına koyduğu mesafe değildir, bu zaten doğaldır ama Ordu CHP ile arasına mesafe koyamadığı için, muhalefet hep Ordu yardımına muhtaç bir “çocuk parti” görünümü kazanmıştır. Bunun Ordu’nun imajına verdiği zararlar ise cabası.

“Evet  efendim”ci  subaylar

Eğer ülkemizin sorunlarını masaya yatıracaksak, kimilerine son derece ürkütücü gelecek olsa da, yaşamını idam sehpasında sonlandıran ve ‘darbeci Ordu’ imajının de belki en saf örneği olarak görülen Albay Talat Aydemir’in fikirlerine eğilmek zorundayız.

Talat Aydemir, gerek Ordu’nun kendi iç yapısını, gerek sahte Atatürkçülüğü, gerek CHP’yi gerekse Amerikancı düzeni ve diğer partileri eşit mesafeden eleştirebilmiş ender aydınlarımızdandır.

Talat Aydemir, herşeyden önce Ordu’nun kendi iç yapısını ve yarattığı subay profilini cesaretle eleştirebilmiştir.

Katı Harp Akademileri sisteminin ortaya çıkarttığı subay tipini şu şekilde değerlendirir:

“O mektep öyle bir yerdir ki, inandığın fikirleri savunmana hiç imkan vermez. O baskı altında yetişen subaylar hayatta inisiyatiflerini kaybederler. Daima ‘evet efendim’ci olurlar. Hakikatleri haykırmak istedikleri halde yapamazlar. Daima boyun eğerler.”

Talat Aydemir’in bu satırları yazdığı sene 1954’tür.

Bu sözler son derece önemlidir. Askeri sistemin yarattığı “evet efendim”ci zihniyet, Türk Ordu tarihinde çok önemli iki büyük tarihsel süreçte başımıza bela olmuştur.

Birincisi Türk Ordusu’nun Osmanlı’nın son döneminde Alman Genelkurmayı’nın emrine verildiği dönemdir. Bu dönem, Türkiye’nin batışını getirmiştir.

Dönemin komutanları önce Alman Genelkurmayı’nın emriyle savaşa girmiş ve orada yenilmiştir.

Hemen ardındansa İngiliz işgal kuvvetlerine teslim olmuş ve silahını teslim etmiştir.

“Evet efendim”ci subayların karşısına çıkan tek örnek Mustafa Kemal’dir.

Önce Çanakkale’de Alman komutanını dinlememiş ve savaşı kazanmıştır. Asidir ama asi olmadan �evet efendim’le Çanakkale destanını yaratamazdı.

İngiliz İşgali başladığında ise, silahları teslim etmeme çağrısı yapabilmiş tek subaydır.

Ama çok daha önemlisi, gücünü üniformasından ve apoletlerinden değil, halktan aldığının bilincindedir ve o nedenle askeriyeden istifa ederek sivil bir şekilde Kurtuluş Savaşı’nı başlatabilmiştir.

NATO  Subayları

 

21 Mayıs gecesi, Ankara

Kurtuluş Savaşı sonrasında ise NATO’ya ve Amerikan güdümüne sokulan Türk Ordusu yeniden eski düzene dönmüştür.

Bu defa “evet efendim”ler Amerika içindir.

27 Mayıs’ta bile genç ihtilalciler ‘korkarak’ hemen ‘NATO ve CENTO’ya bağlıyız diyebilmişlerdir.

12 Mart ve 12 Eylül’de ise doğrudan Amerikan hiyerarşisine bağlı darbeler gerçekleştirilmiştir.

Amerikan bağımlılığı o kadar köklüdür ki, Türk Genel Kurmay Başkanları arasında ayrı bir yeri olacak olan Hilmi Özkök, açıkça Amerika ile karşı karşıya gelmenin Türk Ordusu için en kötü seçenek olduğunu açıklayabilmiştir.

Bu, kendi ülkesini tehdit eden bir kuvvete karşı “evet efendim”in en bariz örneğiydi.

Nitekim hemen ardından Amerikan askerleri Kuzey Irak’ta Türk subaylarının başına çuval geçirdiklerinde de bu zat, susmanın dışında bir açıklama yapamadı.

Okumaya devam edin ‘Türkiye Talat Aydemir’ini Arıyor’

14
Şub
11

Bizler…

Bölgesinin  en  büyük  gücü  durumundaki  Türk  Ordusunun  bir  tek  mermi  dahi

atılmadan  teslim  alınmasını  tarih  kitapları  eşi  benzeri  görülmemiş  bir  başarı

olarak  yazacaktır

Ve  bizler  de  ne  yazık  ki  bu  tarihin  canlı  tanıkları  durumundayız.

————————————————————————————————————————————————————————————————————-

Bu  ülkede  askerden  en  çok  çekmiş  kesim  olan  gerçek

solcular,  askeri  ve  orduyu  savunmak  durumunda

kalmışsa,  demek  ki  durum  gerçekten  çok  kötü…

Mısır ordusu dünyanın gözü önünde yönetimi köşeye sıkıştırıp ABD’nin desteğiyle yönetime el koydu.

Tıpkı 12 Eylül’de Kenan Evran’in yaptığı gibi.

İşin komik tarafı da bunu meydanda toplanmış Mısır’lı halkın başarısı gibi bütün dünyaya yutturma çabası…

Ama bu çaba tüm dünyadaki medya gücüyle sonuç verdi ve herkes Mısır’daki iktidar değişikliğini halkın zaferi olarak gördü.

84 milyonluk Mısır’da bir meydanda toplanan kalabalık iktidar değişikliğini sağlayabilir mi ?

