Şubat 2015 için arşiv

19
Şub
15

AKPKK’nın-Özgürlüklerini “koruma” Paketi…

 

akpkk dostluğu milletin anasını sikecek

İki  hafta  önce  ertelenen  İç  Güvenlik  Paketi’nin  adı  değiştirilerek  Genel  Kurul’a  geldi.

Adı :

“Özgürlükleri  Koru-Ma  Paketi”  olarak  değiştirilen  paketin  içine,  özgürlüklerin  korunmaması  için  gerekli  her  fikir  sokuşturulmuştur.

Bu  paket  yasalaşırsa,  halkın  kalan  özgürlükleri  de  elinden  alınacaktır.

Anlaşılan   odur   ki,   bu   paketten   murat   edilen,  

aslında   AKPKK’nın   özgürlüklerinin   korunmasıdır.

Kaçak   sarayın   Emevi   Sultanı   ne   buyurmuştu   hatırlayalım ;

“Polis   rejimin  bekçisidir..!!!”

Diye   buyurmuştu   değil   mi ?

Hangi   “rejim”in ?

Kabile   devletine   dönüştürülen,   şiddete   dayalı   sürdürülen,   terör   sevici,  

terörist   üretici     “Derebeyi   Sultanlığı   rejimi”ni   korumak   için   tabii   ki…

*      *      *

Öcalan   da   Sultana   on   maddelik   saray – ev   ödevi   vermiş.

Nedimesi  Küçük  Hüsamettin,  Sultanını  taklit  etmeye  çalışan  yeteneksiz  bir  papağana  dönmüş…

Konuşmuyor,  adeta  “aney,  benim  babam  kim ?”  diyerek  ortalarda  dolaşıyor.

PKK;  AKPKK’nın gözetim ve desteğiyle, olası bir iç savaşa bütün silahları ile hazır hale gelmiştir.  İkiz yasalardan ve emperyalist güçlerden güç alarak tehdit üzerine tehdit savuruyor.

AKPKK Öcalan’ı af çıkarma, federasyon-özerklik sözü verdi ama, Türk Milleti’nin tepkisinden korkuyor. Bu konuda önünü göremediği için, işi seçim sonrasına bırakmak istiyor. Bebek katili Öcalan, sözlerin seçim öncesinde tutulmasını istiyor. Tabii ki PKK’yı başımıza saran küresel çete de seçim öncesi işi bitirmek istiyor.

Verdiği sözlerin esiri olan AKPKK, varlığını sürdürebildiği kadar sürdürmek, uzatmaları oynayabilmek için, Türk Milletini yasalarla kelepçeleyip, ülkeyi açık ceza evine dönüştürmeyi planlıyor.

Maddelere baktığınızda, yasa maddeleri sanki PKK için çıkmış gibi görünüyor değil mi?

Buna  inanan  varsa,  DAHA  ÇOOOK  BEKLER…

Bu  güne  kadar  yaptıkları  yapacaklarını  garantisidir.

İstanbul’un  ortasında  kalaşnikofla  gezen  PKK’ya  kim ne  yaptı  ki,  şimdi  yapsın?

Cizre PKK’ya terk edilerek uygulamaya örnek oldu. G. Doğu’da PKK ile mücadele etmek askere yasaklandı.

Efkan  Ala ;

100  terörist  görseniz  de,  müdahale  etmeyin”  demedi  mi ?

O  zaman  bu  yasalar  kimleri  zincirlemek,  korkutmak,  hatta  vurmak  için  kullanılacaktır ?

Bölünmeye,  bebek  katilinin  salıverilmesine baş  kaldıracak  olan  Türk  Millet’ine  karşı  kullanılacaktır  tabii  ki…

14 yaşında polis tarafından vurulup, bir yıl komada kalıp, 15 yaşında hayatını kaybeden Berkin Elvan ve annesini meydanlarda yuhalatan, merhameti alınmış, vidanı dumura uğramış bir Sultan var bu ülkede.

1 Mayıs  eylemlerinde  sağlık  merkezlerinin  içine  kadar  gaz  sıkılmıştır.

Savaşlarda  bile  hastanelere  saldırmak  savaş  suçudur.

Gene Polis potinleri altında tekmelenip ezilen ve bebeğini kaybeden bir kadın için;

“Kadın  mıdır,  kız  mıdır  bilmem”  diyecek kadar kin dolu bir şahıs oturuyor kaçak sarayda…

12  yıldır  ülke  mezarlığa  döndü.

