Ağustos 2009 için arşiv

31
Ağu
09

Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin Özgürlük açılımı

Kölelik zincirini kırma mücadelesi veren Afrikalı siyahlar şöyle diyorlardı:

“Sokaklarda başıboş ama özgürce dolaşan aç kedi, kafese kapatılmış tok bir aslandan daha mutludur.”

“Aç” değildik elbette…

Kendimizi aslan kadar güçlü de görmüyorduk çünkü haddimizi biliyorduk…

Yazılı ve görsel medya gibi harcayabileceğimiz yüzmilyonlarca Dolarımız da yoktu…

Ama…

Kendilerini “Tok Aslan” gibi gören yazılı ve görsel medyadan daha özgürdük…

Maddi zorluklar içinde yaşıyorduk ancak özgürlüğümüzü hiçbir kurum ve kuruluşa ipotek etmiyorduk…

Org. İlker Başbuğ, internet medyasını 30 Ağustos Zafer Bayramı Resepsiyonuna davet ederek, “Özgürlüğünüze, çabalarınıza, emeklerinize, alın terlerinize saygı duyuyorum” mesajını verdi…

Özgürlüğümüzü resmileştirdi…

Bu davet; “Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin Özgürlük açılımı” idi…

31
Ağu
09

Bu kaçıncı ihanet

Değişen bir şey yok. Her gün içimiz gene yanmakta, gözyaşlarımız gene akmakta. Bekliyoruz ne yapılacağını bilmeden. İnsanın ölümü beklemesi gibi, her şeyden umudunu kesmiş, çaresiz bir başına. Bekliyoruz yalnızca.

İnsanı kahreden umutsuzca beklemek değil, bir şeyler yapamamak. Yapması gerekenlere bel bağlamak bir yanılsama sadece.

Tüm yapılanlara inat dimdik ayaktayız yine de. Gün ağıtlar yakma günü değil, gözyaşlarımızı içimize akıtma günüdür. Mücadele günüdür. Al bayrak elde seferberlik günüdür.

Bu kaçıncı ihanettir bilir misiniz?

Bu kaçıncı hançerdir saplanan yüreğimize?

Kardeşlik türküleri yaktılar sadece ve sahtece…

Hep bizden beklediler dostluk mektuplarını, kırk yıllık kahvenin hatırını. Hep bizden istediler gencecik bedenlerin bedenine doymamış canlarını.

Ve…

Bekliyoruz, hâlâ yumruklarımız sıkılı.

Ve hâlâ bekliyoruz uzaklardan gelecek “Bir şeyler yapın artık, lütfen!” diyen utanmazları.

Anlatmayın artık kendinizin bile inanmayacağı masalları.

Kim kazanmış dünyanın en görkemli Kurtuluş Savaşı’nı ve kim söylemiş birlikte kazandığımızı?

Kim söylemiş binlerce kefensiz bedenin birlikte yattığını?

Antep’te, Maraş’ta, Adana’da, Fransız emperyalistlerine karşı verilmiş mücadeleyi kimlerin nasıl kazandığını, mücadeleyi kimlerin yücelttiğini ve binlerce Türk şehidini….

Kardeşlik türküleri yaktılar dedik sadece ve sahtece. Yüzleri kızarmadan her türlü yayını kullanarak dalga geçtiler bizlerle. Dedik ya, hep bizden beklediler barış güvercinlerini. Ve onlar kopardılar ilk barışın açan çiçeğini.

Bu kaçıncı ihanet bilir misiniz?

Okumaya devam edin ‘Bu kaçıncı ihanet’

31
Ağu
09

Açılımın arkasında ABD var, peki muhalefetin?

Deniz Baykal

Türkiye’nin Yugoslavya mı yoksa Irak mı olacağının tespitini yapan CHP ve ve AKP ve MGK’yı Mondros döneminin Damat Ferit’i olarak niteleyen MHP açılımın ABD planı olduğunu, AKP’nin arasında ABD olduğunu söyleyerek muhalefet ediyorlar. CHP’nin de MHP’nin de muhalefeti ABD talimatlı olduğuna göre, sonuç yine ABD planındaki gibi olacak. Türk milleti bunlardan kurtulup, sürece kendisi dahil olmazsa tabi!

Eninde sonunda…

Kürt açılımının fotoğrafı çekildi en sonunda!

Tayyip, Gül, İlker Başbuğ yan yana…

Gülüyorlar.

Kime peki?

Her halde şehitlere, ana-babalarına, akrabalarına… Şehidi kim veriyorsa ona, yani Türk milletine!

Ortadaki “Kürt açılımı”nın nereye doğru gittiği de mâlum. Affa ve bölünmeye. Artık kim kimden çok onun hesabı yapıp, ona göre ad verecekler böldükleri yerlere. Bu süreçte Türklerin bir yerde çoğunluk olmaları ihtimalini de varın siz hesaplayın!

