Ağustos 2013 için arşiv

29
Ağu
13

Benzin ve motorine büyük zam — “Alıştı”rma konusunda T.Ö.’dan daha “usta” olan R.T.E.’dan “sevgi”lerle..!!!

Benzin  ve  motorinin  fiyatına  bu  geceden  itibaren  geçerli  olmak üzere  zam  geldi.

Benzinin pompa fiyatı litrede 14 kuruş, motorinin pompa fiyatı litrede 17 kuruş zamlandı.
Zamlarla  birlikte  97 oktan  benzinin  litre  fiyatı  5.16 TL’ye,  motorinin  fiyatı  da  4.60  liraya  yükselecek.
Yaygın olarak kullanılan 95 oktan benzinin fiyatı da zam sonrasında 5 lirayı geçmiş olacak.
Akaryakıt ürünlerinin perakende satış fiyatları, dağıtım şirketlerinin maliyetlerine ve rekabet şartlarına, illere ve söz konusu şirketlere göre litrede birkaç kuruş farklılık gösterebiliyor.
Akaryakıt fiyatlarındaki artışta Suriye gerginliği nedeniyle ham petrol fiyatlarının yükselmesi ve döviz kurundaki yükseliş neden oldu.
Son zamlarla birlikte Türkiye dünyanın en pahalı benzinini kullanan ülke unvanını korumuş oldu.
Benzin  ve  motorine  geçtiğimiz  hafta  da  sırasıyla  11  kuruş  ve 8  kuruş  zam   yapılmıştı.

Tüüühhh   AMK..!!!

Savaş   bi   başlasaydı   da,   şu   bizim   şark   kurnazı   hökümat   herşeyden   yırtsaydı..!!!

Ama   yoook   öyleeeee..!!!

Ülkeyi   enkaz   halinde   bırakıp   tüymek   yooook..!!!

Hesabınızı,   hemi   de   77   sülâlenizle   birlikte   ( eşiktekine,   beşiktekine  ve  de 

“ana”karnındaki   ceninlere   dek )   topunuz   sikeee   sike   vereceksiniz..!!!

İşte   size   o   çok   bayıldığınız   “ottoman”ın   uyguladığı   usullerden   birini,   ileride  

hasbihal   olacağınız   muhtemel   muamele  olarak,  yüksek   beğenilerinize   sunuyorum :

21
Ağu
13

PROFİL RESMİYLE BİLE YALAKALIK FIRSATINI KAÇIRMAYAN DANGALAKLARA DEĞİŞİK VARYASYONLAR SUNULUR — TABİİ SIKIYORSA, AMK..!!!

21
Ağu
13

Mısır’dan Tayyip’e : “Kendi VATAN’ınını bilumum gâvura peşkeş çeken batılı bir ajandan “vatansever”lik dersi alacak kadar şerrrefsiz değiliz..!!!”

BU  NE  SEVGİ  AAAHHHMısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü açıklamasında, Başbakan Erdoğan’ı kastederek, “Batılı bir ajandan vatanseverlik dersi almaya ihtiyacımız yok” dedi.

Mısır resmi haber ajansı MENA’ya göre, Erdoğan’ın sözlerinin Mısırlıları bölmeyi amaçladığını iddia eden bakanlar, Kabine, Mısır’ın sabrının taştığını vurgulamaktadır… Mısır başkalarının husumetlerini paylaşmıyor ve yeni bir kimlik arayışında da değil. Arap ve İslamcı doğası aşikardır” dedi.

“SİYONİST — GÂVUR   UŞŞAĞINDAN   DERS   ALACAK   KADAR   ŞERRREFSİZ   DEĞİLİZ..!!!”

El Arabiya’nın haberine göre, Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Ahmed el Mussalamani ise El Masri el Yum gazetesine yaptığı açıklamada, Mısır’ın Batılı bir ajandan vatanseverlik dersi almaya ihtiyacı yok” dedi.

El Mussalamani  “yabancı  ajanların  Mısır’ı  bölemeyeceğini”  belirtti.tayyipi-ve-akpyi-israil-yaratti2

SADECE   YUKARIDAKİ   RESİMLERE   BİLE   İSTİNADEN :

ARTIK   BUNLARIN   NE   MAL  OLDUKLARINI   ANLAMAYAN 

KAL(A)MAYACAĞINA   GÖRE,   BUNDAN   SONRA   HÂLÂ   VE  

ISRARLA   DESTEKLEYE(BİLE)CEKLERE   KESİNLİKLE   VATAN  

HAİNİ   MUAMELESİ  YAPILACAKTIR..!!!     ONA   GÖRE..!!! 

