Haziran 2009 için arşiv

29
Haz
09

Görünen Köy

Yekta Güngör Özden

Günler birbirini kovalıyor. Birdenbire bastıran sıcaklar insanın gücünü de etkiliyor. Hem ruhsal, hem beyinsel bağlamda belirtiler yaşlanan bedenlere ağırlık veriyor. Yine de yurtseverliğin, gerçekçiliğin, namuslu ve onurlu yaşamının gereklerini yerine getirmek özeninden geri kalınmıyor. Doğru bildiğini söyleyip yazmak erdemi kişiliğinizi dokuyor, yaşamınızı anlamlı kılıyor. Para-pul, mevki-makam, ün-şan, rütbe-konum peşinde koşanlar, çıkarlarının uşağı olanların durumlarını gördükçe vicdan huzurunun doldurduğu esenlik yetiyor da artıyor bile.

Okumaya devam edin ‘Görünen Köy’

29
Haz
09

Hürriyet’in Fethullah açılımı

Ertuğrul Özkök
Ertuğrul Özkök

Eyüp Can Sağlık
Eyüp Can Sağlık

Hürriyet’te değişim devam ediyor. Geçtiğimiz hafta Hürriyet’teki açılımlardan bahsetmiştik. Ayşe Arman’ın soyunması ve Kelebek’te yazmaya başlayan Yonca Tokbaş’ın bir türlü gelişemeyen uzuvları Hürriyet “ailesi”nin başlıca gündem maddelerini oluşturuyordu. Son Yiğit Bulut olayı da gösterdi ki, Ertuğrul bazı yazarları sansürlerken bazılarını ise sansürlemiyordu. Hatta Ertuğrul ile ilgili “kadın olsaydı şimdiye kadar çoktan soyunurdu” gibi yorumlar da yer aldı. Bu yorumları görünce açıkçası Ertuğrul iyi ki kadın değilmiş diye sevindik.

Her neyse. Hürriyet geçen hafta künyesinde birtakım değişiklikler yaptı. Bu değişiklikleri de bizzat Ertuğrul köşesinden duyurdu. Yapılan değişiklikler Ertuğrul’u o kadar heyecanlandırmıştı ki, yazı günü olmamasına rağmen Ertuğrul Pazartesi günü köşesinden okurlarına müjdeyi verdi: “Hürriyet’in ekonomi servisinden başlayıp, sonra Haber Koordinatörlüğü görevine gelen ve bu görevde, yeni haber merkezini kuran Ankara Temsilcimiz Enis Berberoğlu, şimdi ikinci bir görev daha yükleniyor. Berberoğlu, bundan böyle Hürriyet’in en üst icra organı olan İcra Kurulu üyeliğini de yapacak. Böylece Ankara temsilcilerinin gazete içindeki önemli rolü, daha da artacak. Haber Koordinatörlüğü görevine ise, Eyüp Can Sağlık geldi. Eyüp Can, Hürriyet bünyesinde çalışmaya 5 yıl önce Referans Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olarak başladı ve gazeteyi, ekonomi ve iş dünyasının vazgeçilmezleri arasına soktu. Eyüp Can, bir süre önce Hürriyet’in ekonomi sayfalarında da yazmaya başladı. Şimdi Hürriyet’in güçlü haber sistemini daha da güçlendirmek için çalışacak. Yazıişleri müdürlerimizden Emre İskeçeli, hafta sonu eklerimizin yöneticiliğine getirildi. Dördüncü önemli değişiklik ise, Temuçin Tüzecan’ın, Hürriyet Kurumsal İletişim Koordinatörü olarak künyeye girmesi oldu.”

Okumaya devam edin ‘Hürriyet’in Fethullah açılımı’

29
Haz
09

Yemezler Yiğit yemezler

Yiğit BulutVe sonunda beklenen oldu. Doğan Medya Grubu’nun “en ulusalcı” yazarı Yiğit Bulut, Turgay Ciner’in Habertürk’üne geçti. Böylece Habertürk kadrosuna bir eski Doğan Medya yazarı daha katılmış oldu. Bildiğiniz gibi Habertürk daha kuruluş aşamasında Hürriyet’ten Pakize Suda, Ercan Kumcu ve Yaşar Nuri Öztürk gibi isimleri bünyesine katmıştı. Böylelikle Fatih Altaylı Doğan Grubu’na da esaslı bir darbe indirmiş oldu.

Okumaya devam edin ‘Yemezler Yiğit yemezler’

29
Haz
09

Sen neymişsin be Erhan!

Erhan Göksel
Erhan Göksel

Geçtiğimiz hafta Ali Özsoy’un ulusalcı gurulardan bahsederken verdiği isimlerden biri de Erhan Göksel’di. Önceki yıllarda Flash TV gibi küçük bir kanalda program yapmasına rağmen ortaya attığı tezlerle ulusalcı kesimler içinde oldukça etkili olan Göksel, son olarak geçtiğimiz hafta Nazlı Ilıcak ile girdiği polemikle gündeme geldi.

Nazlı Ilıcak, geçtiğimiz hafta ATV’de yayınlanan ve kendisinin hazırlayıp sunduğu “Siyaset Kazanı” programında Erhan Göksel ile ilgili bir iddia ortaya atmış. İddiaya göre 28 Şubat’tan önce Genelkurmay Göksel’e bir araştırma yaptırmış Refah Partisi kapatılsa ne olur diye. Erhan Göksel de Nazlı Ilıcak’a danışmış “RP kapatılsa ne olur?” İşte bizim Erhan da buna bozulmuş ve bir internet sitesinde zehir zemberek açıklamalarda bulunmuş. Ancak açıklamasında öyle bir laf etmiş ki, adeta kendi kendini ele vermiş.

