Haziran 2013 için arşiv

29
Haz
13

BİZ YILLARDIR KAYGILIYIZ..!!! (KUKLACI)..

Gezi Parkı olayları ile ilgili; başlangıç itibariyle dış kaynaklı olduğunu ve ancak vatanseverlerin olaylara müdâhil olmasından sonra gidişatın değiştiğini yazmıştık.

Ki ‘duran adam’ eylemine değin de böyle devam etti.

Taksim’de her ne kadar görüş çeşitliliği olsa da, ağırlıklı olarak Türk Bayraklı ve Atatürk posterli vatanseverlerin ezici çoğunluğu,  ekranlara yansımıyordu.

Yandaş medya, ayrılıkçı ve de marjinal unsurların gövde gösterilerini yayınlamak için fırsat kolluyor, bulamadığında da ‘penguen’ belgeseli yayınlıyordu.

Oysa gerçek direnişin adresi İzmir ve Ankara idi; yani bizim anladığımız manada, ‘millici’ ve ‘ulusalcı’ ..

Evet; ‘duran adam’ ve ‘bikinili kadın’ şovlarıyla birlikte çıkış noktasına döndürülen olayların bugün geldiği nokta ise; şu an tarih 29-06-2013 cumartesi, saat 04.45 itibariyle ; Milliyet Gazetesi haberi:

“Diren  Lice  Kadıköy  seninle”,    “AKP  savaş,  halklar  barış  istiyor”   “Türk  Kürt  kardeştir,  kardeşime   dokunma”  sloganları ile yürüyen kalabalık, yürüyüşlerini Yoğurtçu Parkı’nda sonlandırdı.

Beşiktaş Abbasağa Parkı’nda düzenlenen foruma da katılım büyüktü. Foruma Lice’de yaşanan olaylarla başlandı. Tüm katılımcıların oyuyla Çarşı’daki Kartal Heykeli’ne kadar yürüme eylemi kabul edildi ve  “Diren  Lice,  Beşiktaş  Seninle”  sloganlarıyla yürüyüş yapıldı. Daha sonra grup tekrar Abbasağa Parkı’na dönüp foruma devam etti.’’

Ve işin ilginç tarafı ise şu; haberle birlikte verilen fotoğrafta Türk Bayrağı ve Atatürk posteri taşıyanlar var!

Herhalde aklı başında olan herkes, buradaki tuzağı şimdiden anlamıştır! Kemalizm ile bölücü hareketi aynı kare içersine alıp, aynı şekilde yaftalamak!

Ulusalcıları ve de milliyetçileri yine yeniden ‘Ergenekon’  düzmecesi içine sokmak!

İşte biz başından beri Otpor, Canvas ve Occupy işin içindedir derken buraya dikkat çekmeye çalışmıştık! Dikkatli olunuz, dememiz hep bundandı. Otpor’un, halka ait olmayan ve aksine halkların tepesine inen ‘yumruk’ resmi, burada yeniden manâ kazanmıştır!

Karakol binasına saldıran bölücülerle, iktidara karşı eylem yapanlar bir kare içersine alınmıştır. Artık Erdoğan’ı tutabilene aşk olsun! Her defasında dediğimiz gibi; iktidar, muhalefet ve de medya el ele, kirli ortaklığa devam ediyorlar, hız kesmeden!..

Benim sıklıkla üzerinde durduğum bu ‘yarı aydın’ kesim, Otpor ve benzerlerinin hedef kitlesini oluşturmaktadır. Bu zât-ı şahâneler, Reyhanlı katliamı için sokaklara dökülmezken, şehitlerin cenazelerinde boy göstermeyi burun kıvırdıkları ‘milliyetçilik’ten sayıp kendilerine ve kıçımın evrensel değerlerine yakıştıramadıkları için ‘gık’larını bile çıkarmazken.. bir de bakıyoruz ki; ‘diren Lice Beşiktaş seninle’ diye çığlık atıyorlar. Ya zamanlama! Sizce de çok enteresan değil mi!?..

Yukarıda verdiğim Milliyet Gazetesi’nin haberi, yeni bir tuzağın habercisidir; Atatürkçüler- Kemalistler halkın nezdinde farklı bir algı yaratılarak damgalanma peşindedir!

Evet Erdoğan gözden çıkarılmıştır –kendisinin henüz haberi yok; aramızda- uzun süredir akp vagonu yerine CHP vagonunu kullanmak için var gücüyle çalışan abd, ne yazık ki CHP’nin tabanında yer alan ulusalcı güçleri çok güvenilir bulmadığından bu değişiklikten vazgeçmiştir. Gerçi CHP üst kadroları her türlü garantiyi vermiş olmalarına rağmen, abd henüz tabanın hazır olmadığı fikrinde ısrarcılığını korumaktadır. Aylık, haftalık ve hatta günlük plan değiştiren Pentagon görevlileri, zannımca henüz işin içinden çıkabilmiş değildir. Yani onların kafası bizimkinden kat be kat daha karışık durumdadır. Son olarak yüce kraliçenin ricalarıyla akp’yi akp ile vurma kararı almışlardır, ilerleyen günlerde çok daha net göreceğiz. Emekli vâiz efendinin hayatta olup olmadığı ise bizce magazin konusu olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır; zîrâ; ‘kim takar Yalova kaymakamını’ misalidir, işin derinlerdeki o kısmı.

Türk  Kürt  kardeş,  Amerika  kalleş’  sloganının ne denli yanlış bir tanımlama olduğunu yaza-yaza yalnızlığımız katmerlendi de, bir anlayan olmadı diye yandım, yandım.. yandım yandım da yandım..

DAVA’mızın babalarından, annelerinden çıt çıkmadı; bir daha yandım.. azarlandım da..

TGB, İP ajan ilan etti, gladyocu dedi..

Oysa ne demiştim ben;   ‘Türk’ bir Milletin adı, ‘Kürt’ ise etnik bir kimlik; sen eğer Millet ile etnik kimliği denklersen bundan tek bir sonuç çıkar, o da;  iki  millet!..  Alın şimdi bu söylemin bundan sonra kimlerce ve ne için kullanılacağına siz karar verin!..

İP ve TGB’ye gönül verenlerle hiçbir zaman bir sorunum olmamıştır, olamaz da; ancak kullandıkları bu söylemlerin arka planında yatan vahâmetin farkına varmaları gerektiği yönünde uzunca bir süredir uğraşım vardır.

Ulusal Kanal’da genellikle kullanılan ‘Türkiye Halkı’ kavramı da bir başka vahâmetin habercisidir ve bunlar çok önceden kurgulanmış söylemlerdir.

Bugün için Tayyip Erdoğan’ın kullandığı ‘Türkiyelilik’ kavramının bizzatihî babası ‘Türkiye Halkı’ kavramıdır; zira millet ile halk arasındaki farkı bilmeyecek ya da anlamayacak kadar cahil olanların, zannımca şu an bulundukları yerlerde olamayacağı âşikârdır…

Tehlike büyüktür ve süreç ileriye alınmıştır ve işin en ilginç yanı ise; süreci yönettiğini zanneden Erdoğan’ın, sürecin sonunda kendisiyle ilgili alınmış olan karardan bî haber olmasıdır.

Biletçi bileti kestiğinde, ister dışarı çıkarsın, ister filmi seyredersin, fark etmez; ancak film bittiğinde, elindeki yarım bilet başka bir işe yaramaz..

Peki, yukarıda bahsettiğimiz yürüyüşe neden polis müdahalesi olmamıştır.

Bir   düşünün   bakalım.

Bu arada olayların yoğun olarak yaşandığı illerde görev yapan polis kardeşlerimize ikramiye verileceği müjdesini de buradan verelim.

Yakında memleketin yarısı polis olursa şaşırmayın..!

Siz hiç orman yangınını söndüren orman görevlilerine ikramiye verildiğini duydunuz mu?

Ya da çok iyi dönüş yapan Mevlevilere Mevlana’nın göründüğünü!..

Ama, Hz. Muhammed, Türkçe Olimpiyatlarına gelmiş, ya bundan haberiniz var mı!..

Kanal İstanbul Projesi nedir, ne amaçla yapılmaktadır!..

Erdoğan neden birden bire Bayrak sevdasına düşmüştür!

Allah  düşürmesin..!

Asıl  direniş,  Taksim  değil  de  Kızılay’da  olmuş  olmasın!   Hıı ?

Gülün dikeni olmadığı zaman kokusunun sonradan çıkacağını söylersem, ne dersiniz!..

Kılıçtar paşanın ikmalleri de veremediği duyulursa ne olur!

Bahçeli  bir  ev  hayali  ne  derece gerçekçi!   ‘Cep  delik  cepken  delikken’..

Sezercik zamanından kalma ikiz yasacıklarımız büyüdü, ergin oldu; yakında magazin basınında boy gösterirlerse sakın şaşırmayın..!

Suikast ve sabotajlara hazırlıklı olun dersem, ne dersiniz…

Peki bombayı patlatayım; bu adamlar seçimleri erteleyebilir, aklınızda bulunsun, deyip Anayasa Profesörümüz Meltem Hanım’ın kulaklarını çınlatayım, kendisine sağlıklar diliyorum..