————————————————————————————————————- 

20
Ağu
13

AHLÂK Öğretisi ve Haklı İSYAN..!!!

Uzun zamandır yazıyor ve çiziyoruz; kimi tespitlerimiz doğru çıkıyor, kimileri yanlış, ama ortada şöyle bir gerçek var ki; neyi ne şekilde yazdığınız değil veya neyi nasıl irdelediğiniz değil.. neyin ne zaman ve nasıl olacağını kestirmektir asıl olan.

Derinde yatan planı önceden deşifre ediyorsanız ve bu tespitleriniz toplum nezdinde ilgi görüyor ve aynı oranda yayılıyorsa, bir bakıyorsunuz yanılmışsınız..

Çünkü   plan   değişiyor..!!!

Aslında  yazılan  da,  anlatılan  da  tam  manasıyla  doğru  ve  hatta  ‘açık  etme’  babında  etkili..

işte  o  zaman  bir  başka  plan  giriyor  devreye..

Bunu niye yazdım derseniz; küresel çetenin planları an be an değişir.. hedeflerde bir farklılık olmasa da; toplumun tepkileri, planda yer alan hedef sapmaları, hizmet eden işbirlikçilerin iç piyasaya yönelik endişeleri ve daha pek çok etkenden dolayı haftalık ve hatta günlük değişimler zorunluluk halini alır. Anlayacağınız; ne sandıkları kadar akıllılar, ne de sanıldığı kadar zekiler.. Küresel çete, vahşi doğadaki sırtlan sürülerine benzer; bütün azametleri aslanlar gelene kadardır, sonrasında akbabalardan farksızdırlar…

İşte bu sebepten dolayı, düşmanı -insanlık düşmanları- ne küçümsemek, ne de olduğundan daha güçlü görmek ya da göstermek doğru değildir. Ülkemizde ve dünyada son yıllarda yapılan en büyük stratejik hata budur; sahip oldukları güçten çok daha fazlasını isnat ediyoruz ve bu ediş; onların daha da güçlenmesine ve daha fütursuzlaşmasına yol açıyor..

Evet insanlığın karşısında ve insanlığı hedef almış olan güç odakları mevcuttur; lakin yenilmez değildir.. Çünkü ister inanan olun, ister inanmayan; her iki şekilde de kaybedenler ‘negatif‘i temsil edenler olacaktır.. İnanan iseniz; yaratıcı güç ‘pozitif’i temsil eder, karşısında negatifi temsil eden ‘şeytan‘dır ve kutsal kitaplarda en başından yenilgiyi kabul etmiştir; çünkü varlığını borçlu olduğu Yaratıcıyı iyi bilmektedir.. son gün imanını belli edecek, kendisinden yana olanların sorumluluğunu almayacaktır. Şayet Kitap‘ı okuduysanız, bilirsiniz..

İnanmayansınız! O halde çözüm daha basit.. hangi ‘red’ akımından olursanız olun, sahip olduğunuz ‘ahlak’ öğretisi; yani yolda yürürken farkettiğiniz karıncayı ezmemek için adımınızı değiştirmeniz.. işte bu öğreti kabaca ‘madde’ye izafe edemeyeceğiniz bir dürtünün neticesidir ki; bu da, ‘pozitif’i temsil eder.

İyi ve kötünün savaşında elinizden hiç bir şey gelmese bile, nerede durduğunuza dikkat edin; o bile neticeyi etkileyecektir. Aydınlığı gün ışığında fark edemezsiniz, karanlığın en derin olduğu anda bir kıvılcım bile geceyi ateşe verir.. siz en azından gölge etmeyen olun, o da yeter…

Hayatta bazı bilgilere sahip değiliz ve hiç bir zamanda sahip olamayacağız; ancak doğruya sahip olmak bizim elimizde ve sahip çıkmak ise seçimlerimizle ilgilidir. Evrenin sonsuzluğu, duyu organlarımızın sınırları, yaratılan ya da kendiliğinden ‘varolan‘ olma düşüncesinin hem birbirine bu denli zıt ve aynı zamanda bir o kadar yakın olmasındaki enteresan çelişki ve daha pek çok erişilmezin kapasitemizin üzerinde olması ve bu olma halinin devamlılık arz edecek olması, vesaire..