Tabi ki sağlayamaz.

Koskoca bir ülkenin tüm kurum ve kuruluşlarıyla meydandaki kalabalığa teslim olması çok saçma.

Mısır’daki devlet teşkilatı ve Ordu ABD’nin talimatıyla iktidar değişikliğini sağladı.

Tahrir meydanın toplanan kalabalığın çok daha fazlası bizde de “Cumhuriyet Mitingleri” adı altında toplandı.

Ama devlet ve medya üzerinde mutlak hakimiyet kuran AKP bu hareketi boşa çıkarmakla kalmadı, karşı hamlede bulunup “Ergenekon” diye bir icatla tüm o oluşumda yer alan kişileri büyük bir güç gösterisiyle parçaladı.

Zaten ondan sonrası çok daha kolay oldu.

Bu vahşi ve ezici güç karşısında teslim olan başta hukukçular olmak üzere tüm toplum kesimleri kesin bir teslimiyet içine girdi.

Tüm  bu  gelişmelere  sebep  AKP’yi  görenler  yanılır.

Ergenekon, Balyoz gibi davalar ve devleti ele geçirip her hücresine sinme becerisini Tayyip Erdoğan, Cemil Çiçek, Bülent Arınç gibi kişilerin yapamayacağı çok açık.

Bu  çok  kapsamlı  ve  en  ince  detayına  kadar  kurgulanmış  bir  plan  ve  bunu

AKP  yapmasaydı,  başka  bir  partiye  yaptıracaklardı.

Bu  kadar  basit…

AKP’nin bir üstünde Feto var, onun da üstünde ABD ve AB var.

Dün Balyoz davasında tutuklama kararı çıktı.

AKP’ nin atadığı hakimler kendilerine verilen talimatlar doğrultusunda ilk kararlarını verdi.

Zaten önemli olan bu ordu mensubu kişileri tutuklamak.

Davanın süreci, süresi ve sonucu kimin umurumda. Süheyl Batum’um ordu için söylediği “kağıttan kaplan” söylemi daha havadaki yankısını yitirmeden bunu doğrulayıp meydan okurcasına alınan bu karar bu sözün aslında haklılığını ortaya koyuyor.

Ordunun en üst rütbeli komutanı olan Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ “Orduya karşı bir savaş var” demişti.

Dolayısıyla  dün  Balyoz  davasında  yargılanan  kişiler  “sanık”  değil  “tutsak”tır.

Ve  bu  yüzden  daha  davanın  en  başında  Redd-i  Hakim

talebinde  bulunacaklarına,  Redd-i  Mahkeme  talebinde

bulunmaları  gerekirdi.

İşte  işin  temeli  bu.

Vereceği kararlar ve izleyeceği yöntemler zaten belli olan bu mahkemede yargılanmayı kabul etmek zaten bu süreci de kabullenmek anlamına gelir.

Okumaya devam edin ‘Bizler…’

14
Şub
11

İKİ YERDEN TEK KALEMDE İSTEĞİMDİR…TESUD, ADD…

Sayın  mahkeme  heyeti !

Bu   işi   çok   uzattınız.

Bir tutukluyor bir salıveriyor ve Türk Ordusunun subaylarıyla dalga geçer gibi oynuyorsunuz.

Onları size yalvaracak, yakaracak kişiler olduğunu mu sanıyorsunuz ?

Yalvarmayacaklardır, bilin artık !

Onları bir kez daha tutukladınız.

Tutuklama gerekçeniz kaçma olasılıklarının olduğu ve döşeme altından çıkan çuvalların varlığı…

Hiç kaçacak insan mahkeme salonuna kendiliğinden, düğüne gider gibi beyaz gömleği, kırmızı kravatını takarak gelir mi ?

Hiç kendilerinin imzası olmayan, kendileri üzerinden çıkmayan bilmem ne odasının döşemelerinin altındaki kırtasiye nedeniyle insanlar tutuklanabilir mi?

Hangi darbenin ve hangi diktatörün hukukunda bu vardır, vardı?

Kimin ve neyin intikamını almaktasınız ?

Siz Harbiye marşını hiç içinizden mırıldandınız mı ?

Siz hiç eşiniz, babanız bu kadar yıl vatana hizmet ettiğini zannedip onunla gurur duyarken birdenbire onun vatan hainliğiyle suçlanan bir mahkemede arkasında durup ağladınız mı ?

Sizin vicdanınız var mı, vicdanınız ?

Sizin vicdanınızı kurtlar yesin !

163  kişi  tekrar  Silivri’de  esir  alınmıştır.

Bunun  açık  ismi  “savaş”tır.

Okumaya devam edin ‘İKİ YERDEN TEK KALEMDE İSTEĞİMDİR…TESUD, ADD…’

14
Şub
11

Balyoz’daki şok eden gelişmeler üzerine KİM NE DEDİ ?

En  üzücü  olan :

Bu  durum  hiç  kimsenin  umurunda  değil !

Özlem Ilgar   ( Tuğ Amiral Fatih Ilgar’ın eşi ) :

Asker eşi olduğumuz için biz de askeriz !

Türk Milletinin artık farkında olma zamanı !

Balyozda Şok Tutuklama !

163 Subay Tutuklandı !

Orgeneral Örnek ve Orgeneral Fırtına için tutuklama kararı !

Orgeneral Çetin Doğan için yakalama kararı !

Yukarıdaki başlıklar Ulusal televizyonda 11 Şubat gecesi gece yayın boyunca ekranlarda kaldı. Yayın yönetmeni , telefonlarla yayına bağlanan milletvekilleri ve komutanlarımızın avukatları şunları söylediler:

Avukat Celâl Ülgen  (Orgeneral Çetin Doğan’ın Avukatı):

Ülkede hukuk ayaklar altında !

