Archive Page 124

14
Şub
11

Adaletin elinde ne terazi kaldı ne gözündeki bağ; kılıç sallıyor yalnızca..

Dişimizin ağrısı geçmeden dilimizi kesiyorlar, çenemizi kırıyorlar daha gözümüzün şişi inmeden..
Torba yasa tepesini korumaya çalışırken yüksek yargı kalesine saldırıyorlar,asker alma dairesini savunurken genelkurmaya..

Savaşın bile bir hukuku var..Yaşadıklarımız ne savaşın hukukuna uygun, ne barışın..Diz boyu hukuksuzluk var; ihanet var..

……

Suyun kaynaması ya da donması gibi, 9 şubat gece yarısı TBMM’de

geçen bir yasayla nicelik niteliğe sıçrama yaptı; rejim değişti..

Demokrasinin surunu üfledi İsrafil..

Araç olarak kullandıkları demokrasi tramvayını havaya uçurdular; hukuk bitti..

…..

Ergenekon ve Balyoz Davaları başladığında hukuksuzluk vicdanımızı sızlatıyordu şimdi kafamızın tasını attırıyor..
Hukuksuzluğun bir adım ötesine geçtiler; kargaşaya, savaş durumuna..

Koskoca generaller boşuna Harbiye Marşı söylemiyor Silivri’de..

Bu bir savaş, Atatürk’e ve ordusuna karşı açılmış bir savaş..

Ergenekon ve Balyoz Davaları hukukun halledeceği değil, hukuk halledildiğinde

görülecek davalardır..

Önemle duyurulur..

Okumaya devam edin ‘Adaletin elinde ne terazi kaldı ne gözündeki bağ; kılıç sallıyor yalnızca..’

14
Şub
11

GİZLİ MÜNECCİM

AKP’NİN YARGI REFORMU İŞTE BUDUR: ÖNCE GİZLİ TANIK, ŞİMDİ DE GİZLİ MÜNECCİM HUKUK SİSTEMİMİZE GİRDİ !

DUYDUKLARINIZA İNANAMIYORSANIZ, OKUYUNUZ, İŞTE KANITI…

ÖNCE  ÖZETLER:

1. ERDAL SARIZEYBEK, 2008 ŞUBAT KARA HAREKÂTINI SİZLERE ANLATMAK İÇİN SHOV TV HABER EKİBİ İLE ŞEMDİNLİ’YE GİDER. EKİPLE BİRLİKTE ŞEMDİNLİ EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜNDE KONAKLAR. YANLARINDA POLİS VARDIR.
2. 1992-94 ŞEMDİNLİ TABUR KOMUTANI OLAN ERDAL SARIZEYBEK’İ TANIYAN VATANDAŞLAR KARAKOLA ZİYARETE GELİR. BUNLARDAN BİRİ DE TAYYAR GÜRELİ’DİR.
3. TAYYAR GÜRELİ AKTÜTÜN-MEŞELİK’TE OTURUR. KÖYÜNÜ PKK YAKMIŞ, ONLAR DA KÖYÜ BOŞALTMAK ZORUNDA KALMIŞTIR. SARIZEYBEK BU KÖYLÜLERE ZAMANINDA ÖNEMLİ YARDIMLARDA BULUNMUŞTUR. O ZAMANLAR ON YAŞLARINDA BİR ÇOCUK OLAN TAYYAR, MİNNET VE SEVGİSİNİ GÖSTERMEK İÇİN GELMİŞTİR. KAYMAKAM İLE GÖRÜŞME ZORLUĞU VARDIR, YARDIM İSTER. SARIZEYBEK YARDIM SÖZÜ VERİR.
4. BU HABERE SEVİNEN TAYYAR, ANKARA’YA GELECEĞİNİ SÖYLEYEREK BİR İSTEĞİ OLUP OLMADIĞINI, POLİSLERİN YANINDA SARIZEYBEK’E SORAR. O DA ‘BAL GETİR, KARA KOVAN BALI’ DER.
5. KARA HAREKATI 8 ŞUBAT’TA YAPILIR. SARIZEYBEK SHOV TV’DEN SİZLERE HAREKATI ANLATIR VE ANKARA’YA DÖNER.
6. BİR SÜRE SONRA TAYYAR TELEFONLA ARAR, ANKARA’YA GELECEĞİNİ SÖYLER, SARIZEYBEK DE ‘BALI UNUTMA, EMANETİ GETİR’ DER.

ŞİMDİ HABERLER:

İŞTE O ZAMAN AKP’NİN YENİ YARGI REFORMU DEVREYE GİRER, İNANILMADIK OLAYLAR YAŞANMAYA BAŞLAR…

Okumaya devam edin ‘GİZLİ MÜNECCİM’

14
Şub
11

Verilen Bütün Vekaletleri Azlediyoruz..

Hukuk bitti..

Söz bitti..

Savunma bitti..

Savaşı başlattılar..

…..

Yüce Türk Milleti Adına

Yasa çıkarması için seçtiğimiz vekilleri azlediyoruz..

Yüce Türk Milleti Adına

Karar verip okuyan yargıyı azlediyoruz..

Hukukun bittiği yerde savunmaya gerek kalmadığından

avukatları da azlediyoruz..

….

Türkiye Cumhuriyeti Devletini iç ve dış düşmanlara karşı korumakla görevlendirdiğimiz ordumuza verdiğimiz vekalet devam etmektedir..

Ve sonsuza kadar devam edecektir..

Yüce Türk Milletine saygıyla duyurulur..

Mübarek olsun!..

Hilmi KAYIHAN

http://www.ilk-kursun.com/2011/02/verilen-butunvekaletleri-azlediyoruz/

14
Şub
11

SİLİVRİ ARTıK MALTA’DıR, BU GÜNÜ UNUTMA EY TÜRK MİLLETİ!

Sanki yıl 16 Mart 1920, İngilizler İstanbul’u işgal ediyor ve tutuklamalar Başlıyor…

Bugün 11 Şubat 2011, Türk Ordusu’nun Kahramanlar Askerleri birer birer tutuklanıyor…

Türk  Milleti  bu  günü  Unutma !
“…16 Mart 1920 sabah 05.45 sularında İngiliz askerleri araca bindirilmiş iki birlik halinde Beyazıt Direklerarasında bulunan Şehzadebaşı 10. Kafkas Tümenine bağlı karargah birliği karakoluna geldiler.

Bir araç asker dış güvenliği aldı, diğerleri koğuşunu bastılar.

Askerlerin uyuduğu koğuşa giren İngiliz askerleri mızıka ve karargah bölüğü erlerinden beşini ateş açarak öldürdü, onunu yaraladı.

Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın evi basıldı ve paşa öldürüldü. Harbiye nezareti ablukaya alındı ve İngiliz General Shuttleworth Harbiye nezaretinin kontrolünü eline aldı.

Meclis-i Mebusan basıldı mebuslardan Albay Kara Vasıf Bey ve Rauf Bey İngiliz askerleri tarafından tutuklandı.

Telgrafçı Hamdi Bey kendisini tehlikeye atarak İngilizlerin telgrafhaneyi bastığı ana kadar Ankara’ya Mustafa Kemal Paşa dikkatine telgraflarla gelişmeleri bildirdi...”

SİLİVRİ  ARTIK  MALTA’DIR,  BU  GÜNÜ  UNUTMA  EY  TÜRK  MİLLETİ !

Malta  Sürgünleri…

Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı’nda yenildiğini anlayınca, Ekim 1918’de mütareke ister.

Mütarekeyi imzalamak görevi, Hüseyin Rauf Bey’e(Rauf Orbay) verilir. Hamidiye kahramanı Rauf Bey, o tarihte Ahmet İzzet Paşa kabinesinin on günlük Bahriye Nazırıdır.