İlla da bir cevap varsa ölüm halinde bu ortaya çıkacaktır; yoksa eğer, zaten ‘mana‘ yoktur, ‘mana‘ yoksa eğer.. peki sahip olduğumuz ‘ahlak‘ neyin nesi!

Ya   vicdan !

Asıl   olan   ‘vicdan‘dır..

Peki  ‘ahlak’ın  olmadığı  yerde  ‘vicdan‘  ne  arar..

Birisi genel öğretidir; ki kodlanmış olmalı, diğeri ise sonucunda ortaya çıkan eylemdir; ki ‘mana’yı kutsar..

Dikkat ederseniz son yıllarda, aslında geçmişten bugüne periyodik olarak süregelen bir saldırı vardır ‘ahlak’ kavramı ve anlayışına karşı.. oysa ‘insan’ medeniyetinin en başta korunması gereken yegane değeri ‘ahlak’ anlayışı olmalıdır; zira varlığın sebebi veyahut sebebin varlığı, kısaca asıl öz burada yatmaktdır. Ayrıca bu düşünce temelinde bahsettiğim ‘varlık’ anlayışı salt Orta-doğu kaynaklı din düşüncesi ile temellendirilmiş değildir, aslında ateist düşüncenin de merkezinde yer alan ve ancak fazlasıyla dillendirilmeyen ‘bilinmeyen‘e cevap niteliğindedir.

Sonuç ne, diye soracak olursanız; aslında sonuç dediğiniz şey ‘mutlak cevap’tır; ki, bu bilgiye sahip olmak ise ‘madde‘ evreninden tamamen bağımsızdır.. ya da temellendirmemiz sahip olduğumuz ‘mantık’sal düzlemle çok alakalıdır…

Tüm bunları alt altta sıralamamda ki temel sebep ise; inanç sistemleri ya da inanç karşıtı ‘karşı sistemlerin‘ bile öz itibariyle birbirinden bağımsız olmadığını ortaya koymak ve bu düşünceden hareketle önemli olanın ‘insan’ öznesi olduğunu ortaya koymaktır.

Yukarıdaki temellendirmeler tamamen benim kişisel düşüncelerimdir; ancak ‘insan’ öznesinde buluşmayı temel alan ‘yeni dünya düzen’cileri ile ‘ahlak‘sal manada taban tabana zıtlık taşımaktadır. Analizlerde ‘bilinçaltı düşünce‘ yani arka planda yer alan asıl düşünce çok önemlidir; şayet ortada yer alan bir düşüncenin ne anlattığını anlıyor, ancak neyi amaçladığını bilmiyorsanız tuzağa düşmeniz kaçınılmazdır, hem de doğru yolda olduğunuzun savunusunu yaparak ve de karşı çıkanları suçlayarak…

Tarih, kendi zamanında anlaşılamamış filozofların haklılığını yazmak suretiyle çok başka bir görevi de ayrıca yerine getirir.

İnsanlar yaşadıkları devrin çıkar ilişkileri ve toplumsal gidişattaki yine kendilerini temel alan duruşları ile bireyselliği esas almışlardır; bu durum tüm sosyal ilişkileri belirlediği gibi ‘egoizm‘in de tüm tarih boyunca hakimiyeti ile sonuçlanmıştır.. ve devam etmektedir.. Ortak aklı ve de dolayısıyla ortak ‘ahlak’ı dengeleyememiş olması ‘ahlak’ın ürünü olan ‘vicdan’ mekanizmasını sekteye uğratmıştır; bu da günümüzde yaşanılan trajedilerin başlıca sebebidir..

Dünya görüşünüz madde ile sınırlı ve düşünce yapınızın içinde felsefeye yer yok ise; geçmişte, bugün ve gelecekte yaşananları anlayabilmeniz zor ve hatta imkansızdır; her şey sizin gördüğünüz veya bildiğinizden ibaret değildir.. Bugün enerji savaşları denen ve aslında gizlenen bir başka savaşın esiri olurken, hem etkisiz kalmak hem de etkisiz kılınmak, yine sahip olduğunuz bilgi ile değil, sahip olmanız ve öyle yorumlamanız gereken bilgi ile ortaya çıkan ya da konan durumdur. Bu da çoğu zaman anladığınızı sandığınız durumun aslında tam tersi bir başka durumla eş değer kılınması durumudur; ki bu da şu an insanlığın karşı karşıya kaldığı felaketlerin düz okunuşu demektir. Bugün ölesiye savunduğunuz düşüncelerin, gerçekte size ait olup olmadığı ile ilgili bir durum gibi.. ya da size ait olan düşüncelerin aslında yanlış olduğu fikri ile etkisiz kılınıyor olmanız ve de ne yazık ki asıl doğru olanın yanlış ile yer değiştirmesi durumu.. hem de razı gelinerek.