Kin  ekip,  ölüm  biçiyorlar.

30 bin  insanımız  iflaslar,  yokluk  ve  diğer  nedenlerle  intihar  etti.

12  yılda  5324  kadın  öldürülmüştür.

Gencecik  çocuklarımız  polis  kurşunu,  polis  tekmeleri  altında  can  vermiştir.

Birçok  insan  gözünü  kaybetmiştir.

Çocuklarımız öldürenler, bizzat derebeyi tarafından,  “destan  yazdılar  diyerek övülmüş, hatta bir maaş tutarında ikramiye ile ödüllendirilerek, cinayet işlemeleri için cesaretlendirilmiş, özendirilmiştir.

Nihayetinde Cem Evinde cenazeye katılmak için bulunan bir vatandaşımız, polis tarafından nişan alınarak öldürülmüştür.

Artvin’de öğretmen Metin Lokumcu 2011 yılında yaşanan eylemlerde polisin sıktığı su ve biber gazı ile fenalaşarak hayatını kaybetti. Erdoğan Lokumcu’nun ölümünün ardından Haliç Kongre Merkezinde yaptığı konuşmada, insanlık dışı bir yorumda bulunarak;

“Tabii bu arada bir tanesi kalp krizi geçirerek, kimliğini bilmiyorum, üzerinde durma gereğini de duymuyorum, kalp krizi sonucu ölmüş” demiştir.

Kendi yandaşlarına peşkeş çektikleri Soma Maden kazasında, 301 işçimizin cansız bedenleri daha yerin altında dururken, Derebeyi madenci yakınına şiddet uygulayarak tokatlamış, yumruklamıştır. Yumruklamakla kalmayıp, aklınca “İsrail dölü” diyerek hakaret etmiştir.

İş yerleri artmasına rağmen denetimler azaltılmış, Türkiye işçi ölümlerinde AB ülkelerinde birinci, dünyada ikinci sıraya yükselmiştir.

“Türkiye’de  her  saat  80  iş  kazası  oluyor.

Yılda  706 bin  işçi  ise  iş  kazası  gerçeği  ile  yüzleşiyor  (TÜİK 2013).

Her  on  iş  kazasından  yalnızca  bir  tanesi  SGK  kayıtlarına  yansıyor.

Son yayınlanan SGK istatistiklerinde 2012 yılı için iş kazası sayısı sadece 74 bin 871 iken TÜİK 2013 verilerine göre bu rakam 706 bin olarak görülüyor  (SGK 2012, TÜİK 2013).

İki veri arasında zamansal uyumsuzluk bulunsa da aradaki devasa fark kayıt dışı iş kazalarının ne kadar yüksek olduğunu ortaya koyuyor.  –Disk.org.tr-”

Tekel  işçileri  bir  soğuk  kış  gününde  “sadece  haklarını  savundukları  için”  havuzlara  atılmış,  soğuk  tazyikli  suyla  ıslatılmış,  polis  şiddetiyle  karşı  karşıya  kalmışlardır.

Bu  ülkede  molotof  atanlar,  araba  yakarak  hem  insanlara,  hem  de  milli  servete  zarar  veren  PKK’lılar  el  üstünde  tutulmuş,  her  nedense  hemen  hepsi  ara  sokaklara  kaçarak  KAYBOL-MUŞ-TUR (!)..

Demek  ki  metropollerin  ara  sokakları  PKK’nın  kurtarılmış  bölgeleri  oluyor(!)…

Onlar narko terör örgütü başı bebek katilinin posterleri ile ortaya çıkıp, PKK paçavraları ile baş kaldırıp ortalığı yakıp yıkabilir ama, sadece parasız eğitim isteyen çocuklarımız tutuklanıp hapse tıkılır. PKK’nın siyasi kolu, Kandil’de barınan Kara yılanlar, bebek katili, sürekli AKPKK’yı tehdit edebilir ama; onlar evladını şehit veren bir babayı, haklı sitemi nedeniyle mahkemeye verip hapse mahkum ettirir.

“Meşe  dalları  nerenize  battı,  s..tir”  diye  küfreden  Diyarbakır’ın eski Belediye Başkanı ile kolkola girerler. Konu PKK olunca, mezhepleri çok geniştir maşallah ama, Adana’nın eski MHP’li Belediye Başkanını dalavere ile görevden alırlar. Mahkemeyi kazanan Başkanı görevine de iade etmezler.