Eninde sonunda yapmak istedikleri, olacak olan da bu. Henüz o fotoğraf karesinde gözükmüyor; ama muhalefet nerede? Herhalde o zaman Baykal’ın da Bahçeli’nin de millete söyleyecek birşeyleri olmaz. Bugün olduğu gibi.

Arınç geçenlerde şöyle demişti:

“CHP ve MHP’nin başlangıçtaki olumsuz tavırlarının ilelebet sürmeyeceğine inanıyorum. Çünkü hiçbir siyasi parti toplumsal talebin dışında kalamaz. CHP’nin bünyesi, tabanı, Türkiye’deki demokratik güçler CHP’yi bunun dışında bırakamaz. İstese de kalamaz. MHP de öyle.”

Arınç’ın bu açıklamaları görüldüğü üzere daha çok CHP üzerine.

Okumaya devam edin ‘Açılımın arkasında ABD var, peki muhalefetin?’

31
Ağu
09

İşkencenin yeni adı barış

İlyas Salman

Taraf gazetesinin emperyalizm ve onun uşağı AKP’den aldığı dolarlardan payını yeteri kadar lüplemiş olan Taraflı yazarı karnı tok sırtı pek beslemelere mahsus koltuğundan vaaz veriyor: “Canınızı sıkmayın barış gelecek…”

Bize tarihten örnekler veriyor. “Koşullar” diyor, “koşullar barışı zorunlu kılıyor.”

Evet savaşı zorunlu kılan koşullar barışı da zorunlu kılıyor. Savaşa sebep olan koşullar neydi bir anımsayalım.

Türkiye’nin batısı ile doğusu arasında tarihimizin en derin geçmişinden bu yana kapatılması mucizelere kalmış bir refah uçurumu var. Ekmeğinden sağlık hizmetine, konutundan eğitimine, ulaşımından halkla karşı karşıya olan kolluk kuvvetlerinin tavrına kadar. Bu büyük uçurumun altında yatan temel neden kocaman harflerle: EMEK-SERMAYE ÇELİŞKİSİ.

Azıcık beyni olan, yormadan yorumlayabilen, zekanın “z”sine sahip bir insanın anlayabileceği şekilde açıklayayım. Mevcut savaş emeğin kitlelerden ve yine kitlelerin emeği ile birikmiş olan sermayenin de başka ellerde birikmesinden kaynaklanan ekmek kavgasının bilinçli olarak bir ırklar kavgasına dönüştürülmüş olmasıdır.

Okumaya devam edin ‘İşkencenin yeni adı barış’

31
Ağu
09

Sezen, artık çek git yoluna bıkmışım dertten gölge etme başka ihsan istemem senden

Sezen AksuSanat  cephesinde  Kürt  açılımı

AKP’nin başlattığı Kürt açılımı toplumun her kesiminde tartışılmaya devam ediyor. Bu kesimlerin arasında şüphesiz en çok öne çıkanlardan biri de sanat camiası.

Önce Yaşar Kemal atıldı ortaya.

Sürecin başından beri akil adam pozlarında gerek hükümetin gerek PKK kanadının el üstünde tuttuğu biri Yaşar Kemal.

Abdullah Gül’den onur madalyası da alan Yaşar Kemal, yaptığı açıklamalarla sürecin önemli bir aktörü olduğunu ortaya koydu.

Daha önceki demeçlerinden birinde PKK’lı teröristleri gerilla mertebesine yükselten, şimdilerde iyiden iyiye PKK sözcülüğünü üstlenmiş durumda bulunan Yaşar Kemal.

Yaşar Kemal’den sonra da sazı Zülfü aldı eline.

Önce gazetelerde çarşaf çarşaf röportajlar.

Ne oluyor demeye kalmadan, konserde Kürtçe “Yiğidim Aslanım”.

Sonra “AKP karşıtıyım ama Kürt açılımını destekliyorum” gibi garip bir açıklama yaptı. Böyle tutarsız bir açıklama olmazdı ama herkes Zülfü’nün ne demek istediğini anladı.

Zülfü, AKP’nin yanındaydı ama aynı zamanda AKP’nin yanında görünmek de istemiyordu.

Ancak kaçış yoktu.

Zülfü’nün içinden geldiği Batıcı sol gelenek, sonunda O’nu AKP’yle aynı safa düşürdü.

İşin  garibi  bu  isimlerin  hiçbirinin  Kürt  açılımının  nasıl  bir  şey

olduğundan  haberlerinin  olmamasıydı.

Okumaya devam edin ‘Sezen, artık çek git yoluna bıkmışım dertten gölge etme başka ihsan istemem senden’

31
Ağu
09

İnsan değillermiş..!