Bu süreç pek çok kişiyi götürecek ve hatta bir partiyi tarihe bile gömebilir; ancak büyük oyunu kurgulayanlar, seçimlerle ülke menfaatlerine yönelik işler yapabilecek bir iktidarı size sunmayacaktır, aklınızın bir köşesinde bulunsun!

Tek çare, adam gibi bir örgütlenme ve şahsi çıkarların öne çıkmadığı bir mücadele neticesinde yapılacak olan Kemalist Devrimdir!..

Bugün için seçimlerle halkı düşünen bir iktidar seçmek; sadece bizim için değil, tüm dünya insanları için de romantik bir hayalden başka bir şey değildir! İzin ver-mez-ler!..

Demokrasi dediğimiz şey, bizim anladığımız değil; onların ne anlattığıdır!

Ya da; kimi seçtiğiniz değil, kimin seçtirildiğidir!..

Mesela Sarıgül’ü seçerseniz yaşadınız; memleket düğün ve cenaze merasimlerinden geçilmez.!

Yazı bitti derken..

Bir son dakika bilgisi vereyim; içlerinde Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Müjde Ar, Orhan Pamuk‘un da aralarında bulunduğu sanatçılar ‘KAYGILIYIZ’  diye bir ilan yayınladılar gazetelerde.. Bu da zamanlama açısından ilginçtir, yukarıdaki yorumlarıma paralel yorumlayabilirsiniz.. Elif Şafak, Leman Sam vesaire de içlerinde.. Birileri bir yerlerden domino taşına dokundu ve peşi sıra hamleler gelmeye başladı. Elbette sanatçı duyarlılığına hepimiz saygılıyız; ancak kaygılanmakta biraz geç kalmadılar mı sizce?!. 

Hepsini alt alta topladığımızda bu bir Tayyip Erdoğan figürünün sona yaklaştığının resmidir, hep söylüyorum; lakin beyefendinin bile bundan haberi yok şu an.. seziyor ama konduramıyor zannımca!.. Ancak bu sürecin sonunda ülkeye hayırlı birileri yönetici olur mu derseniz? Olmaz!.. Öyle bir ihtimal olsa; Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Elif Şafak ve benzerleri bu ilanı yayınlamazdı! Bilmem  anlatabildim  mi !..   Bilmem..

kayOysa biz yıllardır kaygılıyız; ya siz! daha önceleri neredeydiniz!..

İçinizden bazıları Ermenilerden özür dilerken her şey yolunda gibiydi; hükumetle aynı otlakta ip atlıyordunuz!

Hatta büyük türkücü(!) Yavuz Bingöl beyefendi, daha metni okumadan imza atmıştı da, alay konusu olmuştu; hatırlayanlarınız olur.

Pamuk efendiyi saymıyorum bile.

Yaşar Kemal kürtçülüğünden hiç vazgeçmedi.

Can Dündar efendi ‘Mustafa’ filmini yaparken kaygısızları oynuyordu! da ne oldu birden bire anlayamadım..

Otpor, motpor derken, herkes elini ayağını çeker oldu Tayyip efendiden, duygusal adamım ben.. acıyıp, acınacak hale düşmekten korkuyorum. Yok sanmam, bu kadar saf olmam herhalde..

Yeryüzünde düşman saydığım pek çok zat-a acıyabilirim ama Tayyip.. asla !.. Allah göstermesin öyle bir merhameti yaşarken bana..

Canımı   alanı   affederim !

Vatanımı   satanı   asla..!!!

Kuklacı   iş   başında..

Kuklalar   değişecek   gibi..    du   bakali..!!!

Cem  YAĞCIOĞLU

 edebiyatgazetesi

http://www.edebiyatgazetesi.com/2013/06/29/biz-yillardir-kaygiliyiz-kuklaci-cem-yagcioglu/

21
Haz
13

BOR PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR — REZERV PAYIMIZ %72..!!!

Aşağıdaki   makaleyi ;   memleketi   soyup   sömürgeci   gâvur   ve   siyoniste   peşkeş  

çeken   ve   giderayak   yangından   mal   kaçırırcasına   ülke   kaynaklarının   son  

satışlarını   yapan   vatan   haini   pezevenkleri   savunan   menfaatçi   çakal,   ahmak  

veya   “sosyal   yardım”   adlı   hortumculuğa   alıştırılmış,   cumhuriyet   öncesi   gibi  

ganimet   artıklarıyla   beslenip,   kula   kulluk   eden   “insan”   kılıklı   yaratıklara  

ithaf   ediyorum…

Zaten   Taksim   Direnişi ;   söylem   ve   eylemleriyle   fikri   hür,   vicdanı   hür  

yurttaşlarımız   ile   kula   kulluk   eden,   zavallı   ama   çok   da   tehlikeli   olan   bu  

geçmişin   statüko   artıkları   arasındaki   farkı   son   derece   keskinleştirdi…

Durum   bu   kadar   basit,   açık   ve   net…

Ya   siz,   eeyyy   meclisteki   muhalefet   partileri,   bu   konuda   ne   yapıyorsunuz..??!!!

Halk   sokaklarda   vazifesini   yaptı…

Gerekirse   tekrar   tekrar   yapar…

Ama   siz,   Yüce   Türk   Milleti’nin   aleyhine   olan   bu   tezgâhı   engellemezsiniz,  

sizi   de   hükümetin   bütün   peşkeşlerine   gönüllü   ortak   sayarız…

Ona   göre..!!!

BOR  PEŞKEŞİ

Bor tuzları, Trona ve Asfaltit madenleri ile Nükleer Enerji hammaderinin işletilmesini, linyit ve demir sahalarının bazılarının iadesini düzenleyen kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı meclis gündeminde görüşülmekte, söz konusu tasarının 2. maddesine;

‘Bu madenlerin üretimi ve zenginleştirilmesi teknik, ticari ve ekonomik sebeplerle, ürünün mülkiyeti ruhsat sahibinde kalmak üzere 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde ihale edilmek suretiyle üçüncü şahıslara gördürebilirler. Ancak üçüncü şahıslara gördürülecek işlerin ihale süresinin üç yildan fazla olması durumunda konuya ilişkin talepler Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır’ şeklinde yeni bir fıkra eklenmiştir.

BOR_MİNERALİ_

Yukarıda  belirtilen  fıkranın  eklenmesinin  gerekçesi  ise ;

“Cok önemli yeraltı zenginliklerimizden olan anılan Kanun kapsamındaki madenlerden beklenen gelirin sağlanamaması riskini ortaya çıkmıştır. Bu konuda söz konusu madenlerin üretim ve satışınin kontrolü kendilerinde kalmak kaydıyla, günün gelişen ve değişen şartları ile ekonominin gereklerine uygun olarak belirleyecekleri yöntemlerle üretim yapabilmeleri hususunda imkan tanınması ihtiyacı doğmuştur. Tasarı ile; kamu ihtisadi teşebbüslerine, yetkili organlarının alacakları gerekçeli karar ile cevher mülkiyetini devretmemek kaydı ile üretim ve zenginleştirme aşamalarında 3. şahıslardan hizmet alımına imkan tanınmıştır.Böylece özellikle Bor madeninde pazar payının azalması riski ortadan kalkacak ve kamu iktisadi teşebbüsleri dinamik bir yapıda üretim yapabilecek ve yaptırabilecektir.”

şeklindedir.

ÜNAL  HUKUK  BÜROSU

BOR   MADENİ   NEDİR..?  

NE   İŞE   YARAR..?

Bor, periyodik cetvel üzerinde B simgesiyle gösterilen, ısıya dayanaklı, sert bir yapıya sahip elementtir.

Özellikle son on yılda adını sıkça duyduğumuz bu element, aslında 4000 yıl öncesinde ilk olarak Tibet’te kullanılmaya başlanmıştır.

Daha sonra Sümerler ve Hititler bu elementi altın ve gümüş işçiliğinde kullanırken, Eski Mısırlılar mumyalama işlemlerinde, Romalılar cam yapımında, Eski Yunanlılar temizlikte ve Araplar ilaç yapımında kullanmışlardır.

Yani bor madeni sanıldığı gibi yeni bulunan bir element değildir.

Bor  elementi  2300 C ‘de  erirken,  2500 C ‘de   kaynamaktadır ve doğada yaklaşık olarak 230 çeşidi bulunmaktadır.

Ayrıca doğada serbest olarak değil, tuz şeklinde ve diğer elementlerle bileşik olarak bulunur.

Dünya üzerinde en önemli kaynakları Rusya, ABD ve Türkiye’de bulunan bu element, askeriyeden bilgisayar sistemlerine, inşaat sektöründen otomobilsektörüne kadar 400 ‘ü aşkın alanda kullanılmaktadır.

Türkiye   bor   madenlerinin   % 72′sine   sahiptir.

Fakat  üretim  ve   ihracat  oranı  düşük  olduğu  için  ülkemize  getirisi  pek  fazla  değildir.
Türkiyede bulunan başlıca bor yatakları, Balıkesir, Kütahya, Bursa ve Eskişehir’de bulunmaktadır ve Bor madenlerini işletmek için Kırka (Eskişehir), Emet (Kütahya), Bigadiç (Balıkesir), ve Kestelek (Kütahya)’te tesisler bulunmaktadır.