Kaçak sarayın kindar şahsı, Türk Milleti’ne 12 yıldır sözlü veya bizzat tetikçi haline getirdiği polis eliyle şiddet uyguluyor. Şiddete özendiriyor.

Ondan sonra insanlar, şiddet ve cinayetlerin artmasından şikayet ediyor. Diliyle-eliyle-koruma dayağıyla-polis ve yargı sopasıyla şiddeti özendiren kişi tepede oturup, bin liralık kadehlerden su içip, milyonluk klozetinden dışkılanıp, 1150 odalı kaçak sarayında saltanat sürüyor.

Bütün  bu  bilgiler  ışığında  ihanet  meclisine  dönüşen  meclise  getirilen  “Özgürlükleri  Koruma  Paketi”  aslında  AKPKK’yı  koruma  paketi  olup,  Türk  Halkı  için;  sakın  “koru ma!!”  emri  çıkarılan  bir  pakettir.

Polis  kurşunlarıyla  kimlerin  öleceği,  kimlerin  işkence  göreceği  açıktır.

Türk  avı  için  yasal  kılıf  hazırlanıyor.

Bu  paket  bu  günden  engellenemezse,  daha  çok  canlar  yanar,  hükümet  terörü  altında  inleriz.

Türk  Milleti  olarak  bu  hain  paketi  engellemek  için  bütün  tepkimizi  ortaya  koymalıyız.

Bu  paket  AKPKK’ya  ülkeyi  rahatça  bölmek,  saray – ev  ödevini  yerine  getirebilmek  için  lâzımdır !!.

Okumaya devam edin ‘AKPKK’nın-Özgürlüklerini “koruma” Paketi…’

19
Şub
15

İNSAN YARATMAK..

insan-yaratmak

Biraz  önce,  yakın  bir  arkadaşım  ‪#‎özgecan  için  niye  tek  bir  şey  paylaşmadığımı  hafifçe  şaşırarak  sordu.

Tüm  arkadaşlarımın  gönderilerini,  özellikle  ‪#‎sendeanlat  başlığına  yazılanları  tek  tek  okuyorum.

Çoğu  hepimizin  günlük  hayatının  tam  da  içinde  olan  şeyler.

Birbirimize  kızarak  anlattığımız,  ayaküstü  sohbetlerde  hınçla  şikâyet  ettiğimiz  şeyler.

Bir  kısmı  da  çok  insanın  başına  gelse  de  anlatmaya  çekindiği,  utandığı,  belki  hatırlamaya  bile  rahatsız  olduğu  şeyler.

Bunların  yazılması,  anlatılması  elbette  farkındalığı  arttırmak  için  çok  önemli.

Hatta  travmanın  atlatılmasında  da  yararlı.

Ama  tüm  bu  tepkilerin,  iç  dökmenin  ardında  benim  içimi  burkan  ve  sonsuz  sonuçsuzluğu  gördüğüm  bir  tavır  var.

“Kurban  psikolojisi”  sözsel,  fiziksel,  psikolojik  şiddete maruz  kalan  herkes  suçun  kurbanıdır  elbette.

Ancak  bu  durumu  sürekli  bir  “State  of  Mind”a  (ruh hali)  çevirmek  sadece  edinilmiş  çaresizliği  körüklüyor.

Konunun  kadın  olmak  fiili  üzerinden  tartışılmasına  yol  açıyor.

“Kadınlar  kendini  nasıl  korur,  devlet  kadını  nasıl  korumalıdır”ı  konuştuğumuzun  farkında  mıyız  öncelikle ?

Olan  bitenin  analizini  yapanların  çoğu  ise,  genelde  kadının  kutsallığından  söze  başlıyorlar,  kadın  olmanın  zorluklarından  bahsedip,  kadın  cinayetlerinin  politik  olduğundan  dem  vurup,  Türkiye’nin  ahlaki  yapısının  nasıl  bozulduğuna  değinip,  nasıl  oluyorsa  “hepimizin  anası  bacısı var”a  çıkan  bir  düzlükte  öfke  duymaya  devam  ediyorlar.

Bunların  hepsi  doğal,  anlaşılabilir,  saygıdeğer  yaklaşımlar  elbette.

