Nisan 2011 için arşiv

30
Nis
11

1 MAYıS’TA PKK AYAKLANMA ÇıKARABİLİR Mİ ?

3 gün önce, İmralı’da yatan hain ayaklanma çağrısı yaptı KCK’ya, yani PKK’nın Türkiye meclisine, ama kimse dikkate almadı bunu, neden?

İmralı gibi birinin yani otuz iki yıldır insanlarımızı öldüren, ulusal kaynaklarımızı yok eden, yeri geldiğinde AB’yi ve ABD’yi tehdit eden bir İmralı’nın bu ayaklanma çağrısı medyada da pek yer bulmadı, acaba neden?

Bugün 30 Nisan, Başbakan Erdoğan “Kürt Sorunu yoktur” dedi ve ilave etti, Kürt kökenli kardeşlerimizin sorunu vardır ama Kürt Sorunu yoktur, dedi, kimse merak etmiyor mu, nedendir bu diyerek?

İmralı’yı iyi tanırız biz, örgütünü de iyi biliriz, durup dururken böylesi bir ayaklanma çağrısı yapmaz, ama yapıyorsa hele ki seçime nerdeyse bir ay kala bu çağrıyı yapıyorsa boşa değil, doğrudur, bir bildiği var, bu da doğrudur, peki bildiği nedir ve nedendir?

PKK terör örgütü geçen otuz iki yılda kurumsallaştı, bunu iyi biliyoruz; siyasi cephesi var, mali cephesi var, dağ kadrosu var, işbirlikçileri var ve hepsi kurumsal, herkes biliyor ne iş yapacağını, ne zaman ne yapacağını, laftan bir örgüt değil artık bu…

Yüksek Seçim Kurulu PKK siyasetine veto koyunca, gördünüz ortalık nasıl yandı, Bismil’de, bir gecede 50 bin kişi toplandı, ülkenin dört bir yanında ortalık yandı yıkıldı, hepimiz gördük…

Bu neyi gösterir; istenildiğinde PKK’nın halkı sokağa dökebileceğini…

Bu gücü PKK’ya kim verdi? AKP, evet AKP Habur açılımıyla verdi ve halkı terörle buluşturdu, PKK’yı halkın temsilcisi durumuna getirdi, bu açık, yani arada bir işbirliği sinyalleri var.

Bunun da anlamı şudur: Ben AKP olarak bu işi halledemezsem, sen PKK olarak bu iş hallet, demektir, işin kibarcası…

Niye mi ?

Okumaya devam edin ‘1 MAYıS’TA PKK AYAKLANMA ÇıKARABİLİR Mİ ?’

30
Nis
11

Deşifre

Star Haber’de söylemiştik.    Bi de yazarak verelim.

Şifre  var,  faydalanan  yoksa…   –    Bu ne ?
Google’a girin, “google trends” yazıp, tıklayın, açılan sayfanın “kelimeyi ara” bölümüne “mod medyan” yazın,bi grafik çıkıyor, sağ üst köşedeki “ülkeler” bölümünden Türkiye’yi seçip, ülkelerin hemen yanındaki “zaman” bölümünden “son 12 ay”ı tıklayın…      Bu çıkıyor.

*

Mod medyan kelimesinin, son 12 ay içinde, Türkiye’den aranma istatistiği.
*
Şimdi lütfen, sayfayı sağa çevirin, öyle bakın... “Jan 2011” çizgisi, yılbaşı…
İlk dilim şubat ayı, ikinci dilim mart ayı, “Apr 2011” çizgisi, Nisan ayının başı.
*

2010 boyunca arayan yok.
2011 Ocak, yok.
2011 Şubat, yok.
Mart’a  girince,  ayın  5’i gibi  aranmaya başlıyor, ay sonuna  doğru  adeta füze  gibi fırlıyor.
Vızır  vızır.
Arayan  arayana.
Çılgın’ca.
*
Sınav  ne  zamandı ?
27 Mart.
*
Sonra çakılıyor.
Kimse aramıyor.
*
Hâlâ  ne  diyorlar bize ?     Şifre  var,  faydalanan  yok.
*

‘Şifre  var,  keriz  çok’ deselerdi,  daha  tatmin  edici 

olurdu  aslında !

NOT :

İzmir deplasmanında sakatlanan sağ elim, fizik tedaviyle çalışır hale getirildi.

“İsim Şehir Hayvan” derbisine hazırım.

 Bugün, saat 15’te, İstanbul Kanyon D&R’de...

Kontrataklar sırasında çocuklara, hamilelere ve yaşlılarakarşı fair-play lütfen…

İyi oynayan kazansın.

Yılmaz ÖZDİL

http://yilmazozdil.net/desifre.html

30
Nis
11

12 haziran’da neyi oylayacağız ?

1) 12 Haziran 2011 tarihi şeklen genel seçim günü olsa da gerçekte Türkiye’nin mukadderat tarihidir.
2) 12 Haziran Türkiye Cumhuriyeti Devletinin devamı ya da yok olması bağlamında referandum günüdür.
3) 12 Haziran seçimi Üniterlik yani bütünlük yanlıları ile Federasyoncuların hesap günüdür.
4) 12 Haziran günü Türk halkı ya bölünmeye dur diyecek ya da eyalet modeline evet diyerek fiili ayrışmaya kapı aralayacaktır.
5) 12 Haziran’da Türkiye açıktan ya ABD mandası olacak ya da bağımsızlığını sürdürecektir.
6) 12 Haziran’da AKP iktidardan alaşağı edilmezse Güneydoğu fiilen Türkiye’den kopacak, İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Mersin ve Antalya gibi Kürt nüfusun yoğun olduğu metropoller de Yugoslavya misali alt-üst olacaktır.
7) 12 Haziran’da AKP yeniden iktidar olursa Türkiye’deki rejim tamamen değişecek ve Atatürk, Endülüs Müslümanlarının İspanya ya da Avrupa’dan kazınması misali topyekün Türkiye’den kazınacaktır.
8 ) 12 Haziran’da AKP alaşağı edilmezse İran’da yaşananların benzeri toplu muhalif tutuklamaları başlayacak ve karşıt cadı avları yapılacaktır.
9) 12 Haziran’da AKP yine hükümran olursa artık medya’da Tayyib’i eleştirmek adeta Türkiye’ye savaş ilan etmek şeklinde bir karşılık görecek ve Erdoğan fiili olarak dokunulamaz bir diktatör gibi algılanacaktır.
10) 12 Haziran’da AKP muzaffer olursa Şanlı Muhammed Aleyhisselamın İslamı yerine Amerikancı ya da Vatikan Müslümanlığı inancımıza açıktan ipotek koyacaktır.
11) AKP 12 Haziran’da yine iktidar olursa susup sıra bana gelmez diyenlerin defterleri bir bir dürülecektir.
12) 12 Haziran’da AKP iktidar olursa Kürtler kullanılarak Büyük İsrail ve Büyük Ermenistan Devletleri projesi fiilen uygulamaya konacaktır.
13) AKP 12 Haziran’da yine iktidar olursa Karadeniz, Pontus yurdu diye Rumlara peşkeş çekilecek ve Sevr açıktan uygulamaya konacaktır.
14) 12 Haziran’da AKP ipi göğüslerse Tayyip Erdoğan’a İslam dünyasının halifeliği sözü verilecek ve güya bu yönde adımlar atılacak ancak son kullanma tarihi dolduğu gün Tayyip Erdoğan tıpkı İran Şahı Pehlevi, Endonezya Başkanı Markos, Irak diktatörü Saddam ve Mısır Başkanı Hüsnü Mübarek misali yine ABD tarafından anında feda edilecektir.
15) Hülasa 12 Haziran seçimi Kurtuluş savaşı ve hatta onun bile ötesinde var ya da yok olma günüdür.
Önemli not:
Bu akşam Ulusal Kanal’da saat 21.00-23.00 arası 3 yıl Silivri zindanında çile çeken hukuk adamı Atatürkçü aydın Nusret Senem konuk olacak ve Silivri’nin bilinmeyenlerini anlatacak. Hepinizi programım Alternatif’e bekliyorum.

YİĞİTLİK  ÖLDÜ  MÜ ?
Sopa’dan korkan gazeteciler?
Rahmetli Ecevit Karadeniz ile Marmara arasına kanal açalım dedi umursayan olmadı!
Şanlı medyamız Ecevit’in bu teklifini bırakın manşete çekmeyi pek çoğu haber bile yapmadı.
Oysa aynı şeyi Tayyip dillendirdiği an kıyametler koparıldı!
Adeta kıyamet alameti ya da kerameti diye takdim edildi.
Peki bu işin ardındaki gerçek ne midir ?
Sopa yani tehdittir…
Okumaya devam edin ’12 haziran’da neyi oylayacağız ?’

30
Nis
11

“Kanal İstanbul” bir mason projesi !

AKP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Edip Uğur, “12 Haziran’da değişimi istemeyenlerle, değişime direnenlerle, ona karşı çıkanlar sandığa gidecekler” dedi.

Uğur’un veya Tayyip Erdoğan’ın veya TÜSİAD’ın veya Ergun Özbudun’un veya Abdullah Öcalan’ın veya ABD’nin veya AB’nin “Türkiye’de değişim”den kastı nedir ?

Anayasa’dan Türk kavramını çıkarmak değil mi? Türkiye’yi Türk devleti olmaktan çıkarıp kozmopolit bir ülke haline getirmek değil mi ?

***

Türklerin İskitler’den beri var olduğu Anadolu coğrafyasında kurduğu devletin vatandaşlık kimliğini, şimdilik “Türk”ten “Türkiyeli”ye doğru değiştirecekler ve buna “değişim” diyorlar !