Koca bir ülke baştanbaşa karanlık !

Koca bir ülke hukuksuzluğa gömülmüş durumda !

En üzücü olan :

„Bu durum kimsenin umurunda değil!“

Neyi söyleyeceğim bilemiyorum.

Okumaya devam edin ‘Balyoz’daki şok eden gelişmeler üzerine KİM NE DEDİ ?’

14
Şub
11

Adaletin elinde ne terazi kaldı ne gözündeki bağ; kılıç sallıyor yalnızca..

Dişimizin ağrısı geçmeden dilimizi kesiyorlar, çenemizi kırıyorlar daha gözümüzün şişi inmeden..
Torba yasa tepesini korumaya çalışırken yüksek yargı kalesine saldırıyorlar,asker alma dairesini savunurken genelkurmaya..

Savaşın bile bir hukuku var..Yaşadıklarımız ne savaşın hukukuna uygun, ne barışın..Diz boyu hukuksuzluk var; ihanet var..

……

Suyun kaynaması ya da donması gibi, 9 şubat gece yarısı TBMM’de

geçen bir yasayla nicelik niteliğe sıçrama yaptı; rejim değişti..

Demokrasinin surunu üfledi İsrafil..

Araç olarak kullandıkları demokrasi tramvayını havaya uçurdular; hukuk bitti..

…..

Ergenekon ve Balyoz Davaları başladığında hukuksuzluk vicdanımızı sızlatıyordu şimdi kafamızın tasını attırıyor..
Hukuksuzluğun bir adım ötesine geçtiler; kargaşaya, savaş durumuna..

Koskoca generaller boşuna Harbiye Marşı söylemiyor Silivri’de..

Bu bir savaş, Atatürk’e ve ordusuna karşı açılmış bir savaş..

Ergenekon ve Balyoz Davaları hukukun halledeceği değil, hukuk halledildiğinde

görülecek davalardır..

Önemle duyurulur..

Okumaya devam edin ‘Adaletin elinde ne terazi kaldı ne gözündeki bağ; kılıç sallıyor yalnızca..’

14
Şub
11

GİZLİ MÜNECCİM

AKP’NİN YARGI REFORMU İŞTE BUDUR: ÖNCE GİZLİ TANIK, ŞİMDİ DE GİZLİ MÜNECCİM HUKUK SİSTEMİMİZE GİRDİ !

DUYDUKLARINIZA İNANAMIYORSANIZ, OKUYUNUZ, İŞTE KANITI…

ÖNCE  ÖZETLER:

1. ERDAL SARIZEYBEK, 2008 ŞUBAT KARA HAREKÂTINI SİZLERE ANLATMAK İÇİN SHOV TV HABER EKİBİ İLE ŞEMDİNLİ’YE GİDER. EKİPLE BİRLİKTE ŞEMDİNLİ EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜNDE KONAKLAR. YANLARINDA POLİS VARDIR.
2. 1992-94 ŞEMDİNLİ TABUR KOMUTANI OLAN ERDAL SARIZEYBEK’İ TANIYAN VATANDAŞLAR KARAKOLA ZİYARETE GELİR. BUNLARDAN BİRİ DE TAYYAR GÜRELİ’DİR.
3. TAYYAR GÜRELİ AKTÜTÜN-MEŞELİK’TE OTURUR. KÖYÜNÜ PKK YAKMIŞ, ONLAR DA KÖYÜ BOŞALTMAK ZORUNDA KALMIŞTIR. SARIZEYBEK BU KÖYLÜLERE ZAMANINDA ÖNEMLİ YARDIMLARDA BULUNMUŞTUR. O ZAMANLAR ON YAŞLARINDA BİR ÇOCUK OLAN TAYYAR, MİNNET VE SEVGİSİNİ GÖSTERMEK İÇİN GELMİŞTİR. KAYMAKAM İLE GÖRÜŞME ZORLUĞU VARDIR, YARDIM İSTER. SARIZEYBEK YARDIM SÖZÜ VERİR.
4. BU HABERE SEVİNEN TAYYAR, ANKARA’YA GELECEĞİNİ SÖYLEYEREK BİR İSTEĞİ OLUP OLMADIĞINI, POLİSLERİN YANINDA SARIZEYBEK’E SORAR. O DA ‘BAL GETİR, KARA KOVAN BALI’ DER.
5. KARA HAREKATI 8 ŞUBAT’TA YAPILIR. SARIZEYBEK SHOV TV’DEN SİZLERE HAREKATI ANLATIR VE ANKARA’YA DÖNER.
6. BİR SÜRE SONRA TAYYAR TELEFONLA ARAR, ANKARA’YA GELECEĞİNİ SÖYLER, SARIZEYBEK DE ‘BALI UNUTMA, EMANETİ GETİR’ DER.

ŞİMDİ HABERLER:

İŞTE O ZAMAN AKP’NİN YENİ YARGI REFORMU DEVREYE GİRER, İNANILMADIK OLAYLAR YAŞANMAYA BAŞLAR…

Okumaya devam edin ‘GİZLİ MÜNECCİM’

14
Şub
11

Verilen Bütün Vekaletleri Azlediyoruz..

Hukuk bitti..

Söz bitti..

Savunma bitti..

Savaşı başlattılar..

…..

Yüce Türk Milleti Adına

Yasa çıkarması için seçtiğimiz vekilleri azlediyoruz..

Yüce Türk Milleti Adına

Karar verip okuyan yargıyı azlediyoruz..