Ama  farkında  olmamız  gereken  daha  önemli  bir  şey  var :

Çözüm  adına  sunulan  fikirlerin  hiçbirinin  bu  tür  acıları  sıfıra  indiremeyeceği.

Dünyadan  ne  pedofilyaklar  yok  olacak,  ne  cinsel  suçlular.

Bu  denli  sık  olmasının  önüne  aslında  kolaylıkla  geçilebilmesi  ayrı  mevzu  ama  tamamen  bitmeyecek  bu  ve  benzer  saldırılar.

Ve  biz  gerçekle  yüzleşmemek  için  uğraşmaya  devam  edeceğiz.

Evet,  acıdır  ki,  çocuklarımıza  bir  şey  yapmasınlar  diye  uğraşacağız.

Ama  sokaktaki  yabancı  abi,  şu  bu  değil  sadece.

Aklımıza  getirmek  istemesek  bile,  çocuğun  amcasının,  büyükbabasının,  dayısının  vs.  bakışında  bir  gariplik  hissedebileceğiz.

İşte  o  noktada  tiksindirici  bir  yapışkanlığa  bürünmüş  aşiret  mantığıyla  “konduramama”  halinden  çıkıp  insanın  en  korkunç  haliyle  yüzleşip,  müdahale  ettiğimizde,  gerçekten  bir  şey  yapmış  olacağız.

Defne’nin  ardından  “su  testisi  su  yolunda  kırılır”  gibi  bir  yorum  yapabilecek  alçaklıkta  olan  Hıncal  Uluç,  insanların  içine  sadece  bakışlardan  dolayı  çıkamadığı  ve  yazı  yazacak  yer,  okuyucu  bulamadığı  gün  bir  şey  yapmış  olacağız.

Feodal  düzene  karşı  çıktığı  iddia  edildiği  halde,  kadınlara  özel  hayatında  tam  bir  davar  gibi  davranan  Yılmaz  Güney’i  sosyalist,  halk  kahramanı  olarak  anmayacağımız  gün  bir  şey  yapmış  olacağız  belki.

Güzide  alışveriş  merkezlerinin  içinde  çocuğunu  itip  kakmaktan  çekinmeyen  üniversite  mezunu,  çeşitli  nedenlerden  (j.ak  şiirindeki  gibi)  biraz  sinirli   “İdrarında  %97,5  para  hırsından  olma  cenin  ve  iki  buçuk  da  kariyer(!)  bulunan  ana  kraliçe”ye  tepki  gösterdiğimiz  gün  bir  şey  yapmış  olacağız.

Geçtiğimiz  hafta,  felâket  sıkkın,  yılgın  ve  bıkkınken,  sevgili  Suat  Başkır’ın  buralara  bir  yere  yazdığı  cümle  beni  uzun  uzun  gülümsetmişti :

Okumaya devam edin ‘İNSAN YARATMAK..’

17
Şub
15

Yazamadım!..

YAZAMADIM

Yazamadım.

Çünkü  dilim  kilitlenecek  yüreğim  susacaktır.

Bu  susuş  bir  çaresizliğin,  senin  ölümünü  sessizce  kabullenişin  ifadesi  olmayacaktır  elbette  Özgecan.

Öfkedir,  isyandır  yüreğimdeki  sessizlik.  Kendi  kızlarımın  benden  koparılması  kadar  öfkelendirecektir  senin  gidişin.

Sokağa çıkıp dans etmeyecektim elbette.   Siyah da giymeyecektim.  Siyah yakışmazdı sana.   En iyisi güneşin rengine boyamaktı seni.

Kızlarımı  ve  doğdukları  zaman  kız  babası  olduğu  için  ALLAH’a  şükreden  eşimi  hatırladım.

Ananın  yerine  koydum  kendimi,  bir  kaya  oturdu  bağrıma.   Ağır mı ağır ?

Sessiz  çığlıkların  geldi  kulağıma.   Sustum,  başımı  öne  eğdim.

Oğul doğurdukları zaman al bağlayan analar, davul, zurna çaldıran babalar geldi gözümün önüne.

Kız evlat doğurduğu için gelinlerine  “Biz  meyvesiz  ağacı  keseriz” diyen kayınvalidenin sesi çınladı kulaklarımda.