Okumaya devam edin ‘Sen neymişsin be Erhan!’

29
Haz
09

İran olaylarında antiemperyalist yaklaşım ve faşist “sol”

Hürriyet olayları, İran halkının “Kahrolsun cüce, kahrolsun diktatör” diye bağırarak eylem yaptığını vurgulayarak verdi

Hürriyet olayları, İran halkının “Kahrolsun cüce, kahrolsun diktatör” diye bağırarak eylem yaptığını vurgulayarak verdi. Daha önceden de Kuzey Kore lideri Kim Yong İl için “bücür diktatör” ifadesini kullanan Hürriyet’in bu tavrını ırkçılığına mı verelim? Ama belki de Ertuğrul Özkök kısa boylu insanlardan bizim bilmediğimiz bir zarar görmüştür. Bu durum da sadece onun yaşadığı travmanın yansımalarından ileri geliyordur. Orasını Allah bilir…

Musavi melek, Ahmedinejad şeytan mı?

İran seçimlerinden Ahmedinejad galibiyetle çıktı çıkmasına ama İran’da sular bir türlü durulmuyor. Bir taraftan sonuçları kabul etmeyen Musavi taraftarları gösterilerini sürdürüyor, diğer taraftan da Ahmedinejad’a bağlı güçler gittikçe tavırlarını sertleştiriyor. Karşımızda nereye gittiği çok da belli olmayan bir İran tablosu var. Sonuçta Ahmedinejad duruma hakim olmayı başarsa bile İran’da artık hiçbir şeyin çok da eskisi gibi olamayacağı anlaşılıyor…

İran seçimlerinin ve ardından yaşanan olayların Türkiye’ye yansıması da her zamanki gibi Amerikan penceresinden oldu. İşbirlikçi basın olayları Batılı ajanslardan takip etti ve yine gazetelerin yorum sayfaları birbirini tekrar edip duran yazılarla doldu taştı. Bunlara kalırsa yaşanan çok basitti. Bir tarafta Şeriatçı şeytan Ahmedinejad varken bunun tam karşısında İran’da laik ve demokratik hareketin öncüsü melek Musavi vardı!

Basın Musavi’yi o kadar yüceltti ki, karşımızda çizilen portre radikal bir İslamcıdan ılımlı bir demokrata evrilen bir azizdi sanki…

Okumaya devam edin ‘İran olaylarında antiemperyalist yaklaşım ve faşist “sol”’

29
Haz
09

19. Abant Platformu Cumhuriyet’e karşı toplandı

Bülent Arınç

Arınç Türkiye’nin yaşadığını iddia ettiği bu “demokratikleşme yolunda önemli adımlar”ın etkilerini de şöyle sıraladı. Mesela artık Türkiye, bir kitapçık fırlatılmasıyla krize giren bir ülkeden, belgeyi kastederek, bir yanda soruşturmanın bir yandan da hayatın devam etttiği ve artık kimsenin sabah radyodan Hasan Mutlucan’ı duyacağı ihtimalini düşünmediği bir ülke haline gelmiş. Arınç iyi bir noktada olduklarını da ekliyor. Arınç Türkiye’deki bu dönüşümü analiz ediyor aslında. Türk milletinin de bu dönüşüme alıştırıldığının da farkında. Abdullah Gül’ün “iyi şeyler olacak” müjdesinden sonra da tüm siyaset bunun üzerinden dönmeye başlamış, tüm siyasete ayar çekilmiş ve demokratikleşmenin önündeki engel olarak hedef tahtasına koyulan Ordu da dahil olmak üzere bu plana toptan uyum sağlanmıştı.

“Sivil Anayasa”yı yapacak
“sivil”lere bakın

Bir Abant Platformu daha toplandı. 19. kez “Demokratikleşme: 12 Eylül’den AB’ye Siyasi Partiler” adıyla başlayan ve demokrasinin tartışılan toplantının ne kadar demokrat olduğu ise ayrı bir tartışma.

Geçen sefer birisi Abant’ta diğeri de anlamlı bir şekilde Erbil’de düzenlenen “Kürt sorunu”nun tartışıldığı “Barışı ve geleceği birlikte aramak” konulu toplantıda hep bir ağızdan Kürtçülük yapılmıştı. Tek bir farklı fikrin olmadığı bir tartışma yapılmıştı.

Bu seferki de aynı şekilde gerçekleşti. Bütün “demokrasi” sevdalıları, demokratikleşmeyi tartıştılar, ama yine hepsi aynı şeyleri söyledi, “filanın dediği gibi” laflarla birbirlerinden alıntı yaptılar. Mesele tartışmak değildi tabii ki…

“Tartışma”nın merkezinde en son çıkan “İrticayla mücadele eylem planı” adlı belge vardı. Bunun üzerinden Türkiye’de demokrasinin gelişmesindeki engeller masaya yatırıldı. Burada da hedef tahtasına tabii ki Ordu oturtuldu. Bununla birlikte 82 Anayasası’nın yerine geçecek “sivil anayasa” tartışıldı. “Tartışma” derinlere indikçe Türkiye’nin demokrasi macerasından karelerle, sivillikten neyin kastedildiği gün yüzüne çıktı.

Okumaya devam edin ’19. Abant Platformu Cumhuriyet’e karşı toplandı’

29
Haz
09

Roma’dan önce İtalya’daki Türkler – Etrüskler-2-

Capitolina Dişi Kurdu

Capitolina Dişi Kurdu

Capitolina Dişi Kurdu, Etrüsk yontu sanatının en büyük eserlerinden biridir. Dişi kurdun yüz ayrıntısına dikkatle bakıldığında hem korku hem de tehdit anlatımı olduğu açıkça görülür.