Müttefikler adına mütarekeyi imzalamak için de İngiliz Akdeniz Filosu Başkomutanı Amiral Sir Arthur Calthorpe seçilmiştir.

Okumaya devam edin ‘SİLİVRİ ARTıK MALTA’DıR, BU GÜNÜ UNUTMA EY TÜRK MİLLETİ!’

14
Şub
11

Balyoz Davasının Müdahilleri – (ÖZGÜR-DER)

Mahkeme ayrıca gazeteci Abdurrahman Dilipak, Hamza Türkmen Rıdvan Kaya, Abdurrahman Koçoğlu Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği ile Hukukçular Derneği’nin suçlamadan doğrudan zarar görme ihtimalleri nedeniyle davaya müdahil olma taleplerini kabul etti. (Hürriyet)

Balyoz Davasında savunmalarına fırsat vermeksizin 133 subay ve astsubay hakında tutuklama 29′u hakkında da yakalama kararı veren İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin müdahil olma taleplerini kabul ettiği kişi ve derneklere daha yakından bakmak gerekiyor. Bu kişi ve derneklerin amaç ve faaliyetleri Balyoz davasını anlamamızda ip ucu olacak türden.

İlk olarak Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneğini (Özgür-Der) değerlendireceğiz. Özgür-Der’in Genel Başkanı Balyoz davasında müdahil olma talebi kabul edilen Rıdvan Kaya. Derneğin faaliyet alanları ile ilgili detaylı bilgiye web sayfasından ulaşılabiliyor.
http://www.ozgurder.org/v2/index.php

İslamcı bir dernek olan Özgür-Der amaçlarını şöyle sıralıyor :

Okumaya devam edin ‘Balyoz Davasının Müdahilleri – (ÖZGÜR-DER)’

13
Şub
11

Türk halkı neredesiniz ? Eşkiya düze inmiş yiğitler derdest oluyor..!!!

‘Balyoz Planı’ davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 163 kişinin tutuklanmasına karar vermesinin ardından subay eşleri de isyan etti.

İSYAN  ETTİLER

Balyoz davası’nda haklarında tutuklama kararı çıkarılan subayların eşleri mahkeme çıkışında verilen karara tepki gösterdi.

Hakkında tutuklama kararı çıkan Cem Güldemir’in eşi Rengin Güldemir ve Mehmet Fatih Ilgar’ın eşi Özlem Ilgar davanın hiçbir dayanağı olmadığını dile getirerek yargılamayı engisizyon mahkemesine benzettiler.

EŞKIYA  DÜZE  İNMİŞ

“Çocuklarımızı yalnız büyüttük.

Evlerimizi yalnız taşıdık.

Çocuklarımızı yalnız doğurduk. Ailelerini eşlerini ülkesi için ikinci plana atan bu insanlar şimdi vatan hainliğinden tutuklanıyorlar.

Bizim eşlerimiz bu ülke için çalıştı. Hizbullah şuan bu durumdayken bizim eşlerimiz içeriye alınıyor.

Vatanını eşlerinden fazla seven insanların bugün böyle itham edilmeleri çok hırpalayıcı.

Türk halkına sesleniyoruz neredesiniz ?

Bu karar mücadele edememeleri için alınmıştır.

Eşkıya düze inmiş.

Yiğitler derdest oluyor

Yorum bırakın »

  1. DÜNDAR DOGAY 13 Şubat 2011 15:46 :AKEPE iktidar koltuğuna oturtulduğundan bugüne kadar binlerce yorum yaptım.
  2. Yeni yorumlar yapmaya artık gerek görmüyorum.
  3. Bu sebepten 25.07.2010 tarinde Genelkurmaya yolladığım bir yazımı yorum olarak buraya aktarıyorum :

  4. SAYIN  GENELKURMAY  BAŞKANI,  SAYIN  KUVVET  KOMUTANLARI…..

  5. İrdelenecek, ders çıkarılacak o kadar olay var ki hepsine değinmeye imkan yok.
    27 Mayıs 1960  inkilabı  neden  yapılmıştı ? Amerika’nın aynı şimdi AKEPE örneğinde olduğu gibi, kurdurup 1950 yılında iktidara getirdiği Demokrat Partinin Cumhuriyetin kazanımlarını yozlaştırdığını, ülkeyi Amerikan mandacılığına doğru götürdüğünü gören Ordumuz haklı olarak o inkilabı gerçekleştirmişti. Karşı atak uzun sürmedi.
    Amerika uzun uğraşılardan sonra bu sefer orduyu yanına çekmiş, bir yandan da Türk Gençliğini sağ ve sol diye bölüp birbirine kırdırarak ve bu gerekçeye dayandırıldığını bildiğimiz 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirmişti. Peşinden de çok işine yarayacağını bildiği Özal’ı tahta oturtmuştu. Özal 27 Mayısı bayram olmaktan çıkarmış, asılan 3 haine anıtmezarlar yaptırmış, hatta plaj kıyafetiyle, kısa şortla bir askeri birliği teftiş etmişti. Ordu sadece bu iki noktayı iyi analiz edip ne anlama geldiğini anlamış olsaydı, Amerikan yanlısı olmanın nerelere kadar varacağını hesap etseydi bu günlere gelmeyecektik…Kurdurup donattığı PKK, AKEPE, FETULLAH ve HİZBULLAH şantiyeleri ile bugün büyük hedeflerini gerçekleştirmektedir.
    Mustafa Kemal Atatürk’ün binbir emekle kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bağımsız bütünlüğünün sona erdirilmekte olduğunu gören asker ve sivil Aydınlar etkisiz hale getirilmiştir, getirilmektedir.
    Bu gelişmeleri cahil ve çaresiz halkımız değerlendirememektedir.Çünkü gerçekleri karartma faaliyetini özel ekip, özel medya yürütmektedir.
    Hergün şehit vermekteyiz. Bu ülkeye hizmet etmiş 102 insanımız hakkında daha dün tutuklama kararı verildi. Görevi Türkiye Cumhuriyetini korumak olan Ordumuzun sinmiş halini görmek ıstırap veriyor.
  6. Okumaya devam edin ‘Türk halkı neredesiniz ? Eşkiya düze inmiş yiğitler derdest oluyor..!!!’
12
Şub
11

TÜRK MİLLETİ ORDUSUNA SAHİP ÇıKMAK İÇİN MEYDANLARDA….

DÜN  AKŞAM  İZMİR’DE  HALK  KENDİLİĞİNDEN  TÜRK

BAYRAĞI  VE  ATATÜRK  RESİMLERİYLE KORDONDA

TOPLANDI…

BUGÜN  PEK  ÇOK  YERDE  PROSTESTO  EYLEMLERİ

YAPILACAK….

İŞTE  ADD’NİN  İSTANBULLULARA  ÇAĞRISI…

ADD  İSTANBUL  ŞUBELERİNİN  DİKKATİNE

BALYOZ  DAVASINDA  163  SUBAYIN  TUTUKLANMASI  12  ŞUBAT  CUMARTESİ  GÜNÜ  SAAT  13.00. DE  FENERBAHÇE  ORDUEVİNİN  ÖNÜNDE  PROTESTO  EDİLECEK.
TÜM  ŞUBELERİN  BU  PROTESTOYA  KATILARAK,  HAKSIZ  VE  HUKUKSUZ  BİR  ŞEKİLDE  TUTUKLANAN  ASKERLERE  DESTEKLERİNİ  GÖSTERMELİDİRLER.