‘İnsan’ ortak kültürüne saldırı çok büyük boyutlara varmış bulunmaktadır; ‘ahlak‘ mekanizmasının temeli olan aile kavramı bugün itibariyle sahte ‘özgürlük’ kavramı ile saldırı altındadır ve bilhassa ‘ahlak’ın kendisi ‘etik’ kelimesi ile en baştan saldırı altındadır. Felaket burada yatmaktadır; sosyal bir canlı olan insanın kimlik anahtarı olan aile kavramı ‘sınırsız seks’ ve ‘sınırsız özgürlük’ sloganları ile küresel çetenin sahip olduğu medya organlarınca her gün halkın bilinç altına işlenmekte ve gen aktarımı esas olarak çoğalan insanoğlu kendisinden sonraki nesillere nasıl bir saldırı olduğunu henüz anlayamamaktadır. Negatif plan işlemektedir…

Bilinen mana ve kabul görmüş ‘din’ kavramı ile ilgili olmasam da; ‘ahlak’ temelinde ve ‘vicdan’ ışığında pozitif düşüncenin kutsallığına inanan biriyim ve pozitif plandan yanayım; varlığımın amacı bu olmalı.. işte bu sebepten tüm yazılarım günümüze olduğu kadar gelecek nesillere de bugünden notlar içermektedir ve plandan haberdar olduğumuzun habercisidir ve başlangıcın hikayesidir.. bilsinler…

Çünkü bugün ‘sınırsızlığı’ toplumlara pompalayan negatif plan sahiplerinin temel düşüncesi, gelecekte ortaya çıkacak olan ‘KAOS’ düzeninin alternatifi, tüm insanlığı kapsayacak baskıcı ve totaliter bir düzen kurmak olacaktır.. ‘Sonsuz Faşizm’e geçiş, demokrasi yalanlarıyla ve daha fazla özgürlük masallarıyla olacaktır..

Bazen çok isteseniz de olanı, olmakta olanı engelleyemezsiniz; bu mücadele vermeyeceksiniz ya da baştan yenilgiyi kabul edeceksiniz manasına gelmez, gelmemeli de; çünkü bugün bir yazarın yazacağı bir cümle, bir ressamın çizeceği bir tablo ya da bir delikanlının sıkılan yumruğu.. bugünün gününe değmese, değemese de; yarının karlı bir kış gününde insanlığın kaderini değiştirecek olan ‘ahlak’lı bireylerin çoban ateşi olabilir.. çünkü kötülük kalıcı değildir.. çünkü yapıcı değildir..

Çünkü asıl olan ‘mana’ iyiliktir; hangi düşüncede olursanız olun, insanın mayası ‘iyilik’tir…

‘İyi’ yaratıcı olandır, ‘kötü‘ ise yokedici; bu da göstermektedir ki, yaratı olmadan yok etme olamaz.. işte bu önermeden çıkan sonuçtur; ister inanan ol ister inanmayan, galip gelecek olan ‘iyi’ olandır, pozitif plan sonunda galip gelecektir.. arada geçen süreye ister imtihan deyin, ister kader, isterseniz maddenin tabiatı.. ne derseniz deyin; bir ‘mana’ varsa kazanan o olacaktır, yoksa.. kazanan kaybeden olmanın pek de bir önemi olmasa gerek… değil mi..

Kendi şahsi kaygılarınız harici ‘insan‘i kaygılarınız varsa; çocuklarınızın eğitimi ile ilgili olun; onlara bireysel çıkarların değil, toplumsal çıkarların daha yüce değerler olduğunu öğretin, anlatın.. bir daha, bir daha anlatın.. ki sizden sonraki nesillerin geçmiş ile bağı kopmasın.. Bugün yapılmak istenen tam da budur, tam da insani kaygıların değil şahsi kaygıların kutsandığı bir süreçten geçmekteyiz ve bu süreç kalıcı kılınmaya çalışılıyor. Tehlike sanılandan ya da sanılması istenenden çok daha büyüktür; ki dinsel hiç bir veriyi esas almasam da -bilinen manada- ortada olan ve işletilen plan derin bir karanlık içermektedir..