Kırka  Bor  İşletmeleri :   Yıllık 800.000 ton üretim kapasitesine sahiptir. Ayrıca Kırka’daki bu bor yatağı dünyanın en büyük bor yatağı olma özelliğini taşımaktadır.
Emet  Bor  İşletmeleri :   Yıllık 500.000 ton üretim kapasitesine sahiptir.
Bigadiç  Bor  İşletmeleri :   Yıllık 200.000 ton üretim kapasitesine sahiptir.
Kestelek  Bor  İşletmeleri :   Yıllık 100.000 ton üretim kapasitesine sahiptir.

Tablodan   da   anlaşıldığı   gibi   Türkiye   bor   rezervlerinde   %72′lik   pay   ile   birinci  

sırada   gelmekte,

%8.50 ‘lik   pay   ile   Rusya   ikinci

ve   %6,80 ‘lik   pay   ile   ABD   üçüncü   sıradadır.

Ancak MTA ( Maden Tetkik Arama ) tarafından yapılan rezerv arama çalışmaları sona erdiğinde Türkiyedeki bor rezervlerinin daha da artacağı tahmin edilmektedir.

Yaklaşık 40 yıl sonra ise Türkiye dünya üzerinde bor rezervine sahip tek ülke olacak ve Türkiyenin dünya üzerindeki popüleritesi artacaktır bu sebeple bor’un ülkemiz açısıdan stratejik önemi oldukça fazladır.

Kullanım  alanı  bu  derece  geniş  olan  bor  elementini  Amerika  uzay  teknolojilerinde  ve  askeriye  sistemlerinde  kullanırken  Türkiye  deterjan  ve  sabun  yapımında  kullanmaktadır.

Birçok   bilim   insanının   “21. yüzyılın   Petrolü   ve   Sanayinin   Tuzu”   diye  

tanımladığı   bor,   bazı   yerel   kaynaklarda   fazla   abartıldığı,   aslında   bor’un  

ekonomik   açıdan   pek   öneminin   olmadığı   vurgulanmaktadır   ancak   bütün   bu  

söylemler   yanlıştır,   çünkü   bor’un   kullanım   alanı   dünyadaki   birçok   doğal  

kaynaktan   daha   fazla   ve   önemlidir.

Örneğin günümüzün en önemli doğal kaynağı olan petrol; gaz yağı, akaryakıt, makine yağı, fuel oil, jet yakıtı gibi alanlarda kullanılırken Bor, bütün bu alanlarda kullanılabildiği, bilgisayar sistemlerinde ve askeriye sistemlerinde dahi kullanılabilmektedir.

Bunun yanında sürtünmeye ve ısınmaya dayanaklı olduğu için uçaklarda ve uzay araçlarında da kullanılmaktadır.

Bor  Madenlerinin  Kullanım  Alanlarına  Göre  Dağılımı

Bor  Madenlerinin  Başlıca  Kullanım  Alanları  :

  • Cam  Sanayi:   Borosilikat Camları, İzolazyon Cam Elyafı, Tekstil Cam Elyafı, Optik Lifler, Cam Seramikleri, Şişe ve Diğer Düz  Camlar
  • Seramik Sanayi:   Emaye, Sır,Sırça, Porselen Boyaları
  • Nükleer   Sanayi:   Reaktör Kontrol Çubukları, Nükleer Kazalarda Güvenlik Amaçlı ve Nükleer Atık Depolayıcı olarak, Uzay ve Havacılık Sanayi: Sürtünmeye-Aşınmaya ve Isıya Dayanıklı Malzemeler, Roket Yakıtı katkı malzemeleri
  • Askeri  &  Zırhlı  Araçlar:   Zırh Plakalar , kompozit malzemeler.
  • Elektronik – Elektrik  ve  Bilgisayar  Sanayinde:   Bilgisayarların Mikro chiplerinde, CD-Sürücülerinde, Bilgisayar Ağlarında; Isıya-Aşınmaya Dayanıklı Fiber Optik Kablolar, Yarı İletkenler, Vakum Tüpler, Dialetrik Malzemeler, Elektrik Kondansatörleri, Gecikmeli Sigortalar.
  • İletişim  Araçlarında:   Cep Telefonları, Modemler, Televizyonlar .
  • İnşaat – Çimento  Sektöründe:   Mukavemet Artırıcı ve İzolasyon Amaçlı olarak
  • Metalurji:   Paslanmaz ve Alaşımlı Çelik, Sürtünmeye-Aşınmaya Karşı Dayanıklı Malzemeler, Metalurjik Flaks, Refrakterler, Briket Malzemeleri, Lehimleme, Döküm Malzemelerinde Katkı Maddesi olarak, Kesiciler, Aşındırıcılar
  • Enerji  Sektörü:   Hidrojen taşıyıcı,Güneş Enerjisinin Depolanması, Güneş Pillerinde Koruyucu olarak,
  • Otomobil  Sanayi:   Hava Yastıklarında, Hidroliklerde, Plastik Aksamda, Yağlarda ve Metal Aksamlarda, Isı ve Ses Yalıtımı Sağlamak Amacıyla, Antifrizler
  • Tekstil   Sektörü:   Isıya Dayanıklı Kumaşlar, Yanmayı Geciktirici ve Önleyici Selülozik Malzemeler, İzolasyon Malzemeleri, Tekstil Boyaları Deri Renklendiricileri, Suni İpek Parlatma Malzemeleri,
  • İlaç  ve  Kozmetik  Sanayi:   Dezenfekte Ediciler, Antiseptikler, Diş Macunları,
  • Tıp:   Osteoporoz Tedavilerinde, Alerjik Hastalıklarda, Psikiyatride, Kemik Gelişiminde ve Artiritte, Menopoz Tedavisinde, Beyin Kanserlerinin Tedavisinde
  • Kimya  Sanayi:   Bazı Kimyasalların İndirgenmesi, Elektrolitik İşlemler, Flotasyon İlaçları, Banyo Çözeltileri, Katalistler, Atık Temizleme Amaçlı olarak, Petrol Boyaları, Yanmayan ve Erimeyen Boyalar, Tekstil Boyaları
  • Temizleme  ve  Beyazlatma  Sanayi:   Toz Deterjanlar, Toz Beyazlatıcılar, Parlatıcılar
  • Tarım  Sektörü:   Gübreler, Böcek-Bitki Öldürücüler,
  • Kağıt  Sanayi:   Beyazlatıcı Olarak
  • Koruyucu:   Ahşap Malzemeler ve Ağaçlarda Koruyucu olarak, Boya ve Vernik Kurutucularında

Bunların  dışında ;

20
Haz
13

Siber(!!!) saldırılar artmış(mış)..!!!

cyberattack

Ulan   hıyarlar..!!!

Sanki   herşeyimiz   tıkır   tıkır   işleyen   SEIKO 5 …

Neyiniz   mükemmel   ki   saldırılsın,   amk…

Sağlığınız   mı,   eğitiminiz   mi,   sanayi   üretiminiz   mi,   tarımınız   mı..?!!!

Halkımızın   % 75’i   açlık   sınırının   altında   bir   gelirle   yaşaması   mı   mükemmel..?!!!

Yoksa   haram  hormonuyla  beslenip  ‘yemlendir’ilmiş   şu  “efsane”vi   % 50 lik  sürünün,  

hazır   mama   alışkanlığına   devam   ettirilme   gayretleriniz   mi..?!!!

Ulan,   kozmik   odamızı   bile   herkese   açtınız,   devletin   her   türlü   hayatî   güvenlik  

tertibi   ortaya   saçıldı…

Herşeyimiz    kabak   gibi   ortadayken…

Yabancı   istihbaratların   ilgileneceği   üstün   teknolojiler   mi   üretiyoruz..?!!!

Siz   daha   ASELSAN   mühendislerinin   ve   Isparta’da   düşen   uçakta   kaybettiğimiz  

bilim   insanlarımızın   resmen   harcanmalarına   kulak   asmayıp,   yokedilmelerindeki  

gerçekleri   ortaya   çıkar(a)mazken…

Şimdi   kalkıp   “SİBER   SALDIRI”   “gündem”iyle   kafa   sikmeyin   AMK..!!!

“Siber”   güvenlik   katsayısı   düşük   bu   devlette   bürokratik   “işler”   bi   şekilde  

“yürüyor”sa,   bu   ancak   ve   ancak   “sabır”   katsayısı   çok   yüksek   olan   halkımızın 

her   türlü   molozluğa   ve   yozluğa   katlanması   sayesindendir…

Yoksa   şimdiki   DEVLET   “yönetici”lerimizin   “üstün”   “beceri”sinden   değil…

Bu   kadar   basit…

19
Haz
13

“Nemelâzım Padişahım..!!!” — (Zalime yalakalık vazifesiyle gündemi hâlâ saptıran bütün yavşaklara ve nemelâzımcı sürüsüne ithafen…)

Kanunî   Sultan   Süleyman,   en   yüksek   duruma   getirmiş   olduğu   devletin   akıbetini  

hayâl   eder,   günün   birinde   Osmanlı   Devleti’nin   de   inişe   geçer,   çökmeye   yüz  

tutar   mı   diye   derin   derin   düşünmeye   başlar.

Bu  gibi  soruları  çoğu  zaman  sütkardeşi  meşhur  âlim  Yahya  Efendi’ye  sorduğundan,  bunu  da   sormaya  niyet  eder.