Hukukun bittiği yerde savunmaya gerek kalmadığından

avukatları da azlediyoruz..

….

Türkiye Cumhuriyeti Devletini iç ve dış düşmanlara karşı korumakla görevlendirdiğimiz ordumuza verdiğimiz vekalet devam etmektedir..

Ve sonsuza kadar devam edecektir..

Yüce Türk Milletine saygıyla duyurulur..

Mübarek olsun!..

Hilmi KAYIHAN

http://www.ilk-kursun.com/2011/02/verilen-butunvekaletleri-azlediyoruz/

14
Şub
11

SİLİVRİ ARTıK MALTA’DıR, BU GÜNÜ UNUTMA EY TÜRK MİLLETİ!

Sanki yıl 16 Mart 1920, İngilizler İstanbul’u işgal ediyor ve tutuklamalar Başlıyor…

Bugün 11 Şubat 2011, Türk Ordusu’nun Kahramanlar Askerleri birer birer tutuklanıyor…

Türk  Milleti  bu  günü  Unutma !
“…16 Mart 1920 sabah 05.45 sularında İngiliz askerleri araca bindirilmiş iki birlik halinde Beyazıt Direklerarasında bulunan Şehzadebaşı 10. Kafkas Tümenine bağlı karargah birliği karakoluna geldiler.

Bir araç asker dış güvenliği aldı, diğerleri koğuşunu bastılar.

Askerlerin uyuduğu koğuşa giren İngiliz askerleri mızıka ve karargah bölüğü erlerinden beşini ateş açarak öldürdü, onunu yaraladı.

Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın evi basıldı ve paşa öldürüldü. Harbiye nezareti ablukaya alındı ve İngiliz General Shuttleworth Harbiye nezaretinin kontrolünü eline aldı.

Meclis-i Mebusan basıldı mebuslardan Albay Kara Vasıf Bey ve Rauf Bey İngiliz askerleri tarafından tutuklandı.

Telgrafçı Hamdi Bey kendisini tehlikeye atarak İngilizlerin telgrafhaneyi bastığı ana kadar Ankara’ya Mustafa Kemal Paşa dikkatine telgraflarla gelişmeleri bildirdi...”

SİLİVRİ  ARTIK  MALTA’DIR,  BU  GÜNÜ  UNUTMA  EY  TÜRK  MİLLETİ !

Malta  Sürgünleri…

Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı’nda yenildiğini anlayınca, Ekim 1918’de mütareke ister.

Mütarekeyi imzalamak görevi, Hüseyin Rauf Bey’e(Rauf Orbay) verilir. Hamidiye kahramanı Rauf Bey, o tarihte Ahmet İzzet Paşa kabinesinin on günlük Bahriye Nazırıdır.

Müttefikler adına mütarekeyi imzalamak için de İngiliz Akdeniz Filosu Başkomutanı Amiral Sir Arthur Calthorpe seçilmiştir.

Okumaya devam edin ‘SİLİVRİ ARTıK MALTA’DıR, BU GÜNÜ UNUTMA EY TÜRK MİLLETİ!’

14
Şub
11

Balyoz Davasının Müdahilleri – (ÖZGÜR-DER)

Mahkeme ayrıca gazeteci Abdurrahman Dilipak, Hamza Türkmen Rıdvan Kaya, Abdurrahman Koçoğlu Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği ile Hukukçular Derneği’nin suçlamadan doğrudan zarar görme ihtimalleri nedeniyle davaya müdahil olma taleplerini kabul etti. (Hürriyet)

Balyoz Davasında savunmalarına fırsat vermeksizin 133 subay ve astsubay hakında tutuklama 29′u hakkında da yakalama kararı veren İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin müdahil olma taleplerini kabul ettiği kişi ve derneklere daha yakından bakmak gerekiyor. Bu kişi ve derneklerin amaç ve faaliyetleri Balyoz davasını anlamamızda ip ucu olacak türden.

İlk olarak Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneğini (Özgür-Der) değerlendireceğiz. Özgür-Der’in Genel Başkanı Balyoz davasında müdahil olma talebi kabul edilen Rıdvan Kaya. Derneğin faaliyet alanları ile ilgili detaylı bilgiye web sayfasından ulaşılabiliyor.
http://www.ozgurder.org/v2/index.php

İslamcı bir dernek olan Özgür-Der amaçlarını şöyle sıralıyor :

Okumaya devam edin ‘Balyoz Davasının Müdahilleri – (ÖZGÜR-DER)’

13
Şub
11

Türk halkı neredesiniz ? Eşkiya düze inmiş yiğitler derdest oluyor..!!!

‘Balyoz Planı’ davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 163 kişinin tutuklanmasına karar vermesinin ardından subay eşleri de isyan etti.

İSYAN  ETTİLER

Balyoz davası’nda haklarında tutuklama kararı çıkarılan subayların eşleri mahkeme çıkışında verilen karara tepki gösterdi.

Hakkında tutuklama kararı çıkan Cem Güldemir’in eşi Rengin Güldemir ve Mehmet Fatih Ilgar’ın eşi Özlem Ilgar davanın hiçbir dayanağı olmadığını dile getirerek yargılamayı engisizyon mahkemesine benzettiler.

EŞKIYA  DÜZE  İNMİŞ

“Çocuklarımızı yalnız büyüttük.

Evlerimizi yalnız taşıdık.

Çocuklarımızı yalnız doğurduk. Ailelerini eşlerini ülkesi için ikinci plana atan bu insanlar şimdi vatan hainliğinden tutuklanıyorlar.