Saldırı ‘insan nesli’nedir; bunu halen daha görmeyen, hadi canım sende, diyenlere tavsiyem; hiç bir detay bilgiye girmeden, o güzel beyinlerini fazla yormadan, sadece ve sadece; bilimsel araştırmalar boyutunda hangi projelere kaynak aktarımı yapıldığına bakmalarıdır. GDO’dan, ilaç sanayinden, kimyasal-biyolojik silahlardan ve de gen teknolojisinden ve geldikleri aşamalardan bahsetmiyorum bile.. 51. Bölge hangi güçlerin kontrolünde, vesaire..

Bu birileri petrolün peşinde falan değil, bunu bilmeniz bile doğru bilgiye ulaşmada bir adımdır; ortada çok başka ve karanlık bir plan var ve her seferinde tekrarladığım gibi.. Bu hırs ‘insani‘ değil..

Sahi bu firavun ailesi nerede! yok olmadı ya bunlar.. Geçmişle bugün arasında çok kritik zaman ve mekan ilişkileri kayıp, günümüzde yakılmayan eski kütüphane kalmadı ve ilginçtir her arkeolojik kazının arkasında İsrail sponsorluğu var.. Biz de piramitlerde fotoğraf çektiriyoruz, adı da turizm..

Yoksa siz hala oraların gerçekten mezar olduğuna mı inanıyorsunuz, yukarıda bahsettiğimiz gibi; ne bildiğiniz değil önemli olan, bildiğinizin doğru olup olmadığıdır asıl olan!

İşte ben bu sebeplerden yazıyorum; Türküm, halkım için yazıyorum, insanım; insan için yazıyorum..

Birileri   başka   bir   şeylerin   peşinde…

İyilik peşinde olmadıkları açık.. Medyanın kutsadığı isimlerden uzak durmanız ilk adım için önemli; çünkü iyiliğin peşinde olanların medyaca kutsanması planı aksatır.. Siz iyisi mi ilk şifreyi böylece kırmış olun, gerisi kendiliğinden gelir..

Umutsuzluk asla; karanlık maddeyi arayanlar, karanlıkta yok olmaya mahkumdurlar, siz zamanı geldiğinde bir kibrit çakın yeter.. ya da o kibriti çocuğunuza emanet edin..

Doğru bilgi aktarımı içinde ‘ahlak’ı barındırır; ‘ahlak’ ise insani bilinci ayakta tutar.. gelecek nesillerin bu sapkın plan içinde ne olduğunu bilmeden yaşamasına izin vermemek bizim görevimiz olmalı ve amaç günü kurtarmak değil; tüm insanlığı ve geleceğini kurtarmak olmalıdır. Bunun için ‘alet’ olmamak önemlidir..

Verilenin değil, verilmeyenin peşinde olun.. bilinenin değil, bilinmeyenin peşinde olun.. gösterilenin değil, gösterilmeyenin peşinde olun..

Cevaplar soruların içinde gizlidir; düşünün.. düşünmek sorgulamayı getirir; sorgulayan insan cevaba en yakın insandır ve cevap; ilk aklınıza gelen ya da getirilen değildir.. düşünün…

Kötülerin  kurduğu  ittifaka  karşı  iyilerin  sessiz  kalması;  işte  yaşadığımız  trajedilerin  cevabı  buradadır..   haksızlığa  isyan,  her  zaman  geri  dönüş  sağlamaz;  ancak  haklı  ‘isyan’  geleceği  yeniden  inşa  edebilir..

İşte   o   zaman   ‘isyan’   haktır..!!!

Bir  yerlerden  izin  alınarak  yapılan  isyan,  ‘isyan’  değildir;  sıcak  örnek,  günümüz  itibariyle  MISIR’dır..

İki  karşıt  gurubun  da  arka  planında  ‘karanlık’  dediğimiz  ittifakın  izleri,  aklı  başında  olanlarca  malumdur..

Okumaya devam edin ‘AHLÂK Öğretisi ve Haklı İSYAN..!!!’