“Karnten yazıtlarından birinde şöyle deniliyor:

BENÜK EDİS ALTUÇ ESİZİS: Ebedi anıt Kral hatırasınadır.

Bu yazıttaki BENÜK (ebedi anıt) sözü yalnız Asya yazıtlarına mahsus bir sözdür. Avrupa (ve Etrüsk) yazıtlarında geçmiyor. Buna karşılık, ALTUS sözü yalnız ve yalnız Etrüsk yazıtlarına mahsus bir söz, diğer yazıtların hiçbirinde geçmiyor. Bu da bize Qazaqstan’dan gelen Etrüsklerin ilk önce Avusturya’ya yerleştiklerini ve Avusturya’dan Po Ovasına indiklerini kanıtlayan en güzel delil.” sf. 23

“(…) Yani, Erken Etrüskler ON-UYUL halkıdırlar ve onların Karnten’de bıraktıkları yazılar D.Ö. 3000 yıllarına aittir.”

“Piacenza Yazıtındaki2 ehram üç doğrultuyu gösteriyor: Güney kısmı Etruria’yı, kuzey-doğu kısmı Etrüsklerin anavatanı olan Avusturya’yı ve kuzey-batı kısmı Etrüsklerle kardeş halk olan Glozelllilerin (doğu Fransa, M.İ.) yaşadığı yeri(…)” sf. 25

“(…) Protogreklerin (Pelasglar, M.İ.) dili ile Etrüsklerin dili ve adetleri aynı bir kökene dayanmaktadır. Yani, Attikalılar kadar Etrüskler de Prototürk’tür.” sf. 37

“(…) Etrüsklerde gördüğümüz demokrasi müesseselerini, zamanının tekniğini, adalet ve milli müdafaa kavramlarını -şimdi artık Etrüsklerden çok daha sonraları hüküm sürmüş oldukları açıkça anlaşılmış olan- ne Fenikelilerde ne Yunanlılarda ve ne de Romalılarda bulabilmekteyiz.” sf. 38

Okumaya devam edin ‘Roma’dan önce İtalya’daki Türkler – Etrüskler-2-‘

28
Haz
09

Finansal depremin küresel stratejik analizi

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy

Kriz  bitti  söylemi  ekonomik  değil   ideolojikti

1945 ile 70 yılı arasında dünya sisteminin maddi büyümesi sürecinde ekonomi teorisyenlerinin vurguladıkları, 1930’lu yıllardaki gibi bir krizin artık kapitalizmin gündeminden düştüğü idi. 70’li yılların başlarında petrol fiyat şoku nedeniyle, dünya ekonomik sistemindeki maddi büyüme dönemi sona erdi. Ve bu süreçte euro-dolarlar petro- dolarlar olarak para sermaye; sanayi üretiminden önce ticari sonra da tefeci sermayeye dönüşmeye başladı. Yeni Marksist teorisyenler bu dönemde sistem krizinin beklendiği söylemini ileri sürdüler.

Oysa bu mali genişleme döneminde para sermaye, Amerikan maddi sermayesinden ayrılarak Japonya ve Almanya’da klasik endüstrilerde yeni bir büyüme sürecini başlattı. Ve bu dönemde yani 80’li yıllar döneminde dışa açık büyüme tezi ile yeni liberal ekonomik görüşler egemenleşmeye başladı. 45’le 70 dönemi arasında devletin müdahalesinde ve kontrolünde çevre ülkelerde gelişen ithal ikamesi, maddi büyüme, yeni Keynesci tezleri egemenleştirmiştir.

Oysa dışa açık büyüme döneminde devletin üretimden ve ekonomiden koparılması, gümrük duvarlarının yani ulusal devlet ekonomik koruyuculuğunun kaldırılması, finansın liberalleşmesini öne çıkaran Monoterist Freidmancı politikalar dünya ekonomik sisteminde kriz sözünün artık kalmadığı söylemine geldiler.

Bu ekonomipolitik söylem giderek yerini ideolojik ve politik söylemlerle sağlamlaştırma yoluna girdi. Fukuyama’nın ünlü “tarihin sonu” söylemi, liberal demokrasi ve serbest pazar ekonomisi toplum biçimlerinin gelişimlerinin son aşamasıdır tezini ileri sürdü.

Okumaya devam edin ‘Finansal depremin küresel stratejik analizi’

27
Haz
09

Aleviler Sosyalist Olamaz mı..? Hızır Paşa’dan Marx’a

Oğuz Han

Oğuz Han’ın en büyük oğlu Gün Han’dır. Gün Han’ın en büyük oğlu ise Kayı’dır. Hanın oğlu han değil bey olabilir o nedenle Kayı Bey olarak bilinir. Kayı Bey’in ardılları Kayı Boyunu oluşturmuştur. Oğuz Han’ın Kayı Bey gibi toplam 24 torunu vardır ve bu 24 torun da 24 boy oluşturmuştur. Bu 24 boy da Orta Asya’dan Anadolu’ya akınlar halinde gelmiştir. Bunlardan biri de Oğuz Han’ın altıncı oğlu Deniz Han’ın oğlu Kınık Bey’in boyudur. Kınık Boyu Selçuklu İmparotarluğu’nu, Kayı Boyu ise Osmanlı İmparatorluğ’nu kurmuştur. Yani bu iki imparatorluk da, kökleri Oğuz Han’a dayanan, soylu ve saf Türk devletleridir.

Tarihsel  materyalizmi  tartışmak

Sevgili İlyas Salman geçtiğimiz haftaki yazısında benim “Aleviler İlerici Sünniler Gerici mi” yazımı okuyunca “kirpiye döndüğünü” yazmış.

Geçtiğimiz hafta ikimiz de ara vermiştik, bu hafta tartışmaya devam edeceğiz. Çünkü İlyas Ağabey de gayet iyi bilir ki, önemli olan kirpiye dönmek değildir, asıl kaçınmamız gereken devekuşuna dönmektir.