Kız  torununun  başını  bir  kez  okşamayan  dedeler…

Erkek çocuğa kadına saygı göstermesi gerektiğini öğretmeyen, yaptığı her terbiyesizliğe rağmen onu baş tacı yapan zihniyet…

“Erkektir,  yapar”  anlayışı…

“Erkeğinki  el  kiri,  kadınınki  namus  kiri”

Hurafeci dincilerin fetvalarında kadını yok sayan, cinsel meta olarak fişleyen örümcek beyinler…

Ve  “Dekolte  giyiniyorsan  tecavüze  razı  olacaksın”  diyebilen  kadınlar,  sırtlarında  cübbe,  kürsü  sahibi  beyinsizler…

Erkeğini eğitemeyen, cinselliği tabu haline getiren, kadın olmanın, ana olmanın onurunu aşılamayan bir toplum.

Diğer  taraftan  Milli  Türk  (KEMALİST)  Devrimi‘nin  uzağından  bile  geçemeyen,  kadına  “Daha  da  dekolte  giyinin”  diye  öğüt  veren  aymazlar…

Dayak  yiyen,  ancak  bunu  utanç  vesilesi  yapıp  gizleyen  kadınlar…

Eşlerini  döven  üniversite  mezunu  kocalar…

“Zinayı  suç  olmaktan”  çıkaran  iktidar…

Cinselliği  yaşamının  olmazsa  olmazı  sayan  tesettürlü  televizyon  yorumcusu…

Sabi, sübyana tecavüz eden yaratıklar ve “rızası dahilinde olmuştur” kararı ile bu canileri serbest bırakan hakimler.

Daha  sayayım  mı  Özgecan ?

Senin vahşice katledilmiş ve yakılmış bahar kokulu bedenindeki parmak izlerini…

“Ana  olmak  nedir  bilir  misin?”  diye  soramam  sana…  Beynini apış arasına sıkıştıran bir yaratık kıydı bedenine.  Anayasa’nın dolayısıyla Devlet’in (!) teminatı altında olması gereken yaşam hakkını aldı elinden.

Ananın  yüreği  kor  gibi.   Baban  ise  tüm  acısına  rağmen  “Yücelerden  yüce  Türk  milletinin  bir  ferdiyim”  diyecek  kadar  olgun.

“ALLAH,  bu  vahşeti  uygulayanların  ana  ve  babalarına  yardım  etsin.”

İşte  bu  cümle  gerçekten  insan  olmayı  bilen  bir  acılı  babanın  duası.

Evlat acısı hiçbir şeye benzemez Özgecan.   Biz o acıyı tatmış kadınlar biliriz o ateşi.  Sönmez bir türlü, küllenmez.

Ama şunu çok iyi bil Özgecan, artık aramızda değilsin ama her ananın yüreğindesin. Esecek her bahar rüzgarı, yağan her yağmur, kırda açan papatyalar seni getirecek bize.

PKK’lıların  yakarak  öldürdüğü  SERAP  kadar  özleyeceğiz  seni.

Tenin  toprağa  değmesin,  yattığın  yer  nur  olsun !

Ve şimdi tam sırası gelmişken; bir başka tecavüz olayına değinmek istiyorum.

Tecavüzcüler  İmralı’daki  bebek  katili,  bölücü  başı,  “vatana ihanetten ağırlaştırılmış  müebbet  hapse  mahkum  edilmiş”  Öcalan, ”Çözüm  süreci”nin  mimarları,  Kandil,  HDP,  siyasi  partilerin  içinde  var  olan  işbirlikçiler,  halkların  kardeşliğini  savunanlar,  “ADA”yı  yol geçen  hanına çevirenler,  mütarekeci  basın…

Ve tecavüze seyirci kalan güdümlü muhalefet, Öcalan gibi bir haini baş tacı eden zihniyet, kaplı kapılar arkasında yapılan antlaşmalar.

Evlerinde  sessizce  oturanlar,  “önce  benim  partim”  diyenler…

Vatan Ana’ya   tecavüz   edilirken   “ses  çıkarmayan”   kadınlar,   neredesiniz ?

Okumaya devam edin ‘Yazamadım!..’