Güzel  bir  hatla  yazdığı  mektubu  keşfine  inandığı  Yahya  Efendi’ye  gönderir :

“Sen  ilâhî  sırlara  vâkıfsın.      Kerem  eyle  de  bizi  aydınlat.     Bir  devlet  hangi  hâlde  çöker?     Osmanoğulları’nın a kıbeti  nasıl  olur?   Bir  gün  olur  da  izmihlâle  uğrar  mı”    şeklinde  mektubunu  gönderir.

Güzel  bir  hatla  yazılmış  mektubu  okuyan  Yahya  Efendi’nin  cevabı  bir  bakıma  çok  kısa  bir  bakıma  içinden  çıkılmaz  bir  hâl  alır :

“Nemelâzım   be   Sultanım..!!!”

Topkapı  Sarayı’nda  bu  cevabı  hayretle  okuyan  Sultan,  bir  mânâ  veremez.

Yahya  Efendi  gibi  bir  zatın  böylesine  basit  bir  cevapla  işi  geçiştireceğini  pek  düşünmez.

Söylenmeye  başlar :

“Acaba  bilmediğimiz  bir  mânâ  mı  vardır  bu  cevapta ?”

Nihayet   kalkar,  Yahya  Efendi’nin  Beşiktaş’taki  dergâhına  gelir.

Sitem  dolu   sorusunu  tekrar  sorar :

“Ağabey,  ne  olur  mektubuma  cevap  ver.   Bizi  geçiştirme,  soruyu  ciddiye  al !”

Yahya  Efendi  duraklar :

“Sultanım,  sizin  sorunuzu  ciddiye  almamak  kabil  mi ?   Ben  sorunuzun  üzerine  iyice  düşündüm  ve  kanaatimi  de  açıkça  arz  etmiştim”.

Padişah :

 “İyi  ama  bu  cevaptan  bir  şey  anlamadım.   Sâdece  nemelâzım  be  Sultanım  demişsiniz.   Sanki  beni  böyle  işlere  karıştırma  der  gibi  bir  anlam  çıkarıyorum”.

Yahya  Efendi  bu  cevaptan  sonra  şu  akıl  almaz  açıklamasını  yapar:

“Sultanım..!!!    Bir  devlette  zulüm  yayılsa,  haksızlık  şayi  olsa,  işitenler  de  nemelâzım  deyip  uzaklaşsalar,  sonra  koyunları  kurtlar  değil  de  çobanlar  yese,  bilenler  bunu  söylemeyip  sussa,  gizleseler,  fakirlerin,  muhtaçların,  yoksulların,  kimsesizlerin  feryadı  göklere  çıksa  da  bunu  da  taşlardan  başkası  işitmese,  işte  o zaman  devletin  sonu  görünür.   Böyle  durumlardan  sonra  devletin  hazinesi  boşalır,  halkın  itimat  ve  hürmeti  sarsılır.   Asayişe  itaat  hissi  gider,  halkta  hürmet  duygusu  yok  olur.   Çöküş  ve  izmihlâl  de  böylece  mukadder  hale  gelir”.

Bunları  dinlerken  ağlamaya  başlayan  koca  Sultan,  söyleneni  başını  sallayarak  tasdik  eder,  sonra  da  kendisini  böyle  ikaz  eden  bir  âlime  memleketinin  sahip  olduğu  için  Allah’a  şükreder,  bu  türlü  ikazlardan  geri  kalmaması  için  tembihte  bulunarak  oradan  ayrılır.

Yahya Efendi  ne  Abraham  Maslow’un  ihtiyaçlar  hiyerarşisini  bilirdi,  ne  de  sosyal  psikiyatriyi  ama  belli  ki  aklıselim  sahibiydi.

Gelelim   günümüze :

Hâlâ  daha  gündemin  gerçeğini  anlamayan   kaldı  mı,  

şu   “MÜESSES   NİZAMI”nı   siktiğimin   memleketinde..!!!  

18
Haz
13

SORUNLARDAN DEĞİL — SOMUT ÇÖZÜMLERDEN SÖZEDELİM..!!!

ÇÖZÜM  ÖNERİLERİ

Erdoğan   ve   AKP   sonrası   TÜRKİYE  CUMHURİYETİ’nin   silkelenip,   tekrar   dirilip,  

dikilip,   sağlıklı   ve   kalıcı   bir   biçimde   hayata   döndürülebilmesi   için   ve   hatta  

tüm   ezilmekte   olan,   çok   hızlıca   köleleştirilen   dünya   halklarına   da   emsal  

oluşturulabilmesi   için,   acilen   atılması   gereken   bir   dizi   temel   adımlar   var.

Bunun için ülkemizin ve vatandaşlarımızın her kesiminin ahenk içinde bu temel adımların şemsiyesi altında birleşip kenetlenmeleri gerekmektedir.

Bu  ne  bir  “sağ”  meselesidir,  ne  de  “sol”.

Her  iki  kavram  ortak  düşmanımızın  hayali  ürünüdür.

Yüzyıllar boyunca büyük başarı ile uyguladıkları bu “böl, çarpıştır, (kar et) ve ele geçir” kandırmacasının ürünü olan bu iğrenç “şablon”ları, aslında bizleri (yani tüm insanları) izleyip kontrol etmek amacıyla yaratmış oldukları  ”Sosyal Medya” ve serbest internet bilgi akımı sayesinde ortaya dökülmuştür ve kendi yarattıkları silah kendilerine karşı kullanılır hale dönüşmüştür.

Halkımızın her kesiminden milyonların koro halinde “Her Yer Taksim, Her Yer Direniş” diye sokaklarda haykırmaları ve ortak öfkelerini dile getirmeleri, ilk başlarda çok işlevsel olmakla birlikte, şayet zafer sonrası atılacak somut adımlar belirlenmemiş ise, maalesef bir noktadan sonra  etkinliğini yitirip, vızıltıya dönüşme tehlikesine girecektir.

Sahadaki duman ve sis kalktığında, bir millet olarak ne yapmamız gerektiğini hava halen pusluyken belirlemek ve bu koşullar üzerinde hemfikir olmak zorundayız.

Aksi taktirde, bizim dolduramadiğimiz boşlukları bizim aleyhimize düşman dolduracaktır, zaptedemediğimiz kaleleri onlar işgal etmeye devam edeceklerdir.

Aşağıda  sıralanan  adımların  bir  öncelik  sırası  yoktur,

keza  çoğu  “eş zamanlı”  olarak  hayata  geçirilmelidir :

1)   F-tipi, polis teşkilatı derhal lağvedilmeli, yeniden yapılandırılmalıdır. Bu süre boyunca ordu / jandarma devreye girip asayişi sağlamalı, vatandaşı ezmek yerine korumalı ve kollamalı ama yönetime dahil olmamalıdır. Yeni polis adayları yoğun psikolojik testlerle mesleğe uygunlukları tıbben ölçülerek seçilmeli ve akabinde öncelikle yurttaşlik görevleri konusunda eğitilmelidir. Özelleştirilmiş taşeron emniyet güçleri ortadan kalkmalıdır.

2)   “Özel TV” adı altında (Amerika elemanı) Turgut Özal ve sonra da Tansu Çiller zamanı ülkemize sinsice yerleştirilmiş olan bu sansür ve yalan makinaları yoğun denetim altına alınıp şeffaflaştırılmalıdır.

3)   Özellikle yabancı menşeli “NGO” şirketletlerin; özel taşeron teşkilatlarının faaliyetleri derhal dondurulup, denetim altına alınıp, şayet uygunsa, “milli”leştirilmelidir aksi taktirde kapatılmalıdır.

4)   MONSANTO ve BECHTEL başta olmak üzere, bu gibi, ülkemize ve dünyamıza tarif edilemeyecek boyutlarda zarar vermekte olan ve dünya halklarını köleleştirmek göreviyle faaliyette bulunup dünyanın her köşesine yaymakta oldukları “İsrail tohumları”yla insanoğlunu zehirleyen; ve gökten yağan, (hayati önem taşıyan) içme sularımızı kendi zimmetlerine geçirmeyi hedefleyen bu “emperyalist Ağa”ların global, mega uzantıları olan, bu gibi şirketlerin öncelikle Türkiye sınırları içerisinde faaliyetleri derhal engellenip durdurulmalıdır. Bu gibi şeytani oluşumlar zaman kaybetmeksizin tasfiye ve sınır dişi edilmelidir.
5)   “AKP” adı altında devletimizin ve milletimizin içine sızıp yerleşen, tüm varlığımızı ve geleceğimizi gasp etmek amacına hizmet edip bu dogrultuda üzerimizde tekel kuran, karanlık Emperyalist  odaklarin emriyle, özellikle son 11 yıl boyunca,  sözde “özelleştirip” milli varlıklarımızı, yani limanlarımızı, bankalarımızı, telekom’larımızı, demir çelik fabrikalarımızı, ormanlarımızı, madenlerimizi gasp edip yabancı odakların himayesine sunan, peşkeş çeken vatan hainlerinin bu emellerini terse çevirip derhal meşru sahiplerine, yani Türk Milleti’nin himayesine geri kavuşturmakla yükümlüyüz. Bu doğrultuda, gerektiği yerde alımlarında ödenen gülünç bedelleri gayri meşru “sahiplerine” iade ederek geri satın almaya mecburuz. Bu kaçınılmaz.