Ümit ÜLGEN
ADD  GYK ÜYESİ  K.MARMARA  BÖL. SOR.

ayrıca ;

İzmir’de Konak-YKM önünde

Ankara, Sıhhıye Orduevi önünde

Malatya –  Atatürk anıtı önünde

Bursa – Fomara Meydanında

Antalya – Orduevi önü  (saat 14.00′de)

eylemler yapılacağı duyuruları sosyal medyada elden ele paylaşılıyor….

EYLEMLERE ;  SOSYAL  MEDYADA  YÜZBİNLERCE  PAYLAŞIM  OLDUĞUNA  GÖRE  BİNLERCE  YURTTAŞIN  KATILIMI  BEKLENİYOR…
BU  SAATLERDE  TESUD (T.EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ)  VE TEMAD (T.EMEKLİ  ASTSUBAYLAR  DERNEĞİ)  LOKALLERİNİN  DOLU  OLUP  OLMAYACAĞI  TARTIŞMA  KONUSU….

http://www.ilk-kursun.com/2011/02/turk-milleti-ordusuna-sahip-cikmak-icin-meydanlarda/

12
Şub
11

AKP’nin devrim muhafızları mı ?

Karadeniz’de doğal yapıyı bozan hidroelektrik santrallerini protesto eden KTÜ’lü öğrencilerin polis tarafından dövülmesi ve yerlerde sürüklenmesi üzerine bir açıklama:
“Günümüzde AKP, polisi kendi devrim muhafızları gibi kullanmaktadır.
Parlamenter demokratik sistemi, oligarşik bir yapıya dönüştüren Başbakan’ın öğrencilere karşı tahammülsüzlüğü ve onları devlet nezdinde potansiyel suçlu, polisi de ‘devrim muhafızı’ olarak algılaması kabul edilebilir bir durum değildir.
Bir ülkenin başbakanın, polisi demokrasinin ve rejimin bekçisi ilan etmesi onun demokrasiye ne kadar uzak ve soğuk olduğunun göstergesidir. Demokratik zihniyetten ve anlayıştan biraz nasiplenen hiç kimse demokrasiyi polisin güvencesine teslim etmez.
Demokrasiyi bir tramvaya benzetip istediğiniz yerden biner, istediğiniz yerde inersiniz diyen zihniyetin riyakârlığı halkımızın dikkatinden kaçmayacaktır.”
CHP Genel Başkan Yardımcısı
Engin Altay

Herkes bir hukuk kazasına uğrayabilir !

“Halk, kağıttan kaplan tartışması ile meşgul edilirken, hukuk devleti gürültüye getirilerek sona erdirildi.

Önce HSYK sonra Anayasa Mahkemesi siyasetin eline geçti, son olarak da Danıştay ve Yargıtay iktidar partisinin emrine girdi.

Artık ’Ankara’da Hakimler var’ diyemeyeceğiz.

Çünkü bir partinin yandaşları tarafından doldurulacak yüksek mahkemeler artık muhalifler ve sıradan yurttaşlar için en büyük tehdit olacak.

Yerel mahkemelerde haksızlığa uğradığını düşünen herkes bilirdi ki, bu karar mutlaka Ankara’da düzeltilir.

Artık böyle bir beklenti olmayacak.

Tehlike büyük..

Herkes bir hukuk kazasına uğrayabilir, işadamı, gazeteci, aydın veya muhalif partili olmadık kararlara muhatap olabilir.

Okumaya devam edin ‘AKP’nin devrim muhafızları mı ?’

12
Şub
11

Y-CHP İnternet Sitesine Açık Sorular

Ama alçaklık var, namussuzluk var, kahpelik var…

Söylediğini kanıtlayamayan ve kirli güçlerin maşası olan bu isimler, sözde hukuk bürolarında kurdukları tezgahlarla, AKP için ter döküyor… CHP’nin en üst düzey yöneticileri hakkında yalanlar uyduran bu kişiler, toplumda güvensizlik yaratarak AKP’nin yeniden iktidar olması için dua ediyor.

Bunların bazılarının ‘’ulusalcı’’ olarak görevlendirildiği ve neden serbest bırakıldıkları her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Belli ki; AKP’nin kazanabilmesi için, önce üstlerine bir maske giydirilmeleri gerekiyordu. O maske giydirildi, toplum inandırıldı… Şimdi ise görevlerini yerine getiriyorlar

http://www.gercekgundem.com/?c=65724

KENDİSİNE ULUSALCI SÜSÜ VEREN (gerçek ulusalcıları kast etmiyorum) kişilerin yalan haberlerine itibar etmemesi gerekiyor. Bu yüzden, bazı okurlarımızın “gereksiz hassasiyet” gösterip söylenenleri kendi üstlerine almalarına ya da yakıştırma yapmalarına anlam veremiyorum… Bizim sözümüz, yalan söyleyen, iftira atan, söylediğini kanıtlayamayanlaradır. Bu tutumları sürdüğü taktirde, CEVABINI MİSLİYLE ALACAKLARDIR…
http://www.gercekgundem.com/?c=65747

Barış Yarkadaş-Gerçek Gündem İnternet Sitesi

Sayın Barış Yarkadaş,

İşte Y-CHP ile ilgili İlk Kurşun gazetesindeki yazılarım.
Bu yazılarıma misli misli cevaplarınızı bekliyorum.
Sustuğunuz takdirde “sükut ikrardan gelir” sözünü kabul etmiş olacaksınız.
Bu ileti, sitenizin hararetle desteklediği önceki yazarınız Gürsel Tekin’e ve diğer Y-CHP yöneticilerine de yollanacaktır.
Cevaplarınızı bekliyorum.
Okumaya devam edin ‘Y-CHP İnternet Sitesine Açık Sorular’

11
Şub
11

“BURSA NUTKU YOK” DİYENLER BUNA NE DİYECEK ?

Bursa  Nutku’nu  Reddedenlere  Kötü  Haberim  Var !

Tunus ve Mısır’daki “halk ayaklanmalarından” sonra Türkiye’de bazı siyasetçiler, bu ayaklanmaları “devrimci kalkışmalar” zannetmiş olacaklar ki, Atatürk’ün “Bursa Nutku”ndan söz etmeye başladılar.

Tabi birileri, Bursa Nutku’na gönderme yaparak “halk hareketinden” söz edince, başka birileri de “Bursa Nutku yoktur!” diyerek bağırıp çağırmaya başladı.

Hatta kendine “tarihçi” sıfatını yakıştıran kimi yeni etme “karşı devrimciler”, akıl yürütmelerle ve saat hesaplamalarıyla Atatürk’ün Bursa’da böyle bir nutuk vermiş olmasının “imkansız!” olduğunu iddia ettiler.

Şubat 1933’te Bursa’da Türkçe ezana tepki gösteren bir grup, ezanın yeniden Arapça okunması için valiliğe yürümüş, ancak olaylar büyümeden bastırılmıştır.

Bir yurt gezi sırasında bu olayı haber alan Atatürk, 5 Şubat 1933’te Bursa’ya gelerek olaylar hakkında bilgi almış ve akşam Çekirge yolundaki bir köşkte “Bursa Nutku” diye bilinen konuşmasını yapmıştır.

İşte  Bursa  Nutku :

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!”

Ben, “Bursa Nutku var mıdır yok mudur ?” tartışmalarına girmeden, Atatürk’ün 1923 yılındaki başka bir nutkundan söz edeceğim.

Bursa Nutku’nu reddedenler, bakalım “bütün resmi kayıtlarda yer alan”, “belgeli” bu nutka ne diyecekler ?

Bakalım bunu da reddedebilecekler mi?

İşte Atatürk’ün 1923’teki o nutku :

Okumaya devam edin ‘“BURSA NUTKU YOK” DİYENLER BUNA NE DİYECEK ?’