Bizim eşlerimiz bu ülke için çalıştı. Hizbullah şuan bu durumdayken bizim eşlerimiz içeriye alınıyor.

Vatanını eşlerinden fazla seven insanların bugün böyle itham edilmeleri çok hırpalayıcı.

Türk halkına sesleniyoruz neredesiniz ?

Bu karar mücadele edememeleri için alınmıştır.

Eşkıya düze inmiş.

Yiğitler derdest oluyor

Yorum bırakın »

  1. DÜNDAR DOGAY 13 Şubat 2011 15:46 :AKEPE iktidar koltuğuna oturtulduğundan bugüne kadar binlerce yorum yaptım.
  2. Yeni yorumlar yapmaya artık gerek görmüyorum.
  3. Bu sebepten 25.07.2010 tarinde Genelkurmaya yolladığım bir yazımı yorum olarak buraya aktarıyorum :

  4. SAYIN  GENELKURMAY  BAŞKANI,  SAYIN  KUVVET  KOMUTANLARI…..

  5. İrdelenecek, ders çıkarılacak o kadar olay var ki hepsine değinmeye imkan yok.
    27 Mayıs 1960  inkilabı  neden  yapılmıştı ? Amerika’nın aynı şimdi AKEPE örneğinde olduğu gibi, kurdurup 1950 yılında iktidara getirdiği Demokrat Partinin Cumhuriyetin kazanımlarını yozlaştırdığını, ülkeyi Amerikan mandacılığına doğru götürdüğünü gören Ordumuz haklı olarak o inkilabı gerçekleştirmişti. Karşı atak uzun sürmedi.
    Amerika uzun uğraşılardan sonra bu sefer orduyu yanına çekmiş, bir yandan da Türk Gençliğini sağ ve sol diye bölüp birbirine kırdırarak ve bu gerekçeye dayandırıldığını bildiğimiz 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirmişti. Peşinden de çok işine yarayacağını bildiği Özal’ı tahta oturtmuştu. Özal 27 Mayısı bayram olmaktan çıkarmış, asılan 3 haine anıtmezarlar yaptırmış, hatta plaj kıyafetiyle, kısa şortla bir askeri birliği teftiş etmişti. Ordu sadece bu iki noktayı iyi analiz edip ne anlama geldiğini anlamış olsaydı, Amerikan yanlısı olmanın nerelere kadar varacağını hesap etseydi bu günlere gelmeyecektik…Kurdurup donattığı PKK, AKEPE, FETULLAH ve HİZBULLAH şantiyeleri ile bugün büyük hedeflerini gerçekleştirmektedir.
    Mustafa Kemal Atatürk’ün binbir emekle kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bağımsız bütünlüğünün sona erdirilmekte olduğunu gören asker ve sivil Aydınlar etkisiz hale getirilmiştir, getirilmektedir.
    Bu gelişmeleri cahil ve çaresiz halkımız değerlendirememektedir.Çünkü gerçekleri karartma faaliyetini özel ekip, özel medya yürütmektedir.
    Hergün şehit vermekteyiz. Bu ülkeye hizmet etmiş 102 insanımız hakkında daha dün tutuklama kararı verildi. Görevi Türkiye Cumhuriyetini korumak olan Ordumuzun sinmiş halini görmek ıstırap veriyor.
  6. Okumaya devam edin ‘Türk halkı neredesiniz ? Eşkiya düze inmiş yiğitler derdest oluyor..!!!’
12
Şub
11

TÜRK MİLLETİ ORDUSUNA SAHİP ÇıKMAK İÇİN MEYDANLARDA….

DÜN  AKŞAM  İZMİR’DE  HALK  KENDİLİĞİNDEN  TÜRK

BAYRAĞI  VE  ATATÜRK  RESİMLERİYLE KORDONDA

TOPLANDI…

BUGÜN  PEK  ÇOK  YERDE  PROSTESTO  EYLEMLERİ

YAPILACAK….

İŞTE  ADD’NİN  İSTANBULLULARA  ÇAĞRISI…

ADD  İSTANBUL  ŞUBELERİNİN  DİKKATİNE

BALYOZ  DAVASINDA  163  SUBAYIN  TUTUKLANMASI  12  ŞUBAT  CUMARTESİ  GÜNÜ  SAAT  13.00. DE  FENERBAHÇE  ORDUEVİNİN  ÖNÜNDE  PROTESTO  EDİLECEK.
TÜM  ŞUBELERİN  BU  PROTESTOYA  KATILARAK,  HAKSIZ  VE  HUKUKSUZ  BİR  ŞEKİLDE  TUTUKLANAN  ASKERLERE  DESTEKLERİNİ  GÖSTERMELİDİRLER.

Ümit ÜLGEN
ADD  GYK ÜYESİ  K.MARMARA  BÖL. SOR.

ayrıca ;

İzmir’de Konak-YKM önünde

Ankara, Sıhhıye Orduevi önünde

Malatya –  Atatürk anıtı önünde

Bursa – Fomara Meydanında

Antalya – Orduevi önü  (saat 14.00′de)

eylemler yapılacağı duyuruları sosyal medyada elden ele paylaşılıyor….

EYLEMLERE ;  SOSYAL  MEDYADA  YÜZBİNLERCE  PAYLAŞIM  OLDUĞUNA  GÖRE  BİNLERCE  YURTTAŞIN  KATILIMI  BEKLENİYOR…
BU  SAATLERDE  TESUD (T.EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ)  VE TEMAD (T.EMEKLİ  ASTSUBAYLAR  DERNEĞİ)  LOKALLERİNİN  DOLU  OLUP  OLMAYACAĞI  TARTIŞMA  KONUSU….

http://www.ilk-kursun.com/2011/02/turk-milleti-ordusuna-sahip-cikmak-icin-meydanlarda/

12
Şub
11

AKP’nin devrim muhafızları mı ?