6)   Bankacılık sistemimiz,  derhal “milli”leştirilerek, para basma yetkisi ve kredi oluşturma mekanizması, dünyamızı kanlı pençelerinin içinde tutup kontrol eden Emperyalist odakların tekelinden kopartılarak millileştirilmesi hayati önem taşımaktadır. Sıralama yapmak durumunda olursak, bu hamle 1′inci derecede önem taşımaktadır. Bu, aynı zamanda düşmanın en şiddetle karşi koyacaği koşuldur çünkü bu havadan para basıp tüm dünyayı borçlandırıp esir alma ayrıcalığı, yüz yıllar boyunca bu kan emici sülüklerin atar damarlarını oluşturmuştur. ABD başkanları Abraham Lincoln ve John F. Kennedy ve Rus Çarı Nikolas ve tüm ailesi dahil bir çok dünya lideri bu yüzden bu odaklarca katledilmişlerdir.

Bugünkü dünya sahnesinde (şayet en tepeye çöreklenmiş olan Rothschild ve Rockefeller ailelerini saymazsak) çok yakın geçmişte komşu Yunanistan’ı batıran kurmaylarından, Goldman Sachs firma ve ailesini incelememiz yeterli olur.

7)   “Politikacılık”, bir çıkar kapısı ve bir “meslek” konumundan çıkartılmak zorunda.  Milletimizin gelecekteki vekilleri, yöresel halklar tarafından, yani kendi içlerimizden seçilen kişiler tarafından “vatanı görev” yaparcasına, dönüşümlü olarak, 6 ay-1 yıl süresince uygun bir maaş karşılığında denetlenmelidir.  Artık Batı tezgahı olan “multi-parti sistemi” adı altında faaliyet gösterip Emperyalist guç odaklarına hizmet eden, halka kendilerini birbirine muhalifmiş gibi tanıtıp oyalayan, kandıran, danışıklı dövüş yapan unsurların maskeleri düşürülerek tasfiyelerini sağlamak kaçınılmaz oön-şarttır.  Kişisel menfaatleri doğrultusunda kendilerine ömür boyu ve yüksek maaş bağlayan, dokunulmazlıklar arkasına sığınan, kendilerine halka verilmeyen her türlü imtiyazı sağlayan bu “parazit” kitle ortadan kalkmak zorundadır.

8)   AKP tarafından hazırlıkları yapılmakta olan ABD tipi başkanlık ve eyalet sistemine dayalı, gücü tek merkezde toplamayı hedefleyen kölelik sisteminin iptali ile kalınmayıp, Turgut Özal döneminde yürürlüğe sokulan ve bir milletin varoluşunun temelini oluşturan T.C. Anayasa’mızı delik deşik edip kevgire çeviren  sinsi ve suni “Kanun Hükmünde Karanameler”  zararları ve sakıncaları incelenerek gerektiği şekilde tez biçimde iptal edilmelidir.

9)   Karanlık, emperyalist güçler tarafından sahte, düzmece kanıtlar ve şahitlerle Silivri ve diğer yörelerimizde zindanlara tıkılan gerçek vatansever Türk Ordu mensuplarımız, yazarlarımız, gazetecilerimiz vb. derhal serbest bırakılmalı ve arzulayanlar gerektiği şekilde en kısa zamanda görev başına dönmelidir.

10)   Gerçek anlamda tamamen birbirinden bağımsız ve birbirini dengeleyip denetleyen bir Yasama-Yürütme-Yargı sisteminin yeniden oluşturulup şu an mevcut olan iktidarın sahte, partizancı, faşist sistemi derhal lağvedilmelidir. Dördüncü ve en önemli denetim organı olan “gerçek, şeffaf ve bağımsız bir medya”nın oluşumu özenle sağlanmalıdır. Hiç bir özel şirket yada kuruluşun “toplam medya piyasası” içerisinde hisse payı asla yüzde beş (%5)’i geçmemeli; buna asla izin verilmemelidir.

11)   “Anonim Şirket” adı altında sahiplerini işledikleri suçlardan her hangi bir sorumluluk taşımaktan koruyan, kötülük yapanların ardına saklanıp gizlenecekleri her türlü suni ve yapay ticari istem ve araçlar (OffShore şirketler dahil) derhal  ortadan kaldırılmalıdır. Her vatandaş ve şirket sahibi, aldiği kararlardan, işlediği insanlık ve doğayı katletme suçlarından bizzat sorumlu tutulup, afişe edilerek Türk milletine hesap vermelidir. Tüm ihaleler şeffaf ve halka açık bir ortamda gerçekleştirilmelidir, isteyen katılabilmelidir.

12)   Halkımıza,  genç yaştan başlayarak gerçek bir eğitim verilecek, dünya düzeni, kimler tarafından ve nasıl çalıstırıldığı öğretilerek, özellikle yurttaşlık ve çevre bilinç ve sevgisi aşılanmalıdır. Özellikle emperyalizme karşı ve ebedi özgürlük uğruna kendilerini ve vatanlarını nasıl koruyacakları öğretilmelidir.

13)   Türkiye’miz gibi, kıskaca alınıp ezilip sömürülmekte olan tüm diğer ülkeler ile dayanışma içerisine girilip, işbirliği, tecrübe ve bilgi alışverişi yapılmalıdır. Emperyalizmin pençesinden sıyrılabilen diğer toplumlarla kader birliği yapılıp her türlü karşılıklı destek alınıp verilmelidir.

14)   AKP döneminde yaratıcı (ve saçmasapan) isimler altında oluşturulan her türlü sömürücü ve

haksız vergilendirme, ceza, harç vb., derhal geçersiz kılınmalıdır.

15)   Milletimizin, vatandaşlarımızın izlenmesi, fişlenmesi, köleleştirilip takibe alınmasına yönelik uygulanmakta olan “özel kimlik numaraları,  MOBESE kamera sistemleri, OGS, HGS gibi RFID araç çipleme sistemleri, cep telefonlarına zorunlu olarak yerleştirilen GPS takip yazılımları derhal tasfiye edilip ortadan kaldırılmalıdır. Vatandaşların özgür olma ve özelini koruma haklarına yeniden kavuşmaları sağlanmalıdır. İnternet ve Sosyal Medya üzerindeki baskı ve sansür derhal kaldırılmalıdır.

16)   Son 12 yıl boyunca vatanımıza, milletimize ve doğamıza kasıtla, sistematik bir biçimde zarar veren her şahıs belirlenip, işlemiş oldukları bu suçlardan dolayı halk önünde hesap vermelidir.

Bu “liste” burada bitmiyor, fakat yukarıda sıralanan maddeler,  gerçek ve kalıcı bir bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulabilmesi için mutlaka uygulanması gereken temel unsurları oluşturmalıdır.

Bu listedeki maddelere ilaveler ve gerekirse düzeltmeler yapılabilir.

Bu arada, batılı global ağaların “gelişmek, büyümek ve ilerlemek” gibi uydurma kelimeler kullanarak dayatmakta oldukları, talan ve yok etme üzerine kurulu kanserli sistemlerini bir an evvel yıkıp yerküremizi acilen tedavi altına alıp, onarıp kurtarmamız şarttır. Bu doğrultuda halkın özüne dönmesini sağlamak en uygun adım olacaktır. Tanrı bizi bu dünya’ya getirdiğinde özgür ve mutlu yaşayabilmemiz için gereken herşeyi vermiştir. Bunların en başında ORGANİK GIDA ve TEMİZ SU gelmektedir. İşte bu nedenle şeytani emperyalist odaklar bu iki temel “olmazsa olmaz” doğal kaynagı tekelleri altına almayı hedefleyerek tüm dünya halklarını ebediyen köleleştirmek amaciyla (başta  MONSANTO ve  BECHTEL gibi uzantılarını dünyamızın her bir köşesine kanser gibi yaymaktadırlar, insanoğlunu GMO İsrail tohumlarına boğup zehirlemektedirler.

İŞSİZLİK   ve   AÇLIK,   zalim   zulmünün   rahat   ve   kolay  

sürdürülmesi   içindir..!!!

Tanrının   yarattığı   bu   güzelim   dünyada   hiç,   ama  

hiç   kimsenin   bağımlı,   işsiz   ya   da   aç   olmasına  

gerek   yoktur.

Bunların var olmalarının tek sebebi bu durumları bizzat yaratan emperiyalist tekellerdir.

Yeterki her vatandaş çalışkan olsun, toprağı sulayıp (gerçek) tohum serpsin, ne bir daha aç kalırız, ne işsiz oluruz ne de hiç bir güce bağımlı…

Geriye sadece mutlu ve hür nesiller yetiştirmek kalır.

Haydi Türk Milleti, gözlerimizi biraz daha açalım, bu sinsi düşmana burada ve şimdi  DUR!  diyelim.

Cem  Hayrullah  Özbudun

*   *   *   *   *   *   *   *   *   *

“Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!

Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur
Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım.

Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır.

Beni   hatırlayınız…”

Gazi  Mustafa  Kemal  ATATURK

http://www.edebiyatgazetesi.com/2013/06/17/hep-sorunlardan-degil-biraz-da-somut-cozumlerden-sozedelim-cem-hayrullah-ozbudun/

17
Haz
13

BU BİR ULTİMATOMDUR..!!!