Ahmet AltanKim mi? Kim olacak Tarafçılar.

Bunu ben iddia etmiyorum üstelik.

Bizzat eş genel yayın yönetmeni olacak olan Ahmet Altan söylüyor.

Evet evet, Ahmet Altan sonunda itiraf etti.

Meğersem bizim Tarafçılar Marslıymış.

Bu da nereden çıktı demeyin. Ahmet Altan geçenlerde yazdığı yazısında Tarafçıların Marslı olduğunu iddia etti.

Belge mi soruyorsunuz?

Haksız da sayılmazsınız. Türkiye’nin en ‘belgeli’ gazetesi hakkında bir şey yazarken belgesini de ortaya koymak lazım.

Belge aslında kendileri.

Taraf gazetesi geçtiğimiz günlerde bambaşka bir mizanpajla çıktı karşımıza. Kocaman başlık ve spotlar, haberleri birbirinden ayıran kalın ve duruma göre bir veya iki rengarenk çizgiler ve sapsarı yüzleriyle köşe yazarları.

Ahmet Altan’ı ilk o şekilde görünce önce biraz şaşırdım ve baskı hatası falan olmuş zannettim ama yakışmış dedim içimden. Sonra logonun yanıdaki içinde Ahmet Altan’ın sarımtrak resminin bulunduğu kutucuğu okuduğumda anladım Tarafçıların Marslı olduğunu.

Okumaya devam edin ‘İnsan değillermiş..!’

31
Ağu
09

Sabah’tan Nazlı’ya sansür

Nazlı Ilıcak
Nazlı Ilıcak

Erdal Safak
Erdal Safak

Geçtiğimiz hafta Sabah gazetesinde ilginç bir sansür vakası yaşandı. Şu bakımdan ilginç, Sabah yönetiminin sansür uyguladığı yazarı da Sabah gibi AKP yandaşı olan Nazlı Ilıcak’tı.

Geçtiğimiz hafta İstanbul’da bir okul yıkımı oldu. Vakti zamanında Sabah gazetesinin yöneticisiyken gazeteden ayrılıp Vatan’ı kuran ve sonra da Aydın Doğan’a devreden Zafer Mutlu’nun başında bulunduğu Zeynep Mutlu Vakfı’na ait Kemer Okulları, 500 kişilik zabıta ekibi ve 150 kişilik Jandarma gücüyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkıldı. Yıkım gerekçesi okulun kaçak olmasıydı. Gerçi mahkeme yıkımın durdurulması kararı vermişti ama iş işten geçmişti.

İşte Nazlı Ilıcak her nasıl olduysa bu yıkımı eleştiren bir yazı yazdı. Yazıda özetle “Vatan gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Mutlu’nun, Kemerburgaz’daki Vakıf okulunun binaları, evvelki gün, sabaha karşı, Belediye ekipleri tarafından, ‘kaçak olduğu’ gerekçesiyle yıkıldı.

Zafer Mutlu, Milli Emlâk’tan arsa tahsisi almıştı ama, Eyüp Belediyesi, bu arazinin kendisine ait olduğunu ileri sürüyordu ve Maliye Bakanlığı’nın tahsis ettiği arsayla ilgili açtığı iptâl davasını kazanmıştı. (27 Mayıs 1999) Mutlu, buna rağmen, hem kolej inşaatını tamamladı, hem de Milli eğitim Bakanlığı’ndan okul işletmek için ruhsat aldı. Ortada bir hukuki ihtilâf var. Ama, pekâlâ, uzlaşma yoluyla bu ihtilâfın halli mümkündü. Buna mukabil, yıkım kararı alındı ve icra edildi.

*İstanbul’daki tek kaçak bina Zafer Mutlu’nunki mi?

*Bina kaçak bile olsa, Eyüp Belediyesi, uzlaşma yoluna gidip, bir bedel karşılığı okulların faaliyetini sürdürmesine imkân tanıyamaz mıydı?

*Bu okul, Zafer Mutlu’ya değil de, AK Parti’ye yakın bir işadamına ait olsaydı, böyle bir yıkım kararı uygulanır mıydı?

Okumaya devam edin ‘Sabah’tan Nazlı’ya sansür’

31
Ağu
09

Türbandan sonra Kürtçe de Çankaya’da

Hürriyet gazetesi, yine üzerine düşeni yerine getirerek Kürt sorununun “insani” bir yönünü ortaya koydu. Ama ortada olan tek şey Türkiye’nin hızla bölünmeye gittiği.

Hürriyet gazetesi, yine üzerine düşeni yerine getirerek Kürt sorununun “insani” bir yönünü ortaya koydu. Ama ortada olan tek şey Türkiye’nin hızla bölünmeye gittiği.