Karadeniz’de doğal yapıyı bozan hidroelektrik santrallerini protesto eden KTÜ’lü öğrencilerin polis tarafından dövülmesi ve yerlerde sürüklenmesi üzerine bir açıklama:
“Günümüzde AKP, polisi kendi devrim muhafızları gibi kullanmaktadır.
Parlamenter demokratik sistemi, oligarşik bir yapıya dönüştüren Başbakan’ın öğrencilere karşı tahammülsüzlüğü ve onları devlet nezdinde potansiyel suçlu, polisi de ‘devrim muhafızı’ olarak algılaması kabul edilebilir bir durum değildir.
Bir ülkenin başbakanın, polisi demokrasinin ve rejimin bekçisi ilan etmesi onun demokrasiye ne kadar uzak ve soğuk olduğunun göstergesidir. Demokratik zihniyetten ve anlayıştan biraz nasiplenen hiç kimse demokrasiyi polisin güvencesine teslim etmez.
Demokrasiyi bir tramvaya benzetip istediğiniz yerden biner, istediğiniz yerde inersiniz diyen zihniyetin riyakârlığı halkımızın dikkatinden kaçmayacaktır.”
CHP Genel Başkan Yardımcısı
Engin Altay

Herkes bir hukuk kazasına uğrayabilir !

“Halk, kağıttan kaplan tartışması ile meşgul edilirken, hukuk devleti gürültüye getirilerek sona erdirildi.

Önce HSYK sonra Anayasa Mahkemesi siyasetin eline geçti, son olarak da Danıştay ve Yargıtay iktidar partisinin emrine girdi.

Artık ’Ankara’da Hakimler var’ diyemeyeceğiz.

Çünkü bir partinin yandaşları tarafından doldurulacak yüksek mahkemeler artık muhalifler ve sıradan yurttaşlar için en büyük tehdit olacak.

Yerel mahkemelerde haksızlığa uğradığını düşünen herkes bilirdi ki, bu karar mutlaka Ankara’da düzeltilir.

Artık böyle bir beklenti olmayacak.

Tehlike büyük..

Herkes bir hukuk kazasına uğrayabilir, işadamı, gazeteci, aydın veya muhalif partili olmadık kararlara muhatap olabilir.

Okumaya devam edin ‘AKP’nin devrim muhafızları mı ?’

12
Şub
11

Y-CHP İnternet Sitesine Açık Sorular

Ama alçaklık var, namussuzluk var, kahpelik var…

Söylediğini kanıtlayamayan ve kirli güçlerin maşası olan bu isimler, sözde hukuk bürolarında kurdukları tezgahlarla, AKP için ter döküyor… CHP’nin en üst düzey yöneticileri hakkında yalanlar uyduran bu kişiler, toplumda güvensizlik yaratarak AKP’nin yeniden iktidar olması için dua ediyor.

Bunların bazılarının ‘’ulusalcı’’ olarak görevlendirildiği ve neden serbest bırakıldıkları her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Belli ki; AKP’nin kazanabilmesi için, önce üstlerine bir maske giydirilmeleri gerekiyordu. O maske giydirildi, toplum inandırıldı… Şimdi ise görevlerini yerine getiriyorlar

http://www.gercekgundem.com/?c=65724

KENDİSİNE ULUSALCI SÜSÜ VEREN (gerçek ulusalcıları kast etmiyorum) kişilerin yalan haberlerine itibar etmemesi gerekiyor. Bu yüzden, bazı okurlarımızın “gereksiz hassasiyet” gösterip söylenenleri kendi üstlerine almalarına ya da yakıştırma yapmalarına anlam veremiyorum… Bizim sözümüz, yalan söyleyen, iftira atan, söylediğini kanıtlayamayanlaradır. Bu tutumları sürdüğü taktirde, CEVABINI MİSLİYLE ALACAKLARDIR…
http://www.gercekgundem.com/?c=65747

Barış Yarkadaş-Gerçek Gündem İnternet Sitesi

Sayın Barış Yarkadaş,

İşte Y-CHP ile ilgili İlk Kurşun gazetesindeki yazılarım.
Bu yazılarıma misli misli cevaplarınızı bekliyorum.
Sustuğunuz takdirde “sükut ikrardan gelir” sözünü kabul etmiş olacaksınız.
Bu ileti, sitenizin hararetle desteklediği önceki yazarınız Gürsel Tekin’e ve diğer Y-CHP yöneticilerine de yollanacaktır.
Cevaplarınızı bekliyorum.
Okumaya devam edin ‘Y-CHP İnternet Sitesine Açık Sorular’

11
Şub
11

“BURSA NUTKU YOK” DİYENLER BUNA NE DİYECEK ?

Bursa  Nutku’nu  Reddedenlere  Kötü  Haberim  Var !

Tunus ve Mısır’daki “halk ayaklanmalarından” sonra Türkiye’de bazı siyasetçiler, bu ayaklanmaları “devrimci kalkışmalar” zannetmiş olacaklar ki, Atatürk’ün “Bursa Nutku”ndan söz etmeye başladılar.

Tabi birileri, Bursa Nutku’na gönderme yaparak “halk hareketinden” söz edince, başka birileri de “Bursa Nutku yoktur!” diyerek bağırıp çağırmaya başladı.

Hatta kendine “tarihçi” sıfatını yakıştıran kimi yeni etme “karşı devrimciler”, akıl yürütmelerle ve saat hesaplamalarıyla Atatürk’ün Bursa’da böyle bir nutuk vermiş olmasının “imkansız!” olduğunu iddia ettiler.