Yani Türklere üstü kapalı olarak “Ey Türkler, biz milletin adını Türk olarak söylemeye devam edersek, Kürtler veya başka etnik kökenlere mensup vatandaşlarımız güceniyor ve bu kavram dolayısıyla kendilerine haksızlık edildiğini düşünüyor.

Biz Türklükten vazgeçelim de birliğimiz beraberliğimiz bozulmasın!” demiş oluyorlar.

Üstelik Türk kimliğine karşı bu mücadeleyi verirken Türklere Başbakanlık yapan Tayyip Erdoğan, Türk olmadığını defalarca söylemiştir!

Peki  Türklerin  kaderine  Türklüğe  mensup  olmadığını 

söyleyenler  mi  hükmedecektir ?

Türk  Milleti,  Bilge  Kağan’dan  1300  yıl  sonra  Türk 

adıyla  bir  devlet  kurduktan  sonra  bundan  vaz  mı 

geçecektir ?

İşte  halk,  12 Haziran’da  bunu  oylayacaktır !

Fakat, Türkleri Türklükten vazgeçirmek için, dini bir hipnotizma aracı gibi kullanarak; Türklerin kendi adını, Türkiye’de yaşayan herkesin, yani milletin adı olarak kabul etmesini “ırkçılık” diye yorumladıklarından, bu konuda epey mesafe almış durumdadırlar.

Yine  de  Türklerin  çoğunluğunun,  “AKP,  Anayasa’dan 

Türk kavramını  çıkaracak”  gerçeğinden  haberi  bile 

yoktur.

Garip olan şu ki iktidar adayı partiler bu konudan hemen hemen hiç bahsetmemektedir !

***
Aslında AKP’nin kendine ait hiçbir projesi yoktur.

“Kanal İstanbul” projesi de İstanbul’u üç dinin merkezi haline getirmeyi öngören 1948 tarihli Thornburg raporunda öngörülen kamulaştırmaların yapılamamasından dolayı ortaya atılmıştır.

Bu proje, dönemin masonları tarafından gündeme getirilmişti ama sonra rafa kaldırılmıştı.
Okumaya devam edin ‘“Kanal İstanbul” bir mason projesi !’

30
Nis
11

Yeni KCK ve planı ve Kandil’deki Demirtaş

Elde edilen istihbarat bilgilerine göre, yeniden organize olan PKK-KCK, bazı kararlarında Abdullah Öcalan’dan bağımsız olma yolunda karar aldı !..

KCK üzerine 2009 Nisan’ında başlayan operasyon (geç de olsa) örgüte yara açtı.

PKK ve KCK bir süre örgüt yönetimine yeni atamalar yapmadı..

Operasyonun neticesini görmek istedi..

TBMM’de bulunan uzantılar ve medyadaki yandaşlarla operasyonlara set çekilmeye, gözaltına alınanların serbest bırakılmasını sağlamaya yönelik organizasyonlar yapıldı..

Ama örgüt istediği sonucu alamadı..

Bu yüzden yeniden yapılanma planlandı..

Bu nedenle Kandil’de bir kongre toplandı..

Bu kongrede, Avrupa’da bulunan Sabri Ok gene piramidin başında bulunuyor..

Öteki yönetim kadrosu da şöyle…

Nesrin Deniz (Çıplak),

eski DTP Başkanı Nurettin Demirtaş. (Sahte çürük raporu sonucunda tutuklanıp daha sonra askere gönderilmişti. Şimdi Kandil’de yeni yapılanmanın yöneticileri arasında)

Yüksel Genç; Jiyan kod adlı Yüksel Genç 1998 yılında Öcalan’ın çağrısı üzerine bir grup dağ kadrosundan Türkiye’ye gelip teslim olanların arasındaydı… 4 yıl hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunu… 1995 yılında PKK’ya katıldı. Cezaevinden çıktıktan sonra örgütün Türkiye’de yayın yapan basın organlarında sorumluluk aldı. Daha sonra Demokratik Toplum Kongresi’nde Hatip Dicle ile eşbaşkanlık görevine yükseldi. Şimdi yeni misyonu ile KCK/ TM faaliyetleri için Türkiye’ye geri gönderilecek… Bir çok önemli karar kendisinde mevcuttur.

Yeni KCK, seçimler sonrasında BDP’nin başına Leyla Zana ve Hatip Dicle’nin getirilmesini kararlaştırdı..

Bu kongreye Türkiye’den de bir çok kişinin delege olarak katıldığı tespit edilmiş durumda..

Dahası, kongre bitmesine karşın katılımcılar ya Kandil’i terk etmediler ya da sık sık gidip gelmeyi sürdürmekteler..

Bu kongrede alınan bir çok karar üzerinde gizlilik esası konulduğu da öğrenildi..

Örgütün basından gizli tuttuğu KCK’nın gizli maddelerinin hepsinin hayata geçirilmesi için keskin kararların alınacağı biliniyor..

Bu kararlar şöyle sıralanıyor..

Demokratik Özerk Kürdistan Cumhuriyeti’nin başta Türkiye ve Suriye olmak üzere diğer parçalarda hayata konulması..

2012 Nisan’da Öcalan’ın serbest bırakılması.. (Öcalan, planlanan ev hapsine çıkarılacak ama örgüt için sadece simge haline getirilecek.. Kararlardan uzak tutulacak)

KCK kararlarında Avrupa Birliği teminatlarının arkalarında olduğu da vurgulanıyor..

Okumaya devam edin ‘Yeni KCK ve planı ve Kandil’deki Demirtaş’

30
Nis
11

TGB’den görülmemiş eylem…

Ankara TGBliseli, YGS’de Türkiye birincisinin Maltepe Dershanesi’nden çıkmasına tepki olarak Maltepe Dershanesi önünde toplandı.

Cemaatin yuvası işte burası” diyerek dershaneyi gösteren liseliler adına basın açıklaması yapan Ekin Yatarkalkmaz:

“Dün YGS sonuçları açıklandı. Sınav yargıdayken, kopya çekilmesi araştırılırken sınavın açıklanma sebebi bellidir. Sınavı iyi gelen öğrencilerle, puanı düşük gelen öğrencileri karşı karşıya getirmektir. Bir anda oldu bittiye getirerek öğrencilerin sınavı kabullenmesini sağlamak istiyorlar. Öğrencilerin, “Kopya çekildi ama kaderimize razı olalım” demesini istiyorlar. Biz bu durumu kabul etmiyoruz.

Tabii bu sınavın galipleri de var. Sınavdan, şifreden, kopyadan memnun olanlar var. Bahsettiklerimiz cemaatçilerdir. Kopyayı çektiler, yine dereceye girdiler. Başarıları herkes tarafından görülüyor. Türkiye Gençlik Birliği Liseli örgütü olarak biz de kendilerini tebrik ediyoruz. Kopya çekmede sağladıkları başarıdan dolayı kendilerine başarı ödüllerini sunuyoruz.”

Daha sonra dershane için hazırladıkları hediyeyi, dershaneden bir görevliye verme isteklerini söyleyen TGBliler ile emniyet görevlileri arasında kısa bir tartışma yaşandı. Emniyet görevlileri, birincilik madalyasını götürebileceklerini, ancak üzerinde Fethullah Gülen’in resminin bulunduğu posteri götüremeyeceklerini söylediler. Polisler eşliğinde dershane önüne gelen TGBli, bir süre dershaneden bir görevlinin gelmesini bekledi ancak emek hırsızları tabi ki dürüst öğrencilerin karşısına çıkamadılar. TGBliler de yaptırdıkları birincilik madalyasını dershane önüne asarak alanı terk ettiler.

Nazlı TÜRKMEN
TGB Ankara Basın Sorumlusu

tgb.gen.tr

Facebook’ta Paylaş   Twitter’da Paylaş  FriendFeed’de Paylaş

3 Yorum
Yorum bırakın »

  1. Yavuzalp 29 Nisan 2011 21:54 :elinize sağlık yurtsever liseliler, umudunuzu yitirmeyin bu karanlık günler geride kalacak…
  2. seyide 29 Nisan 2011 22:07 :bu millet çılgın proje ile uyutulurken atı alan üsküdarı geçti.Dikkat edin neden hep bu tip dershaneler başarılı gibi duruyor.
  3. E.E 29 Nisan 2011 23:22 :Ankara CUMHURİYET BAŞ SAVCILIĞI bu gün kararını açıkladı…:
    …- ” şifre var ama kopya tesbit edilmedi…”
    Bana göre doğru bir tesbit.
    Zira Hiç bir kopyacı MAHLUK ; bu güne kadar RESEN Savcılığa müracaatla , ” ben kopya çektim” dememiş.
    Aslında ÖSYM başkanının 1.700.000 öğrenciye bir mektup daha yazarak, ” İMTİHANDA KOPYA  ÇEKENLERİN ,  İNSANİYET  BAKIMINDAN  SAVCILIK  MAKAMINA BAŞVURMALARINI” isteyebilir.
    Benim tek anlamadığım, ŞİFRE ile KOPYA nın birlik te anılması.
    Şifre’yi  önceden  ele  geçiren  bir  öğrenci  neden  kopya  çeksin  ki..?
    Şifre’ yi  uygular,  sonuca gider…!  Şayet geçen yılki KPSS sınavındaki gibi  MUHTERİS davranıp  bütün  soruları  “çözme”  APTALLIĞINDA   BULUNMAZLARSA….!
30
Nis
11

AKP derin devletinin MHP’ye tezgah birimi !

Muhalefet Tayyip Erdoğan’ı hâlâ tanıyamadı !

Ardındaki gücü de okuyup kavrayamadı !

Öyle olsaydı en azından önlem alır, yol keserlerdi !

Yapamıyorlar zira öngörüden yani geleceği okumaktan yoksunlar !

Böyle olunca da Tayyip’in çelmeleriyle hemencecik sendeliyorlar !