HİÇ   KİMSE   BU   GÜNLERİN   HENGÂMESİNDE   OLAN   BİTENİ  

( kapalı   kapılar   ardında   vaşington   misali )  

FARKETMEYİP  SESSİZCE  KABULLENECEĞİMİZİ  ZANNETMESİN…

TÜRK   MİLLETİNİN   ALEYHİNE   OLAN   BU   ANLAŞMALARI  

BİLUMUM   SÖMÜRGECİ   GÂVUR   VE   SİYONİSTİN   GÖTÜNE   

SOKUP   YURDUMUZDAN   SİKTİREDECEĞİZ..!!!

VE   PEK   TABİİ   Kİ   BUNLARI   İMZALAYAN   bizim   YERLİ  

UŞŞAKLARINA   DA   GEREKLİ   ‘İHTİMAM’   VE   ‘ŞEFKAT’İMİZİ  

MUTLAKA   GÖSTERECEĞİZ…

TEK   SEÇENEKLERİ   ÖLENE   KADAR   MOKOKO   OLACAK..!!!

Hele   şu   pezevenkleri   yalnız   ve   güzel   ülkemin  

yönetiminden   toptan   bi   defedelim…

Sonrasında   hükümet   etmeye   yeni   ge(tiri)lecek  

olanlar   üzerinde   de   sürekli   denetim   ve   baskıyla  

bu   ve   buna   benzer   vatan   hainliklerine   kesinlikle  

müsaade   etmeyeceğiz..!!!

Bu   ülkeye   hükümet   etmeyi   düşünenlere   daha  

şimdiden   bir   ultimatomdur   bu..!!!

ONA   GÖRE…

————————

16
Haz
13

“Yeni Dünya Düzeni” adlı siyonist oyunun Büyük Ortadoğu Piyonu “BEN BU OYUNU BOZARIM..!!!”diye esmiş gürlemiş — OOUUHHHAAA ÇÜÜÜŞŞŞ — LAHANA TURŞUSUYLA BU NE PERHİZ..??!!!

16
Haz
13

Ne zaman bitecek Tanrım bu azap..?!!!

Azzzzzzz    sooonraaaa..!!!

Azıcık   kaldı — hep   beraber   son   bir   gayret..!!!

KORKUNUN  ECELE  FAYDASI  YOK

16
Haz
13

“KAZ”LIÇEŞME “MİTİNG”İ

Haram  hormonuyla  beslenip  ‘yemlendir’ilmiş  kıtalar…

Hazır   mama   bitince   hep   birlikte   göreceğiz   bu  

“efsane”vi   50 %’lik   sürüyü…

Önce   onlar   terkedip   sana   düşman   olacaklar…

Ve   dolayısıyla   oylarını   yolamayacaksın…

Aha   da   buraya   yazıyorum..!!!

—————————————————————

16
Haz
13

EEYYY ECELİ GELEN VATAN SATICISI AKePe SÜRÜSÜ, MEMLEKETİMİZİ BU HALE GETİRMENİN HESABINI ÇOK AĞIR ÖDEYECEKSİNİZ..!!!

 Ve   öyle   sıvışıp   gitmek   yooook..!!!

Siz   geberseniz   bile,   yetmişyedi   sülâlenize   dek  

soyunuzu   kurutacağız..!!!

Ve   artık   uyanan   bu   millet,   vatan   satıcılarının  

“demokrasi   kahramanı”   pozlarını   götünüze   sokup,  

topunuzu   kazığa   oturtacak..!!!

NAZIM  USTA

Uyan   artık   uykudan   uyan

Uyan   esirler   dünyası

Zulme  karşı   hıncımız   volkan

Kavgamız   ölüm — dirim   kavgası

Mazi   ta   kökünden   silinsin

Biz   başka   alem   isteriz

Bizi   hiçe   sayanlar   bilsin

Bundan   sonra   her   şey   biziz.

Bu   kavga   en   sonuncu   kavgamızdır   artık..!!!

14
Haz
13

YANIMIZDA VE KALBİMİZDESİNİZ — BU YÜZDEN KESİNLİKLE BAŞARACAĞIZ..!!!

07
Haz
13

OOUJJGELDİN TEYYİP..!!!

06
Haz
13

Gezi

İki  gün  yokum  dedim.

Sadece  iki  gün.

*

“Bundan  böyle  hiçsin,  yandaş  Yılmaz”  mesajı  göndermiş  TC Emel…

“Tayyip  Erdoğan’dan  farkın  yok  artık  bizler  için,  kafanı kumsalda  kuma  göm,  bir  daha  çıkarma”  diye  saydırmış  TC Alper…

“Bu saatten sonra ortaya çıkmasan da olur” demiş Tuğba…

Ayşenur “seni nasıl susturdular” diye sormuş.

Ebru “hayal kırıklığı” olduğumu söylemiş.

“Biraz sağduyulu, biraz onurlu davranmaya” davet etmiş TC Sezin…

TC  Erdal  iddialı,  “ortalık  sütliman  olsun  yine  sahneye  çıkar,  demedi  demeyin”  demiş.

Gezi’ye destek için konserini iptal eden Tarkan’dan utanmam gerektiğini söyleyen var, tepkisini dile getiren Sezen Aksu kadar olamadığımı söyleyen var.

“Kalemin artık lekeli” demiş Utku…

“Ayıptır” demiş TC Çağdaş… “Dik durma zamanıydı” demiş Evren…

TC Derya “korkunun gözünü seveyim” diye laf sokmuş.

Nuray “sen de mi brütüs” demiş. “Ne zaman sıkışsam kaçtığımı” söylemiş Müge.

TC Suat ise “yuh demeyeyim ama içimden yuhhh çekmek geçiyor” diyerek, duygularını paylaşmış.

TC Engin, harbi harbi “yuhhh” çekmiş.

TC Elif “geri gelmememi” istemiş.

TC Kenan “polisten bu kadar tırsmamamı” istemiş.

Haktan’a göre “tarihin en büyük yanılgısı”yım.

TC Nilgün, hiç uzatmamış “vicdansız” demiş.

TC Azad “RTE yalakası çıktığımı” söylemiş.

“Korkak medyanın kralı, sen de mi yusufladın, hiç mi şeref haysiyet yok sende” demiş İvan Drago…  Kendi adını yazmaya korkuyor İvan Drago, kod adı kullanıyor ama, bize yusufladın diyor.

“Çok mu para ödüyorlar sana, işini kaybetmekten bu kadar mı korkuyorsun” diye sormuş TC Ayşegül…

TC Çapulcu Mehmet “sen de mi sattın bizi, kaça sattın” diye sormuş.

TC Öner “rüzgâr nereden eserse ona göre mi yazacaksın” diye sormuş.

TC Ercan “güvendiği dağlara kar yağdığını” söylemiş.

TC Adnan “paranın satın alabildiği gazetecilerden olduğunu bilmiyordum” demiş.

“Biber gazı yiyen Atatürkçüleri gördükçe yüzün kızarmadı mı” diye merak etmiş TC Kadir…

TC Çapulcu Murat “yazıklar olsun” demiş.

TC Özden “sıvıştın” demiş.

Erkan “bugüne kadar yazdıkları yalanmış meğer” demiş.

TC Burak “yüzüme tükürmek istediğini” söylemiş.

TC Gizem “bencilliğimden utandığını” söylemiş. Ceki “kalbimizden sürüldün” demiş.

Funda “bir daha okumak istemediğini, fotoğrafımı bile görmek istemediğini” söylemiş.

Ataman “meğer sahteymişsin İzmirli” demiş.

Gülten “ne umduk, ne bulduk” demiş.

TC Funda “ampulcülerin ödediği para ne kadarsa, aramızda toplayıp verelim” önerisinde bulunmuş.

TC Erdal “bir defa olsun elimi taşın altına koymamı” istemiş.

TC Suna “sizin için cemaatin örtülü ajanı diyen CHP’liler haklıymış meğer” tespitinde bulunmuş.

“Fazıl Say’ın buna hakaret etmesinden belliydi” diyen de var,

“Sözcü gazetesinin buna ambargo uygulamasından belliydi” diyen de var.

Nesrin “tüydüğümü” söylemiş.

Kenan “gazeteci değil piyon olduğumun anlaşıldığını” söylemiş.

TC Sonay “gidişin olsun, dönüşün olmasın” demiş.

Gürkan “yandaş medyayla saf tuttuğumu” söylemiş.

TC Emrah “bu kadar mı korkuyorsun” diye sormuş. TC Murat “kınıyor”muş.

Özek “güveninin sarsıldığını” söylemiş.

TC Çapulcu Ali “zaten hiçbir zaman halkın yanında olmadığımı” söylemiş.

Serap “bir kez daha hayal kırıklığı, yazık” demiş.

Bülent “hep kurusıkı atmışsın demek ki” diye hesap sormuş.

“Ölü taklidi yapmaktan utanmıyor musun Özdil, kandırdın mı bizi bunca sene” demiş TC Erol…

“Paranın uşağı olduğunu bilmiyordum” demiş TC Gökhan…

“Bugün yoksan, yarın olsan ne olur olmasan ne olur” demiş Semra…

Tam saymadım ama beş bin civarında “yazıklar olsun” var, bi beş bin kadar da “utanıyoruz” var.