Şubat 1933’te Bursa’da Türkçe ezana tepki gösteren bir grup, ezanın yeniden Arapça okunması için valiliğe yürümüş, ancak olaylar büyümeden bastırılmıştır.

Bir yurt gezi sırasında bu olayı haber alan Atatürk, 5 Şubat 1933’te Bursa’ya gelerek olaylar hakkında bilgi almış ve akşam Çekirge yolundaki bir köşkte “Bursa Nutku” diye bilinen konuşmasını yapmıştır.

İşte  Bursa  Nutku :

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!”

Ben, “Bursa Nutku var mıdır yok mudur ?” tartışmalarına girmeden, Atatürk’ün 1923 yılındaki başka bir nutkundan söz edeceğim.

Bursa Nutku’nu reddedenler, bakalım “bütün resmi kayıtlarda yer alan”, “belgeli” bu nutka ne diyecekler ?

Bakalım bunu da reddedebilecekler mi?

İşte Atatürk’ün 1923’teki o nutku :

Okumaya devam edin ‘“BURSA NUTKU YOK” DİYENLER BUNA NE DİYECEK ?’

11
Şub
11

Biz Birbirimizi Yerken, Öyle Bir Zaman Geçer ki.!!!

Bir oyun konulmuş önümüze.

Bu oyunda karşındaki oyuncu gideceği hedefi biliyor.

Gözünü karartmış hile yapıyor, seni kandırıyor, başka taraflara baktırıyor, dikkatini dağıtıyor …

Bütün taşlarını kaybediyorsun.

Elinde hiç bir şey kalmıyor…

En azından altı yedi yıl önce bizim pek çok gazetemiz vardı.

Gerçekleri olduğu gibi vermeye çalışan.

Televizyon kanallarımız vardı.

Güvendiğimiz haber sunucuları vardı…

Şimdi her gün biri daha gidiyor.

Yıldız kayması gibi…

En son Halktv’de uçtu gitti.

Kapandı deniyor.

Cumhuriyet gazetesi eski Cumhuriyet gazetesi değil.

Milliyetçileri bünyesinde tutmuyor.

Sözcü eski Sözcü değil, iktidara tam muhalefet etmiyor.

Yeniçağ satışını artıramıyor veya hiç bir hamle yapmadığına göre artırmak istemiyor.

Daha dün kurulan, Türkiye’de dönüşümü idare etmek için Amerika tarafından kurdurulduğu söylenen, milletimize ve ordumuza karşı yayın yapan Taraf gazetesinden fazla sattı mı garipler, bayram ediyor.

Okumaya devam edin ‘Biz Birbirimizi Yerken, Öyle Bir Zaman Geçer ki.!!!’

11
Şub
11

ÖMER FARUK EMİNAĞAOĞLU VE İLK KURŞUN YAZARLARı DENİZLİ’DE…

https://i2.wp.com/img201.imageshack.us/img201/4945/lkkurunaf.jpg

10
Şub
11

CİDDİ BİR UYARı : Bu saatten sonra ben dürüst bir seçim olacağına inanmıyorum !

Atamızın aydınlığı yol bilmeyenlere, karanlıkta gezenlere ışık olsun!

Bu yazım da sizlere uyarım olsun!

AKP hükümeti ve Sultan Recep her zamanki taktiğini gene yaptı.

Süheyl Batum derken, asker derken, arada torba yasayı çıkarıverdi ; zaten amaç buydu ve Süheyl Batum’un sözleri adeta AKP’lilere ilâç oldu.

Peki ama Süheyl Batum asker için kağıttan kaplan benzetmesini yaparken haksız mıydı ?

Bana göre az bile söyledi, asker kağıttan kaplan fakat kağıdında bir cinsi var, mukavvası var, kartonu var, A6 var var da var fakat asker bu hükümet zamanında karbon kağıdından kaplana dönüştü…

Daha önce asker için Bülent şunu dedi, Recep bunu dedi, başına çuval geçirdiler de asker ne yaptı demiyeceğim…

Sadece  farkındaysanız  bu güne  kadar  susan  asker,  Süheyl  Batum’un  sözlerine

anında  cevap verdi.

Sizce  neden ?

Daha önce kendisine yapılanlara ses çıkarmayan asker birdenbire neden konuşma ihtiyacı duydu ?

Gerçekler bazan acıdır, gerçekleri birileri söylediği zaman insan kabullenmek istemez ve aynen askerin yaptığı gibi savunmaya geçiverir.

Tekrar ediyorum Süheyl Batum sonuna kadar haklıdır ve inanın istifa ettirilmeye kalkarsa canım kadar sevdiğim CHP’ye bir daha oy falan vermem, bize gerçekleri söyleyen dürüst adamlar lazım.

Tüm bunlar olurken hükümet yandaş taşeronlarının menfaatine yarayacak torba yasa tasarısını çıkarıverdi, torba yasa işçileri köleleştirmekten, işçileri köleleştirirken de taşeron firmaların kazançlarını misli misline arttırmaktan başka bir işe yaramaz…

Yirmi yıl çalışan bir işçi kıdem tazminatı alamayacağı gibi, hiç bir haktan da yararlanamayacak, işveren istediği anda kapının önüne koyuverecek onu, kayıt dışı çoğalacak…

Aynen Ankara – Ostim’deki gibi iş kazaları artacak.

Buna kim dur diyecek derken, muhalefete bel bağlamışken, AKP çeşitli anketlerde oyunu %58 olarak açıklıyor.