“Önceki akşam Cumhurbaşkanı Gül’ün şehit yakınlarına verdiği iftar yemeğinde çok duygusal bir olay yaşanıyor… Öylesine duygusal ki dinlerken tüylerim diken diken oldu… Şimdi bir an olsun kendinizi o masadaymış gibi düşünerek okuyun…

Gül, iftara gelen şehit yakınlarının gruplar halinde masalara dağıtılmasını istiyor… Her masaya Cumhurbaşkanlığı’ndan bir görevli oturuyor… Görevlilerin elinde bir kart var, bu karta şehit yakınlarının düşünceleri ve talepleri yazılıyor…

Cumhurbaşkanı da kendi masasına oturan şehit yakınlarıyla konuşup düşüncelerini ve isteklerini alıyor…

Gül tek tek konuşurken bir ara hemen çaprazındaki kadına soruyor:

“Peki sizin bir isteğiniz var mı?”

Kadın başını kaldırıyor, Cumhurbaşkanı’na dönüyor, öylece bakıyor… Gül bir kez daha soruyor:

Okumaya devam edin ‘Türbandan sonra Kürtçe de Çankaya’da’

31
Ağu
09

AKP’den yeni yargı atağı

AKP’den yeni yargı atağıTüm Türkiye Kürt açılımına kilitlenmişken, AKP stratejik bir adım daha atarak yargı reformuna girişti. Yargı reformu diyorlar ama siz bakmayın, bunların yargı reformu dedikleri şey aslında yargıyı tamamen ellerine geçirmek için yaptıkları bir düzenleme. Gerekçeleri de hazır zaten. Neymiş efendim yargıyı AB’ye uyumlu hale getirebilmek için yaptıkları bir düzenlemeymiş bu.

Konu ile ilgili ilk açıklamayı Adalet Bakanı Sadullah Ergin yaptı. Ergin yaptığı açıklamada, yapılması düşünülen değişiklikler için uluslararası metinlerden referans alındığının altını çizdi.

Yapılması planlanan değişikliğin esas hedefi ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile Anayasa Mahkemesi’nin yapılarının değiştirilmesi olacak. Anlayacağınız HSYK ile Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinden bir kısmının TBMM ( siz onu AKP olarak okuyun ) tarafından seçilmesi hedefleniyor.

Okumaya devam edin ‘AKP’den yeni yargı atağı’

31
Ağu
09

ABD’nin Afganistan’daki en kanlı yılı

2009 yılı daha şimdiden Afganistan’da en çok yabancı askerin öldüğü yıl haline geldi. ABD operasyon üstüne operasyon yapsa da, asker-sivil ayrımı gözetmeksizin her tarafı hava bombardımanına tutsa da sonuç değişmiyor: Afganistan’da Taliban her geçen gün nihai zafere bir adım daha yaklaşırken, ABD’ye gönderilen tabut sayısı sürekli tırmanıyor.

Oysa 2001 yılında 11 Eylül saldırılarını bahane ederek Afganistan işgalini başlattıklarında ABD ordusu kendinden son derece emin görünüyordu. Taş devri koşullarında yaşayan, doğru dürüst teknolojik bir silaha sahip olmayan düzensiz birlikler karşılarında ne kadar dayanabilirdi ki? Fakat aradan geçen her yıl, Pentagon’un ne büyük bir hesap hatası yaptığını ortaya koydu. Bırakın Afganistan’da kontrolü ele geçirmeyi, Taliban güçleri NATO birliklerini neredeyse kışlalarına hapsetti.

Geçtiğimiz hafta ise NATO gücünde görevli 4 Amerikan askerinin yol kenarına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirmesi ile de 2009 yılı daha şimdiden Afganistan’da en çok yabancı askerin öldüğü yıl haline geldi. Son saldırıyla birlikte bu yıl içinde Afganistan’da yaşamını yitiren ABD askerlerinin sayısı 295’e yükseldi; 2001 Ekiminden bu yana ise 800.

Okumaya devam edin ‘ABD’nin Afganistan’daki en kanlı yılı’

31
Ağu
09

ABD’de işkence tartışmaları büyüyor

“Terörle Mücadele ve Sorgulama Faaliyetleri Eylül 2001-Ekim 2003”ABD Başkanı Barack Obama’nın, önceki başkan George W. Bush döneminde terör zanlılarına uygulanan yöntemlerin soruşturulması talimatını vermesiyle başlayan işkence tartışmaları ABD’nin gündemine oturdu. ABD Adalet Bakanı Eric Holder’in, savcı John Durham’ı konuyu araştırmak üzere görevlendirmesi üzerine ABD Kongresi’nde büyük tartışmalar yaşandı.