Seçim sürecinde Tayyip Erdoğan’ın her şeye tevessül edeceğini bilmek için allame olmak gerekmiyor !

Bakın biz haftalar önce MHP için kasetler sızdırılacak diye yazarak uyardık !

Peki bir yerden bilgi ya da istihbarat mı almıştık ?

Hayır…

Sadece Tayyip Erdoğan ile ardındakilerin gücünü, imkânını, hedefini ve de hırsını biliyorduk !

Maalesef MHP’de ve CHP’de geleceğe dair projeksiyonlar yapabilecek ekipler oluşturulamadı !

Malum, CHP ile MHP’nin medyası yok ama heyhaaaat yine aylar önce defalarca ikaz etmemize rağmen bunu oluşturma adına da zerre kıpırdamadılar !

Zannediyorlar ki candaş medya onları arada bir olsa da görecek !

İyi bilsinler bu dönem iyi günleri, seçime üç hafta kala göreceksiniz adlarını bile anmayacaklar!

Keza CHP ile MHP, enformasyon ve dezenformasyon adına hiçbir şey yapmıyorlar!

Birileri muhalefete toplumsal imaj nasıl oluşturulur, karşı tarafın imajı nasıl bertaraf edilir bunun metotları nedir anlatmalı!

En önemlisi kurulması muhtemel komplolar tahmin edilip, önceden yollar kesilmeli!

Seçime 44 gün var, yazıyorum…

Bundan  sonra  muhtemelen  şunlar  yapılacak :

-Bazı MHP’liler için yolsuzluk, çetecilik iddiaları ile gıyabında Bahçeli ile ilgili olarak yapılan sert eleştiriler servis edilebilir.
-Bazı MHP teşkilatlarına polis baskınları yapılabilir ve orada toprağa gömülü bombalar misali kafa karıştıracak silahlar bulunabilir! MHP örgütleri bu tezgaha karşı dikkatli olmalı zira AKP derin devletince oluşturulan MHP’ye tezgah masası ya da birimi, o silahları önceden koydurabilir!
-MHP’yi Ergenekon’la irtibatlandıracak yeni hikaye ve dinlemeler uydurulup servis edilebilir.
-MHP’yi Kürtlerle karşı karşıya getirecek tezgahlar olabilir.
-MHP’li bir iki belediyeye yolsuzluk operasyonu muhtemeldir.
-MHP yönetiminin İslam’la mesafeli olduğu tezi ısrarla işlenebilir.
-Aynı şekilde CHP’de de belediyelerde yolsuzluk operasyonları ve sürpriz gözaltılar olabilir.
-Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği ve saygıdeğer annesi yine öne çıkarılabilir ve CHP’nin güya PKK ile olan bağlantı iddiaları gündeme oturtulabilir. Bu bağlamda Sezgin Tanrıkulu ekseninde bazı montaj sızdırmalar olabilir.
-Dinleme kayıtlarında Kılıçdaroğlu için, aday olan bazı CHP’lilerin söylediği olumsuz sözler yansıtılabilir.
-Yeni gönül maceraları montajlarla sergilenebilir.

Hülasa; AKP derin devletinin bel altı hücumu bitmedi, yeni başlıyor… Aman dikkat !

PATENT  KİMİN
Yalan ve hayal rüzgarı !

Önce bir tespit :

Okumaya devam edin ‘AKP derin devletinin MHP’ye tezgah birimi !’

30
Nis
11

Devlet, KCK’ya göz mü yumdu ?!

PKK terörü konusunda uzmanlaşmış bir istihbaratçıdan dinlemiştim..

Şöyle diyordu; “KCK,  PKK’nın yan kolu değil, asıl çatı burası.. PKK yan kol!..”

Bu eski bir bilgiydi ve o zaman, KCK denilen örgüte bir operasyon söz konusuydu..

Şimdi şu açıklamaları duyuyoruz..

“KCK çatı örgüt. Kendine ait 47 maddelik anayasası var. Küçük bir devlet gibi örgütleniyor. Amacı konfederal bir devlet…”

Diyarbakır Terörle Mücadele Şube Müdürü Fatih Özgül KCK ile ilgili çok çarpıcı açıklamalar yaptı.. Polis Müdürü’nün açıklamalarından bu örgütün 2005 yılında kurulduğunu anlıyoruz..
Bu açıklamalardan anlaşılan bir önemli nokta da şu…
Örgütün varlığı, ilk anından beri devletimiz tarafından biliniyor..
Hem de ayrıntılı biçimde..
Faaliyet alanları ve mensubiyetleri hakkında da elde çok detaylı bilgiler mevcut!..
Zaten KCK olayı ile yakından ilgilenen gazetecilerin de bildikleri ama cevap bulamadıkları sorular mevcut..
2007 seçimleri öncesi, bu örgüte yönelik çok geniş kapsamlı bir operasyon yapılacağı kulaklara gelmişti.. Diyarbakır Savcılığı başta olmak üzere savcılıklarca hazırlanan planlı bir operasyon hazırlığı yapılmıştı.. Polisin de gerekli çalışmaları tamamladığı, bin küsur ismin saptanıp, yıldırım baskınlarla tepelerine binilmesi için hazırlanıldığı belirtiliyordu…
Gelgelelim bu harekat ertelendi, yerel ve genel seçimler sonrasına bırakıldı..
Polis Müdürü Özgül’ün açıklamalarında, örgütün ilişkileri hakkında bilgi verilirken şöyle deniliyor..
“… İnsanların maaşının yüzde 10’una el koyuyor. Şirket kuruluyor, gelirin yüzde 30’u, bazen tamamı örgüte aktarılıyor. Belediye başkanları bile para aktarıyor. Osman Baydemir, aylık 3 bin 500 lira gönderiyordu. Bu rakamdan maaşının 35 bin olduğunu anlıyoruz…”
Devlet, Osman Baydemir’in (Hangi ölçüye dayalı?!!) 35 bin liralık maaşından (Devlet kesesi) KCK’ya para aktarıldığını biliyor ama, bu konuda ne yapıldığını bilmiyoruz!!
Diyarbakır Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Fatih Özgül, “KCK’yı küçük bir devlet olarak adlandırabiliriz. Yani karşımızda bir devlet var” diyor…
2005’te PKK’nın Kuzey Irak’taki kampında kurulan KCK’nın da kendisini ‘konfederal devlet’ olarak tanımladığını kaydeden Özgül’ün söylediklerini özetleyelim..
“Bir devletin anayasası, yasama, yürütme ve yargı organları olur. Bu örgütün kuruluş sözleşmesi de anayasa niteliğinde. Sözleşmeyi okuduğunuzda ‘bunu ancak bir anayasa hukukçusu yazabilir’ diyorsunuz…”
“Örgütün yargı organının başında ‘Gazi Avare’ isimli İranlı eski bir hakim yer alıyor..”
“47 maddelik anayasası aynı kişi tarafından kaleme alındı..”
“Abdullah Öcalan’ın emriyle kuruldu.. Örgütün üç aşamalı bir planı var. Özgür önderlik, demokratik özerklik ve demokratik konfederalizm. Yani önce Öcalan’ın cezaevinden dışarı çıkartılması sağlanacak. Sonra demokratik özerklik ilan edilecek. Sonra da Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de dört parçalı konfederal bir Kürt devleti kurulacak..”
Okumaya devam edin ‘Devlet, KCK’ya göz mü yumdu ?!’

30
Nis
11

İkinci çılgın proje, Trabzon’a NATO üssü mü ?

Tayyip Erdoğan, Ecevit’in “İstanbul’a ikinci boğaz” projesi ile Türkiye’nin gündemini değiştirmeyi başardı. Ancak “çılgın proje” ile birlikte akla gelenler, kendisine pek rahat vermeyecek.

Zaten KPSS ve üniversite sınavlarındaki şifrelemelerden başı iyice sıkışmıştı.

AKP iktidarı, bu meseleyi zamana yayarak, suçu matbaaya yükleyerek işin içinden çıkmak istiyor ama ne yapsalar fayda etmeyecek.

Çünkü bu ülkenin gençliğini kaybettiler.

***

“Çılgın proje” ile ilgili farklı görüşler var: Şehir Plancısı ve MHP İstanbul 3. Bölge milletvekili adayı Ahmet Turgut, “13 Haziran’dan itibaren fizibilitesi ve etütlerinin iki yıl devam edeceği söylenen, yeri dahi net olarak belirlenmeyen bir projenin büyük bir sansasyonla açıklanmasının sebebi nedir? Dünyanın gözbebeği İstanbul’un böylesi yapay vizyonlara ve çılgınlıklara ihtiyacı yoktur. Kanal İstanbul Projesi, sadece propaganda kokan bir açıklamadır” diyor.
– Mustafa Ercilasun, “Madem yeni şehir kurmaktan bahsediliyor. Neden eskiden MHP ve CHP programlarında yer alan ‘tarım kentleri’, ‘köy-kentler’, ‘cazibe merkezleri’ gibi projeler Anadolu’nun ekonomik kalkınması için düşünülmüyor?” diye soruyor..
– Hüseyin Oğuz Akyüz ise konuya “Gürcistan’a yardıma giden Amerikan savaş gemileri, Karadeniz’de durmak için epey çaba sarf etti. Ancak Türk Deniz Kuvvetleri, Montrö’yü harfiyen uyguladı. Herhalde, bahriyelilerimizin başındaki dert bu yüzdendir. Ayrıca Trabzon’a da NATO üssü mü kuracağız? İkinci çılgınlık bu mu? Bu kanal yapılırsa Möntrö’nün hükmü kalacak mı, kanaldan tankerler mi savaş gemileri mi geçecek?” diye yaklaşıyor..