11
Şub
11

Biz Birbirimizi Yerken, Öyle Bir Zaman Geçer ki.!!!

Bir oyun konulmuş önümüze.

Bu oyunda karşındaki oyuncu gideceği hedefi biliyor.

Gözünü karartmış hile yapıyor, seni kandırıyor, başka taraflara baktırıyor, dikkatini dağıtıyor …

Bütün taşlarını kaybediyorsun.

Elinde hiç bir şey kalmıyor…

En azından altı yedi yıl önce bizim pek çok gazetemiz vardı.

Gerçekleri olduğu gibi vermeye çalışan.

Televizyon kanallarımız vardı.

Güvendiğimiz haber sunucuları vardı…

Şimdi her gün biri daha gidiyor.

Yıldız kayması gibi…

En son Halktv’de uçtu gitti.

Kapandı deniyor.

Cumhuriyet gazetesi eski Cumhuriyet gazetesi değil.

Milliyetçileri bünyesinde tutmuyor.

Sözcü eski Sözcü değil, iktidara tam muhalefet etmiyor.

Yeniçağ satışını artıramıyor veya hiç bir hamle yapmadığına göre artırmak istemiyor.

Daha dün kurulan, Türkiye’de dönüşümü idare etmek için Amerika tarafından kurdurulduğu söylenen, milletimize ve ordumuza karşı yayın yapan Taraf gazetesinden fazla sattı mı garipler, bayram ediyor.

Okumaya devam edin ‘Biz Birbirimizi Yerken, Öyle Bir Zaman Geçer ki.!!!’

11
Şub
11

ÖMER FARUK EMİNAĞAOĞLU VE İLK KURŞUN YAZARLARı DENİZLİ’DE…

https://i2.wp.com/img201.imageshack.us/img201/4945/lkkurunaf.jpg

10
Şub
11

CİDDİ BİR UYARı : Bu saatten sonra ben dürüst bir seçim olacağına inanmıyorum !

Atamızın aydınlığı yol bilmeyenlere, karanlıkta gezenlere ışık olsun!

Bu yazım da sizlere uyarım olsun!

AKP hükümeti ve Sultan Recep her zamanki taktiğini gene yaptı.

Süheyl Batum derken, asker derken, arada torba yasayı çıkarıverdi ; zaten amaç buydu ve Süheyl Batum’un sözleri adeta AKP’lilere ilâç oldu.

Peki ama Süheyl Batum asker için kağıttan kaplan benzetmesini yaparken haksız mıydı ?

Bana göre az bile söyledi, asker kağıttan kaplan fakat kağıdında bir cinsi var, mukavvası var, kartonu var, A6 var var da var fakat asker bu hükümet zamanında karbon kağıdından kaplana dönüştü…

Daha önce asker için Bülent şunu dedi, Recep bunu dedi, başına çuval geçirdiler de asker ne yaptı demiyeceğim…

Sadece  farkındaysanız  bu güne  kadar  susan  asker,  Süheyl  Batum’un  sözlerine

anında  cevap verdi.

Sizce  neden ?

Daha önce kendisine yapılanlara ses çıkarmayan asker birdenbire neden konuşma ihtiyacı duydu ?

Gerçekler bazan acıdır, gerçekleri birileri söylediği zaman insan kabullenmek istemez ve aynen askerin yaptığı gibi savunmaya geçiverir.

Tekrar ediyorum Süheyl Batum sonuna kadar haklıdır ve inanın istifa ettirilmeye kalkarsa canım kadar sevdiğim CHP’ye bir daha oy falan vermem, bize gerçekleri söyleyen dürüst adamlar lazım.

Tüm bunlar olurken hükümet yandaş taşeronlarının menfaatine yarayacak torba yasa tasarısını çıkarıverdi, torba yasa işçileri köleleştirmekten, işçileri köleleştirirken de taşeron firmaların kazançlarını misli misline arttırmaktan başka bir işe yaramaz…

Yirmi yıl çalışan bir işçi kıdem tazminatı alamayacağı gibi, hiç bir haktan da yararlanamayacak, işveren istediği anda kapının önüne koyuverecek onu, kayıt dışı çoğalacak…

Aynen Ankara – Ostim’deki gibi iş kazaları artacak.

Buna kim dur diyecek derken, muhalefete bel bağlamışken, AKP çeşitli anketlerde oyunu %58 olarak açıklıyor.

Peki bu AKP”nin alacağı oy oranı doğrumu sizce ?

Bence AKP”nin yaptığı sahte anketler doğru, AKP”nin oyu %58 deği, belki de %60 olacak… Bizler gözümüzü açmadığımız, uyuduğumuz zaman gerçek söylüyorum, AKP hırsızlıkla, üç kağıtla %60 oy alır.

Nasıl mı ?
Dedim ya gündem değiştirmede AKP’nin üstüne yok diye.

Süheyl Batum’du, Kıbrıstı, Mısır’dı, Torba Yasa’ydı derken bir yasa daha çıktı farkındaysanız:

„Polislerin askerlikten muaf tutulması“

Bu yasanın acelesi neydi ?

Şurda seçimlere 4-5 ay kalmışken bu yasa neden alel acele çıkarıldı hiç düşündünüz mü ?
Resmen polislere seçim rüşveti verilmiş oldu !

Okumaya devam edin ‘CİDDİ BİR UYARı : Bu saatten sonra ben dürüst bir seçim olacağına inanmıyorum !’

09
Şub
11

ONUR NEDİR ! BİLİR MİSİNİZ ?..

Geçenlerde, elime geçen Sözcü gazetesinde manşetten verilen haber fotoğrafı dikkatimi çekti !

Elinde rakı bardağı fondip yapmış yaşlı bir kadın ve çenesinden süzülen rakı damlaları…

‘’E artık pes’’ dedim !

Bu haberle akıllarınca AKP’ yi eleştiriyor, Atatürkçülük yapıyorlardı !

İyi de bu fotoğraf kimin işine yarayacak ?

Ben söyleyeyim; yine AKP’ nin işine yarayacak ve zaten bunu çok iyi bildikleri için kritik zamanlarda bu tezgâhı hep tekrarlarlar…

Neden derseniz eğer; içki ile laik kesimi özdeşleştirip; halkın geneliyle, kendisini halkın üzerinde gören cenahı belirginleştirip, ‘’laik’’- ‘’anti-laik’’ çatışmasını ortaya koymak ve sonucunda da gelen tepkileri oy’a dönüştürmektir !

Ve bu tuzağa düşenlerin çoğu, toplumca Atatürkçü sanılan kesimlerdir !

Faşist bir yönetimin tüm icraatlarına suya sabuna dokunmadan değinmek; ama sıra içkiye geldi mi feysbuk mudur nedir bir sürü sosyal paylaşım sitelerinde örgütlenip içki yasağını protesto etmek, yine aynı cenahın işidir !

Telekom satılırken, Kıbrıs elden giderken, vakıflar yasası çıkarken kılını kıpırdatmayan bu cenah, herkesçe malum ‘’laik Atatürkçü!’’ olduklarını iddia edenlerdir !

Diğer ilkelerin öneminden bahsettiğimizde de, dönüp bize; ‘’iyi de laiklik elden giderse ne olur biliyor musun ?’’ diye soranlar da onlardır ! ‘’Bilmiyoruz, ne olur !’’

Pek çok kereler söyledik tekrar yineleyelim: ‘’Laiklik gerek olandır, tıpkı diğer ilkeler gibi; ama asıl olan tam bağımsızlıktır !’’

Şimdi sen tam bağımsızlığı bir kenara koyacaksın ve laiklik elden gidiyor, diye bağıracaksın ve Atatürkçü olacaksın, bizi de beğenmeyeceksin !