Bu arada tamamen habersiz bir şekilde sevgili hocam Şener Üşümezsoy da tartışmaya dahil olmuş oldu. Geçtiğimiz sayılarda çıkan iki yazısı da konunun stratejik ve ideolojik içeriğini dört dörtlük açıklıyor.

Devrimciler arasında ideolojik, kültürel, stratejik meseleler üzerine tartışma her zaman için kaçınılmazdır ve son derece de doğaldır. Çünkü ideolojinin kendisi ancak karşılıklı tartışma içerisinde gelişebilir. Senteze ulaşmak için her tez kendi anti-teziyle yüzleşmek zorundadır. Bu da sosyalist felsefenin, diyalektik düşüncenin olmazsa olmazıdır.

Ama tartıştığımız meselenin çok derin tarihi kökleri zaten var. Mesele Marksizmin en temel kavramı üzerinde düğümleniyor; tarihsel materyalizm doğru mu değil mi?

Tarihsel materyalizm, Marks’ın bulduğu bir kavram. Bu kavrama göre tarihsel olarak tüm toplumları sınıflandırabileceğimiz bir şablon mevcuttur. Bu şablon içinde ilkel komünal toplumdan sosyalizme giden toplam beş aşama vardır. Bu beş aşama da tarihsel zorunluluklardır, yani tüm toplumlar bu beş aşamadan geçmek zorundadır. Beş aşamanın sonunda sosyalizme ulaşılacaktır, sosyalizm bu nedenle insanlığın kaçınılmaz geleceğidir.

Okumaya devam edin ‘Aleviler Sosyalist Olamaz mı..? Hızır Paşa’dan Marx’a’

27
Haz
09

Roma’dan önce İtalya’daki Türkler – Etrüskler (1)

Etrüsk ülkesi
Etrüsk ülkesi

“Yunanca Tyrrhenoi/Tyrsenoi, Latince Turci/Etruski, Mısır yazıtlarında Tursha, kendi dillerinde ise Rasenna-Rasna adlarıyla anılan Etrüskler, MÖ 8. yy.da İtalya yarımadasında oluşan kültür evriminin yaratıcılarıdır.”

“Etrüsklerin, Orta İtalya’ya doğudan gelerek yerleştiklerini, MÖ 5. yy. terihçilerinden Halikarnassoslu Herodotos uzun uzadıya hikaye eder. Ona göre, Etrüsklerin anavatanı Batı Anadolu’daki Lydia bölgesidir. Yıllar süren kıtlık sonucu, kura ile saptanan bir grup halk, Kral Atys’ün oğulları Tyrrhenos ile Tarkhon (bildiğimiz ‘Tarkan’, M.İ.) önderliğinde Smyrna’dan (Eski İzmir) gemilere binerek, yeni bir yurt edinmek için denize açılmış, sonunda İtalya’nın Umbria kıyılarında karaya çıkmış, kentler kurmuş ve adını başkanlarının ismine hürmeten Tyrsenler şeklinde değiştirmişti.”

“Bu arada Etrüsklerin MÖ 7.-6. yy.larda denizcilikte çok ilerlediklerini, dolayısıyla Akdeniz’deki üstünlüklerini hatırlamak gerekir. bugün dahi Akdeniz’in İtalya’nın batısında kalan kısmına ‘Tiren Denizi’ denilmektedir.” sf. 13

Okumaya devam edin ‘Roma’dan önce İtalya’daki Türkler – Etrüskler (1)’

27
Haz
09

ABD Büyükelçisi göreve Ankara’da değil Diyarbakır’da başladı

Jeffrey’yi Kürtçe “Hoşgeldiniz, başımız gözümüzüstüne” diyerek karşılayan Osman Baydemir, Jeffrey’nin yaptığı konuşmadan oldukça memnun görünüyordu.

Jeffrey’yi Kürtçe “Hoşgeldiniz, başımız gözümüz üstüne” diyerek karşılayan Osman Baydemir, Jeffrey’nin yaptığı konuşmadan oldukça memnun görünüyordu.

James   Jeffrey’nin   Diyarbakır   “aşk”ı

ABD’nin yeni büyükelçisi James Jeffrey, geçtiğimiz hafta Çarşamba günü Diyarbakır’daydı. Jeffrey, daha İstanbul’u bile görmeden Diyarbakır’a gitti. Vali, belediye başkanı, İHD, baro, ticaret ve sanayi odaları ve dini cemaatlerle(!) ayrı ayrı görüşen büyükelçi adeta ayrı bir devleti ziyaret ediyor gibiydi.

Büyükelçi Jeffrey tıpkı Abdullah Gül’ün Diyarbakır ziyaretinde olduğu gibi Kürt meselesi ile ilgili konuştu. “Bölge”nin (bu deyimi PKK sözde Kürdistan için kullanıyor) bütün dünya için çok önemli olduğunu belirten büyükelçi şöyle konuştu: ‘Eskiden Türkiye’de istikrarsız bir bölge vardı. İstikrarsızlık halen devam ediyor. Fakat aynı aşamada Irak’ta daha kötü bir durum vardı. Kuzey Irak’ta birkaç seneden beri huzur var. Bu sebeple ticaret, ihracat ve yatırım imkânları Irak ile Türkiye’de büyüyor ve bu sizin bölgenizi iyileştirebilir.’