13
Ağu
13

YıLLARCA YÜZDE 50 OY MASALı İLE UYUTULDUK, OYSA AKP’NİN GERÇEK OYU YÜZDE 30’DUR…

Ve   muhalefet   partileri   toplu   olaraK   “SEÇSİS”  

denilen   üçkâğıdın   tamamen   iptaline   gitmelidir…

Yoksa   onları   da ;    seçim   kazandıktan   sonra  

iktidar   sürekliliğini   sağlamak   uğuruna   “SEÇSİS”ten  

yararlanmak   için   kemik   sırasını   bekleyen  

köpekler   gibi   görüp,   yaptıkları   ve   yapmadıkları  

herşeyde   ona   göre   muamele   edeceğiz…

Bilmem   daha   ne   kadar   açık   anlatılabilir..??!!!

Seçim  hilelerini,  seçim  oyunlarını  anlatarak  başlayalım  yazıya…

Türkiye’de SEÇSİS denilen bir seçim sistemi uygulanmaktadır bugün. Bu sistem, Amerikan yapımı bir bilgisayar teknolojisidir. Bu teknoloji, 2004 yılında ABD seçimlerinde kullanılmış ve çok büyük hileler yapılmıştı. Seçimin arkasından günlerce şaibeli sonuçlar tartışılmıştı.

Her türlü dış müdahaleye açık olan bu sistem yeryüzünde artık kullanılmamaktadır. Yunanistan’da ise muhalefetin itirazı üzerine kaldırılmıştır…

22 Temmuz 2007 seçimlerinde AKP, SEÇSİS yöntemi ile yüzde 47; 12 Haziran 2011 seçimlerinde ise yüzde 49,8 oy aldı. Yani bu sonuca göre her iki vatandaştan biri AKP’ye oy vermişti. Oysa sokaktaki vatandaşa soruyorduk, üç kişiden ikisi “vermedik” diyordu. Halkın nabzını tutan başka gazeteciler de aynı sonuca varmıştı.

O yıllarda uzmanlar SEÇSİS’de “Oy kaydırılması” olduğunu saptadılar. Öteki partilerden AKP’ye oy yüklenmişti. Sorun YSK’ya taşındı, ama sonuç alınamadı. Çünkü YSK kararlarına kişiler ve kurumlar itiraz edemezlerdi. Konu örtbas edildi.

Yine, Time Dergisi yazarı Edwards Hammington’a göre 3. Dünya ülkelerinde yapılan seçimlerde ve referandumlarda bu sistem ile önceden bilgisayarlara yüzde 10’luk “hayali oylar” yüklenerek oylarla oynanmakta, seçim sonuçları manipüle edilmektedir. Yani halk iradesinin dışında seçimlere yön verilmekte, yeniden düzenlenmektedir.

Nitekim ona göre, Türkiye’de son yapılan referandumda, yüzde 48 olan “EVET” oyları, bu yöntemle yüzde 58’e çıkarılmıştı.
Yani bilgisayarlara dış müdahale olmasaydı, “HAYIR”lar yüzde 52, “EVET”ler yüzde 48’de kalacaktı.

Bilgisayarlara yüzde 10 yükleme oyunu ise ölüler vasıtasıyla gerçekleştiriliyor… Hani Fethullah Gülen referandum öncesi demişti ya, “Mezardakileri de kaldırın, oy kullansınlar…”

Mezardakileri  de  kaldırıp  oy  kullandırdılar…

Vefat edenlerin isimleri seçmen kütüklerinden silindiği için, sandık listelerinde görünmez. Time Dergisi yazarı Edwards Hammington’ın haberine göre Egemen güçler, bu adları bilgisayarlara yükleyerek, istedikleri gibi yönlendirirler. Bu oylar, son 10 yıl içinde ölenlerin hayali oylarıdır…

Ne var ki seçimlerde ölülerin oyu da yeterli gelmedi onlara. Bir de dirilerin oyları ve nüfus sayıları ile oynadılar.

1999 seçimlerinde seçmen sayısı 37 milyon 495 bin, 217 idi. Bu rakam, 2002 seçimlerinde 41 milyon 407 bin 027 oldu. Yani 3 milyon 911 bin 810 kişi arttı.

2007 seçimlerinde ise 42 milyon 799 bin 303’e çıktı. Yani 5 yıllık seçim dönemine rağmen artış sadece 1 milyon 392 bin 276 oldu. 2011 seçimlerinde ise 50 milyon 237 bin 343’e yükseldi. Burada seçmen sayısında birden bire olağanüstü bir artış görüldü; tam 7 milyon 448 bin 040 kişi.

Bir anda 7,5 milyonluk bir artış oldu… Şimdiye dek bu artışı hiçbir kurum, hiçbir şahıs açıklayamadı, kimse de açıklanması için sormadı, çaba göstermedi.