***
MHP Trabzon Milletvekili Süleyman Latif Yunusoğlu, “Trabzon’a NATO üssü” konusunda, “Halk arasında Trabzon havaalanına yapılacak ikinci bir üssün NATO ya da ABD’ye verilmek üzere mi yapıldığı yönünde söylentiler dolaşmaktadır. Bunu biz Türkiye’nin geleceği açısından çok sakıncalı görüyoruz” demişti.
İbrahim Karagül de 20 Şubat 2009 tarihinde yayımlanan “Trabzon’u ABD’ye verelim mi?” başlıklı yazısında “Karadeniz şu an için Türkiye’nin önündeki en önemli sorun olarak büyüyor. Ankara bugüne kadar son derece dikkatli bir politika izledi. Umarız bu devam eder, bölge savaşın değil barışın merkezi olur. Ancak her durumda Afganistan, Taliban sorunu, lojistik destek hattı bölge ile bağlantılı olacak. Bu yüzden Trabzon ve Doğu Karadeniz ABD için çok çok önemli olacak. Ne dersiniz? Trabzon’u böyle bir senaryoya kurban edelim mi?” diye yazmıştı.

***

AKP’nin projelerinin hiçbiri yerli ve milli değildir. Evet, kanal projesini Ecevit gündeme getirmişti ama Tayyip Erdoğan da bizzat açıklıyor ki, proje, yap işlet devret modeli ile yabancılara ihale edilecek!

“Yabancılar için 20 yeni kent” projesinin, Türkiye’deki Hıristiyan nüfusunu çoğaltmak için tezgahlandığı da çok açık.

Zaten AKP’nin kendisi bir Amerikan projesidir.

Okumaya devam edin ‘İkinci çılgın proje, Trabzon’a NATO üssü mü ?’

29
Nis
11

ATATÜRK’ÜN AKıLLı PROJESİ

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Çılgın Kanal Projesi”ni açıklamasının ardından bir tartışmadır başladı! Bütün televizyon ekranları ve gazete köşeleri, hatta bir ulus, bir “çılgınlığın” peşinde sürüklenir oldu…

Başbakan, “Çılgın Projeyi” açıklar açıklamaz, yandaşlar “İstanbul dünyanın merkezi olacak! Türkiye kalkınacak!..” diye avaz avaz bağırmaya başladılar!…

Marmara’dan Karadeniz’e devasa bir kanal açarak “kalkınacaklarını” zanneden bütün “çılgınlara”, 80 yıl kadar önce Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün hayata geçirdiği AKILLI PROJE’den; Atatürk’ün SOSYAL FABRİKA PROJESİ’nden söz etmek istiyorum…

Kim bilir, belki bizim “çılgınlar” iyice havalanıp uçmadan, akıllarını başlarına toplayıp ayaklarını biraz yere basarlar.

O  FABRİKANIN  VENEZUELLA’DA  NE  İŞİ  VAR ?

Sevgili arkadaşım, değerli dostum gazeteci-yazar Banu Avar, Venezuella’da karşılaştığı bir olayı şöyle anlatmıştır:

“Şehri göreceğimiz tepeye doğru tırmanırken, Kemal Atatürk tabelasını geçince şaşırdım ki, tepeye geldik. Genç kız rehber heyecanla ‘şu fabrikayı görüyor musun? yanında nikah salonu, şu sağlık ocağı, şu okul onun arkasındaki de bizim ev.’ ‘Eeee ,dememe kalmadı’ Rehber ‘Biz buna ATATÜRK modeli’diyoruz’ diye yapıştırdı.”

Venezuella’da bu gördükleri ve duydukları üzerine duygulanan Banu Avar: “Venezuella tepesinde tüylerim diken diken, gururum tavan yapmıştı...” diyerek anlatmıştır heyecanını…

Peki ama, Türkiye’den binlerce kilometre uzaktaki Venezuella’da “Atatürk Modeli” diye adlandırılan bir fabrikanın ne işi vardı?

“Atatürk Modeli Fabrika
” da nedir?

Türkiye’de bu fabrikadan var mıdır?

İşte bütün bu soruların cevaplarını verebilmek için şimdi hep birlikte Nazilli’ye uzanalım!

ATATÜRK’ÜN  DEV  PROJESİ :  NAZİLLİ  SÜMERBANK  BASMA  FABRİKASI

Venezuella’daki “Atatürk Modeli Fabrika’ya” esin kaynağı olan fabrika, 1937’de Atatürk tarafından açılan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’dır. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Atatürk’ün kafasındaki “Sosyal Fabrika Projesi’nin” ilk uygulaması olması bakımından çok önemlidir. Atatürk’ün kafasındaki fabrika, sadece üretim yapılan bir mekan değil, aynı zamanda “ar-ge” çalışmalarının yapıldığı bir laboratuar, eğitim verilen bir okul, her türlü sanat ve spor imkanlarına sahip bir kültür kompleksi, kısacası adeta dört dörtlük bir “yaşam alanı”, bir kampustur. Atatürk, işçilerin yüksek standartlarda, her türlü imkândan yararlandıkları bu “sosyal fabrikaları” Anadolu’nun her yanına yapmayı planlıyordu. Ama bu projesini yaygınlaştırmaya ömrü yetmeyecekti.

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, genç Cumhuriyetin Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın ilk önemli eseridir. Sümerbank’ın kurduğu ilk Türk basma fabrikasıdır. Devlet eliyle kurulan ilk basma fabrikasıdır.

Fabrika, Türk-Sovyet ortak yapımıdır. Makineler ve teçhizatların çoğu Sovyetler Birliği’nden narenciye karşılığında alınmıştır. Fabrika kuruluşundaki işçi açığını kapatmak için 120 Sovyet montör ve mühendisi istihdam etmiştir.

Fabrikanın temelleri 25 Ağustos 1935’te atılmış, yapımı 18 ayda tamamlanmış ve 9 Ekim 1937’de açılmıştır. Bina ve makineler dâhil, 8 milyon liraya mal olmuştur.

Fabrikanın, 28 bin iğ ve 800 otomatik tezgâh ile çalışmaya başlaması ve 2.400.000 kilo iplik işlemesi planlanmıştır. Bununla 20 milyon metre basma imal edilecektir.

Fabrika 15 bin ton kömür yakacaktır.

Fabrika her gün en fazla 2400 işçi çalıştıracak ve ücret olarak senede 1 milyon lira ödeyecektir.

Fabrika, beş kısımdan oluşmuştur: Dokuma bölümü, Basma bölümü, Desen bölümü, Gravür bölümü ve Baskı kısmı… Basma, Desen, Gravür bölümünden geçen kumaşlar, Dokuma bölümünde, yarısı elektronik olmak üzere 768 tezgahta dokunacaktır. Günlük dokuma, 62.000 ile 64.000 metre arasındadır. Baskı bölümünde ise 4 baskı makinesi vardır. Burada farklı renk ve desenlerde günlük ortalama 85.000 metre basma yapılacaktır.

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, sosyalist ülkeler de dâhil, dünyada görülmemiş bir “sosyal” niteliğe sahiptir.

Okumaya devam edin ‘ATATÜRK’ÜN AKıLLı PROJESİ’

29
Nis
11

Çılgın proje, zalim gerçek !

Başbakan “çılgın proje”sini açıkladı; ben de dahil, tüm köşe yazarları bu konuya odaklandı.

İktidar yağcılarının tavrı belli; projeyi, “ustalık eseri” olarak yorumluyorlar.

Bizim kaygımız da açık :

“Bu kadar para, doğanın dengesini nasıl etkileyeceği belli olmayan bir projeye yatırılacağına, ülkenin işsizlik ve yoksulluk sorunlarına harcansa daha iyi olmaz mı?”
Yani; övenler ne kadar boş konuşuyorsa, biz de o kadar aldanıyoruz aslında…

Keşke bu tür “uçuk projeler”le uğraşacak kadar “zaman zengini” olsak da bol bol tartışsak…

Ama bu tür “çılgın projeler”, ülkemizde “Tavşana bak” demekten farksız kalıyor. Biz saf saf tavşana bakarken diğer yanda inanılmaz şeyler yaşanıyor.

İşte “çılgın proje”yle “umut” ticareti yapıldığı şu günlerde bu ülkede yaşanan bazı acı gerçekler:

1)  İLKÖĞRETİMDE  GEBELİK  TESTİ

İstanbul’da 13 yaşındaki kız öğrenciye gebelik testi yapıldı. Kızcağız önce erkeklerle gezdiği gerekçesiyle okul müdürünün talimatıyla dersten çıkarıldı. Sonra temizlikçi tarafından tuvalete götürüldü ve gebelik testi için zorla idrarı alındı. Ruh sağlığı bozulan ve okulu bırakan öğrenci, intihara kalkıştı.

2)  GİTARA  GÖZALTI!

Üniversiteye hazırlanırken cep harçlığını kazanmak isteyen liseliler, Ankara’daki ünlü Tunalı Hilmi Caddesi’nde gitar çalıp şarkı söylerken polis tarafından gözaltına alındı. 17 yaşındaki çocuklar bir gece nezarethanede tutuldu; 75’er lira para cezasına çarptırıldı.

3)  HEYKELE  TEKBİRLİ  YIKIM !

Başbakan Erdoğan’ın “ucube” dediği ve yıkılmasını istediği Kars’taki İnsanlık Anıtı’nda heykellerden birinin başı kesilirken, çevredeki bazı vatandaşların tekbir getirmeleri, izleyenleri dehşete düşürdü.

4)  BAŞBAKAN’A  HAKARET !