Jeffrey, ABD olarak teröre karşı olduklarını ancak askeri tedbirlerin çözüm olmadığını vurguladı: ‘Aynı zamanda siyasi ve kültürel başka iyileştirmeler lazım. Bütün istikrarsız bölgelerde kalkınma çok önemlidir.’ Jeffrey, bütün partilerin DTP’ye destek olması gerektiğini vurguladı. DTP’li belediye başkanı Osman Baydemir, Jeffrey’nin yaptığı konuşmadan oldukça memnun görünüyordu. Jeffrey’ye Kürtçe, ‘Hoşgeldiniz, başımız gözümüz üstüne’ diyen Baydemir, diyalog ve ortak akılla herkesle işbirliği yapacaklarını belirtti.

Büyükelçi, başta belediye başkanı olmak üzere pek çok görüşmesini basına kapalı olarak yaptı. Anlaşılan birtakım planlar yapıldı, kimilerine birtakım görevler verildi.

Okumaya devam edin ‘ABD Büyükelçisi göreve Ankara’da değil Diyarbakır’da başladı’

27
Haz
09

Obama stratejisi: ABD’nin Filistin’i tasfiye planı

Obama’nın Kahire konuşması ve Netanyahu

ABD emperyalizmi, Barack Obama’nın Başkanlık koltuğuna oturmasıyla beraber yeni bir maske ile karşımıza çıktı. İşin özünde emperyalist her zamanki emperyalistti ama başta Şeriatçılar olmak üzere bazı kesimler, Obama’dan bir melek yaratmak için çok heveslilerdi. Obama’nın kölelerin torunu olarak ezilenleri anlayacağından tutun da babasının Müslüman kökenli bir aileden gelmesine dayanarak kendisinden sürekli Hüseyin olarak bahsedilmesine kadar geniş tutulan bir çarpıtma-aklama kampanyası yaşanıyordu.

En başından beri bu imajı destekleyen ve her anlamda faydasını görmek için çırpınanlar da ABD’lilerden başkası değil. Bizim Şeriatçılarsa bu oltaya bilerek ve isteyerek gelen balıklar konumunda. Amerikancılıkları her türlü inançlarını ve bağlılıklarını bastırdığı için onlar Obama’dan bir ‘gizli Müslüman’ kahramanı yaratmaya çalışıyorlar.

Obama bilindiği gibi son gerçekleştirdiği Mısır gezisinde ‘esselamünaleyküm’lü bir konuşma yaptı. Bu konuşmayla da Arapları büyük oranda tavlamayı başardı. ABD’den başka kıblesi olmayan bizim Şeriatçılar ne kadar heveslilerse; Arap sağcıları da Obama’ya kul köle olmaya o kadar açık olduklarını kısa zamanda kanıtlamış oldular.

Okumaya devam edin ‘Obama stratejisi: ABD’nin Filistin’i tasfiye planı’

27
Haz
09

Sıra Vahdettin’in kemiklerine mi geldi?

Hain Vahdettin’in Şam’daki mezarı

Hain Vahdettin’in Şam’daki mezarı

Egemen Bağış

Egemen Bağış

AKP’liler Nâzım’ın mezarını Türkiye’ye getirmek istediklerini söylediğinde bazı kesimler ne kadar demokratik bir davranış diyerek AKP’ye alkış tutmuşlardı. Hatta Nâzım’ın Türkiye’deki mezarı için yer gösterenler dahi çıkmıştı. Ancak Devlet Bakanı ve yeni AB Baş Müzakerecimiz Egemen Bağış, AKP’nin Nâzım planının altında yatan gerçeğin ne olduğunu geçtiğimiz hafta açıkladı.

Egemen Bağış, geçtiğimiz hafta Müstakil Sanayiciler ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) bir toplantısına katılarak AB-Türkiye ilişkileri üzerine MÜSİAD üyelerine bilgi verdi. Ancak bizim meselemiz AKP’liler ve AB taraftarları için artık kaçmış bir tren olan AB’ye girip girmeyeceğimiz değil. Toplantıda katılımcıların sorularını da yanıtlayan Bağış, MÜSİAD Kurucu Başkanı Erol Yarar’ın “Nâzım Hikmet’in mezarının getirilmesi çok adildir. Sultan Vahdettin’in mezarının getirilmesi konusunda fikrinizi beyan eder misiniz?” şeklindeki sorusuna şu cevabı verdi: “O da son derece adildir. Nâzım Hikmet’in mezarının getirilmesine ailesi sıcak bakmıyor. Devlet teklif etti, onlar oradan taşınmasına sıcak bakmıyor. Ama bu topraklara sevgisi, muhabbeti olan herkesin bu topraklarda yatma hakkı olmalıdır. Bunu onlardan almaya da hiçbirimizin hakkı olmamalıdır.”

Bu sözler, AKP’nin Nâzım üzerinden ne kadar çirkin bir oyun oynamaya çalıştıklarını ortaya koydu. Zaten AKP bir süredir Vahdettin ile çok sık ilgilenir oldu. Önce Vahdettin’in İstanbul’daki mekanları restore edilmeye başlandı. Sonra sıra Vahdettin’in Suriye’deki mezarının restorasyonuna geldi. Şimdi de Vahdettin’in mezarı Türkiye’ye getirilsin mi getirilmesin mi onu tartışıyoruz.

Okumaya devam edin ‘Sıra Vahdettin’in kemiklerine mi geldi?’

26
Haz
09

Şeriatçılar Nâzım’dan ne ister..?

Nazım HikmetKendi tarihlerinde vatanseverlik adına gösterebilecekleri hiçbir şey yoktur. O nedenle kendilerini vatansever göstermenin yolu solun ve solcuların vatan haini olduklarını kanıtlamaya çalışmaktan geçer. Şeriatçıların elle tutulur ve herkesçe kabul gören kahramanları da yoktur ve kahraman diye ortaya sürdükleri isimlerin çoğunun ne olduğu da herkesçe bilinmektedir. Bu sözde kahramanların itibarını yükseltmenin yolu da bu nedenle çoğu zaman onları solun kahramanları ile benzeştirmek ve böylelikle itibar sahibi yapmak olur. Bu başlıbaşına tezat bir durumdur ama sözkonusu Şeriatçılarsa gerisi teferruattır! Nâzım’ın son dönemde hem de iyiden iyiye gündeme getirilmesinin nedeni de budur.