Ama burada, 2011 seçimleri ile parmaklara boya sürme işleminin kaldırıldığını söylemeden geçemeyeceğiz.

Hadi bütün bu seçim oyunlarını, seçim hilelerini bir yana bırakalım. Yok sayalım. Elektrik kesilmelerini, çöplerden toplanan oy pusulalarını, il ve ilçe başkanlarının sahte üye kaydetmelerini de görmezden gelelim…

Dünyada bir örneği daha bulunmayan şu yüzde 10’luk seçim barajı bile bu seçim sistemini garabet, çağdışı bir seçim sistemi yapmaya yeter de artar bile…

Ülkemizde uygulanan bu seçim sisteminin adına Barajlı D’HONDT SEÇİM SİSTEMİ denilmektedir. İşte AKP’nin tüm dayanağı, kurtarıcısı, iktidar aracı bu seçim sistemidir.

Bu ucube SEÇSİS sayesinde AKP iktidarı 2002’den bu yana iktidarı işgal etmekte, “Her iki kişiden biri bize oy verdi, halkımızın yarısı bizi destekliyor, istediğimizi yaparız…
İstersek asarız, istersek keseriz, istersek zindana atarız…”
diye hindiler gibi kabarmakta, dilediği gibi at koşturmaktadır. Başbakan ise Gezi direnişçileri karşısında “Yüzde 50’yi evinde zor tutuyoruz…” diye tehditler savurmaktadır.

Peki,  gerçek  böyle  midir ?

Halkın  yarısı  seçimlerde  AKP’yi  mi  desteklemiştir ?

AKP  yüzde 50  oy  mu  almıştır ?

Okumaya devam edin ‘YıLLARCA YÜZDE 50 OY MASALı İLE UYUTULDUK, OYSA AKP’NİN GERÇEK OYU YÜZDE 30’DUR…’

07
Ağu
13

İşte Faşizm Böyle Gelir..!!!

Faşizm  Gelir ;    Seni   de   Alır,   Ananı   da…

Bir toz bulutu sardığında memleketi, uzak ara gidebileceğin bir yer mi var sanırsın; çok aldanırsın dostum, çook…  Artık ağaç senin ağacın değildir; başkaları koparır meyvesini, dağlar senin değildir; çakallar sarar dört bir yanını ve yürüdüğün sokaklar, caddeler kaldırımsızdır artık, kavşaklar dolanır her bir yanı. Çocuk sesleri egzoz bağırtılarında yitip giderken, askerlerin korunmaya muhtaç gözlerle seyreder âlemi… İçin daralır; konuşamazsın, suskunluğun gelir vurur seni gecenin bir yarısı, vakit geç olur; artık bağırsan da duyuramazsın, gideceğin yerdedir diğerleri…

Önce sokak lambaları söner; tasarruf derler karanlığın adına; sonra fabrika bacaları kuş yuvası olur, çıt çıkmaz şehrinden… Dev gibi bir adamın dayak yediğini görürsün bir cüceden; onur dediğin çoktan çekip gitmiştir, ölüm bile kurtaramaz seni, cesedini bulamazsın…

İşte faşizm böyle gelir.

Kapıyı böyle çalar ve içeriye böyle girer. Dün komşunu apar topar götürürlerken, sessizce delikten bakıyordun. Karına dönüp; ‘’kaç kere söyledim bu adama akıllı ol, otur oturduğun yerde diye. Bak gördün mü, soktu başını belaya’’ dedin, dedin de; kapıyı aralayıp, son bir vedasını alma gereği bile duymadın. O ara ödün patlamıştı; ondan olmasın?..

Birileri yana-yana bağrınırken, sen evde oturmuş gürültüden şikâyet ediyordun.

Ormanların birer-birer talan edilirken, fabrikaların peşkeş çekilirken, tarlaların para karşılığı ekilmezken, sen evde oturmuş; çiçeklerini suluyordun.

Kıbrıs gitti dediğimizde, ‘’yoo yerinde duruyor’’ demiştin, hatırladın mı? Başını öne eğdin, hayırdır! Son pişmanlık fayda etmez, bilmiyor muydun?

Şimdi ne oldu?

Kapın çalınıyor baksana… Bak bak, delikten bak yine. Bakarsın, çalar-çalar giderler… Hay Allah! Amma da inatçılar değil mi?