Hadi ordan, ser-sefil !..

Laiklik; insanlığın kurtuluş anahtarıdır!

Bunu biz bilmiyor muyuz sanıyorsunuz !

O sizin kuruntunuz; hepsi o!

Ama laiklik yapacağım diye de halkın değerlerini ayaklar altına almak, Kemalizm’in prensipleri arasında yoktur, olamaz da.

Çünkü Kemalist Devrim; tamamen bir halk hareketidir ve halkı hiçe sayarak ve onu küçümseyerek yol almaz !

Bugün Kemalistlerin en büyük düşmanı; ‘’laik’’ liği kalkan olarak kullanan masonlardır ve ‘’tezgah’’ böyle işlemektedir !

Altı ok; her biri bir diğerinden değerli olmayan; ancak tümü bir arada olduğu zaman, karşı konulamaz bir mantık ve düşünce sistemidir.

Oklardan biri olmadığı zaman, hedefe varamaz !

“Milliyetçilik’’  ilkesine  geldiği  zaman  burun  kıvıran  züppeler,  bir  bakıyorsunuz

konu  laikliğe  indirgendiğinde  bizden  daha  hararetli  oluyorlar ;  işte bunun  sebebi

de,  halkın  deyimiyle ; ‘’işine geldiği için…’’ dir !..

İşine  geliyor ;  zira  ha  Amerikan  mandasınca,  ha

İngiliz  idaresince  yönetilmiş  pek  fark  etmez ; 

onun  için  varsa  yoksa  “yaşam  kalitesi’’  değişmesin ;

gerisi  önemli  değildir !

Oysa kendimden örnek verirsem; ‘’ yürüdüğüm yolların ve çıktığım merdivenlerin bana ait olması çok önemlidir!’’ ( Buradaki aidiyet ulus bazındadır, aklıevveller için…)

Çünkü tam bağımsızlık bizim için ‘’onur’’ meselesidir; karşısında ölüm korkusu vesaire duramaz !..

Onur nedir ?   Bilir misiniz ?

Okumaya devam edin ‘ONUR NEDİR ! BİLİR MİSİNİZ ?..’

09
Şub
11

Kürt ayaklanması kapıda

Halk  hareketleri  değil  Amerikancı  darbeler

Tunus’ta iktidar değişikliği ile sonuçlanan “halk hareketleri” Mısır’ı da sallıyor. Mübarek rejimi yıkıldı yıkılacak. Mısır’dan sonra sırada diğer ülkelerin olduğu konuşuluyor.

Hızla gelişen bu olayları nasıl değerlendirebiliriz ?

Öncelikle görmemiz gereken yaşanan hareketlerin bir “halk hareketi” olmadığıdır.

Halk hareketi ya da devrim dediğimiz olaylar, bir halkın kendi yarattığı örgütler aracılığıyla, kendi eylemliliğiyle ve her şeyden önce kendi iradesiyle tarih sahnesine çıktığı hareketlerdir.

Ancak Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerde, çok açık bir şekilde “dış irade” ve “dış destek” ön plana çıkmaktadır. Bugün bize “halk hareketi” olarak gösterilen şey, doğrudan ABD tarafından koordine edilen bir harekettir.

Aslında bu tür hareketler için kullanılan bir terim bile var: Turuncu Devrim.

Hatırlayacak olursak, bundan 5-6 yıl önce benzeri bir Amerikan destekli halk hareketinin Gürcistan, Ukrayna, Romanya gibi ülkelerde yaşandığına şahit olmuştuk. Domino etkisiyle tüm Doğu Avrupa’yı sallayan ve iktidarları birden değiştiren bu hareketlerden sonra bugün Ortadoğu’da yaşadığımız olaylar da Doğu Avrupa’nın Turuncu Devrimlerini anımsatmaktadır.

Kökü  dışarıda  devrimler

Küreselleşen dünyadan dem vuranlar, İkinci Cumhuriyetçiler, Amerikancılar ve Avrupacılar ve elbette bunların destekçisi olan Kürtçü ve Şeriatçı gruplar, ellerini oğuşturarak yaşananları izliyorlar.

Ancak küreselleşmenin tam da bu “halk hareketi” denilen şeyde gerçekleştiğini görüyoruz.

Artık ulusların kendi halkları değil, ABD’nin halkları vardır.

Eskiden ABD kendi ordusu ile ülkelerde iktidarları devirirdi, şimdi bu değişiklikler için askeri müdahaleye gerek yok.

Artık internet üzerinden, televizyonlar üzerinden tüm halklara Amerika kumanda etmekte, kendi askerleri yerine de bu halkları kullanmaktadır.

Teknoloji, en etkili Amerikan silahıdır ve dünya halklarını Amerikan askerine dönüştüren sihirli bir değnektir.

Ve bu teknoloji son derece ucuzdur. Donanmalar, askerler, uçaklar için paraya gerek yoktur. Üstüne bu halklardan internet, telefon, televizyon paraları bile alınmaktadır. Alışveriş anlamında bu son derece kârlı bir yatırımdır.

Üstelik son derece de temiz iştir. İşgal, darbe gibi Amerikan imajını zedeleyecek yöntemler yerine iş “piyon”lara devredilmektedir. Böylelikle sanki ortada Amerika yok gibi bir izlenim yaratılmaktadır.

Sovyetler yıkılmadan önce, dillere pelesenk olan bir ifade vardı: Kökü dışarıda devrim diye… O zamanlar böyle bir durum yoktu ama gerçekten de deyim şu anda tarihsel bir gerçeklik kazanmıştır. Tunus’tan Mısır’a uzanan, kökü dışarıda, Amerikancı devrimlerdir.

Ortadoğu  Kemalizminin  Tasfiyesi

Şimdi kimi “akıllı”lar hemen, “iyi de otuz kırk yıllık diktatörleri mi savunacağız” diyebilirler.

Bu akıllılar, otuz kırk yıl boyunca bu diktatörleri başa getirenin Amerika olduğunu unutmuş gibiler. Ama daha kötüsü, şu anda bu diktatörlerden kurtulmak isteyenin de Amerika olduğunun üzerinden atlamaktalar.

Bu akıllılara biz soralım: İyi de Amerika’yı mı savunacaksınız?

Ortadoğu’da dengeler ilk değiştiğinde İkinci Dünya Savaşı sonrasıydı ve Mısır burada öncü bir rol oynamıştı. Mısır’ın Kemalist lideri Nâsır’ın devrimci hareketi, peş peşe tüm Ortadoğu’yu Amerikan hegemonyasından kurtaran bir başlangıç olmuştu.

Amerika, ilk önce Nâsır’dan kurtuldu ve yerine önce Sedat’ı sonrasında ise Mübarek’i getirdi. Şimdi ise Mübarek’ten kurtulmaktadır.

Böylelikle Nâsır’dan kalan her mirası sonuna kadar yok eden, Amerikancı rejimler yaratılmaya çalışılmaktadır.

Ama asıl daha önemlisi, Ortadoğu’nun “Kemalist” diyebileceğimiz rejimlerinden kalan tüm kalıntıların tasfiyesi değildir.

Artık rejimler değil ülkeler tasfiye edilmektedir.

Amerika’nın BOP’u uygulamadadır ve burada bazı ülkeler haritadan silinmekte, bir kısmı parçalanmakta ve yerlerine yeni yeni ülkeler gelmektedir.

Tüm Kuzey Afrika ülkeleri bu proje kapsamında, rejimleri değiştirilecek ülkelerdi.

Ancak BOP’un asıl önemli yanı, yok edilecek, bölünecek ülkelerdir. Suriye, Irak, İran, Türkiye bu kapsam dahilindedir.