Peki bu AKP”nin alacağı oy oranı doğrumu sizce ?

Bence AKP”nin yaptığı sahte anketler doğru, AKP”nin oyu %58 deği, belki de %60 olacak… Bizler gözümüzü açmadığımız, uyuduğumuz zaman gerçek söylüyorum, AKP hırsızlıkla, üç kağıtla %60 oy alır.

Nasıl mı ?
Dedim ya gündem değiştirmede AKP’nin üstüne yok diye.

Süheyl Batum’du, Kıbrıstı, Mısır’dı, Torba Yasa’ydı derken bir yasa daha çıktı farkındaysanız:

„Polislerin askerlikten muaf tutulması“

Bu yasanın acelesi neydi ?

Şurda seçimlere 4-5 ay kalmışken bu yasa neden alel acele çıkarıldı hiç düşündünüz mü ?
Resmen polislere seçim rüşveti verilmiş oldu !

Okumaya devam edin ‘CİDDİ BİR UYARı : Bu saatten sonra ben dürüst bir seçim olacağına inanmıyorum !’

09
Şub
11

ONUR NEDİR ! BİLİR MİSİNİZ ?..

Geçenlerde, elime geçen Sözcü gazetesinde manşetten verilen haber fotoğrafı dikkatimi çekti !

Elinde rakı bardağı fondip yapmış yaşlı bir kadın ve çenesinden süzülen rakı damlaları…

‘’E artık pes’’ dedim !

Bu haberle akıllarınca AKP’ yi eleştiriyor, Atatürkçülük yapıyorlardı !

İyi de bu fotoğraf kimin işine yarayacak ?

Ben söyleyeyim; yine AKP’ nin işine yarayacak ve zaten bunu çok iyi bildikleri için kritik zamanlarda bu tezgâhı hep tekrarlarlar…

Neden derseniz eğer; içki ile laik kesimi özdeşleştirip; halkın geneliyle, kendisini halkın üzerinde gören cenahı belirginleştirip, ‘’laik’’- ‘’anti-laik’’ çatışmasını ortaya koymak ve sonucunda da gelen tepkileri oy’a dönüştürmektir !

Ve bu tuzağa düşenlerin çoğu, toplumca Atatürkçü sanılan kesimlerdir !

Faşist bir yönetimin tüm icraatlarına suya sabuna dokunmadan değinmek; ama sıra içkiye geldi mi feysbuk mudur nedir bir sürü sosyal paylaşım sitelerinde örgütlenip içki yasağını protesto etmek, yine aynı cenahın işidir !

Telekom satılırken, Kıbrıs elden giderken, vakıflar yasası çıkarken kılını kıpırdatmayan bu cenah, herkesçe malum ‘’laik Atatürkçü!’’ olduklarını iddia edenlerdir !

Diğer ilkelerin öneminden bahsettiğimizde de, dönüp bize; ‘’iyi de laiklik elden giderse ne olur biliyor musun ?’’ diye soranlar da onlardır ! ‘’Bilmiyoruz, ne olur !’’

Pek çok kereler söyledik tekrar yineleyelim: ‘’Laiklik gerek olandır, tıpkı diğer ilkeler gibi; ama asıl olan tam bağımsızlıktır !’’

Şimdi sen tam bağımsızlığı bir kenara koyacaksın ve laiklik elden gidiyor, diye bağıracaksın ve Atatürkçü olacaksın, bizi de beğenmeyeceksin !

Hadi ordan, ser-sefil !..

Laiklik; insanlığın kurtuluş anahtarıdır!

Bunu biz bilmiyor muyuz sanıyorsunuz !

O sizin kuruntunuz; hepsi o!

Ama laiklik yapacağım diye de halkın değerlerini ayaklar altına almak, Kemalizm’in prensipleri arasında yoktur, olamaz da.

Çünkü Kemalist Devrim; tamamen bir halk hareketidir ve halkı hiçe sayarak ve onu küçümseyerek yol almaz !

Bugün Kemalistlerin en büyük düşmanı; ‘’laik’’ liği kalkan olarak kullanan masonlardır ve ‘’tezgah’’ böyle işlemektedir !

Altı ok; her biri bir diğerinden değerli olmayan; ancak tümü bir arada olduğu zaman, karşı konulamaz bir mantık ve düşünce sistemidir.

Oklardan biri olmadığı zaman, hedefe varamaz !

“Milliyetçilik’’  ilkesine  geldiği  zaman  burun  kıvıran  züppeler,  bir  bakıyorsunuz

konu  laikliğe  indirgendiğinde  bizden  daha  hararetli  oluyorlar ;  işte bunun  sebebi

de,  halkın  deyimiyle ; ‘’işine geldiği için…’’ dir !..

İşine  geliyor ;  zira  ha  Amerikan  mandasınca,  ha

İngiliz  idaresince  yönetilmiş  pek  fark  etmez ; 

onun  için  varsa  yoksa  “yaşam  kalitesi’’  değişmesin ;

gerisi  önemli  değildir !

Oysa kendimden örnek verirsem; ‘’ yürüdüğüm yolların ve çıktığım merdivenlerin bana ait olması çok önemlidir!’’ ( Buradaki aidiyet ulus bazındadır, aklıevveller için…)

Çünkü tam bağımsızlık bizim için ‘’onur’’ meselesidir; karşısında ölüm korkusu vesaire duramaz !..

Onur nedir ?   Bilir misiniz ?

Okumaya devam edin ‘ONUR NEDİR ! BİLİR MİSİNİZ ?..’




İstatistikler

  • 1,996,858 Tıklama

Temmuz 2015
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Haz    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 44 takipçiye katılın