Fethullahçıların  bitmeyen

Nâzım  düşmanlığı

Fethullahçı Aksiyon dergisi son sayısında Nâzım Hikmet’le ilgili bir dosya hazırlamış ve Nâzım Hikmet’in yurtdışına çıkış öyküsünü incelemiş.

Hani Nâzım’ın ölüm yıldönümü desek değil, o geçti. Ama buna rağmen sürmanşetten bir Nâzım fotoğrafı ve ne için gündeme getirildiği anlaşılamayan bir dosya ile karşımıza çıkıyor Aksiyon. Tabii “bayram değil seyran değil, nereden çıktı şimdi Nâzım” diyoruz, ister istemez.

Aslına bakarsanız bu Aksiyon’un Nâzım’la ilgili olarak yaptığı ilk haber değil. Yalnız Nâzım da değil, Deniz Gezmiş’ten Mahir Çayan’a Türk solunun önemli pek çok değeri ve Türk solu tarihinin pek çok önemli olayı hemen her fırsatta Aksiyon gibi Şeriatçı dergilerde, çoğu zaman da kapaktan işlenir.

Tesadüfe bakın ki, bu tür dergilerin en çok tiraj yaptığı sayılar da hep bu “özel” sayılardır.

Ama tabii Fethullahçı bunu yapmak zorundadır; çünkü çok iyi bilmektedir ki, örneğin kendi ağababaları Said-i Kürdi’yi kapağa taşısalar hiçbir zaman bir Deniz Gezmiş ya da Nâzım kapağı kadar tiraj alamayacaklardır. Aslında yalnızca bu bile tek başına Şeriatçıların itibarsızlığını ve acizliklerini gösteren bir kanıttır. Fethullahçı okur bile Said-i Kürdi’yi değil, Deniz’i ya da Nâzım’ı merak etmektedir.

Ama elbette işin ticari boyutunun dışında çok daha önemli bir boyutu da vardır ve bu Şeriatçının kendi karanlık tarihini ve kendi sahte kahramanlarını aklama çabasıdır.

Okumaya devam edin ‘Şeriatçılar Nâzım’dan ne ister..?’

25
Haz
09

Kılavuzu Ufuk Uras ile SHP olanın…

Gül Cumhurbaşkanı olduğunda ilk tebrik edenlerden biri de bizim Ufuk’tu

Ufuk Meclis’e girerken DTP’nin oylarını almıştı. Bu nedenle Kürtçülüğünü anlayabiliriz ama girer girmez. Hızlı bir AKP destekçisi olduğu da anlşıldı. Gül Cumhurbaşkanı olduğunda ilk tebrik edenlerden biri de bizim Ufuk’tu

Ufuk diyet borcunu ödüyor

Geçen hafta okuduk ki, ÖDP’li “tatlısu sosyalisti”, şovmen milletvekili Ufuk Uras, CHP statükoculuğuna karşı yeni bir sol oluşum için “A’dan Z’ye (Adana’dan Zonguldak’a)” adlı eylemin startını Adana’da vermiş.

Yanına da bazı Prof. yancılarını almış, çıkmış yollara.

Onun sosyalistliğinden bir hayır gelmeyeceğini ve ipiyle de kuyuya inilemeyeceğini mürekkep yalamışların çoğu biliyordur. Anımsarsınız, bu arkadaş bağımsız(!) milletvekili olarak seçildikten sonra mazbatasını almaya gittiğinde “1969’da Behice Boran ve Mehmet Ali Aybar’ın seçilmesinden beri ilk kez bir sosyalistin mazbata aldığını” söyleyerek ve “%10 barajını nasıl geçtim” diyerek bayağı bir afra tafra yapmıştı. Tabii bunu duyan da, Behice Boran ve Mehmet Ali Aybar örneğinde olduğu gibi Ufuk Uras’ın kendi partisinin oylarıyla milletvekili seçildiğini filan zanneder. Ama kazın ayağı öyle değildi. Çünkü onu oraya taşıyan Kürtçü partinin destek oylarıydı. Eğer o oylar olmasaydı Ufuk yoldaş ancak nal toplayacaktı. Zaten kendisi de “… tabii ki DTP’nin desteğini aldım…” diyerek, birileri tarafından oraya taşındığını ve dolayısıyla da onlara bir diyet borcunun olacağını hiç gocunmadan itiraf etmişti.

Okumaya devam edin ‘Kılavuzu Ufuk Uras ile SHP olanın…’

25
Haz
09

Tayyip’ten vekillere fırça üstüne fırça

Tayyip Erdoğan
Tayyip Erdoğan

Tayyip fırtınası geçtiğimiz hafta da dinmek bilmedi. Meclis çalışmalarının aksaması üzerine Tayyip geçtiğimiz haftaki grup toplantısında partisinin milletvekillerini sert bir şekilde uyardı.

AKP’nin 6 küsur yıllık iktidarı döneminde ayar vermediği kesim kalmayan Tayyip, bu kez ayarı kendi partisine verdi. Bunun sebebi ise Tayyip’in Meclis çalışmalarından beklediği verimi alamaması. Daha doğru bir ifadeyle Türkiye’nin zararına olan yasaların Meclis’ten Tayyip’in istediği hızda çıkmaması. Çünkü son zamanlarda AKP milletvekilleri Meclis çalışmalarına (siz el kaldırıp indirmek suretiyle yapılan bir tür sportif etkinlik diye de okuyabilirsiniz) disiplinli bir şekilde katılmaması.