Burçin “şnorkeline biber gazı kaçsın, yandaş medya sana suni teneffüs yapsın” demiş.

“Koskoca bir yalan”mışım, böyle yazmış TC Hakan…

TC Ümit “gözümde küçüldün” demiş.

Sakine’ye göre “bugüne kadar yazdıklarım boşuna”ymış.

TC Filiz “kaçıyorsun öyle mi, sen bilirsin” demiş.

TC Mesut “yılmaz” değil “yılık” olduğumu söylemiş.

Ömer, bundan böyle “özdil” değil “yozdil” olduğumu söylemiş.

“Derhal istifa etmemi ve haysiyetimi kurtarmamı” tavsiye etmiş Emel…

TC Pınar hem “sorumsuz” hem “satılmış kalem” olduğumu söylemiş. Katmerli yani.

TC Aylin “korkak” demiş.

“Bundan sonra olsan da olur olmasan da olur, fark etmez” demiş Yalçın.

“Rengimin nihayet belli olduğunu” söylemiş Levent…

“Yemedi mi” diye sormuş TC Kazım…

“Belki para kazanabilirsiniz ama, saygınlığınızı kaybedersiniz” demiş Ülkü…

“Nasıl inanalım bundan böyle samimiyetine” diye sormuş Cansın…

Atilla’nın “gözünden düşmüş”üm…

TC Caner açık açık “meğer liboşmuşsun” demiş.

“Şaka olmalısın yılmaz özdil, ismini küçük harflerle yazmak istedim, saygılar öfkeler” demiş Ebru…

“Taraf, Zaman, Yeni Şafak gazetelerinin yazarları bile iki çift laf söyledi, çok kalbimi kırdın” demiş Sedat…

“Bekir Coşkun’un yerinde yer almandan utanıyorum” demiş Beliz…

“Kayıp aranıyor” ilanı bile yayınlandı.

*

İzahat  vermek…
Bunca  sene  yazdıklarımız
ortadayken,  izahata  mecbur
kalmak  bile  utanç  verici  ama…

*

Hastanedeydim.

Eşim ameliyat oldu.

Refakat  ettim,  hepsi  bu.

Sürpriz  cerrahi  müdahale  yüzünden,  başta  eşimin  ailesi,  sevenlerimizi  velveleye  vermemek  için  “iki  gün  tatil”  dedim.

Sevenlerimizi  endişelendirmeyelim  derken,  sevenlerimizin(!)  bizi  alt  tarafı  iki  günlük  yoklukta  “satılmış  kalem”  ilan  edebileceğini  tahmin  etmedik.

Toplumun  uyanması,  ayağa  kalkması  için  hayatımızı  ortaya  koyduk,  toplum  ayağa  kalkınca  ilk  iş  bizi  “hain”  ilan  etti.

*

Aslında  salı  günü  yazmaya  başlayacaktım  ama,  bakayım  yavşak  diyen  çıkacak  mı  diye  bekledim,  “meğer  yavşakmışsın”  mesajı  geldi  TC Öner’den…

Okumaya devam edin ‘Gezi’

06
Haz
13

NEREDESİN YILMAZ

“Eğer   gençliği   anlamaz   hale   gelmişseniz,  

bu   dünyada   işiniz   bitmiş   demektir..”

Hz. ALİ

*   *   *

Eeeeyyyyy,   Taksim   Direnişi’ne   kadar   mangalda   kül   bırakmayan   siz,   o   çok  

okunan   “yazar”larımız…

“Bu   milletten   bi   bok   olmaz”   diye   diye   köşelerinde   paşa   paşa   maaşlarını   alan  

ve   usul   usul   MÜESSES   NİZAM’la   bal   gibi   geçinip   giden,   halkımızın   “çoook”  

“sevdiği”   “muhalif”   yazarlar…

Neredesiniz..??!!!!!

Şaşırdınız   mı,   utandınız   mı,   yoksa   korku   bokuna   mı   susuyorsunuz..??!!!

Tamam,   bu   sitenin   sahibi   olarak   ben   de   çok   hatalar   yaptım   ve   bu   yüzden,  

özellikle   bu   milletin   gençliğinden   kalpten   özür   diliyorum. ( Hatalarımdan   bir  

örnek   olarak   12  Haziran  2011  Genel  Seçimleri’nden   sonra   Neyzen   TEVFİK’ten  

yaptığım   şu   alıntıyı   gösterebilirim :   “Türk    milleti    gariptir,   her   bi   lâfı  

kaldırmaz…   İbne   dersin    kızar   da,    sikerisen    aldırmaz…”)

Ama   şu   yüzsüz   hükümetin   “icraat”ları   yanında   bunlar   ne   ki..??!!!!

Bizimkisi,   vatanını   ve   milletini   çok   sevenlerin   gönül   ve   kalp   kırıklığıydı…

İşte   bu   yüzden,   halkımızdan   utanmadan   özür  

dileyin   ve   saflarımıza   katılın   artık…

Yoksa   meydan   “kral   öldü,   yaşasın   yeni   kral”  

diyen  o  eski  soysuz  ve  yavşak  kancıklara  kalacak…

—————————————————————————————————————

Sevgili  Yılmaz,

Lütfen  artık  bir  karar  ver.   Var  mısın,  yok  musun ?

Sen  de  Hürrem’in  hastalığına  mı  yakalandın ?

Gerçekten  yazmaktan  mı  yoruldun,  elin  mi  ağrıyor ?

Yoksa  Cudi  Fatihi,  masasını  iskemlesini  çiçeğini  kahvaltısını  tek  başına  taşıyıp,  masada  otururken  kendi  fotoğrafın  çekebilen,  ağır  delikanlı  lepiska  saçlı  Enis,  elini  mi  tutuyor ?

Öyle  ise  söyle,  bir  eylem  de  senin  için  koyarız.

Yoruldum,  iki  gün  kaçtım  diyorsun,

Biz  de  günleri  saymaya  başlıyoruz.

Bir – iki – üç – dört – beş  gün  geçiyor  geldin  diye,

Gazeteyi  alıyoruz,  gene  yoksun ?

Esed,  Teyyip’e  “Halkına  eziyet  etme,  istifa  et,  Suriye’ye  gel”  dedi,

Başbakan  Teyyip,  onlar  yüz  toplarsa,  ben  milyon  toplarım,

Evde  zorla  tuttuğum  yüzde  elli  var,  Taksim’de  kucağa  oturtuyorlar,  dedi.

Tencere  tava,  hep  aynı  hava  dedi.

Yoksa  çekiniyor  musun  Yılmazcığım ?

Fas – Tunus – Cezayir  seferine  çıktın  desem,

Türkiyeli  Eşbaşkan  Teyyip,  seni  uçağına  almaz.

Kendi  imkânlarınla  gittin  desem,

Först  Leydi  yengem,  Arap  olmadığından  seni  yanına  sokmaz.

Taksim’e  oğlumu  gönderdim,  seni  arasın  diye,  yoktun.

Alaçatı – Çeşme – Urla – Kordon’da  seni  aradık,  bulamadık,

Neredesin  be  kardeşlik ?

Bak  Yılmaz,  ağabeyin  olarak  seni  uyarıyorum,

Bu  gençler  öyle  yaman  ki,

Senin – benim  günlerce  uğraşıp  anlatmaya  çalıştıklarımızı,

Bir  kelime  ile,  bir  resim  ile  anlatıveriyorlar.

Nerede  saklanıyorsan,  lütfen  hemen  çık  gel,

Yoksa  bu  gençler,  elinden  işini  de  alacaklar.

Çok  ilginç  olaylar  yaşanıyor,  tek  başıma  yetişemiyorum.

“Hasan  abi”  den  sonra,  eski  gerilla  Cengiz  Çandar –  Teknoloji  devi  İsmet  Berkan  bile,  Türkiyeli  Eşbaşkan  Teyyip’i  eleştirmeye  başladılar.

Eski  ABD,  yeni  Boğazdaki  yalı  vatandaşı  Nagehan  Alçı,

Estetik  harikası  Nazlı Ilıcak  dahi  yan  çizip,  Tayyip’i  eleştiriyorlar !

CNN-Kürt  ve  NTV  Cemaat  bile  Teyyip’e  çakıyorlar !

Bunlar  yanımıza  gelmek  istiyorlar,  senin  düşüncen nedir ?

Hepsi  birden  bizim  eve  taşınırlarsa,  Sen – Ben- Emin – Bekir – Uğur  nereye  taşınacağız ?

Daha  geride  Cemaatin  ve  Bademlerin Yazarları  var.

Yoksa   dağdakiler   gelip,   bağdakileri   mi   kovacak ?

Bak  Yılmaz  Kardeş,

Okumaya devam edin ‘NEREDESİN YILMAZ’

06
Haz
13

Kıbrıs DAÜ öğrencilerinden Taksim Direnişi’ne destek..!!!


Direniş   her   yerde…

Kıbrıs  Doğu  Akdeniz  öğrencileri  de  Taksim  Gezi  Parkı  direnişine  destek  olmak  için  günlerdir  eylemdeler.

Halkın  da  katılımıyla  Kıbrıs’ta  ses  getiren  ve  direnişe  destek  olan  öğrencilere  şu  ana  kadar  polisten  müdahale  gelmedi.