Seni almadan gitmeyecekler anlaşılan. Sahi ya; sen oturduğun yerde oturmuyor muydun ki almaya geldiler seni?

Oysa sen; ne etliye, ne de sütlüye karışırdın, bir yanlışlık olmasın?

Hadi bakalım kolay gelsin. Karını öp de öyle git…

İşte faşizm böyle bir şey. Seni de alırlar, ananı da… Ertesi gün karını da!

Ne kadar makarna, o kadar özgürlük…

Şimdi sona gelindiğinin resmidir; az öteye geçip resme uzaktan bakmanın da zamanıdır. Ya resmin içinde kaybolup gideceksin, ya da eline fırçayı alıp resme müdahale edeceksin; başka yolu yok!

‘Müdahale’ kelimesi başlı başına bir müdahale zaten.

Ben kendi adıma üzerime düşeni yapıyorum, beni aldıklarında sen devam edecek misin? Bana onu söyle…

Yine  söylüyorum  ve  buradan  bağırıyorum;  kapitalizmin  tetikçisi  demokrasiyle  insanlığın  geleceği  olamaz.

Faşizmin  taşıyıcı  annesi  demokrasidir  ve  gebeliğin  son  aylarındayız.

Nur  topu  gibi  bir  faşizm  bağıra  bağıra  gelmekte.

Gazânız  mübarek  olsun..!!!

( Yazı   2010  yılına   aittir…)       Ve   faşizm   geldi…

Cem  YAĞCIOĞLU

edebiyatgazetesi

http://www.edebiyatgazetesi.com/2013/08/05/iste-fasizm-boyle-gelir-cem-yagcioglu-2/

05
Ağu
13

Silivri bahane — gidişat “ŞAH”ane..!!!

Silivri’de   “olan”lardan   dolayı   bugün   sözler  

yetersiz   kalmıştır…

“Tutuşmuş   göte   fayda   yok…

Ne   yapsan   ne   etsen   de   fayda   yok..!!!”

Ve   pek   tabii   ki   önce   kılları   yanacak…

Bu   gidiş   Allende   gidişidir”   demişti   vaktiyle   zat-ı   muhteremin   biri…

Öyle   görünüyor   ki   bunun   gidişi   de   ŞAH   misali   olacak…

Tabii   yandaşlarına   da   MAT   olmak   düşecek…  

Hemi   de   ÇOBAN   MATI…

Şimdiye  dek  milletin  içi  gerçekten  kan  ağlarken,  

bunlar   timsahlar  gibi   “ağla”şıp   durdular :

Ammmaaaa — UNUTMAYIN..!!!

SON   GÜLEN   İYİ   GÜLER..!!!

Şimdiye   dek   yaptıkları,   başına   geleceklerinin  

teminatı   olacak…

Dolayısıyla   beklenen   en   hafif   SONUÇ   şudur :

 

BU   KADAR   BASİT..!!!

—————————————

05
Ağu
13

Silivri hava sahası kapat(tır)ılmış… Yuh AMK — bu kadar mı GÖT KORKUSU olur..??!!!

Silivri   hava   sahasını  bile   kapat(tır)mışlar..!!!!!!!!!!!!

Bu  harita  göt  korkusunun  açık  ve  seçik  ifadesidir

DHMİ  Genel  Müdürlüğü,  bugün  Silivri  semalarını  kapsayan  özel  bir  NOTAM  yayınladı.
Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü, bugün Silivri semalarını kapsayan özel bir NOTAM yayınladı.

Bölge  özel  görev  dışındaki  tüm  hava  araçlarına  kapatıldı.

Havacılar için bilgi notu olarak adlandırılan NOTAM’a göre, 02:00′den akşam saat 18:00′e kadar Silivri Cezaevi merkezli 7 deniz mili (12,9 kilometre) çapındaki bir hava sahasında uçak ve helikopterler dahil tüm hava araçlarının uçuşu yasaklandı.

Notamtr.com sitesinden alınan bilgiye göre, yer seviyesinden başlayan yasak, 3 bin feet yani yaklaşık bin metre yüksekliğe kadar geçerli.

Bu yasaktan muaf hava araçları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı hava araçlarının yanı sıra Sağlık Bakanlığı’na hizmet veren hava ambulansları ile yangın söndürme uçak-helikopterleri bulunuyor. (DHA)




İstatistikler

  • 2,203,615 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Ağustos 2013
P S Ç P C C P
« Tem   Eyl »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

En fazla oylananlar