Obama yönetiminin terör zanlılarına işkence yapıldığına ilişkin iddiaları incelemek üzere bir savcı görevlendirmesi, hem partisinde hem de Cumhuriyetçi kanatta oldukça ses getirdi. Demokrat Parti Oregon Senatörü Ron Wyden özellikle sorgucuların odak noktası haline getirilmesini eleştirirken, Cumhuriyetçi kanat ise bu uygulamaya terörle mücadelede zaafiyete neden olacağını gerekçe göstererek karşı çıkıyor.

Obama yönetiminin, ABD’nin “işkenceci” imajını düzeltmek için devreye aldığı tek önlem savcı atanmasıyla da sınırlı değil. Bu amaçla Yüksek Önemde Tutuklu Sorgu Grubu (HIG) adıyla yeni bir ekip kurulacak. Başkanının FBI’dan, yardımcısının CIA’den seçileceği ekibin denetimini ise Ulusal Güvenlik Konseyi yapacak. Obama’nın sözcüsü Bill Burton, yeni ekipte kontrolün FBI’ya verilmesinin CIA’in bundan sonra sorgulama yapmayacağı anlamına gelmediğinin altını da dikkatle çiziyor.

Okumaya devam edin ‘ABD’de işkence tartışmaları büyüyor’

31
Ağu
09

Bulgaristan’da Türklere yönelik ırkçılık tırmanıyor

Bulgaristan’da 5 Temmuz tarihinde gerçekleşen seçimlerin ardından ülkedeki Türkleri artık çok daha zor günlerin beklediğini yazmıştık. Son seçimlerde, 8 yıldır koalisyon hükümetinde yer alan Hak ve Özgürlükler Hareketi muhalefete düştüğü gibi, Türklere karşı ırkçı tutumlarıyla bilinen sağ partiler büyük bir başarı kazananak iktidara gelmeyi başarmıştı.

Yeni hükümetin iktidarı devralmasının üzerinden daha bir ay bile geçmedi ama Bulgaristan’daki Türk karşıtlığı artan bir hızla giderek tırmanıyor. Son tartışma konusu ise devlet televizyonunda yayınlanan Türkçe haber bültenleri.

Ülkenin en büyük üçüncü kenti Varna’da Bulgar Erkekleri Partisi (?) tarafından organize edilen imza kampanyasında Türkçe haber bültenlerinin yayınının durdurulması için 3 gün içinde tam 12.000 imza toplandı. Parti lideri Rosen Markov, topladıkları imzaları devlet televizyonunun genel müdürüne göndereceklerini söylüyor ve 10 Kasım tarihine kadar yayınlar durdurulmazsa Sofya’daki televizyon binasınının parti üyelerince abluka alınacağı tehdidinde bulunuyor.

Okumaya devam edin ‘Bulgaristan’da Türklere yönelik ırkçılık tırmanıyor’

31
Ağu
09

Dünyanın en pahalı saç tıraşı

Brunei Sultanı Hacı Hassanal Bolkiahİnsanoğlu parayı bol bulunca hakikaten ne yapacağını şaşırıyor. Bir yanda milyonlarca insan yalnız karnını doyurmanın derdiyle gününü geçirirken bazıları ise yalnızca bir saç traşı için hiç düşünmeden bir servet harcayabiliyor.

Açıkçası saçını köşebaşındaki berbere 5 TL’ye kestiren birisi olarak ilk önce habere inanmak istemedim. Çünkü sözü edilen miktar Türk parasıyla tam olarak 37.500 TL. Ama işin içine dünyanın en zengin adamlarından Brunei Sultanı Hacı Hassanal Bolkiah girince işin rengi bir anda değişiyor. Çünkü Bolkiah’ın aşırı lükse ve rahata olan düşkünlüğü yeni bir haber değil.

İngiliz gazetelerinde çıkan haberlere göre Sultan 16 yıldan beri saçını Londra’nın Dorchester Oteli’nin berberi Ken Modestou’ya kestiriyor. Normal bir müşteriden 75 TL alan Modestou, Sultan’ın saçlarını kesmek için her seferinde uçakla 11 bin kilometre yolculuk yapıyor ve karşılığında Dorchester Oteli’nde çalışan George Kadi’ye göre oldukça kalın bir zarf alıyor. Üstelik şu sıralar yaygın olan domuz gribi tehlikesinden korkan Sultan, berberinin diğer yolcularla temas etmemesi için cebinden tamı tamına 27.500 TL ödeyerek ona first class bilet alıyor.