Okumaya devam edin ‘Tayyip’ten vekillere fırça üstüne fırça’

25
Haz
09

Nicolas Sarkozy cenaze töreninde yuhalandı

 Nicholas Sarkozy ve Ömer Bongo.
Nicholas Sarkozy ve Ömer Bongo

Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy, İspanya’da gördüğü bağırsak kanseri tedavisi sırasında yaşamını yitiren 73 yaşındaki Gabon Devlet Başkanı Ömer Bongo’nun cenaze töreni için geldiği Gabon’un başkenti Libreville’de halk tarafından protesto edildi. 73 yaşında yaşamını yitiren Ömer Bongo’nun naaşına çiçek bırakmak için devlet başkanlığı sarayına giden Sarkozy aracından indiği anda çevrede bulunan halk, “Sizi istemiyoruz, defolun!”, “Fransa’ya hayır!” sloganları attı. Kalabalığın içinden bir Gabonlu ise “Siz Fransızlar buraya Gabon’u yemeye geldiniz. Buraya giren tüm cumhurbaşkanları cepleri dolu çıktı, ama sonra bizi eleştirdi.” diye bağırınca Sarkozy apar topar içeri kaçmak zorunda kaldı.

Okumaya devam edin ‘Nicolas Sarkozy cenaze töreninde yuhalandı’

25
Haz
09

Baykal’ın “milli” görevi Talabani’yi memnun etmek

Bakmayın yaptıkları “SPD bizim sicil amirimiz değil” açıklamalarına. Sadece laf.Bakmayın yaptıkları “SPD bizim sicil amirimiz değil” açıklamalarına. Sadece laf. Dün “kimseye hesap vermeyiz” diyen Öymen, bugün Alman Steinmeier’e cevap verirken adından önce bir “sayın” eklemeden başlamıyor söze. Sanki uşak efendisiyle konuşuyor. Baykal’dan çıt çıkmadığı için konuşmak Öymen’e düşmüş anlaşılan. Bakalım “aşırı ulusalcı” karşılama grubunun başı, SPD’liye nasıl cevap vermiş?

AP seçimleri sonrası…

Geçtiğimiz haftalarda 27 AB ülkesinde yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından ortaya çıkan tablo, Avrupa’nın genelindeki bir eğilimi de dışa vurmuş oldu. Tablo oldukça netti: Türkiye karşıtlığı.

Türk karşıtlıklarını gizlemeyen ırkçı Batılılar, seçimler döneminde ırkçılıklarını içlerine atan “sol”cu Batılılara üstün geldi.

Seçimleri yerinde izlemek için Almanya’ya giden Türk gazeteciler, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) merkezi WillyBrandtHaus’ta, iktidar ortağı SPD’nin lideri ve Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier’le görüştüler.

Bununla birlikte CHPSosyalist Enternasyonal tartışması başlamış oldu. Ama diğerlerinden farklı…

SPD liderinin ağzından dökülen CHP eleştirilerini gazeteler sırayla sayfalarına taşıdılar. Aslında Steinmeier, SPD’nin “kardeş partisi” CHP üzerine bir şey söylemeyecekmiş, ta ki “AB ve demokrasi” fetişisti Hasan Cemal konuyu CHP’ye getirene kadar. Hasan Cemal, “AB konusunda Türkiye’nin ev ödevleri var” başlıklı yazısında bunları geçti. Hasan Cemal, tıpkı Karayılan’la yaptığı “görüşme”de olduğu gibi bir kuryelik işini daha yerine getirmiş oldu diyebiliriz.

Okumaya devam edin ‘Baykal’ın “milli” görevi Talabani’yi memnun etmek’

25
Haz
09

AKP ve DTP’nin Türk düşmanlığı

Ne mutlu Türk'üm diyeneAKP’nin “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” şeklindeki sözlerinin aslında dağlardaki “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazılarını sildirmek olduğu ortaya çıktı. Aslında burada amaçlanan Türklük bilincinin sadece dağlardan değil Türk milletinin hafızasından da silinmek istenmesidir.

“Ne  mutlu  Türk’üm  diyene”  sözü

Türk’ün  hafızasından  siliniyor

Sözde Kürt sorunun çözümüne yönelik yeni açılımlarla başlattıkları Kürtçülük faaliyetlerini, Abdullah Gül’ün de belirttiği gibi 2009 yılının; “fırsat yılı”na çevrilmesine yönelik tüm Kürtçülerin elbirliğiyle, davalarından sapmadan devam ettirdiklerini görmekteyiz.

Özellikle DTP’lilerin haddini aşan sözlerine karşılık, iktidardaki A-Ke-Pe denilen yerden bitme Kürtçü partinin, bırakın karşı çıkmayı DTP’yi destekler sözlerine şahit oluyoruz. Hatta bazı AKP’li milletvekillerinin DTP’lilerden daha Kürtçü ve bölücü takıldığına da şahit olmaktayız. Kimi zaman da AKP’li ve DTP’li milletvekillerinin arasında karşılıklı paslaşmalara varan yardımlaşmaların olduğunu gözlemliyoruz.

AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan’ın sözde Kürt sorununun çözümü konusunda yapmış olduğu açıklamada: “Çözüm sürecine girdik. Doğrusu artık hiç kimsenin, ülkenin bu sorun nedeniyle bedel ödemesine tahammülü yok. Dolayısıyla denenmiş her çareye başvurulacak… Dağlardaki ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ yazısının sosyal tedbir çerçevesinde silinmesi gerekir. Bunlar daha önce başçavuşun talimatıyla yazılmış yazılardır. Bugün de başçavuşun talimatıyla silinir.” demişti.