06
Şub
15

“Her yer karanlık — Pür Nur o koltuk” diyerek yolun sonunu düşünmeden hâlâ yol(al)maya devam eden kalp gözleri kör, vicdansızlara ithafen… Tesirli olamasak da dilsiz şeytanlığa da razı olamayız… Sadece kendilerinin gol attığı bu hileli maçın bitmesini istemeyenler “yavaş atın tekmesi” misali, sabrı taşmak üzere olan milletimizin o herdaim acı sillesini yiyecek ve son düdüğü çalacak hakem de omuzlara alınacak — ONA GÖRE..!!!

GÖSTERE  GÖSTERE  SANS  TOPU  UCKAGIDI

CHP   Konya   Milletvekili   Atilla  Kart,   Milli   Piyango   çekilişlerinde  numaralarda

nasıl   usulsüzlük   yapıldığı   konusunda   açıklamalarda   bulundu.

Atilla Kart2012 tarihinden bu yana Milli Piyango bünyesinde gerçekleştirilen haksız kazançlara ilişkin usulsüzlükleri dile getirdiklerini belirten Atilla Kart, bu kapsamda, Meclis’teki soru önergesi, basın toplantısı ve 9 Kasım 2012 tarihli Meclis Araştırma önergeleriyle konuyu hep gündemde tuttuklarını hatırlattı.

Kart, sosyal medyada kendi sayfasında yer verdiği bilgilerde,soru önergelerine hükümetin tutarlı hiçbir açıklama getirmediğini belirterek, “Milli Piyango Kurumunu denetlemekten kaçındı. Halka saygısızlık yaptı. Diğer kritik olaylarda olduğu gibi hesap vermekten kaçındı” dedi.

İTİRAF  NİTELİĞİNDE  AÇIKLAMA

Eski bir Milli Piyango çalışanı tarafından kendisine ulaştırılan 3 Şubat 2015 tarihli bir açıklama ile iki yıldan bu yana dile getirdiği bulgu ve olaylarla birebir örtüştüğünü önemle vurgulayan  Atilla  Kart’ın  açıklaması  şöyle :
“Milli Piyango mensubu olduğunu, şu anda yurtdışında güzel bir hayat sürdürdüğünü, Kurum bünyesindeki çıkar örgütlenmesinden kendisinin de yararlandığını  “Çok  Pişmanım”  rumuzuyla ve  “Atilla Bey şaibe olduğunu söylediği dönemde çok tedirgin olduk foyamız ortaya çıkacak diye”  başlığıyla ifade eden bu kişi, Milli Piyango Müdürlüğünde yapılan çekilişlerin şaibeli olduğunu, mensupların çoğunun varlığının milyonlarla ifade edildiğini, ancak bunun kamufle edildiğini; çekiliş sonuçlarını değiştirmek ve istenilen rakamlara ikramiye çıkmasını sağlamanın hiçbir zorluğunun olmadığını; öncelikle TRT payı diye milyonlarca lira verilen canlı yayın ilişkilerinin ortadan kaldırıldığını; birçok özel kanaldan yayın talebi geldiği halde bu taleplerin kabul edilmediğini; önceden çekilişi birkaç vatandaş ve gazetecinin izlerken , TRT sözleşmesinin iptali sebebiyle izlemez hale geldiğini;

SONUÇLAR  AÇIKLANMADAN  BAYİ  DEVREYE  SOKULUYOR

Çekiliş yapıldığında 21.30’da internet sitesinde sonuçlar açıklanıncaya kadar kimsenin haberinin olmadığını, çekiliş sonucu belli olur olmaz “son 1 kupon tavrıyla” hemen çıkan rakamları kapsayacak şekilde belli bayiler aracılığıyla iştirakin sağlandığını ; bu yöntemin canlı yayın iptalinden sonra rahatlıkla uygulanır hale geldiğini; ayrıntılı olarak ifade etmektedir.
Atilla  Kart’ın  açıklamasının  son  bölümü  de  şöyle :

Okumaya devam edin ‘“Her yer karanlık — Pür Nur o koltuk” diyerek yolun sonunu düşünmeden hâlâ yol(al)maya devam eden kalp gözleri kör, vicdansızlara ithafen… Tesirli olamasak da dilsiz şeytanlığa da razı olamayız… Sadece kendilerinin gol attığı bu hileli maçın bitmesini istemeyenler “yavaş atın tekmesi” misali, sabrı taşmak üzere olan milletimizin o herdaim acı sillesini yiyecek ve son düdüğü çalacak hakem de omuzlara alınacak — ONA GÖRE..!!!’