Okumaya devam edin ‘Dünyanın en pahalı saç tıraşı’

31
Ağu
09

Nice yıllara Fidel…

Rafael Correa ve Fidel Castro
Rafael Correa ve Fidel Castro

Küba Devrimi’nin lideri Fidel Castro geçtiğimiz 13 Ağustos’ta 83. yaşgününü kutladı. Şehitlerimiz için çıkardığımız özel sayı nedeniyle Fidel Castro’nun doğumgününe bu yıl biz değinemesek bile tüm dünyadan sevenleri Castro’nun doğumgününü coşkuyla kutladı. Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez ise Castro’nun 83. doğumgünü nedeniyle geldiği Küba’da Castro’ya Jose Marti ve Francisco de Miranda’nın ressam Edgar Alvarez Estrada tarafından yapılmış portrelerini armağan etti.

Bu arada en son 17 Şubat’ta Şili Devlet Başkanı Michelle Bachelet’in ziyareti sırasında çekilen fotoğrafları yayımlanan Castro’nun yeni fotoğrafları da basına yansıdı. Dinlenmek ve tıbbi kontrolden geçmek amacıyla Küba’yı ziyaret eden Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa, Küba Devrimi’nin lideri Fidel Castro ile görüştü. İkili, görüştükleri süre boyunca Latin Amerika ve dünyada yaşanan gelişmeleri ve Correa’nın halk devriminin; ekonomi, sağlık ve eğitim alanındaki başarılarını değerlendirdi.

Okumaya devam edin ‘Nice yıllara Fidel…’

31
Ağu
09

Kolombiya’da yerli katliamı sürüyor

Awa yerlisiKolombiya’da faşist hükümetin ülkedeki yerli halka yönelik kontrgerilla terörü durmaksızın sürüyor. Narino eyaletinde 1.500 kadar Awa yerlisinin yaşadığı Gran Rosario yerli barınağına yerel saatle 05.00’te başlarına kukuleta geçirmiş üniformalı kişilerce düzenlenen saldırıda 5’i çocuk olmak üzere 12 yerli daha katledildi.

Görgü tanıkları, kar maskeli ve askeri üniformalı yaklaşık 10 kadar kişinin bölgedeki iki evi otomatik silahlarla taradıklarını ve saldırıda yaşamını yitirenlerin hepsinin akraba olduklarını anlatıyorlar. Saldırıya ilişkin açıklama yapan Narino Valisi Antonio Navarro da saldırıda 5 erkek, 2 kadın, 2 erkek çocuk, 2 kız çocuk ile 1 bebeğin öldüğünü; 10 ve 20 yaşlarındaki iki erkeğin ise kaçarak saldırıdan yaralı olarak kurtulduklarını belirtiyor.

Okumaya devam edin ‘Kolombiya’da yerli katliamı sürüyor’

31
Ağu
09

Büyük Zafer’in başlangıcı ve anlamı ve bugün

Yekta Güngör Özden

(Nelerin değişip değişmediğini belirlemek için altı yıl önceki yazımı yeniden yayıma veriyorum.)

Tam bağımsızlığı, özgürlüğü, ulusal egemenliği ve çağdaşlaşmayı amaçlayarak yayılmacı ve sömürgeci dış güçlerle, baskıcı, sapkın ve işbirlikçi yönetime karşı verilen Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı utkuya ulaştıran son vuruşun 81 yıl önce bugün top atışlarıyla başladığını kıvançla anıyoruz. “Ya bağımsızlık ya ölüm” anlayışına dayanarak Müdafaa-i Hukuk ruhu ve Kuva-yı Millîye ateşiyle başarılıp Başkomutan Meydan Savaşı’yla bitirilen bu savaş, Amasya Genelgesi’nde açıklanan “Bu ulusun bağımsızlığını yine bu ulusun kararı ve direnci kurtaracaktır” ilkesinin yaşama geçmesi ve gerçekleşmesidir. Büyük Atatürk, düşmana saldırıya ilişkin kesin kararını uygulamadan önce varlığını zorunlu gördüğü üç koşulun “ulusun yaşamı ve bağımsızlığı için yüreğinde, vicdanındaki isteklerin sağlamlığı, istenci ve direnci; ulusu temsil eden Meclis’in ulusal isteğe ve gereklerine inanarak uygulamada göstereceği kararlılık ve yiğitlik; ulusun silâhlı çocuklarından oluşan ordu” olduğunu ve tüm ülkenin, tüm ulusun oluşturduğu iç cephenin çökmesi ülkeyi temelinden yıktırıp, ulusu esir ettireceğinden bu konuya çok önem verdiklerini açıklamıştır. Zafer’in 1. yıldönümü nedeniyle 1924’de Dumlupınar’da düzenlenen törenle “Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son evresi olan 30 Ağustos Savaşı, Türk Tarihi’nin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk Ulusu’nun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimizde değil, tüm tarihe, dünya tarihine yeni bir yön vermeye kesin etkisi olan bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Hiç kuşku duyulmamalıdır ki, yeni Türk Devleti’nin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu gökyüzünde uçan şehit ruhları devlet ve cumhuriyetimizin sonsuza değin koruyucularıdır.” sözleriyle destanlaşan gerçeği anlatmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme, duraklama ve gerileme dönemlerinden sonra izlenen parçalanma ve yıkılma evrelerinin yarattığı olumsuz duygular, ordulaşan ulusun, Başkomutan Meydan Savaşı’nı kazanarak yarattığı Türk Mucizesi’yle görkemli bir mutluluğa dönüşmüştür.