19 Nisan’da dersten çıktıktan sonra arkadaşlarıyla yolda yürüyen Gazi Üniversitesi öğrencisi E. K. yoldan geçen büyük cipleri görünce arkadaşına dönüp, “Oha; arabalara bak kocaman” dedi. Bunu söylerken, konvoyun Başbakan’a ait olduğundan haberi bile yoktu. Yanında gri renkli bir otomobil durdu ve içinden inen polisler, “Başbakan’a hakaret ettiniz” diyerek genç kızı karakola götürdü. Yedi saat gözaltında tutulan genç kız şimdi, “devlet büyüğüne hakaret”ten yargılanacak!

5)  HAYDAR’A  YASAKLAMA !

Parkta el ele dolaşmak yasak, içkili lokantaya çocuk götürmek yasak, gitar çalmak yasak, otobüste sarılmak yasak, yirmi dört yaşından küçüklere içki yasak…
Şimdi de bazı sözcükleri “isim” olarak kullanıp, internette site kurmak yasak!

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı hosting firmalarına bir yazı gönderdi ve kullanılması yasak olan sözcükleri bildirdi. Bu sözcükleri içeren alan adı tahsis edilemeyecek, kullanılamayacak, mevcut olanlara da erişim yasağı getirilecek.

Doksan binden fazla site, bu yüzden kapatılacak!
Amaç; halkımızı müstehcenlikten, uyuşturucudan, şiddetten korumak…

Yasaklanan sözcükler arasında öyle ilginç olanlar var ki; neden yasaklandıklarını anlamak, gerçekten mümkün değil…
Örneğin; baldız, çıplak, çıtır, ateşli, hatun…

Bana en garip gelen yasaklı sözcük ise Haydar!
Argo sözlüklerine baktım; hiçbir karşılığı yok… Arapça kökenli bu isim, “aslan, cesur” anlamına geliyor ve Hazret-i Ali‘nin diğer adı olarak biliniyor.

Yaklaşık 60 bin kişi bu adı taşıyor!
Bu yasaktan sonra Haydarlar’ın hiçbiri artık kendi isimleriyle internet sitesi kuramayacak, sitesi olanlar da kapatacak !

Okumaya devam edin ‘Çılgın proje, zalim gerçek !’

29
Nis
11

TÜRK İNSANıNıN KESİNLİKLE YERİNE “GETİRİLEMEYECEK” ÇıLGıN İSTEĞİ

Hayale,   düşe,   Doğa   ötesine   karnım   tok.

Cine,   periye,   tanrıya,   iblise   karnım   tok.

Adam  gibi  yaşadım  şu  dünyada   diyebilsem   bir   gün,

Gerisine    karnım    tok…

A.Behramoğlu

28
Nis
11

“YENİ”lenen ve YENİLEN Türkiye

Kübalılar ABD’ye “El İmperio” yani imparatorluk derler.

ABD’nin eğer bir ülkeye “insan hakları, demokrasi, sivil toplum, hukuk devleti, özgürlükler, piyasa ekonomisi” gibi konularda baskısı olursa, gerçekte o ülkenin içişlerine müdahale etmek istediğini bilirler.

Çünkü ekonomi politikten (siyasal iktisattan) anlarlar.

Emperyalizm gerçeğini çözmüşlerdir.

Şili’de solcu Salvador Allende’yi devirip, darbeci Pinochet’i getiren gücün ABD olduğunu görmüşlerdir.

11 Eylül 1973’te Şili’de onbinlerce insanın ölümünden sorumlu olan ABD’nin ünlü Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in, “Bir ülkenin kendi halkının sorumsuzluğu yüzünden komünist olmasına neden göz yummamız ve tahammül etmemiz gerekir anlamıyorum” (Tevfik Taş, Görünüş ve Gerçek, Elma Yay,. İstanbul, 2003, s: 11) dediğini unutmamışlardır.

Emperyalizmin, söylemleri, yöntemleri değişse de, özü değişmez.

Örneğin ABD, Afganistan’ı hem “terörden arındırmak ve özgürleştirmek”, hem de 11 Eylül 2001 saldırılarının faili olarak gördüğü El Kaide lideri Bin Ladin’i yakalamak için işgal ettiğini açıklamıştır.

Ama ne ülkeyi özgürleştirmiş ne de Bin Ladin’i yakalamıştır.

Ama çok zengin bakır yatakları bulmuştur orada.

ABD’nin söyleminde terörle savaş bahanedir.

Bir zamanlar SSCB’ye karşı desteklediği İslamcılar, artık ABD için sorun yaratıyor gibi gösterilmişler, işgalin gerekçesi, sebebi, bahanesi olarak sunulmuşlardır.

Gerçekte ABD, ekonomik olarak yeni yatırımların altyapısını hazırlamış, doğal kaynakların denetimi yönünde önemli bir coğrafyaya yerleşmiş, kendi şirketleri için uygun ortam yaratmıştır.

ABD’nin Irak’ı işgali sonrasında yaşananlar emperyalizm gerçeğini tüm çıplaklığıyla, acımasızlığıyla ortaya koymuştur.

İşgal sonrasında yaklaşık 2 milyon sivil ölmüştür.

Ülkenin dünyaca ünlü müzelerinden tutun da tapu kayıtlarına kadar ne varsa yağmalanmıştır.

Bilim insanları ya katledilmiş ya da kaçmıştır.

Irak Sünniler, Şiiler ve Kürtler arasında fiilen üçe bölünmüş, istikrarsızlığa teslim olmuştur.

2011 sonuna dek çekilme işlemini tamamlayacağını açıklayan ABD, bu ülkeden tamamen çekilmeyecektir elbette.

Ama Irak’ta işgalden geriye çökmüş bir devlet yapısı, umutsuz bir halk, petrol başta olmak üzere tüm ekonomik kaynakları öncelikle ABD’li şirketler tarafından değerlendirilen bir ülke kalmıştır.

Kısacası ABD, geçmişte Pearl Harbour baskınının sonuçlarından yararlandığı gibi bu kez de 11 Eylül’ün sonuçlarından, Bin Ladin’in varlığından, Saddam’ın tek adam yönetiminden, bir türlü bulunamayan kimyasal silahlardan yararlanmıştır yeni işgal ve talanları için.

Geçmişte ABD’yi yönetenler, önceden haberdar oldukları Pearl Harbour baskını sonrasında, Japonya’ya atom bombası atma gerekçesini nasıl üretmişler ise bu kez de geniş kitlelerin savaş konusunda inşası ve iknası için, kitle imha silahları bahane edilmiştir.

Emperyalizm, ikna etmek, korku salmak için bir kez daha bilinen yollara başvurmuştur.

Emperyalist merkezlerin psikolojik harp yöntemlerini iyi kullanan kurmayları, sık tekrarlanan bir yalana herkesin inanacağını bildiklerinden, Yugoslavya’dan sonra Afganistan ve Irak’ı da bölmeyi başarmışlardır.

Unutmamak gerekir ki emperyalizm işgal için her zaman silahlı güce başvurmaz.

Ekonomiyle, medyayla, kültür kurumlarıyla, aydınlar eliyle, üniversiteleri kullanarak, kısacası yumuşak gücü sayesinde de ülkeleri içten çökertir.

Ve emperyalizmin çevre (periferi) bir ülkeye girmesinin en kolay yolu siyaseti ele geçirmekten geçer. Çünkü silahlı işgalle yapılamayanlar, siyasetle yapılır.

Hem de daha kansız, daha ucuza, daha kalıcı, daha etkili biçimde.

Üstelik bu yöntem dünyanın tepkisini de çekmez.

Okumaya devam edin ‘“YENİ”lenen ve YENİLEN Türkiye’

28
Nis
11

Proje değil, ses bombası !

Tayyip Erdoğan yağmıyor ama boyuna gürlüyor!9 yılda ben bunları yaptım diyeceğine hâlâ yapacağım

noktasında!

Ne demiş şair, “Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz!”

9 yılda ne yaptı ki, bundan sonra ne yapacak!
Günlerce, haftalarca kamuoyunu meşgul etti!
Neymiş efendim çılgın projeyi açıklayacakmış!
Dün açıkladı, meğer çılgın proje diye açıkladığı kanal olayı, eskilerin ifadesi ile kuru bir muhayyile!
Muhayyile ne midir?
Hayal kurmaktır.
Tayyip Bey de zaten hayal kurduğunu dün kendi söyledi !
Diyeceksiniz ki projeler hayal ile başlar!
Kuşkusuz öyledir, lakin soyut hayalleri proje diye yutturmak da en hafif ifade ile tacirliktir.
Bir hayalin proje olması için fizibilitelerinin yapılması, finansmanının bulunması ve hatta bu iş için fiilen harekete geçilmesi gerekiyor !
Var mı böyle bir şey ?
Yok!
Peki ne var?
Beyefendi içinden geçiriyormuş!
Dün şahit olduk Başbakan ne yeri ne de finansmanı açıklayabildi!
Dahası maliyeti bile hesaplanabilmiş değil!
Kusura bakmasınlar ama bu yapılan; milleti aptal yerine koymaktır!
Seçim eşikte ya, salla sallayabildiğin kadar!
Yahu sen muhalefet değil, iktidarsın, iktidar vaat etmez, yapar!
Madem böyle bir hayalin vardı, neden 9 yıldır bekledin?
Niçin gereğini yapmadın yani finansmanını bulmadın ve temelini atmadın!
Yumurta, pardon seçim kapıya dayanınca rüyayı gerçek diye satıyorsun öyle mi?
Zerre mübalağasız söylüyorum Tayyip Erdoğan’ın bu yaptığı, seçim öncesinde toplumu manipüle etme adına ses bombası patlatmaktır, iki yıl önceki mahalli seçimler öncesinde de GAP’a 10 milyar dolarlık yatırım sözünü vermişti ki çakılan bir çivi bile olmadı.
Hatırlayın, benzer şeyleri rahmetli Erbakan da Birinci MC döneminde koalisyon ortağı iken çok yapardı.
Erbakan Hoca seçmeni etkilemek adına gittiği her yere sözde fabrika temellerini atardı ama, attığı onlarca temelin kaynağı ve fizibilitesi olmadığı için hiç biri tamamlanamadı.
Demek ki bu zihniyette kandırmak esastır!
Diyeceksiniz ki Yüce Yaradanın dinini bile istismar eden yatırım istismarı yapmaz mı?
Haklısınız, yapar ve bugün olan da odur!.. Laiklik, türban, darbe istismarları, oh nihayet bitti derken sırayı hayali proje istismarları aldı…Yahu sizin gerçek olan bir şeyiniz yok mu?