İran’a  müdahale  geliyor

“Durup dururken bu olaylar da nereden çıktı” diye soranlar olabilir ama otuz yıl susup sonra patlayan bir halk yoktur ortada. Bu patlama, asıl büyük patlama öncesi hazırlık evresidir.

Amerika, önümüzdeki iki yıl içinde İran’a saldıracaktır. Amerikan Başkanlık seçimlerinin hemen öncesinde ya da sonrasında, İran’a müdahale gelecektir. Müdahalenin tarihi 2012-2013 yılları arasında planlanmaktadır.

İran’a müdahale öncesi, bölge denetim altına alınmalıdır.

Mısır bu açıdan son derece önemli bir ülkedir. Ortadoğu’da başlayacak bir savaşta Mısır’ın tavrı belirleyici olacaktır. Kaldı ki İsrail sorununda da Mısır belirleyici ülkedir.

Mısır’da çıkan halk ayaklanmasına bu nedenle, Mısır’da bir şeyler oluyor diye değil, demek ki İran’da bir şeyler olacak diye bakılmalıdır.

Mısır’da çıkan hareketler, Suriye, Ürdün gibi diken üstünde oturan ülkeler için de son derece uyarıcıdır. Bu ülkelerin liderleri, artık koltuğun bir günde gidebileceğini düşünmek zorundadır. Açıkça ortaya çıkmıştır ki Amerika’ya karşı çıkacak liderler iktidardan düşecektir.

Nitekim Mısır’daki olaylardan hemen sonra Suriye devlet Başkanı Beşar Esad’ın “demokratikleşme” içerikli mesajları gelmeye başladı.

Anlaşılan İran bir savaş sırasında yalnız kalacaktır.

PKK  ayaklanma  hazırlığını  tamamladı

Bizim ülkemizden olaylara bakıldığında ise birkaç etki birden devreye girmektedir.

Öncelikle, Mısır’daki ayaklanma, Tayyip’e bir uyarıdır. Amerika, Tayyip’e, “sen de gidersin” mesajı yollamıştır. Tayyip de mesajı o kadar iyi almıştır ki, Mısır Devlet Başkanını istifaya çağırabilmiştir. Demek ki Tayyip Amerikan sözcülüğüne başlamıştır.

Fakat asıl önemli tehlike, Mısır’ın Türkiye’ye farklı yönden de bir örnek teşkil etmesidir. Bu, Türkiye’nin bölünme provasıdır.

Bilindiği gibi PKK, bir süredir Güneydoğu’da otonom bir irade yaratmış ve adeta devletleşmiştir. Şimdi sırada bu iradenin hukuki statü kazanma aşaması vardır. Demokratik özerklik kararı bunun için alınmıştır.

Mısır’daki gösteriler, PKK için örnek bir ayaklanma oluşturmuştur. Eğer Türkiye, seçimlerden hemen sonra anayasada özerkliği kabul etmezse bir Kürt ayaklanması başlatılacaktır.

Bu ayaklanmanın altyapısı kurulmuştur. Ayaklanmayı idare edecek görevlilerden, bölgesel koordinasyona kadar tüm görevler saptanmış ve yetkilendirmeler yapılmıştır.

Hatta ayaklanma sırasında kurulacak sözde “geçici hükümet” bile belirlenmiştir.

Kürt ayaklanması artık kapıya dayanmıştır.

AKP iktidarı ise tüm bu hazırlıkları görmekte ve göz yummaktadır. Hatta Mısır’da gelişen ayaklanma, Tayyip’ler için sevindirici bir gelişmedir. Böylelikle Türk kamuoyunu, “Kürtlerin haklarını tanımazsak ayaklanırlar, Mısır gibi oluruz.” diye korkutacaklardır.

Okumaya devam edin ‘Kürt ayaklanması kapıda’

09
Şub
11

Mersin’de Kürt istilasının güncel sonuçları

Akdeniz Belediye Başkan Vekili Hüseyin Gür ve bastırdığı Kürtçe takvim.

Mersin  ve  Kürt  istilası

Mersin deyince, aslında insanın aklına, tarihle iç içe geçmiş mavi bayraklı Akdeniz koyları, kilometrelerce uzanan kumsalları ve hemen arkasını yasladığı yeşilin binbir çeşidinin buluştuğu Toros dağları geliyor.

İnsanının, iklimi kadar sıcak ve paylaşımcı olduğu, rantsal toprak paylaşımlarının hat safhaya çıkmasına rağmen hâlen bakir toprakların bulunduğu ve Türkiye’nin domates, çilek, narenciye ve muz üretiminin büyük bir bölümüne destek çıkan nadide bir liman kenti.

Ama her şey yukarıda saydığımız gibi dert üstü derman üstü değil.

Gökçe  Fırat’ın  olay  yaratan  “Kürt  İstilası”  kitabındaki  tüm  senaryolarının  birebir

gerçekleştiği  neredeyse  tek  yer.

Sistematik  olarak  yapılan  göçlerin,  bir  müddet  sonra

istilaya  dönüştüğü,  giderek  artan  Kürt  nüfusun

belediye  seçimlerinde  kendilerine  Kürt  başkan

seçtikleri  şehirlerden  birisi  artık  Mersin.

Mersin  Üniversitesi’nde  yapılan  bir  araştırmada  Mersin’e  göç  eden  Doğu  kökenli

vatandaşların  412.000  kişi  olduğu  saptanmış  durumda.

Yine aynı araştırma (daha önce TÜRKSOLU yazarlarından İnan Kahramanoğlu değinmişti) artık Türk nüfus ile Kürt nüfusun bir arada yaşamaya tahammül edemedikleri, iki nüfus arasında gerek ekonomik gerek yaşamsal keskin sınırların konduğu bir coğrafya konumunda.

İstila hareketinin her safhasını günlük yaşamda gözlemlemek mümkün.

Peki son günlerde Mersin’de neler oluyor biraz da ona bakalım.

Sarp  Öztürk’ün  öldürülmesiyle  başlayan  süreç

Mardinli oto galerici tarafından Kürtçe şarkı okuyamadı diye öldürülen Alevi şarkıcı Sarp Öztürk’le başlayan gizli bir süreç var sanki.

Hatırlarsanız bundan haftalar önce türkü barda şarkı söyleyerek hayatını kazanmaya çalışan, iki çocuk babası, Sarp Öztürk adlı vatandaşımız, Mardinli bir müşteri tarafından Kürtçe şarkı söyleyemedi diyerek kurşunlanmış ve ortalıktan yok olmuştu.

Böyle  bir  ırkçı  saldırı,  “magandalık”  olarak

nitelendirilmiş,  gerek  Alevi  Dernekleri  Başkanı  ve

gerekse  yerel  basın,  olayın  boyutlarını   büyütmeden

üstünü  kapatmıştı.

Bu olaya AKP iktidarının, yandaş medyanın ve işbirlikçilerin açılım adı altında ortaya salıverilen, Kürtlerin ve Kürt dilinin tanınma politikalarının sonucu olarak görülebilir.

Böyle bakarsanız da doğrudur aslında.

Ama gerçekte bu bir son değil bir başlangıçtır.

Okumaya devam edin ‘Mersin’de Kürt istilasının güncel sonuçları’

08
Şub
11

“Emperyalizmin Kıskacında Türkiye“ Konferansı — ( MİLYONLARA ULAŞTıRALıM )

„Yahu ülke elden gidiyor !

Düzenek Nasıl İşliyor ?

Bu iş hükümetlerle değişmiyor!

Türkiye İşgal altında !  Kesin işgal edilmişiz !“

Banu Avar geçen Pazar günü Almanya’da yaptığı konuşmada çok önemli konulara değindi.