Okumaya devam edin ‘Büyük Zafer’in başlangıcı ve anlamı ve bugün’

30
Ağu
09

Dumlupınar Stratejisi

15 Mayıs 1919’dan     27 Temmuz  1922’ye

İngiliz Amiral Calthorphe, 14 Mayıs günü İzmir’de bulunan 17. Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa’ya şu notayı verir:

“İzmir istihkamları ile civarı ve müdafa tertibatını haiz bulunan arazi Mondros Mütarekenamesi’nin 7. maddesi gereğince, bugün öğleden sonra saat 14.00’de İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecektir.”

15 Mayıs sabahı Yunan birlikleri İzmir limanındadır.

Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa, 56. Tümen Kumandanı ve subayların büyük çoğunluğu İzmir’de kışlada beklemektedir. Yunan askeri Kışla’yı ateşe tutmaya başlar. Türk Subaylar kışladan Rumca “ateş kes” diye bağırırlar ama ateş kesilmez. Kolordu Komutanı muhabere subayını görevlendirir ve camdan beyaz bir mendil sallar. Ateş kesilir, Yunan askerleri dipçiklerle kışlaya girer.

Ali Nadir Paşa’nın elinde beyaz bayrak vardır, işgalci askerlere kendisinin Kolordu Komutanı olduğunu anlatmaya çalışır, ama bir Yunan subayı Paşa’nın suratına üç tokat atar.

27 Ağustos 1922, Gazi Mustafa Kemal Paşa:

“Bu taarruz gününde, en sol cenahta bir fırkamız -57’nci fırka- taarruzlarını tevcih ederken kuvvetlerini biraz yekdiğerinden uzakça bulundurmuştu. Bu itibarla düşman üzerinde, müessir bir baskı yapamıyordu. O fırkanın kumandanı Reşat Bey namında bir zattı. Bu zatı çok eskiden tanıyorum. Muş’ta beraber muharebe yaptık, Suriye’de çok muharebeler yaptık. Çok kıymetli bir askerdi, şahsen bana çok muhabbeti ve güveni vardı.

“Telefonla sordum: Niçin hedefinize vasıl olmadınız? dedim. Cevaben dedi ki, yarım saat sonra bu hedeflere vasıl olacağız. Halbuki, ne yazık ki yarım saatte hu hedefler ele geçirilememişti. Tekrar sorduğum zaman telefonda Reşat Bey’in son bir vedanamesini okudular, orada diyordu ki: “Yarım saat zarfında size o mevzileri almak için söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşıyamam.”

İki Çizgi : Mandacılık ve Tam Bağımsızlık

30 Ağustos, Türk Tarihi’nin önemli bir askeri zaferidir. Mustafa Kemal’in tanımıyla, Türk tarihinin en kesin neticeli zaferidir. Ama bundan önce, herhalde Türk’ün kendisine güvenini, çok uzun yıllar sonra, kazandığı tarihtir.

Okumaya devam edin ‘Dumlupınar Stratejisi’

30
Ağu
09

Ulus – Devlet

15 Mayıs 1919 emperyalistlerin gönderdikleri Yunan Ordusu’na ilk kurşunu İzmir’de Kuvayı Milliyeci Hasan Tahsin atmıştır. Son kurşun ise 9 Eylül 1922’de Mustafa Kemal’in askerlerinin, işgalcileri kovarken aynı yerde attıkları kurşundur. Bu zaman dilimini, emperyaliste atılan ilk ve son kurşun arasındaki süreci, çok iyi değerlendirmek gerekir.

Misak-i Milli hudutları içinde milli kuvvetler Anadolu’da çoban fenerleri gibi ışık vermeye başlarken, direnç odakları oluşturulurken Bandırma Vapuru’nda bir düşün sistemi “siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel” boyutlarıyla, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmıştı. “Ya İstiklâl, Ya Ölüm” diyen bu sistemin önderi Mustafa Kemal’di.

Çanakkale’de ulusal devlet örgütlenmesinin emperyalistlere karşı örneğini veren, beyinsel, yüreksel, eylemsel tüm gücüyle tarihin ve halkının labaratuvarlarında yetişen en büyük Kuvayi Milliyeci, emperyalizme karşı, mücadele bayrağını açmış, Anadolu İhtilali’ni başlatmıştır.