MONTAJ  SANAYİSİ
MHP için montaj kaset dedik, çıktı!
Bu sütunu izleyenler hatırlar.
Çok değil bir ay önce seçim günü yaklaştıkça MHP ve CHP için ardı ardına montaj kaset servislerinin yapılacağını duyurmuştuk.
Yanılmadık, kaset sızdırma günleri başladı!
İki gündür MHP ile alakalı çirkin bir montaj internet medyasında vizyonda!
Göreceksiniz bu son olmayacak ve seçime doğru karalama kasetleri ardı ardına yayınlanacaktır!
Peki bu işin ardında kimler mi var?
Siyaseten kim bundan fayda umuyor ise onlar var!
İktidar istese bu sızdırmayı yapanı anında bulur, hal bu iken failler değil bulunmak zerre araştırılmıyorsa, işin gerisinde kimin olduğunu siz tahmin edin!
Bu tablo belden aşağılık değil de nedir söyler misiniz?

SEÇMECE  BUNLAR
En çok kızılan 10 isim!..
Bir internet sitesi okurları ile En Çok Kızılan İsimler anketi yaptı.
Sonuç mu ?
Okumaya devam edin ‘Proje değil, ses bombası !’

28
Nis
11

BALYOZ DARBE İSE AKSU, GÜLER VE ÖZKÖK’Ü DE TUTUKLAYıN…

Sözlerime şaşırmayınız, ben anlatayım, siz karar veriniz… Balyoz Darbe Planı dedikleri, yasal çerçevede, bir EMASYA planıdır.

Bu planın uygulamasından birinci derecede dönemin İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu, ardından Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, sonrasında ise İstanbul Valisi Muammer Güler sorumludur.

Hukuk kuralıdır: “Yetki devredilebilir ama sorumluluk devredilemez”. O halde yetki devriyle seminer yapan Orgeneral Çetin Doğan ve seminere katılan subaylar suçlu görüldükleri için tutukluysa, bu yetkiyi devreden sorumlu makam sahiplerinin tutuklanması gerekir, hukuk ve adalet bunu ister…

Sözlerime gerçekten şaşırmayınız, bir de ben anlatayım, siz dinleyin ve karar veriniz…

BALYOZ Darbe Planı diye kamuoyuna anlatılan plan, aslında bir EMASYA Planının uygulamasından ibarettir. EMASYA bir yardım planıdır ve açılımı; Emniyet ve Asayiş Yardım Planı’dır. Önce emniyet ve asayişten başlayalım…

Emniyet; Anayasa ile teminat altına alınmış olan kişi hak ve hürriyetlerinin güvenle kullanılabilmesi için alınması gerekli olan tedbirlerdir, polis ve jandarmanın maçlarda, gösterilerde vs. almış olduğu emniyet tedbirleri gibi…

Asayiş; Alınan emniyet tedbirleri sonucu vatandaşın kendini güvende hissetmesi, kişi hak ve özgürlüklerini rahatça ve bir tehlike olmadan kullanabileceğine olan inancıdır. Bir gece vakti, bulunduğunuz yerin bir köşesinde ve bir saatte, eşinizle birlikte güven içinde dolaşabileceğinize inanıyorsanız ve kimsenin sizi rahatsız etmeyeceğini düşünüyorsanız asayiş sağlanmış demektir.

Emniyet ve asayişin sağlanmasından kim sorumludur?

Başta İçişleri Bakanı’dır. Bakınız 3201 Sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun 1. Maddesine; Madde 1 – Memleketin umumi emniyet ve asayiş işlerinden Dahiliye Vekili mesuldür. Dahiliye Vekili bu işleri, kendi kanunları dairesinde hareket eden Emniyet Umum Müdürlüğü ile Umum Jandarma Komutanlığı ve icabında diğer bütün zabıta teşkilatı vasıtası ile ifa ve lüzum halinde İcra Vekilleri Heyeti kararı ile ordu kuvvetlerinden istifade eder.”

Bu demektir ki İçişleri Bakanı yurt genelinde emniyet ve asayişin sağlanmasından birinci derecede sorumlu makamdır. Bakan bu görevini Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı vasıtasıyla yerine getirir.

Ardından Valiler ve Kaymakamlar gelir. Neden? Çünkü bu sayılan makamlar, 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu gereğince yurt genelinde, illerde ve ilçelerde, belde ve köylerde emniyet ve asayişin sağlanmasından birinci derecede sorumlu makamlardır. İşte ilgili kanun maddeleri:

Madde 11 – A) Vali, il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiridir. Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alır. Bu maksatla Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam eder, bu teşkilat amir ve memurları vali tarafından verilen emirleri derhal yerine getirmekle yükümlüdür.

Madde 32 – Kaymakam, ilçe sınırları içinde bulunan genel ve özel kolluk kuvvet ve teşkilatının amiridir; Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alır. Bu maksatla Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam eder. Kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararları hükümlerinin yürütülmesi için emirler verir. Bu teşkilat amir ve memurları kaymakam tarafından verilen emirleri derhal yerine getirmekle ödevlidir…”

Buraya kadar konu net ve açık; emniyet ve asayişin sağlanmasından birinci derecede sorumlu makamlar işte bu sivil makamlardır.

Peki, bu sivil ve siyasi makamlar elde mevcut kuvvetleriyle meydana gelen ve gelmesi muhtemel olayları bastıramazsa ne olur ?

Yardım ister.   Kimden ?

Okumaya devam edin ‘BALYOZ DARBE İSE AKSU, GÜLER VE ÖZKÖK’Ü DE TUTUKLAYıN…’

28
Nis
11

Levent Kırca’nın Tayyip allerjisi

Levent Kırca  Aydınlık  gazetesinde  yazdı.  Kırca’nın  2  şeye  allerjisi var…

‘Bu  gün  kendimle  dalga  geçeceğim ;  biline…’

Eğer şakacıysanız, espri yeteneğiniz varsa, mizahtan yararlanarak eleştiri yapacaksanız, etrafınızdaki insanları kullanarak onlardan yararlanacaksınız demektir. Hal böyleyken, öncelikle siz “şaka kaldırmalısınız.” Herkesin size takılabileceği bir tip olmalısınız. Müsaade edin, insanlar sizinle eğlensinler, hatta siz kendinizle eğlenin. Hikayelerinizde çoğunlukla malzemeniz kendiniz olun. İşte bunu başarabildiğinizde, başkalarına takılma şansı elde edebilirsiniz. Olgun insanlar şaka kaldıranlardır. Kendi hatalarınızın, eksikliklerinizin üzerine önce kendiniz gidin. İnanın, çok rahat edersiniz ve sorunlarınızı aşarsınız. Ben öyleyim mesela. Espri zeka gerektirir. Bir başkası sizden daha zeki, daha komik olabilir. Onun üstünlüğünü kabul etmezseniz, hem gerilir hem de kaybeden olursunuz. Onun yanında, O’ndan yararlanarak gülüp eğlenmeli ve yine bu konuda O’ndan bir şeyler öğrenmelisiniz. Bütün mesele komplekslerden annabilmeyi bilmekte. Karşı saldırı, geri çekilme, durmak, tekrar hamle yapmak, yaşamın vitesleridir. Vitesi ne zaman değiştireceğinizi iyi bilmelisiniz.

21 sene Olacak O Kadar programı yaptık. Eleştirilmeyi hak edenlerle “dalga geçtik” hiç şüphesiz. Mizah, tenis maçına benzer. Topu düşürmemelisiniz. Kendinizden emin olmalısınız. Yere kuvvetli basmak ve raketi yumuşak bir sıkılıkta tutmak önemlidir. Zeki, esprili insanlar diğerlerine başlangıçta iyi, hoş gelir. Ama sonra sizden kaçarlar. Çoğunluk sıklıkla arkadaşlık edeceği kişileri kendi seviyesinin altında-kilerden seçer. Böylece üstün olabildiklerini düşünürler. Oysaki kendilerinden üstünlerle ilişkilerini sürdürebilseler, bunu başarabilseler, sürekli yükselişte, aşama halinde olurlar. Durmadan gelişirler. Gelişmenin sınırı yoktur. Kuralları vardır.
Olacak O Kadar programının en baba yıllarında eleştirdiğimiz kişiler beni arar tebrik ederlerdi. Olgun karşılamış gibi bir görüntü oluşturmaya çalışırlardı. Ben de “öyle” sanırdım. Zamanla gördüm ki, hiç de öyle değilmiş. İçin için kırılır ve intikam alacakları günübeklerlermiş meğer. Bu da onların hiç gelişmediklerini, aynı yerde saydıklarının göstergesidir.
Bir gün Arif Sağ telefon etti, bir türkü yarışması yapılacak, sertin de jüride benimle birlikte olmam istiyorum, beni yalnız bırakma dedi. Ben de onu hiç kıramam. En azından dava arkadaşıyız. Program Kanal D de yayırüa-nacak. Sunucusu da “Beyaz.” İlk bölümün ya-yınındayız. Program canlı. Salon hınca hınç “halk” la dolu. Açıkçası benim seyircim. 3,2,1, çekim başladı, önce Beyaz çıktı sahneye. Belli oranda bir tezahürat ve ilgi gördü. Ben çıktığımda ise yer yerinden oynadı. Beyaz duruma bozulduğu için, o an tartım gücünü elinde tutup kontrol edemedi. Ben de her açığı gole çevirip patlattım esprileri. Bir komiğin en büyük sorunu, bir başkasının kendinden daha komik olmasıdır. Onun için küstahlaşır ve sürekli saldırır. Usta komedyenler daima sakin ve kendilerinden emin olurlar.