Ülkemiz gündemindeki bu konuları konuşma dilinden yazıya geçirilmiş haliyle bir solukta okuyacak, hattâ bazı bölümleri eminiz, tekrar tekrar okuyacaksınız.

Bizden saklanan gerçeklerin bu kadar yalın ve açık anlatılmasına, hele ilk kez Banu Avar’ı dinliyorsanız, bu samimiyete, açık sözlülüğe şaşıracaksınız…

İşte o konuşma !

İşte Banu Avar uzaktaki yakınlarım dediği gurbetçi Türklerle !

Algı   Operasyonu

Hepiniz hoş geldiniz !

Size, buraya bir çok gelen oluyor herhalde, bir çok toplantıya gidiyorsunuz, bir çok kişiyi dinliyorsunuz…

Herhalde burda en fazla da Türk televizyonlarını izliyorsunuz… Sabahtan akşama kadar kötümser haberlerle yoğruluyorsunuz…Türkiye böyle, Türkiye şöyle…Türkiye’de şu oldu! Türkiye’de bu oldu!

Bir algı operasyonu yapılıyor!

Bir algı operasyonu!

Televizyonla haşır neşir olduğumuza göre, her birimiz bir televizyona, ekrana baktığımıza göre…Hepimiz bunu çok iyi anlamak zorundayız.

Sadece Türklere, Türkiye’ye değil, bütün ülkelere yapılan bir şey var:

Algıyı değiştirmek!

Kanada’dan bir sitede istatistik yapılmış. Bütün basının ne kadar yalan söylediğinin istatistiği yapılmış:

Algı değiştirmek, „Algı Operasyonu“

Şu  anda  dinlediğiniz  bütün  haberler  yalan !

Yalan  haberle  şekillendirilmeye  çalışılıyorsunuz.

Televizyonlarda seyrettiğiniz, gördüğünüz herkes yalan söylüyor !

Bütün  dünya  böyle..

Gerçek haberin ne olduğunu asla bilemiyorsunuz !

Küresel  medya  dört  beş  ailenin  elinde !.

Bütün dünyayı idare eden,dört beş tane şirket, altında yüz, yüz elli küresel şirket.

Bu  şirketler  dünyayı  savaşa,  faşizme,  iğrenç  bir  düzene  doğru  götürmeye

çalışıyorlar.

Medya da ellerinde…

Okumaya devam edin ‘“Emperyalizmin Kıskacında Türkiye“ Konferansı — ( MİLYONLARA ULAŞTıRALıM )’

07
Şub
11

Almanya’da ırkçılık yükseliyor

Almanca  konuşma  zorunluluğu  ve  tepkiler

Hollanda’daki sokakta anadil yasağından sonra Almanya’da da benzer bir tartışma yaşanıyor. Bu kez bazı eyaletler, okullarda sadece Almanca konuşulması zorunluluğu getirdi. Yasağın ülke geneline yayılması taleplerinin yükselmesi üzerine başta Türkler olmak üzere yabancılar ayaklandı. Türk dernek temsilcileri, sınıfta Almanca zorunluluğunu normal karşıladıklarını ancak teneffüslerde, okul bahçesinde ve okul gezilerinde anadil yasağının ayrımcılık olacağını söyledi. Öğretmenler Birliği’nin entegrasyonu hızlandırmak için aldığı karar, Berlin’de Türklerin yoğun olduğu Herbert-Roover ortaokulunda başladı. Türkler’e uygulanan ve büyük tartışmalara yol açan “vicdan testinden” sonra alınan anadil yasağı politikacılardan tepki gördü.

Konuştuğumuz Türkiye Toplumu sözcüsü, pedagog Eren Ünsal, konuyla ilgili şunları söyledi: “Bu karar, ayrımcılığa yol açıyor. Ülkedeki yabancılar tarafından ırkçılık olarak algılanıyor. Pedagojik anlamı yok. Eğitim ve siyasi açıdan da bir anlamı olmayan bu kararın ülke geneline yayılmasını engellemeye çalışıyoruz. Eğitim Bakanıyla bu konuyu acilen görüşeceğiz. Vicdan testi zaten insanların kalbini kırdı. Şimdi de anadil yasağı azınlıkların yaşamını daha da zorlaştırır. Hollanda’da tartışılan sokakta anadil yasağı Almanya’ya gelirse burada deprem olur…”

Öte yandan Avrupa Konseyi, Almanya’da vicdan testi olarak bilinen sınav için, “vatandaşlara ayrımcılık, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı” açıklamasında bulunarak, Almanya’yı üstü kapalı bir şekilde eleştirildi

Ders dışında da Almanca konuşmayı zorunlu kılan faşizan uygulamaya karşı çıkanların bahçe süpürme cezasına çarptırılmaları söz konusudur ki, “heil” Hitler öleli çok olmamış mıydı sorusunu akla getirir bir anda.

Almanya’nın  ikiyüzlülüğü

Gerçekten çok enterasan bir durum. Ben yanlış anlamadıysam, okullarda teneffüslerde dahi öğrencilerin birbirleri ile Almanca dışında bir dil ile konuşmaları yasaklanmış. Bakın Türkçe eğitimin kaldırılması değil durum, teneffüslerde dahi Türkçe konuşulması yasaklanmış. Eğer olay böyle ise düpedüz insan haklarının ihlalinden başka bir şey değil bu.

Okumaya devam edin ‘Almanya’da ırkçılık yükseliyor’

07
Şub
11

Çanak anten linci

Geçtiğimiz haftanın en çok ses getiren tartışmalarından birine eski Posta yazarı Candaş Tolga Işık imza attı.

Işık geçenlerde “Güneydoğu’da çanak anten terörü” başlıklı bir yazı yazdı ve “Kürtler porno film izleyip birbirlerine tecavüz ediyorlar” demeye getirdi.

Getirmesiyle de kıyametin kopması bir oldu.

Adam Kürtlere laf etti ya hemen arkasından bir linç kampanyası başladı.

Tamam adam belki oradaki toplumsal çarpıklıkları bu şekilde ifade etmemeliydi ama ona karşı çıkanların tavırları gösterdi ki, bu ülkede Kürtseverlik almış başını gitmiş.

Adamın eşi dostu kalmadı, herkes veryansın ediyor “böyle bir yazıyı nasıl yazarsın” diye.

Adam özürler diledi, yok illa mesleği bırakacaksın, bir daha da yazı mazı yazmayacaksın.

Hatta “medya sektöründen başka bir işte de çalışmayacaksın” deniyor adama.

“Farklı alanlarda hayatını kazan, kafası çalışan adamsın” deniyor.

Hele hele Sabah’ta Sevilay Yükselir iki yazı yazdı konu üzerine, adama bir “git kendini Boğaz Köprüsü’nden at” demediği kaldı.

Sevilay’ın yazısı “aptal, salak, dengesiz” gibi nitelemelerle başlıyor ve aynı ayarda gidiyor.

Candaş Tolga Işık’ın özrünün samimi olduğunu ama bu özrü kabul etmediğini, çünkü hiç kimsenin milyonlarca insana “ahlaksız, tecavüzcü, pislik” sıfatını yakıştıramayacağından dem vurmuş.

Yazısını da “yazmayacaksın kardeşim” diye bitirmiş.

Benim merak ettiğim, Sevilay’a ne olduğu.

Kürdün derdinin Sevilay’ı niye gerdiği.