Okumaya devam edin ‘AKP ve DTP’nin Türk düşmanlığı’

25
Haz
09

Yiğit Bulut nasıl Tayyipçi oldu..?

Yiğit Bulut
Yiğit Bulut

Tuncay Özkan
Tuncay Özkan

Erhan Göksel
Erhan Göksel

Bir insanın bu kanallarda çıkan ve gazetelerde yazan herhangi bir yazarı, araştırmacıyı veya gazeteciyi Atatürkçü, ulusalcı bellemesi, ciddiye alması, hatta peşinden gitmesi için son derece saf olması gerekir. Ulusalcı gurular bu kitlenin saflığı ve iyi niyetini kullanıp köşe dönen Titancılar gibi… Bunu başarınca da ilk fırsat siyasi görüşlerinde de dönüp hemen AKP’ci oluyorlar.

Ulusalcı Gurular

Türkiye’de, ne yazık ki, en kolay manipüle edilen insanlar Atatürkçüler ve ulusalcılar. Oysa bu kesim aynı zamanda en okumuş kesimdir. Televizyonlardaki tartışma programlarını izlerler, gazeteleri, çıkan en son flaş “ulusalcı” kitapları okurlar. Aydındırlar ama yine de en kolay oltaya bizim insanlarımızı atlar.

Çünkü yine biraz önce bahsettiğimiz gibi, gazete okumak ve televizyon izlemekten ibaret bir siyasi eylem kültürleri vardır. Gazeteleri ve televizyonları ciddiye alan insanın da beyni ne yazık ki bir müddet sonra balık beynine dönüşür. Nerde olta orada ulusalcı amca…

Gazeteler ve TV kanallarının yarısı AKP yandaşı, geri kalanı ise Aydın Doğan’ın. Bir insanın bu kanallarda çıkan ve gazetelerde yazan herhangi bir yazarı, araştırmacıyı veya gazeteciyi Atatürkçü, ulusalcı görmesi, ciddiye alması, hatta peşinden gitmesi için son derece saf olması gerekir. Ancak ne yazık ki burası Türkiye ve böylelerinden milyonlar var.

Ulusalcı gurular bu kitlenin saflığı ve iyi niyetini kullanıp köşe dönen Titancılar gibi… Bunu başarınca da ilk fırsat siyasi görüşlerinde de dönüp hemen AKP’ci oluyorlar. Bizim Atatürkçü amca ve teyzeler de şaşkın şaşkın ekranın başında kala kalıyorlar: “Hanım bu adam ne diyor? Bu da mı Tayyipçi olmuş.”

Her biri bir operasyon

İyi niyetli düşünürsek, bu tür isimleri fırsattan istifade isim yapmaya çalışan, biraz ün, biraz para meraklısı uyanık kimseler olarak düşünebiliriz.

Ama olay hiç de bu kadar basit değil. Bu adamları televizyonlardan milyonlar izliyor. Ulusalcılık adına yumurtladıkları saçmalıkları doğru kabul ediyor. Kitaplarını alıyor.

Ve hepsinden önemlisi milyonlarca Atatürkçü ve ulusalcı

bu sayede susturuluyor, yanlış yönlendiriliyor, AKP ve

ABD’nin istediği yöne manipüle ediliyor.

Bu sahte ulusalcı guruların her biri bu yüzden bir

operasyondur. Gizli servis operasyonudur. Görevlerini

yerine getirirler. Kitlelere en dost ifadelerle en düşman

tezleri benimsetirler.

Ve en sonunda istisnasız hepsi gerçek yüzünü belli eder.

Örneğin Hulki. Aziz Nesin’in TV’de haşladığı bir dinci, hurafelerle uğraşan garip bir araştırmacıydı. Sonra ansızın en kahraman ulusalcı kesildi. Programlarında anlatılan ipe sapa gelmez şeyleri kitap olarak bastı. Bunlardan köşeyi döndü. En sonunda bir gece yarısı Atatürkçü gençlere karşı PKK’yla birlikte saldırmaya çalıştı. Büyük ulusalcı, Diyarbakır’daki dostlarıyla özel bir program düzenlemiş ve TÜRKSOLU’nu aklı sıra bitirmeye çalışmıştı.

Bu bir operasyondu. Yıldız’da katledemedikleri gençlerin işini akılları sıra TV’de bitireceklerdi. O gün rezil oldu. Gerçek kimliği de ortaya çıktı. Ama Atatürkçülerin parasıyla geçinmeye uzun yıllar devam etti.

Sonra Yalçın Soner ve Yalçın Küçük. Birdenbire en büyük ulusalcı kesildiler. Atatürkçü çevrelere Yahudi düşmanlığı, Sabetayist avcılığı ve komploculuk mikrobunu soktular. Millet ABD’yi emperyalizmi bıraktı, deliler gibi harfleri toplayıp çıkarmaya başladılar. Mezar taşlarıyla kafayı yiyenler, Atatürk’e bile Yahudi diyenler türedi. Bu da bir operasyondu.

En büyük operasyon Tuncay’ınkiydi. Milyonları peşine taktı. Cumhuriyet Mitinglerini tam AKP’nin ve ABD’nin istediği hizaya soktu. Sonra bir gün milyonların telefon numaralarıyla birlikte ulusalcı TV kanalını Fetoculara sattı. Şimdi Obama’ya mektuplar yazıyor, Apo’yu göklere çıkarıyor. Peşinden artık kimse gitmiyor. Ama Atatürkçülerin en kritik iki yılını çaldı.

Okumaya devam edin ‘Yiğit Bulut nasıl Tayyipçi oldu..?’




İstatistikler

  • 2,194,210 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Haziran 2009
P S Ç P C C P
« May   Tem »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930  

En fazla oylananlar