Ertesi hafta türkü yarışmasının 2. bölümü için yayına gittim. Beyaz diğer jüri üyelerini toplamış odasına, beni de çağırdı. Gittim ben de. Bize nutuk çekiyor ama bana bakmıyor. Gözü Arif Sağ ve diğerlerinde. Şunları söylüyor. Aslında onlara söylüyormuş gibi yapıyor ama sözü bana. Siz espri yapmayın, o benim işim diyor. Siz puanlarınızı verin oturun. Program fazla uzamasın. Yani bana espri yapma, benden komik olma diyor. Sen benim ne yapacağımı bana öğretemezsin dedim. Ben bu nedenle bu programdayım. Bana söyleyeceğin bir şey olduğu zaman direk bana söyle. Kimseyi kullanma. Ayrıca kendinden daha büyük insanları da ayağına çağırma. Kimse senin emir kulun değü.
O gün programda, seyirci salonda oturuyor, biz seyircinin karşısına çekim başlamadan çıkıyoruz. Alkış kıyamet kopuyor ama bu ekranlara yansımıyor. Çekim başlayınca Beyaz tek basma çıkıyor ve alkışım alıyor.Başka bir alkış da olmadığıiçin mukayese imkanı anadan kalkıyor.
Bunlar küçük “ayak oyunları.” Yalnızca uygulayan kişinin ayaklarını birbirine dolaştırır okada; Başkasına bir zarar vermez. Sonraki geldi benden özür diledi. Bir sonraki haftada ben programı bıraktım.2 hafta sonra da program tamamen yayından kalktı.

Okumaya devam edin ‘Levent Kırca’nın Tayyip allerjisi’

28
Nis
11

ENGİN ALAN’dan Özkök ve Yalman’a 5 soru !

“Balyoz Planı” davasının tutuklu sanığı emekli Korgeneral ve MHP İstanbul 1. Bölge milletvekili adayı Engin Alan “Zaman bu zaman. Bu iki general (Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman) bu mahkemeye gelip, bize açık ve net bir şey söylemelidirler. Balyoz diye bir şey var mı yok mu?” dedi.

Alan, Özkök ve Yalman’ın “Balyoz Planı var” diyorlarsa yanıtlamalarını istediği soruları şöyle sıraladı:

1- “Balyoz varsa neden bu konuda komutan olarak yetkilerini kullanmadılar, gereğini yapmadılar.

2-Neden seminerden 5 ay sonra 2003 Ağustos’taki şurada Fırtına generali ve Örnek amirali çok yetkili kuvvet komutanlıklarına getirdiniz?

3-Neden seminerden 5 ay sonra Şükrü Sarıışık Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine getirildi.

4-Metin Yavuz Yalçın neden Harekat Başkanlığına getirildi?

5- Beni tankı, topu, tüfeği olmayan pasif bir göreve atamak yerine Türkiye’nin Yunanistan bölgesinden sorumlu olan 2. Kolorduya komuta görevine neden devam ettirdiniz?

Bu iki emekli komutan bu soruların yanıtını vermedikçe sağlıklı yargılama yapılamaz. Biz de burada suçsuzuz diye debelenir dururuz. Bir yandan da Eskişehir’de olduğu
gibi tezgahlar sürer gider.”

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını yapan tutuklu sanık 8. Kolordu Komutanı Korgeneral Mustafa Korkut Özarslan, dava konusu
seminerin hiçbir konu gizlenmeden yapıldığını belirterek, hiçbir delile dayanmayan, kanaatlere dayalı tüm suçlamaları reddettiğini söyledi.

Özarslan’ın avukatı Tolga Akalın ise Gölcük’ten sonra Eskişehir’den de dosyaya yeni deliller gönderildiğine dikkati çekti.

Bir taraftan kovuşturmanın, diğer taraftan da soruşturmanın yapılmasının ceza yargılamasının mantığına ters olduğunu ifade eden Akalın, “Yeni sahte
deliller üretilmeye başlandı. Burada bir yargılamadan bahsetmek mümkün değil. Bu yargılama değil, tiyatro faaliyetidir. Biz tiyatronun ilk perdesinde sahne
almayacağız. Defalarca sahteliği ispatlanan bu iddialar karşısında susma hakkını değil, ’gülme hakkını’ kullanıyoruz. Müvekkilim sorulara yanıt vermeyecek

dedi.

Başkan Ali Alçık, avukat Akalın’ın mahkemeyi tiyatroya benzetmesinin savunma kapsamını zorladığını belirterek uyardı.

Özarslan’ın yanıtlamayacağını söylemesi üzerine soru sorulmadı.

Tutuklu sanıklardan emekli korgeneral ve MHP İstanbul 1. Bölge milletvekili adayı Engin Alan da “Biz bu ömrü onurumuz, şerefimiz itibarımız
için yaşadık. Bu değerlerimizi hedef alan, fırsat bilen alçaklarca hayasızca saldırmasına zemin yaratarak, tek bir satırı bile doğru olmayan düzmecelerle dolu
bu rezil iddianameyi baştan sona şiddetle reddediyorum. Olmayan şeyin ispatı olur mu?” diye konuştu.

İmzasız dijital belgelerin delil kabul edilemeyeceğini, iddia sahiplerinin iddialarını ispatla mükellef olduklarını ifade eden Alan, “Bu ülke,
bu devlet, bu memleket bölünmesin diye hayatlarını hiçe sayan yiğitlere, kahramanlara ’cuntacı, darbeci’ diyen, haddini bilmeyen densizler zamanı gelince
yaptıklarının hesabını, hukuki bedelini mutlaka ödeyecektir. Bundan kaçış yoktur. Adaletten kaçsalar da tarihten kaçamayacaklardır” şeklinde konuştu.

-ÖZKÖK VE YALMAN’IN YANITLAMASI İSTENİLEN SORULAR-

Dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök ile Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman’ın “Ben bilmem o bilir, zamanı
gelince konuşurum” gibi sözler söylediklerini belirten Alan, bu sözlerin davaya hiçbir katkısı olmadığını söyledi.

“Zaman bu zaman. Bu iki general bu mahkemeye gelip bize açık ve net bir şey söylemelidirler. Balyoz diye bir şey var mı yok mu? Balyoz yoksa mesele de
yok” diyen Alan, Özkök ve Yalman’ın “Balyoz Planı var” diyorlarsa yanıtlamalarını istediği soruları şöyle sıraladı :

Okumaya devam edin ‘ENGİN ALAN’dan Özkök ve Yalman’a 5 soru !’

28
Nis
11

CELAL BAYAR TÜRKİYE’Yİ NATO’YA NASIL SOKTU ?

Eski ABD Büyükelçisi George McGhee açıklıyor:

“Cumhurbaşkanı Celal Bayar uzunca bir süre Türkiye’nin bir güvenlik garantisi isteğinden söz etti ve karşılık olarak Türkiye’nin 25 birliğini derhal silah altına vereceğini belirtti. Ama, Bayar bir yandan askeri yardımın güvenlik garantisi konusuna bağlanması gerekip gerekmediğini düşünüyordu. Bayar’ın güvenlik taahhütleriyle ilgili derin kaygılarını Başkan Truman’a yansıtacağıma söz verdim ve konunun ele alınmasını hızlandırmak için elimden geleni yapacağımı belirttim. Demokrat Parti’nin 14 Mayıs 1950’deki sarsıcı zaferinden sonra Kore Savaşı patlak verdi. Komünistlerle Batılı Güçler ilk olarak savaşıyorlardı. ABD’nin ısrarıyla Birleşmiş Milletler’in üye ülkelere genel talep çıkararak birlikler yollamalarını istedi. Menderes hükümeti, muhalefet partisine hiç danışmadan Yalova’da yapılan bir kabine toplantısında Kore’ye ABD kuvvetleriyle birlikte savaşmak üzere 4500 kişi göndermeyi kararlaştırdı.”

Feroz Ahmad da şöyle diyor:

“Türkiye 1952’de NATO üyeliğine kabul edildi. Türkiye’nin 1950’li yılların başında yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan bağlantısızlar hareketine kayacağı endişesi NATO üyeliğini getirdi. Kimileri Türkiye’nin Kore Savaşı’na asker göndermesi sayesinde NATO üyesi olduğunu söyler, bence değil. Size dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’la o sırada ABD’nin Büyükelçisi Wadsworth arasındaki bir konuşmayı anlatayım. Bayar, ‘Biz batıya bağlıyız ama Batı bizim gibi bize bağlı değil. Üstelik bugün Türkiye’de yavaş yavaş tarafsızlık ve bağlantısızlık yanlıları giderek artıyor’ diyor. ABD Büyükelçisi bu konuşmadan sonra Washington’a Dışilişkiler Bakanlığı’nı gelişmeler konusunda bilgilendiren bir mesaj gönderiyor. Ertesi yıl ABD, İngiltere’nin tüm karşı çıkmasına karşın Türkiye’nin NATO’ya üye alınmasını istiyor. Gerekçesi de ‘Türkiye bizim için stratejik açıdan önemlidir’ oluyor.”

Türkiye’nin de NATO’ya girmesinden sonra, hemen Kore’ye gönderilen 4500 kişilik askeri birliğin; savaşta eksildikçe tamamlanacak “standart” bir birlik olduğunu NATO’nun Hava Orgenerali olan Başkomutan Lauris Norstad 1953’te söylemişti. TBMM Balıkesir milletvekili Sıtkı Yırcalı da Meclis Kürsüsü’nden, Kore’ye giden 4500 kişilik askeri birliğin “standart” olduğunu açıklamıştı.