O, yalnız asker değil, siyasal doktrinleri, Batı emperyalizmini, kendi ulusunun değerlerini çok iyi bilen ve aynı zamanda da bir sosyologtur. Ülkesinin destanlarını inceleyen, Anadolu ve Akdeniz uygarlıklarının temellerine inen bir tarihçi, Batı’nın saldırganlığını, Doğu’nun düşüncesini ve bunun nedenlerini inceleyen devlet adamı olarak bu iki anlayıştan ulusunun ve dünyanın mazlum milletlerinin kurtuluşlarının, ulusal direnç ile olacağını kabul ediyor, aklı ve bilimi insanlığın çağdaşlaşmasının yol haritası olarak görüyordu.

Mustafa Kema1, emperyalizmin sözcülerinden Lord Curzon’un “Türkler Avrupadan atılmalıdır.” Amerikalı senatör Lotge’un, “İstanbul Türklerden alınmalıdır”, “Bu veba tohumu, harblerin yaratıcısı, komşuları için bir küfür olan Türkler Avrupa’dan silinmelidir.” sözlerindeki temel düşünceleri ve olguları bildiği gibi, saldırganların yerli işbirlikçileri olan çıkarcıları dinsel ve etnik gurupların, medyatörlerin, İngiliz Muhipler Cemiyeti’ni, irfan ve cevher yoksunlarının ümmet, misyoner azınlık kültürünün yabancılara hizmet eden kişi ve kuruluşlarını, ülkeyi siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yönden yozlaştırmayı, çölleştirmeyi hedef edinenleri biliyor ve irdeliyordu.

Okumaya devam edin ‘Ulus – Devlet’

30
Ağu
09

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun

30agustos

30 Ağustos sunusunu indirmek için tıklayınız.

Emperyalizme  karşı  kazanılan  zafer  olarak  nitelendirilen

Kurtuluş  savaşında  belki  emperyalist   gücün  fiziksel   olarak

sınırlarımız  dışına  atılması  gerçekleştirlmiştir,  ama  ruhu   hala

içerde   bir   yerdedir..!!!

1500′ lü yıllarda Osmanlı imparatorluğunu parçalamayı kendine hedef edinen Avrupa, bunu 1. Dünya savaşından sonra imzalanan Mondros ve Sevr anlaşmaları ile gerçekleştirmiştir.

Ancak Türk milleti, ülkemizi işgale gelen yabancı askerlerin köylerdeki zulmüne, topraklarımızda kendi üniformaları ile gezmesine fazla katlanamadı. 19 Mayıs 1919 yılında önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK liderliğinde kurtuluş savaşımızı da başlamış oldu. Artık atalarımız, sahip olduğumuz toprakları canları pahasına savunmaya and içmişlerdi. Ve öyle de yaptılar. Her karış toprağımız ( kimse abarttığımı söyleyemez) şehit kanıyla sulanmış.

Okumaya devam edin ’30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun’

30
Ağu
09

Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı ve Destanı

Önce şunu vurgulamak gerekir: Kurtuluş Savaşı günlerinde, İstanbul hükümetinin, hanedanının, padişahın ve halifenin ihanetini yaşadık. Yabanıl emperyalizmin saldırganlığını göğüsledik.

Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’na başlarken savaşa hukuksal temel kazandırmış ve Kurtuluş Savaşı yetkisini halkımızdan almak için kongreler toplamıştır. Erzurum ve Sivas Kongrelerinin Ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde toplanmasımn nedeni budur. 23 Nisan 1920’de Mustafa Kemal’in Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açmasının nedeni budur.

Ve Mustafa Kemal için tam bağımsızlık, elbette siyaset, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkemizin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksun olması demektir. Ve “Ya bağımsızlık ya ölüm!” diyerek ateşli savaşa başlamıştır.

Mustafa Kemal’in büyük Söylev’inde gençliğe emanetini yaşatan, Kurtuluş Savaşı destanını yaratan, saltanata, hilafete, yabanıl emperyalizme yaşamı boyunca meydan okuyan, vatansever namuslu insanlar için savaşan, bilimsel toplumculuğa kendini adayan ve Mustafa Kemal Türkiye’si için “Memleketim, memleketim!” diyen Nâzım Hikmet’i ve tıbbiye talebesi Hikmet’i anımsatmak Türkiye’yi vatan edinenlerin önde gelen ödevidir. Yineliyorum; Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nı destanlaştırıp ebedileştirmek vatanımızın önde gelen vatanseverlerinin ödevidir.

Okumaya devam edin ‘Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı ve Destanı’




İstatistikler

  • 2.260.076 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Ağustos 2009
P S Ç P C C P
« Tem   Eyl »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  

En fazla oylananlar