Türkiye’de eylemler istenilen şekilde sonlanana kadar DAÜ öğrencileri okulun meydanında her akşam toplanıp, sabaha kadar eylemlerini sürdürecekler.

Öğrenciler kendi aralarında topladıkları yardım ve gıda malzemelerini İstanbul gezi parkındaki eylemcilere gönderdiler.

Fotoğraflar   için   tıklayınız

Okumaya devam edin ‘Kıbrıs DAÜ öğrencilerinden Taksim Direnişi’ne destek..!!!’

06
Haz
13

ARTIK SADECE İZLEMİYORUZ — BİZ DE VARIZ — VE İZLETTİRİYORUZ. — DAHA DA İZLETTİRECEĞİZ.!!! TAMAM MI AMK..!!!

05
Haz
13

BİR MİLLETİN UYANIŞI — TAKSİM 2013

Hadi   bakalım   sanatçılar,   rokçular — popçular,  

ne   duruyorsunuz..!!!!!!!!

Bu   şanlı   günleri   ölümsüzleştirecek   ve   slogan   marş 

gibi   söylenecek   bir   şarkı   besteleyin,   amk..!!!

Üstelik  bu  şarkının  klibi,  hazır  görüntüler  bakımından

dünyanın   en   fazla   imkânı   olan   klibi   olacak…           

  

05
Haz
13

SALİSE HAFIZALI DANGALAKLARA “küçücük” BİR “HATIRLA”TMA — YALNIZ VE GÜZEL ÜLKEMDE GEÇMİŞTEN BUGÜNE DEK HAYATI ZEHİR EDENLER ; İÇİNDE AKePe’lilerin DE OLDUĞU, ASLINDA HEPSİ AYNI TAKIM, AYNI BOK..!!! ( Bu bir mesajdır )

04
Haz
13

KESERİ DE SAPI DA GEREKEN YERLERE SOKACAĞIZ..!!! — ( Bu bir mesajdır )

Bu   videoyu ;    hazır   mamaya   alışan   vicdansız,   ruhsuz,   haysiyetsiz   ve   şerrefsiz  

“medya”   mensubu   götverenlere   ithaf   ediyorum…

Taksim   İsyanı   görüntülerinin   milyon   katı   fazlasını   çekip   ilerisi   için   zengin   bir  

arşive   sahip   olmalıydınız…

 Ve   bu   hükümete   dünyanın   en   acımasız   eleştirilerini   yapmalıydınız…

Unutmayın   —   bu   görüntüler   gözünüze   girmiyorsa   mutlaka   götünüze   sokacağız..!!!

Artık   yaptığınız   ve   yapmadığınız   herşeyi   gerçekten   ONA   GÖRE   diye   düşünün..!!!

03
Haz
13

BU KAVGA FAŞİZME KARŞI, BU KAVGA HÜRRİYET KAVGASIDIR…

Taksim  direnişi  başladığ ı günden  bu  yana  Face’ime   “Bu  direniş  bir  Soros  hareketi  midir?   ABD  ya  da  AB  mi  yönetiyor?   Sakın  sonumuz  Libya,  Mısır  gibi  olmasın…”  gibilerinden  sorular  gelmeye  başladı.

Gelen iletiler o kadar çoğalmıştı ki, bunların tümüne o zaman toplu bir yanıt verme gereğini duymuştum.

Bu soruları şöyle bir yanıtla karşılamıştım birkaç gün önce.

Buraya  olduğu  gibi  alıyorum :

“Öncelikle şunu söyleyeyim bu bir Soros moros hareketi değildir.  Anamızın ak sütü gibi helal bir hak arama, bir direniş hareketidir.  Şimdiye dek geç bile kalınmıştır.  Bu hareket, AKP iktidarını sarsmaya başlamıştır.

Ama bu devrimci direniş, yabancı güçler ya da gizli odaklar tarafından ters istikametlere yönlendirilebilir.

İstenmeyen sonuçlar doğurabilir. Bu konuda dikkatli olmak; örgütsüz, başıboş, keyfi hareketlerden kaçınmak, özellikle polis tertiplerine, provokatör oyunlarına, kışkırtmalara gelmemek gerekir.

Bir  noktaya  daha  dikkat  çekeceğim:

Bizim yurdumuz ne Mısır, ne Arabistan, ne de Katar’dır. Burası Mustafa Kemal’in ülkesidir ve 1923 DEVRİMİNİ, AYDINLANMA hareketini yaşamış bir ülkedir. Onu çağ dışı Arap ülkelerinden ayıran en büyük özelliği budur. Mısır, Libya, ya da Afganistan olma ihtimali yok denecek kadar azdır…”

ÇOK   AÇIK   VE   NET   SÖYLÜYORUM :

Ağaç kesimi ile başlayan bu taksim direnişi aslında, keyfiliğe,  “Ben yaptım oldu”  anlayışına karşı çıkmaya, halkın demokrasi, hak, hukuk arama mücadelesine dönüşmüştür.

Şimdiye  dek  görülmeyen  bir  fırtınadır  bu.

Bir  Tsunamidir.

7 – 8  şiddetinde  bir  depremdir…

Bir seldir.

Bir  insan  selidir,  uyanış  selidir.

“Açılım”, “Barış, Kardeşlik Süreci”, “Analar ağlamasın” palavraları altında sevgili yurdumuzu bölmek, ABD emperyalizmine peşkeş çekmek isteyenlere karşı, 11 yıldır biriken Kemalist öfkenin patlamasıdır.

Bir  özgürlük  savaşıdır  bu.

Nazım’ın  deyişi  ile,  “Bu  kavga  faşizme  karşı,  bu  kavga  hürriyet  kavgasıdır.”

Demokrasi selinin, bir ucu taksim’de, bir ucu Kars’ta, Erzurum’da, bir ucu Paris’te, Londra’dadır.

Demokrasi seli çağ dışı, bilim dışı, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı, yüreği türbanlı, beyni çarşaflı yaratıkları önüne katmış ilerliyor.

AKP, sarsılmıştır. Şaşırmıştır. Korku içerisindedir.

Yandaşlar, liboşlar, yalakalar korku içerisindedir.

Korku yer değiştirmiştir… Şimdi korku dağları beklemektedir.

“Evet Ama Yetmez”ciler bile ağız değiştirmeye başlamıştır.

Halk Tsunamisi ile birlikte “Akil”lik kurumu yerle bir olmuş, tarihin çöplüğüne atılmıştır.

Siz bakmayın RTE’nin “Bir avuç çapulcu” sözüne…

Halktır bu, halk… Recep Tayyip’in, parayla, nohutla, şekerle toplanan bindirilmiş kıtalarına hiç benzemez. Bunlar Atatürk’te birleşen gönüllü devrimcilerdir…

Türk’ün, Türklüğün, T.C.’nin kaldırılıp, yerine Federe İslam Cumhuriyetini kurmak isteyenlere karşı halkın isyanıdır bu.

Baş kaldırısıdır…

Halkın selidir bu. Birleşen, tek vücut olan ulusun selidir.

AKP iktidarının ABD ile birlikte 11 yıldır, etnik köken, din, mezhep ayrılığı temelinde bölmeye çalıştığı Türk ulusunun birleşme mücadelesidir.

RTE’nin “Üç beş eylemci, Taksim’e AVM yapmamızı engelleyemeyecek” sözü karşısında başlayan bir halk hareketidir.”

Şeriatçı tehlikenin büyüklüğü karşısında Galatasaraylı, Fenerbahçeli, Beşiktaşlı rakipler bile tek yürek, tek kulüp olmuş, renklerin kucaklaşmasını sağlamış, yüce Türk ulusunun kırmızı – beyaz bayrağında bütünleşmişlerdir.

Yılların beceremediği birleşmeyi Recep Tayyip ve polisi gerçekleştirmiştir.

Taksim’de tek başına CHP, MHP, DYP, İP, ÖDP, TKP, HEPAR yoktu. Tümü vardı…

Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” tanımında birleşen Yüce Türk ulusu vardı. Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Arap’ı, Türkmen’i tek yürek, tek vücut olmuştu.

Onlar Atatürk’te kaynaşıp, bütünleşerek “ayrışma”dan yana olmadıklarını, birleşmeden, bütünleşmeden yana olduklarını böylece bir kez daha kanıtladılar.

Dağı,  taşı,  gökyüzünü,  denizi,  toprağı   “Atatürk’ün  Askerleriyiz”,   “Hükümet  istifa”,  “Tayyip  istifa”  haykırışları  ile  inlettiler…

İnönü  ile  yaptığı bir  konuşmada  Atatürk  şunları  söylemişti :

“İsmet,   dünyanın   en   zor   işi   Türk   milletini   ayağa

kaldırmaktır. 

Ben   en   çok   bu   noktada   zorlandım. 

Bundan   daha   zor   olanı   ise,   harekete   geçince  

bu   milleti   durdurmaktır…”

Ata’m  rahat  uyu.

Sevgili  milletin  harekete  geçmiştir.

Okumaya devam edin ‘BU KAVGA FAŞİZME KARŞI, BU KAVGA HÜRRİYET KAVGASIDIR…’




İstatistikler

  • 2,194,210 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Haziran 2013
P S Ç P C C P
« May   Tem »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

En fazla oylananlar