Buraya kadar aktardıklarımızdan çıkan sonuç şudur:

1950’de halkın ezici çoğunluğuyla Cumhurbaşkanlığı’na seçilen; İstiklal Savaşımız’ın “Galip Hocası” Celal Bayar, maalesef Türkiye’yi “küçük Amerika yapmak adına” bizzat NATO’ya sokmuştur. 18 Şubat 1952 tarihi itibarıyla Türk Devrimi sona ermiş ve karşı devrim süreci başlamıştır. Türkiye, devrim yapmış bir ulus-devlet olarak NATO’ya giren ilk devlet olmuştur. Bu bağlamda ABD, Türkiye’ye karşı bir “Ergenekon Darbesi!” yapmıştır.

Not: 1933’te SSCB’yi tanıyan ABD’nin hala Lozan Antlaşması’nı imzalamadığını hatırlatmak isterim.


Okumaya devam edin ‘CELAL BAYAR TÜRKİYE’Yİ NATO’YA NASIL SOKTU ?’

28
Nis
11

‘Çıldıracağım artık!’

‘Balyoz Planı” davasının tutuklu sanıklarından eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, Eskişehir’de ele geçirilen belgeler konusunda ”Şaşırmıyorum artık. Bizi hedef almışlar, kellemizi almak istiyorlar. Biz bu millete hizmet ettik, ister inanın ister inanmayın. Çıldıracağım artık” dedi.

DHA
“Balyoz Planı” iddialarına ilişkin 196 emekli ve muvazzaf askerin yargılandığı davanın 24. duruşması görülmeye başlandı. Dava kapsamında, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu ve Albay Dursun Çiçek’in de aralarında bulunduğu 196 sanık yargılanıyor.

153  TUTUKLU  SANIK  KATILDI

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonda yapılan duruşmaya tutuklu sanıklar eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’in aralarında bulunduğu 153 tutuklu sanık katıldı. 22 tutuksuz sanık ise duruşmada hazır bulundu. Hakkında yakalama kararı çıkarılan sanıklardan emekli Orgeneral Ergün Saygun’un ise GATA’daki tedavisi devam ediyor.

MAHKEME  BAŞKANINDAN  SANIK  VE  İZLEYİCİLERE  UYARI

Mahkeme Başkanı Ömer Diken’in mazeret bildirerek katılmadığı duruşmada heyete hakim Ali Alçık başkanlık ediyor. Mahkeme Başkanı Alçık, yoklamaya geçmeden önce sanıklara ve izleyicilere uyarıda bulundu. Başkan Alçık, duruşmada mahkemeden izin almadan bazı sanıkların oturduğu yerden savunma yaptıklarını, bazılarının ise kendi arasında yorum yaptıklarını ve seyircilerin de alkışta bulunduğunu söyledi. Başkan Alçık, “Burada Türk Milleti adına yargılama yapıyoruz. Bunlar mahkemeye saygısızlıktır. Mahkemenin bu davranışları yapan sanıkları dışarı çıkarma, izleyicileri de salondan çıkarma yetkisi vardır” dedi. Geçen Salı günü yapılan duruşmada eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ayağa kalkmadan oturduğu yerden savunma yapmış, geçen Pazartesi görülen duruşmada ise avukatlar toplu olarak salonu terk etmiş, bazı sanıkların ve izleyicilerin de eyleme alkışlarla destek olduğu görülmüştü.

“2005 YILINDA KABUL EDİLEN KANUNUN 2003 YILINDA HAZIRLANAN BELGEDE NE İŞİ VAR”

Duruşmada tutuklu sanık eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına’nın çapraz sorgusuna geçildi. Çapraz sorguda ilk olarak tutuklu sanık Hava Albay Cengiz Köylü söz aldı. Köylü, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden mahkemeye yeni delil olduğu iddiasıyla gönderilen belgelerle ilgili çarpıcı bir iddiada bulundu. Köylü, “Eskişehir’de bulunduğu iddia edilen bu dijital belgeler arasında Nisan 2003 tarihinde hazırlandığı iddia edilen bir bilgi notunun ekinde yer alan Kanun tasarı taslağı bulunmaktadır. Bu ‘Kanun Tasarı Taslağı’ isimli belge, polis teknik tespitlerine göre 3 Nisan 2003 tarihinde oluşturulmuş ve son olarak 5 Nisan 2003 tarihinde kaydedilmiştir. Ancak teklife konu bu 926 sayılı TSK Personel kanunun 49. maddesinin mevcut halinin 2003 yılı değil, 2005 yılı sonrasındaki bir tarihe ait olduğu anlaşılmaktadır” dedi.

Bu sözler üzerine salonda sanıklar tepki gösterdi. Mahkeme Başkanı sanıkları uyararak, “Bu mahkemeye karşı bir saygısızlıktır” diye konuştu.

“ÇILGIN  DELİLLER”

Fırtına’ya yine Eskişehir belgeleriyle ilgili 15 sorusu olduğunu söyleyen Köylü, Başbakan’ın dün açıkladığı ‘Çılgın Proje’ye atıfta bulunarak, “Zaman yetersiz olduğu için hepsini sormayacağım.

Ancak taleplerin alınacağı Cuma günkü duruşmada ‘Çılgın delillerim’ var. Hepsini açıklayacağım” dedi.

Köylü’nün bu sözleri salonda gülüşmelere neden oldu.

Okumaya devam edin ‘‘Çıldıracağım artık!’’

28
Nis
11

ÇARŞAMBA İĞNELERİ

YETTİ !
YGS,
Şifre,
Tatmin,
Sehven,
Kerhen,
Şimdi de ALES
Bu kadarı da ABES…

ŞİFRE
ÖSYM Başkanı Badem DEMİR,
YGS’den sonra ALES sınavına girenlere de E-POSTA gönderdi.
Adam şifreyi verdi;
Eee, POSTAlayın artık…

ERKENCİLER
ÖSYM Başkanı’nın açıklamaları ile erken tatmin olanlar da mırın kırın etmeye başladılar.
Erken tatmini iyileştirmenin de ilacı varmış…

KURTLAR
Başbakan, bozkurtlara hakaret etti.
Dünyadaki 20 milyon izcinin 8-11 yaş grubuna Küçük İzci, bizde de YAVRUKURT denildiğini,
Siyasi görüşe bağlı olmaksızın Türk gençlerinin bir çoğunun da izcilikten geçtiğini,
HATIRLATIRIM…

MAHLUKAT
Başbakan, MHP liderinin bozkurtlarla, kendisinin EŞREF-İ MAHLUK ile dolaştığını söyleyerek, bozkurtları insan saymadığını ima etti.
Eşref-i mahlukattan bazıları;
Menemen’in devamı ARINÇ,
Deniz Feneri’nden Zahit Akman, Zekeriya KAHRAMAN,
Belediye Başkanlarından son dönemin yıldızları; KAYSERİ ve MALATYA,
Mahdum Abdullah’ın mısırına vergi indirimi ayrıcalığı sağlayan UNAKITAN,
CNR’cı KÜRŞAT,
Gemicik yarışına katılan BİNALİ,
Sıfır KDV kuyumcusu KAMER,
İhale uzmanı BİZİM ÇALIK,
İhale uzmanı AKRABA ALBAYRAK,
Çocukların hamisi REMZİ AĞABEY,
Talancı, dolancı PEPE,
“Süpürmeyin,kullanın” pazarlamacısı Cüneyd ZAPSU,
İntihalci(aşırmacı) danışman, sonra da bakan Ömer ÇELİK,
Tayyip Bey’i peygamberlere bağlayan yalaka Akif BEKİ,
İktidar ve cemaatten bağımsız (!) savcı ve yargıçlar,
Tiyatroda sakız çiğneyen modern genç kız,
Askerlikten ve trafikte öldürmekten yırtıp gemiciklenen genç erkek,
Milletvekili aday adayı olma adayı TÜRK’ÖNE,
TRT ve her yandaş TV’nin vazgeçilmez yorumcusu KIVANÇ/ KORU,
Kan emici, asker aşığı(!) DİLİPAK,
En soldan en sağa CEMAL ABİ,
Heykel san’atı ve tiyatroyu Başbakan’a göre düzenleme görevlisi, Bakan sıfatlı dönek GÜNAY,
Ve unuttuklarım,
Ve sayfaya sığmayacağı için yazamadıklarım…

UFUK
RTE, ” Kılıçdaroğlu bizimle aynı ufka bakmıyor” dedi.
Adam ne yapsın?
Kafa arkaya dönük bakılan yer ufuk değildir…

TANKLAR
Ermenistan Muhalefet Lideri KARAPETYAN, “Türklerle tanklar aracılığıyla konuşmak lazım!” diyerek, aklınca tehdit savurdu.
Hay haay, konuşalım.
İki saat önceden bildirin, ERİVAN’da buluşalım…

YUMURTA
Yumurta atan da, elinde tutan da mahkum,
Taş atan da, yakıp-yıkan da masum ve mazlum…

ADI  GİBİ
Diyarbakır’da bir Kaymakam, bayan doktoru dövdü.
Soyadı GÜRBÜZ; kadına gücü yeter,
Adı Muhammed; islamda kadını dövmek de var…

TAMEK’SE…
Meksika’da 26 kişilik toplu mezar bulundu.
Bizdeki ERGENEKON dosyasına eklesinler…

Okumaya devam edin ‘ÇARŞAMBA İĞNELERİ’




İstatistikler

  • 2.309.441 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Nisan 2011
P S Ç P C C P
« Mar   May »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

En fazla oylananlar