02
Şub
15

Eeeyy Türk Milleti — son günlerde hilen ve cebren kudurtulan hava(iklim uyarlama savaşı)nın unsurlarından CHEMTRAİLS’ten bahsetmeyen ve ülke kaderinde “etki”li iktidaromuhalefetiyle tüm büyükbaşlar aslında “KÜRESEL ELİT”in köpekleridir… Küresel işgalin yerel karargâhı Ankara’da TBMM’dir..

72  saatlik   lodosta   milletin   derdini   umursamayan   etkili   ve   yetkili   büyükbaş

“devlet”   görevlilerine   lânetlerimizle..!!!

TÜM   KOCABAŞ  DEVLET   PEZEVENKLERİNE   UYARIMIZDIR

Resmen   hayatta   kalma   savaşı   veriyoruz   ulan,   şerrrefsizler..!!!

Behey,   icraat(sızlığı)nı   siktiğimin   iktidar,   muhalefet,   medya   ve   sesini   duyurma 

imkânı   olan   her   türlü   özel – tüzel   kişi   ve   kurumlar…

Daha   ne   kadar   susacaksınız..?!!!

Savaştayız   ulan,   resmen   savaşta..!!!!!!!!!

Ve   en   önemli   unsurumuz   insanımızdır…

Ama   sizin   için   bu   sadece   lâfta   kalır,   çünkü   hiçbir   insanımızın   hayatını  

kesinlikle   umursamazsınız..!!!  

CHEMTRAILS   vasıtasıyla   serpilen   virüslerden   dolayı   millet   hastalıktan   kırılırken,  

doktorlar  sanki   ortak   merkezden  aldıkları  bir   emirle   fotokopi  çeker   gibi   herkese

aynı   ilâçları   yazıyor   ve   hiç   bir   ALLAH’ın   kulu   da   antibiyogram   yapmıyor..!!!

Şebeke   sularının   kontrolü   kimbilir   kaç   zamandır   hiç   kimsenin   sikinde   değil..!!!

Plastik   damacana   sularının   durumunu   ise   bir   ALLAH   bilir…

Ülkem   resmen   bir   mikrodalga   fırını   içindeymiş   gibi   dünyada   yaplmış   en   vahşî  

iklim   mühendisliği   deneylerine   (daha  doğrusu — insan  soykırımına)   maruz   kalırken,

başta   meteorologlar   ne   yarrraamı   yiyor..?!!!

Önümüzdeki   günlerde   de   hava   durumu   manipülasyonunu   öküz   gibi   sadece  

seyredip   hiç   bir   ALLAH’ın   kulu   çıkıp   da   CHEMTRAILS’ten   bahsetmeyecek   mi..?!!!

Ya   siz — ülkemizin   “umud”u — “GEZİ”ci   çiçek   çocukları..!!!

Bütün   dünya   CHEMTRAILS   karşıtı   gösteriler   yaparken,   siz   sadece   güdümlü  

“SOROS”buvari   merkezlerin   dolduruşuyla,   halkımızın   hükümet   edenlere   karşı     

onyıllardır   birikmiş   haklı   öfkesini   bilerek   veya   bilmeyerek   boşa   harcanmasında

kullanılan   maşa   olarak   mı   tarihe   geçmek   istiyorsunuz..?!!!

Bi   kere   de   herşeyiyle   bu   topraklardan   doğan   ve   sadece   kendi   sikinizin  

doğrultusunda   bağımsız   bir   eylem   düzenleyin,   AMKoduklarım..!!!

Aha   da   aşşaığıda   bi   sonraki   küresel   eylem   tarihini   veriyorum…    

Görelim   bakalım   AK   götü,   kara   götü..!!!

25 NİSAN DÜNYA CHEMTRAILS KARŞITI YÜRÜYÜŞ GÜNÜ

https://tr-tr.facebook.com/events/368460956658865/?ref=3&ref_newsfeed_story_type=regular

*      *      *

Vaktiyle,  “7,4  yetmedi  mi”  diy(ebil)en  şeytan  dölleri  neredesiniz,   AMKoduklarım..?!!!

7-nokta-4-yetmedi-mi7,4

Başımıza   taş   yağmasını   mı   bekliyorsunuz..?!!!

 




İstatistikler

  • 2.312.896 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Şubat 2015
P S Ç P C C P
« Oca   Mar »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728  

En fazla oylananlar