Okumaya devam edin ‘Çanak anten linci’

07
Şub
11

Tarikat – Cemaat Kıskacında Türk İnsanı

Tarikat – cemaatler  ve  dine  yabancılaşma

İşbirlikçi zihniyetin Batı hayranlığı ile özellikle İngilizceye hapsettiği milli eğitimimizin yetiştirdiği gençler, nasıl ki, Türk diline ve kültürüne yabancılaşıyorsa, aynı zihniyetin Arap hayranlığı ile Arapça ve Farsçaya hapsettiği dini bilinç de kişilerin bu dilleri anlayamaması nedeniyle bunları açıklama vazifesini üstlendiklerini iddia eden tarikat ve cemaatler eliyle köreltilmekte ve hatta çıkar amaçları doğrultusunda çok farklı noktalara yönlendirilmektedir.

Bir Müslümanın kendi başına Allah’a ulaşmasının çok zor ve hatta imkansız olduğunu iddia eden bu zihniyet, Allah’a ulaşmanın sadece tarikat ve cemaat şeyhlerine bağlanıp kayıtsız şartsız şeyhin isteklerine göre yaşamayla mümkün olabileceğini dillendirerek akıl ve mantığı öne çıkaran dinimizi açıkça tahrif etmektedir. Halbuki son peygamberin Hz. Muhammed olduğunu söyleyen dinimiz, Allah’ın insanlara şah damarından daha yakın olduğunu, herkesin duasına cevap verdiğini ve Allah ile kul arasına kimsenin sokulmaması gerektiğini önemle belirtmiştir. Nitekim Zümer Suresi 3. Ayet’te “İyi bilmeli ki halis din yalnız Allah’ındır. Onu bırakıp da başka dostlar, veliler edinenler: ‘Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’ diyorlar. Şüphesiz Allah ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez” denerek, Allah dışında veli arayanlara en güzel cevap verilmiştir.

Zarar  verdikleri  sadece  dinimiz  midir ?

Tarihsel süreçte incelediğimizde yüzyıllardır Türk milleti içerisinde İslam adı altında faaliyet gösteren birçok tarikat şeyhinin Allah’a değil avuçlarına bırakılan altınlara biat ettiğini ve zenginliği, şanı şöhret ve makamı ülkesinin çıkarlarından önde tuttuğunu görebiliriz. Öyle ki, Hindistan’da kurulan büyük Türk devleti Babür İmparatorluğu bile, Nakşibendi tarikatının Portekizlilerle yaptığı işbirliği sonucunda, birçok Türk devleti gibi, içten yıkılmıştır. Yine iki büyük Türk devleti Osmanlı ve Safevileri sırf mezhep farklılığı diyerek karşı karşıya getiren ve kardeş kanı akmasının yanı sıra, bu iki devletin birleşip tüm dünyaya egemen olmasının önünü tıkayan da mezhep ayrılığını körükleyen tarikat akımları değil midir? Peki ya Kurtuluş Savaşımızı verirken ve sonrasında ardı ardına çıkartılan, dış güçlerin desteklediği sözde dinci özde Kürtçü isyanlara ne demeli? Tüm o isyanlar tarikat ve cemaatlerce halkın saf dini duyguları kullanılarak gerçekleştirilmedi mi?

Örnekleri çoğaltmamız mümkün. Ama burada dikkat edilmesi gereken nokta tarikat ve cemaatlerin yüzyıllardır emperyalist güçlerle işbirliği içerisinde olmalarıdır. Konuya biraz daha geniş açıdan bakarsak yüzyıllardır ardı ardına kurulan bu oluşumların aslında dini bir maske olarak kullandıklarını ve özellikle dış güçler tarafından kurdurulduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. İşte tüm bu tarihsel süreci iyi analiz eden M. Kemal Atatürk tekke ve zaviyeleri kapattırmış ve “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” diyerek bizlere yol göstermeye çalışmıştı.

Fakat Ulu Önderimizin ölümünden sonra yine dış güçlerin etkisi altına girmeye başlayan ülkemizde yeniden Şeriatçı rüzgarlar estirilmeye başlanmış, açılan İmam-Hatip liseleri yeniden faaliyete geçirilen tarikat ve cemaatlere taban oluşturma misyonunu üstlenmişti. Nitekim çoğu bu okullarda yetiştirilmiş, milli hassasiyetlerden yoksun Şeriatçı kafanın doruk noktası AKP hükümetinin neferleri, tüm bu gerici açılımları tamamlama adına üzerlerine düşeni fazlasıyla yapmış; gelinen noktada sözde dini bütün özde dinden bihaber olan ve din adına diyerek hayatlarına dair her şeyi tarikat ve cemaat liderlerine bırakan, bu yüzden dinimizi -en azından Kuran’ı- okuyup anlama düşüncesi olmayan insanların çoğunluğu teşkil ettiği bir toplum yaratmışlardır.

Dini  anlamak..

Peki tarikat ve cemaat sarmalında belki de tamamen saf ve temiz dini duyguları çerçevesinde bir köleden farksız barınan vatandaşlarımız eğer kutsal kitabımızın Türkçesini açıp okuyabilselerdi, ülkemizi tarikat ve cemaat kaynaklı dış destekli Kürt-İslam Faşizmi bu kadar tehdit edebilir miydi ?

Bugün yobazlar tarafından din düşmanı olarak lanse edilmeye çalışılan Ulu Önderimiz Atatürk bu tehlikeyi de sezmiş ve halkın dinin hükümlerini anlayarak din tüccarlarının ağına düşmesinin önüne geçmek için Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi hususundaki düşüncelerini daha 1923 yılında dile getirmişti. Çünkü anlamadığı bir dini yaşamak zorunda bırakılan kişi, anladığını iddia eden çıkar amaçlı gurupların her türlü yönlendirmesine açık hale geliyordu ve bunun yarattığı kötü sonuçlara tarihimizde sıklıkla rastlamak mümkündü. Bu açıdan bakıldığında günümüzde bile çok tartışılan Türkçe ibadet fikri aslında dini kendi sistematikleri içerisinde tahrif etmeye uğraşan Şeriatçı kafaya indirilen bir balyozdu.

Ama sinsice yürütülen propagandalar öyle bir noktaya geldi ki, Türk milletinin bir kez daha inanç simsarlarının eline düşmemesi için uğraş veren ve İslam dininin gerçekten anlaşılması için gericilerle mücadele eden Atatürk din düşmanı; Kuran’ın okuyup anlaşılmasını bizzat engelleyen cemaat lideri yobazlar ise kahraman ilan edildi. Şeyh Sait ve Said-i Kürdi gibi genç Cumhuriyetin ve devrim liderlerinin azılı düşmanları bugün din alimi gibi lanse edilmekte, adlarına anma törenleri ve hatta filmler yapılmaktadır. Birbirlerini kardeş olarak tanımlayan bu iki azılı Kürtçünün davası bugün iki ayrı koldan yürütülmektedir.

Nurculuk  =  Kürtçülük  =  İşbirlikçilik…   ( Bu  kadar  basit..)

Cumhuriyeti yok etmek için silaha sarılan Şeyh Sait’in başlattığı hainliği bugün torunları PKK terörü ile devam ettirirken; Şeyh Sait’in asılmasından sonra hem Said-i Kürdi olan ismini hem de hainlik taktiğini değiştiren ve Şeyh Sait için “O benim kardeşimdi, onun öcünü kalemim ile alacağım” diyen Said-i Nursi’nin müritleri ise Nur Cemaati adı altında yıllarca Türkler içinde örgütlenerek ülkenin kilit noktalarını ele geçirmiş ve yıkmak için var güçleri ile sallamaya başlamışlardır.

Okumaya devam edin ‘Tarikat – Cemaat Kıskacında Türk İnsanı’




İstatistikler

  • 1,972,927 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Mayıs 2015
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 44 takipçiye katılın